Timothy May’in Moğolistan Kitabından Seçmeler

Yazar: Umut Köse

Eylül 10th, 2020

Giriş

Moğol devri diye düşünmek aklımıza ilk olarak Cengiz Han’ı ve onun ardıllarını getirir. Bu çok normaldir çünkü Cengiz Han Asya bozkırının gördüğü en karizmatik iki meşruiyet karakterinden biridir. (Diğeri: Oğuz Kağan)

Ne yazık ki, bilgisizlikten kaynaklı olarak Cengiz Han’ı basit bir kabile şefi olarak görenler de yok değil ancak bu asılsız ve basit sözlere cevap vermeye dahi lüzum yoktur. Çünkü Cengiz Han’a dair ciddi bir çalışma okuduğumuzda onun Asya’da ve dünyada ne kadar değerli bir yeri olduğunu görüyoruz. Bu konuda okuduğum yazarlardan ilk aklıma Jean Paul Roux’un (Moğol İmparatorluğu Tarihi), Rene Grousset’ın (Bozkır İmparatorluğu) kitapları geliyor.

Her ne kadar en büyük ismi Cengiz Han olsa da, aslında Moğol Tarihi de oldukça değerlidir. Bu nedenle Timothy Michael May’ın “Moğolların Kültürleri ve Gelenekleri” kitabından çıkarttığım notların bir kısmını, kendi cümlelerimle izah ettim. Ancak kitabı tamamen çevirmediğim için bu yazı bir çeviri girişimidir demeyeceğim. Ben yalnızca Timothy May’in Greenwood Press’in 2009 yılındaki baskısından seçme cümleler alarak internet sitesi yazısı şartlarına uygun bir kompozisyon oluşturdum.

Son olarak, ülkemizde Moğol Tarihi ağırlıklı olarak Cengiz Han ve Kubilay Devri’ne kadar bilindiği için onlara dair bilgileri, başka kişilere, dönemlere ve bölgelere dair bilgilere yer açmak adına yazının dışında tuttum. Bir diğer hariç tuttuğum konu ise SSCB-Moğol ilişkileri, 1991’den sonra Moğolistan dünyası idi. Yayınlamak üzere kitaptan seçtiğim bölümlerin faydalı olmasını diliyor ve yazının ardından incelemiş olduğum bu kitabın tamamını okumanızı tavsiye ediyorum.

Coğrafi İzah

Moğolistan’ın toplam 1.564.116 km2  arazisi vardır ve başkentinin adı Ulan Batur olup, dünyanın en soğuk başkenti kabul edilir (-40-61c0). Moğolistan’ın toprak arazisinin %40’ı Gobi Çölü, %35’i orman-bozkır kuşağı, %20’si hakiki bozkır ve %5’lik dilimi ise kumlu çölden ve dağınık durumda olan hakiki ormanlardan oluşmaktadır.

Ülkeyi üç farklı bölgeye ayırmak mümkündür:

Doğu

Doğu Moğolistan, Hentiy Dağları arasındaki bölgeden oluşur ve doğudaki Çin sınırına,  yani Mançurya’ya kadar uzanır. Bölge genel olarak dağlıktır ve güneyinde Gobi çölü bulunmaktadır. Burada Hentiy Dağları, Onon ve Kerülen nehirlerinin kuzeye ve nihayetinde Pasifik Okyanusu’na aktığı bir havza görevi görmektedir.

Orta

Orta Moğolistan, Hangay Dağları ve Hentiy Dağları arasındadır. Başkent ve en büyük şehir olan Ulan Batur, Orta Moğolistan’ın kuzey kesiminde yer alır. Hangay ve Hentiy Dağları, aynı zamanda burada birer su havzası görevi görürler. Hangay Dağlarının kuzeyinde, Rusya sınırında bulunan Baykal Gölü’ne akan Selenge ve Orhon Nehirleri bulunurken, Tuul Nehri, Hentiy Dağları’ndan geçip Baykal Gölü’ne akar. Zavhan Nehri daha sonra güney ve batı yönünden Hangay Dağları’ndan geçip batı Moğolistan’daki tuz göllerineakar. Kerülen ve OnonNehirleri ise Hentiy Dağları’nın doğusundan Pasifik Okyanusu’na akar. Tüm Moğolistan’da olduğu gibi, burada da bölgenin kuzey kesimi hakiki bozkırlarla karışmış ormanlık araziye sahip olma eğilimindedir. Bu alan aynı zamanda tarım için uygun toprağa sahiptir. Bununla birlikte, tarım Moğolistan’da hiçbir zaman önemli bir geçim kaynağı olmamıştır. Bunun en büyük gerekçesi Rüzgar Erozyonunun tarımı engellemesi olmuştur. Güney kısım, daha sonra Gobi Çölü’ne dönüşen bozkırlardan oluşur. Hangay Dağlarının kuzey ve güney arasındaki bir sınır olduğu ifade edilebilir.

Batı

Batı Moğolistan, Hangay ve Altay Dağları arasında yer almaktadır. Moğolistan’ın Batı topraklarında,  düz bozkırlardan yüksek dağlara kadar değişik araziler bulunur. Altay Dağları Moğolistan ile Kazakistan, Rusya ve Çin’in bir kısmı arasındaki bariyer sınırını oluşturur. Kuzeybatıda ise Tuva Rusya Cumhuriyeti’ni çevreleyen Tannu Dağı var. Sayan sıradağları ise Rusya ile Irkutsk ve Buryat Cumhuriyeti ile sınır komşusudur. Bu dağlar arasına sıkışan bölge ise, Büyük Göller olarak bilinir ve burada bulunan göllerden olan Hövsgöl Moğolistan’daki en büyük tatlı su kütlesidir.  Son olarak bölgenin Kuzey kesimi engebeli olup doğuda ve kuzeyde giderek dağlık hale gelirken, Batı Moğolistan’ın güney kısmı Altay Dağları hariç düzdür.

Göçebelik ve Beslenme Alışkanlığı

  1. Tarihsel olarak, yaz aylarında göçebeler daha serin olan yaylalara göç etmekteydiler. Kışın ise ovalara ve vadilere göç etmekteydiler.
  2. Göçebeliğe gerçek bir toprak tehdidi varsa o da bozkırların çölleşmesidir. Aşırı otlatma, çimlerin sıyrılması ve toprak rüzgâr tarafından uçurulması nedeniyle meraları çöle çevirebilmektedir.
  3. Göçebelerde kendi kendine yeterlilik neredeyse imkansızdır. Bu nedenle tarih boyunca göçebelerin mecburen yerleşik kültürlerle ilişkisi olmak durumundaydı.
  4. Göçebe bir aile geçinmek adına, en azından yaklaşık yirmi koyuna ve bir ata ihtiyacı vardır. Sürüye elli koyun girdikten sonra ikinci bir at ve çobana, ardından yaklaşık iki yüz koyunun ardından üçüncü bir at ve biniciye ihtiyaç duyulacaktır. Göçebeler, araziyi nadiren sahip olunan bir şey olarak görürlerdi.
  5. Kişi hayvan sahibidir ama toprağa sahip değildir. Çayır ise birinin alıp sattığı bir şey değildi.
  6. Günümüzdeki Moğol nüfusun yaklaşık yüzde 40’ı göçebe olarak kaldığı için göçebelik ülkenin karakterini ve kimliğini şekillendirmeye devam ediyor.
  7. Yiyecek bakımından Koyun eti tüm Moğolistan için başlıca protein kaynağıdır.  Koyunlar, yağ açısından zengin sütleriyle beraber aynı zamanda Moğolistan’ın gelişen moda endüstrisi için sıcak battaniyeler ve süveterler gibi diğer giysileri yapmak için kullanılan yünleri için de değerlidirler.  Keçiler ise özellikle dağlarda veya Gobi Çölü yakınında olduğu gibi daha az meranın olduğu alanlarda besin ihtiyacını karşılamaktadırlar. Yemeklerde koyun eti hakim olsa da, diğer hayvanlardan elde edilen etler kullanılır. Deve eti bunun bir örneğidir ancak deve eti sadece acil durumlarda veya bir hayvan öldüğünde yenme eğilimindedir. Deve yemekteki isteksizlik, onların hatırı sayılır değerinden kaynaklanmaktadır. Bir başka besin kaynağı, kısrak sütünden yapılan önemli bir öğe, sütün büyük bir deri çantada çalkalanmasıyla yapılan alkollü bir içecek olan Airag’dır (kımız).  Sütün genellikle sadece ilkbaharın tay mevsiminde ve yazın başlarında mevcut olması nedeniyle, bu sütü sonbaharın başından sonra elde etmek zordur.
Airag

Tarih Öncesi

Moğolistan’da insanın tarihi Paleolitik dönemde (MÖ 35.000-12.000) başlar. Mezolitik dönemde ise (MÖ 12.000  8000), Moğolistan’da yay ve ok ilk kez  üretildi. Neolitik dönem ise (MÖ 8000-4000), Moğolistan’a dağılmış çeşitli büyüklüklerde yerleşimlere tanık oldu. Bu dönemdeki En iyi örnekler Hovd’daki Khoit Tsenkher Mağarası’ndan geliyor. Orada, tek düze resimler, Moğolistan’daki vahşi yaşamın günümüzde önemli ölçüde değiştiğine dair kanıt sağlıyor. Çizimlerde deve kuşlarının ve fillerin de yer alması bir noktada Moğolistan’daki eski ikliminin şimdikinden çok daha sıcak olduğuna işaret etmektedir.

Moğollarda Şamanlık

Moğollarda şaman olmadan toplumun, ruhsal dünyadan gelen tehditlere maruz kalacağı ve bu nedenle gelen tehlikelere karşı savunmasız olacağı düşünülürdü. Yalnızca kam ruh dünyasıyla başa çıkabilir ve onun ihtiyaçlarını anlayabilirdi. Ancak kam batıdaki gibi bir rahip rolünde değil, dünya ile ruhlar dünyası arasında bir aracı rolü bulunmaktadır. Şamanizm, Budizm’in Moğolistan’a 16. yüzyıldaki kesin yerleşmesinden sonra sonra geriledi, ancak ortadan kalkmadı. Hatta Budizm Şamanizmin birçok özelliğini benimsemişti. Şamanizmin düşüşü ise  1575 yılında Sarı Budizm Mezhebinin gelişiyle başladı.

Budizm ve Şamanizm 13. yüzyıldaki Moğol İmparatorluğu döneminden beri bir arada var olmuştur.  Budizm’in kabile liderlerine büyük bir siyasi meşruiyet sağlaması, Şamanizm karşısında Budizm’in cazipliğini anlamak bakımından dikkat çekici bir unsurdur.

Şamanizm, Budizm’in Moğolistan’a 16 yy’daki nihai zaferinden sonra geriledi, ancak ortadan kalkmadı. Hatta, Budizm Şamanizmin birçok özelliğini benimsemişti. Şamanizm’de Budizm’i benimsemiştir.

Bundan sonraki süreçte Tibet menşeli Sarı Budistler gerçekleşmeye başlayan, zulüm ve baskı dalgası yavaş yavaş Moğolistan’ın günlük yaşamından şamanları ve onların etkinliklerini ortadan kaldırdı. Örneğin, Şamanların ayinlerinin parçaları olan eşyalar ateşlerde yakıldı. Bununla birlikte sarı Budistler yalnızca Şamanlara baskı uygulamadılar, kendilerinden olmayan Budistlere de baskı uygulamışlardır.

Budizm kısa sürede Moğolistan’ın çoğuna hâkim olurken, Şamanizm, Moğolistan’ın sınırlarında ve ötesinde, özellikle günümüzdeki Rusya sınırında ve Moğolistan’ın uzak doğu bölgelerinde yaşayan Buryatlar arasında daha da arttı. Moğolistan’daki tüm bu baskı sürecine rağmen, şamanların tanrıları ve ruhları on sekizinci yüzyılın başlarında Budist diniyle kaynaştı. On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde, şamanik kutsal alanların çoğu Budist hale geldiği görülmeydi ancak bu kutsal yerlerde yaşayan ruhlar ile şaman devrindeki ruhlar arasında bir fark yoktu. Yani inançlar Budizm’e rağmen aynı kalmıştı.

Budist sanatta Cengiz Han, 18. yüzyıl.

Moğollarda Budizmi Benimseme Süreci

Budizm günümüzdeki Moğolistan topraklarında ilk kez MÖ 1. yüzyılda Asya Hunları devrinde gözüktü. Ancak din burada yaygınlaşmadı. MS 6. yüzyılın başlarında Moğol(?) Juan Juan’ların yükselişiyle Budizm, günümüzdeki Moğolistan manastırlar inşa edilmemiş olsa da bir canlanma yaşadı. Esasen, Budist din adamları, Moğolistan’da seyahat edebildiler, ancak bölgede çok fazla nüfuz edebildikleri söylenemez.

Budizm’in statüsü, (Gök)Türklerin yükselişi ile büyük ölçüde iyileşti. Budizm, özellikle dindar bir Budist olan Türk Kağanı To-Po (573-581 MS) döneminde gelişti. To-Po, Moğolistan’da tapınaklar inşa ettirdi. Ancak To-Po öldükten sonra Budizm etkisini yitirdi. Bunun bir nedeni, Türk savaşçı aristokrasisinin bir savaşçı ruhunu teşvik etmemesi olabilir.

Diğer bir topluluk Uygurlar başlangıçta Budist olsalar da (örneğin 630 tarihi bknz: Pu-Sa) , Budist Tang hanedanının artan etkisi nedeniyle Çinlilerle kültürel tesirini önlemek için 744’te Maniheizm’e yöneldikleri görülmektedir.

Budizm kuzey Çin’i giderek daha fazla etkilemesine rağmen, Moğolistan coğrafyası olarak kabul ettiğimiz alanda onuncu yüzyıla kadar başka bir Budist uyanışı yaşamadı.

Kitan döneminde (970–1125), Budizm Moğolistan’da bir kez daha gelişti. Moğolistan’ın bir bölümünü ve Çin’in kuzeyini fetheden bir Moğol olan Kitanlar, Moğolistan’da Budizm’in merkezi haline gelen şehirler kurdu. Bunlardan, özellikle Kerulen ve Orhun nehirlerindeki şehirler önemliydi. Kitanlar için Budizm bir devlet dini haline geldi ve Çin’i fetheden yabancı güçlerin ve bürokrasilerine sıklıkla nüfuz eden Çin Konfüçyüsçülüğüne karşı bir hareket yaptı. Budizm, Moğolistan’da inşa edilen şehirlerde gelişmesine rağmen, Budizm göçebeler arasında pek çok din değiştiren kişi kazanamadı ve bu nedenle şehirlerin dışında çok az manastır kurabildi.

Kitanlar’ın  Cürcenler tarafından düşüşünden sonra Budizm yeniden gölgede kaldı. Moğol İmparatorluğu’nun kurulmasının ardından işler değişecektir.

Cengiz ve devleti sonrası, 16. yüzyılda Moğolistan’da işler eskisi gibi değildi ve tam tarih olarak 1550’de Moğolistan tam bir kaos içindeydi. On iki aday Moğollara hakim olmak için mücadele etti, ancak hiçbiri diğerlerine hükmetmek için yeterli güce sahip olamadı. Moğolistan’ın kuzey kesiminde Tumet Han, Rus Kazaklarının desteğiyle egemen oldu. Orta Moğolistan’da, Kalka Moğollarının hanı olan Abatai, yavaş yavaş ana figür olarak ortaya çıktı. Güneyde,  günümüzde İç Moğolistan olarak kabul edilen bölgede, Altan Han ön plandaydı. Ayrıca hükümdarları Cengiz Han’ın soyundan gelmeyen Oyratlarda, iktidar için yarıştılar.

Altan Han (1508–1582), çok yetkin bir komutan olmasına rağmen, diğer adayları zapt edemiyordu.  Diğer hanların Cengiz soyundan gelmelerinin avantajını ve meşruiyet hak edebilme durumunu engelleyebilecek bir şeye ihtiyacı olduğunu fark etti, bunu da Budizmde buldu.

1551’den itibaren, Altan’ın Ming ordularına karşı kazandığı başarının ardından, birçok Budist onu Konfüçyüsçülerin Budistlere yönelik zulmüne karşı bir savaşçı olarak gördü. .Altan Han’ın etkisi yayılmaya devam etti.

Yeğenlerinden biri Oyratlara karşı sefer yaptıktan sonra Tibet’e girdi. Orada Tibet’in bazı bölgeleri Altan’ın yeğenine teslim oldu. Altan’ın yeğeni bu esnada Gelukpa(Sarı tarikat) üyeleriyle karşılaştı. Altan Han’ın yeğeni onlardan Tibet’te çok sayıda mezhep olduğunu öğrendi. Yeğen, Altan Han’a döner dönmez bu istihbaratı bildirdi ve bu süreçten sonra, Tibet’in sarı Budist tarikatı ile Moğollar arasındaki ilişki, Moğol tarihin yeni bir noktasını teşkil etmektedir.

Altan Budizm’i benimsemişti ve bu muhtemelen samimi bir din değiştirmesi olmasına rağmen, bunun siyasi bir yönü de vardı. 1578 yazında Üçüncü Tibet Dalai Laması, Sonam Gyatso, Altan Han’ı tüm Moğolların evrensel hanı olarak tanıdı. Ayrıca Altan Han, Cengiz Han’ın torunu Kubilay Han’ın reenkarnasyonu ilan edilmiştir.

Altan Han’ın son zamanlarında daha önce de değinildiği gibi Şamanizm’e darbe vuruldu ve inananlara sert cezalar uygulandı, ancak bu uygulamaların çoğu 1640 yılındaki bir kararla atıldı. Buna ek olarak, Budizm’in diğer biçimleri (Kırmızı ve Siyah mezhep gibi) zulüm görmüştü. Beşinci Dalai Lama (1617-1682), diğer Budist öğreti biçimlerinin Moğol topraklarında yasaklanmasını hararetle savundu ve yavaş yavaş Sarı mezhep Moğolistan’a egemen oldu.

 Manastırlara karşı harekete geçilmesi, Altan’dan 4 asır sonra, 1920’lerde Moğolistan’ın Stalin’i  olarak adlandırılan Çoybalsan’ın iktidara gelmesiyle başladı. Budist manastırların arsaları, malları ellerinden alınırken,  Budist din adamların katledilmesinden de geri durulmamıştır. Bundan sonraki süreçte Komünistler, Budizm’i tamamen ortadan kaldırmasa da, Budizm 1989-1990’da Komünizmin düşüşüne kadar Moğolistan’da izleri ciddi ölçüde silinmişti.

Moğolların Bayramları

Naadam, Moğolistan’daki en büyük festivaldir ve 11 ve 12 Temmuz’da düzenlenir. Festival üç spordan oluşur. – güreş, at yarışı ve okçuluk. Naadam, kelimenin tam anlamıyla “oyun” anlamına gelir ve bu nedenle Naadam, onu yüz ila bin katılımcının olabileceği diğer yerel naadamlardan ayırmak için genellikle Ulusal Tatil Naadam olarak anılmaktadır. 18. yüzyıla kadar temeli indirilen bu bayramın başlangıçta oyunların belirli bir günü yoktu, ancak önce 1912’de Moğolistan’ın Çin’den yani Qing İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını kazandıktan sonra oyunlar yazın son ayına (temmuz-ağustos) taşındı.  1922’e gelindiğinde  Moğol Halk Partisi kurucusu ve  komünist lideri Sühbatur, Komunist devrimin başarısının yıl dönümünü anmak için 11 Temmuz’da yeni bir naadam başlattı. 1924’te ise 11 Temmuz resmi bir ulusal bayram oldu.

Diğer önemli Moğol bayramı, Moğol İmparatorluğu döneminden beri kutlanan “Beyaz Ay” veya Yeni Yıl Günü olan Tsagaan Sar’dır. Moğolistan artık Gregoryen takvimini kullansa da, ay takvimi de gelenek ve dini uygulamalar nedeniyle halen kullanılmaktadır ve bu nedenle Tsagaan Sar genellikle Şubat veya Mart başına tarihlenebilir. Tsagaan Sar,mutluluğa ve iyimser bir geleceğe odaklanır.

Maidar Ergekh, Moğolistan’da 1921 Devrimi’nden önce de olan Budist festivalidir. Komünist hükümetin Moğolistan’daki yükselişinden sonra festival yasaklandı. 1990’da, SSCB çöktükten sonra, festival Moğol topraklarına geri dönüş yaptı ve devam ediyor.

Bir başka Budist bayramı, 18 Mayıs’ta Buda’nın doğum günü olan Ikh Duichin’dir.Tüm manastırlarda kutlanmasına rağmen, ana kutlama Ulan Batur’daki Gandantegchinlen Khiid’de gerçekleşir.

Yak Festivali, Kartal Festivali, Deve Festivali,  Airag(Kımız) Festivali bir diğer festivallerdir.

Kitabın İçeriği ve Değerlendirmesi

Kitap, Moğolların geçmişten günümüze getiren 146 sayfalık bir giriş kitabıdır. önsözün vs dışında 10 başlıktan oluşmaktadır.

  1. Toprak ve Tarih
  2. Göçebelik
  3. Din
  4. Edebiyat
  5. Geleneksel ve Çağdaş Sanat
  6. Elbise ve Mutfak
  7. Cinsiyet, ilişki ve Evlilik
  8. Festivaller
  9. Gelenekler ve hayat tarzı
  10. Cengiz Han’ın Mirası

Eleştiri

  1. Gerçekten kaliteli bir kitap. Dili akıcı ve verilen bilgiler bize bu eserin ciddi bir çalışmanın ürünü olduğunu anlatmaktadır.
  2. Türkiye’deki Moğol tarihçiliği, Cengiz Han ve haleflerine odaklıdır. Ancak Timothy May, güncel Moğol toprağına dair çalışma yapmış olması oldukça yeni bilgiler edinmemizi sağlıyor.
  3. Özellikle Budizm’in Moğol topraklarına girmesi ve yayılması kısmını ilgiyle okudum. Çin Budizmi yerine Tibet Budizmi’nin bu topraklarda hakim olmasının gerekçelerine değinmesi başarılıydı.
  4. Kubilay Han’ın hanesi, Yuan Hanedanı’nın son hükümdarı Togan Temür’ü anlattığı kısım özellikle ilgimi çekti ve genel olarak Çin-Moğol ilişkilerinin izahı oldukça başarılı.
  5. Tarihi süreç yalnızca siyasi tarihe indirgenmemiş, kültürel ve dini tarih oldukça iyi analiz edilmiş.
  6. Yakınçağ tarihi ve günümüzdeki Moğolların yaşantısına yer vermiş olması önemliydi.
  7. Haritalar yetersizdi.
  8. Daha fazla görsel olmalıydı.
  9. Coğrafi verilerden daha fazla yararlanılmalıydı. (Yer şekilleri vs.)
  10. Kullanılan bazı kavramlara itiraz edilebilir(Pastoral Nomadism)

Peki kitap Türkçe’ye çevrilmeli mi?: EVET. Bizimde zamanında idare tesis ettiğimiz, yaşadığımız, çok önemli kültürel miraslarımız bulunan (Orhun Yazıtları, balballar)  Moğolistan Coğrafyasının, iklimini, dağını, toprağını, tarihi dinini, geleneklerini anlatan bir kitap eksikliği yaşamakta olduğumuzdan bu kitap dilimize kazandırılmalıdır.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?