Christopher Beckwith’in Orta Asya’da Tibet İmparatorluğu Eserinden Tibet İmparatorluğu’na Dair 50 Bilgi

Yazar: Misafir Yazarlar

Temmuz 8th, 2020

1) Coğrafyacı, matematikçi ve aynı zamanda astronom olan Klaudios Ptolemaios’un (MS 90-168) coğrafya atlasında Tibetlilerin erken adları olarak “Baitai”, “Bautai”, “Bauts” adları gözükmektedir. Bu adlar Tibetlilerin VII. Yüzyıldan beri kullandıkları “Bod” adı ile uyuşmaktadır. Fakat öncesinde “Bod” adının farklı kullanımı biraz kafa karıştırmaktadır. Zira kroniklerde ilk Tibet hükümdarlarından olan Gnam ri srong btsan’ın (?–629) kendisini “Bod Kralı” olarak değil de “Spu Kralı” olarak adlandırdığı görülür. Bu dönemde Gnam ri srong btsan önderliğinde güneyin yoksul çiftçilerinin kuzeyde hayvancılıkla uğraşanların topraklarını fethettikten sonra “Bod” adını kullandıkları görülmeye başlar. Muhtemelen “Bod” adı “Rtsan” adı ile birlikte anılan bir diğer Tibet platosunun adıydı. Gnam ri srong btsan dönemi burası merkezi Tibet bölgesi oldu ve coğrafi anlamdaki “Bod” adı Tibetlilerle birlikte anılır oldu.

2) Tibetli olan birçok boy vardır ama her boy Tibet İmparatorluğu’nu oluşturan asıl boy olarak telakki edilmemelidir. Mesela Shang Hanedanlığı (MÖ XVII – XI) dönemine ait fal kemiklerinde “Ch’iang” adlı bir boyun adı görülür. Bu boy Hunlar döneminde de görülen “Qiang” (Chiang) boyudur. Ama Tibet İmparatorluğu’nu kuran asıl zümre ile bu boyun bağlantısının olmadığı düşünülmektedir. Muhtemelen Tibet İmparatorluğu’nu kuran boy “Fa-Chiang” (Batı Chiangları) idi. Bunun gibi başka Tibet boylarının da olduğu düşünülmektedir.

3) Bir dönem Han Hanedanlığı (MÖ 206 – MS 220) Hunlarla Qiangların bağlantı kurup Çin’in batı ile olan ilişkisini keseceklerinden endişelenmiştir. Bu endişenin yanı sıra Hunlarla Qiangların birlikte Çin’i kuşatma tehdidi de eklenebilir. Bu endişeler Shi-Ji (Tarihçinin Kayıtları) ve Han Shu (Han Hanedanlığı Tarihi) adlı Çin kaynaklarında görülmektedir. Han Hanedanlığı’nın bu endişesi imparator Wu dönemi (MÖ 156 – 87) Kansu koridorunun Hunların elinden alınmasıyla sona ermiş oldu. Böylece Mo-tu döneminden beri müttefik ve aynı zamanda komşu olan Hunlarla Qianglar ayrılmış oldu.[1]

4) VII. Yüzyılda kurulan Tibet İmparatorluğu’nun öncesinde bilinen ilk Tibet hanedanlığı “Yarlung Hanedanlığı” olarak geçer. İlk Tibet kralı olarak bilinen Dri gum btsanpo’nun, seleflerinin ölünce cennete ulaşmalarını sağlayan gök halatını kesmesi sonucu gökten dünyaya düşmüş olduğuna inanılır. Tibetlilerin önemli bir güç haline gelmesi Gnam ri srong btsan döneminde olmuştur. Tibetlilerin dış dünya ile ilk diplomatik ilişkisi bu dönem 608-609 yıllarında Çin’deki Sui Hanedanlığı (581-618) ile görülür. Muhtemelen bu ilişkinin muhtevası sınır ticaretiyle ilgiliydi. Tibetlilerin imparatorluk halini alması ise 618 yılında Gnam ri srong btsan’ın yerine geçen Khri srong brtsan, yani diğer adıyla Srong btsan sgampo döneminde olur. Bu dönem Çin’de de Sui Hanedanlığı’nın yerini Tang Hanedanlığı(618-907) almıştır. İmparator Tai-tsung devrinde Srong btsan sgampo Tang Hanedanlığı ile evlilik yoluyla ittifak kurmak istedi. Bu isteğin reddedilmesi üzerine 638 yılında Tibetliler Çin’in safındaki Tangutları itaat altına alıp Tang Hanedanlığı’nı Çin içlerine kadar Tibet ordusunu sürmekle tehdit ettiler. Sınır şehri Sung-chou’da konaklayan Tibet ordusunu Tanglar zar zor geri çekilmeye ikna etmiş, bu dönem prenses Wen-ch’eng de Tibet’e gelin olarak gitmiştir.

5) Tibet İmparatorluğu’nun idaresinin o dönem Tibet’in başbakanı konumunda olan Mgar Ston rtsan’ın elinde olduğu zamanlarda Tibetliler 664 yılında kuzeydoğularında kalan ve Sienpi-Tibetli karışımı oldukları düşünülen Tuyühunların topraklarını ele geçirmişlerdi. Bu sıralarda Batı Türkleri, yani On Oklar da başlarında bir idareciden yoksun kalmışlardı. A-shi-na Tu-chih ve Li Che-fu önderliğinde bu boylar bir araya getirildi ve On Oklar Tibetlilere bağlılık bildirdiler. Bu olay Tibet kaynaklarında gözükmez. Belki Beckwith’in de dediği gibi Türkler kendilerine uygun bir idareci unsur olarak Tibetlileri seçmişlerdi. Böylece Gök-Türklerin yaklaşık 50 yıl süren fetret devrinde oluşan siyasi boşluğu Tibetlilerin doldurduğunu söyleyebiliriz.

6) 670 yılında Mgar khri brin önderliğindeki Tibet ordusunun saldırısı üzerine Tang Hanedanlığı Tarım havzasından ve Dört Garnizon’dan[2] çekilmek durumunda kalmıştır. Böylece Tibetlilerin İpek Yolu üzerinde ilk kez etken bir rol almaya başladığı görülür. 675-676 yılları arasında Tibetliler On Okların kağanı haline gelen A-shi-na Tu-chih ve Li Che-fu ile işbirliği yaparak Tangların Dört Garnizonu’nu kaldırdılar ve Türkistan’a girdiler. İpek Yolu üzerinde çıkarları zedelenen Tang Hanedanlığı Tibetlilerin Türklerle münasebetlerini bozup Türkleri saf dışı bırakma planını uyguladı. Gizli bir görevle gönderilen P’ei Hsing-chien, A-shi-na Tu-chi’yi ele geçirdi. Li Che-fu’yu teslim olmaya zorladı ve On Okların komutanlarını ele geçirdi. Bu olaylar olurken Tibetlilerin şüphesi çekilmemiş, Tang Hanedanlığı’nın bu operasyonu gizli yapılmıştır. P’ei Hsing-chien Çin’e geri döndüğünde ise Doğu Türkleri isyan etmiş, 682 yılında İlteriş’in düzenlediği isyan başarılı olup Türk Kağanlığı tekrar kurulmuştur.

7) Bir dönem Tibet İmparatorluğu’nun siyasi hayatında Mgar sülalesi önemli rol oynamıştır. Bu sülale devrinde Tarım havzası ve Dört Garnizon bölgesi üzerinde hâkimiyet sağlamak için Tibetliler Tang Hanedanlığı ile yoğun biçimde mücadele etmişlerdir. İmparatoriçe Wu Zetian devrinde(690-705) Tibetli başbakan Mgar khri brin, Tang Hanedanlığı’ndan Dört Garnizon ve Tarım havzası bölgesindeki topluluklar ile Batı Türklerinin kendi liderlerini idaresi altında yaşamalarına müsaade edilmesini istedi. Fakat Tang Hanedanlığı bu teklife yanaşmadı ve Dört Garnizon’u bırakmayı reddetti. Bunun yanı sıra hem Batı Türklerinin baskısını durdurmak, hem de Tibetlilerin elini kolunu bağlamak için Tang Hanedanlığı Kapgan Kağan ile evlilik yoluyla ittifak yaptı. Zaten Mgar klanına diş bileyen Tibet İmparatoru Khri dus sron için bu diplomatik başarısızlık bir fırsat oldu ve Mgar klanı ortadan kaldırıldı.

8) Kapgan Kağan Türk Kağanlığı idaresi üzerine düzenlemeler yapıp doğudaki beş boya genç kardeşini, batıdaki beş boya da yeğenini (İlteriş’in oğlu) şad olarak atadı. Onların başına da oğlu Fu-chü’yü(T’o-hsi) küçük kağan olarak atadı. Fakat batıda Türkler “Türgiş” adıyla bir federasyon oluşturmuşlardı. Hatta bu federasyon diplomatik dış ilişkilere bile başlamış gözüküyordu. Mesela 700 yılında Tun Yabgu Kağan(A-shi-na T’ui-tzu) bizzat Tibet sarayına gitmiştir. Tarım havzasını Çin’e kaptıran Tibetlilerle Türgişler 704 yılında Pamir-Tokharistan ticaret yolunun kilit noktası Tirmiz’in ele geçirilmesi için başarısızlıkla sonuçlanan ortaklaşa bir hareket bile düzenlemişlerdi.  Bundan sonra da Türgişlerle Tibetlilerin ilişkileri uzun süre devam edecek, Orta Asya üzerinde Çin’e ve Araplara karşı birlikte hareket edeceklerdir.

9) Türgişler her ne kadar ayrı bir federasyon olarak gözükse de Kapgan Kağan döneminde Türk Kağanlığı’na tabi olarak gözükmektedir. Tun Yabgu Kağan’ın 708 yılında ölümünden sonra Türgişlerin başına Sakal’ın geçmesi ve sonrasına kardeşi Che-nu ile yaşadığı sürtüşme üzerine Kapgan Kağan Türgişlere sefer düzenleyip onları itaat altına almıştı. Buna rağmen Sakal önemli bir konum elde etmiş ve Fergana’nın muhafızlığı gibi önemli görevi üstlenmişti. Tang Hanedanlığının generali Kuo Chien-kuan ve A-shi-na Kül Çur Chung-chieh Fergana yoluyla Sakal’a saldırmayı planlamış, bu planı yaparken de evlilik yoluyla yapılan anlaşma neticesiyle Tibetlilerin müdahale etmeyeceği düşünülmüştü. Nitekim Tibetliler hakkında düşündükleri doğruydu. Tibetlilerden hiç söz edilmemektedir fakat planları başarısız oldu ve her ikisi de Türgişlerin tuzağına düşürülüp öldürüldü. Kuça ele geçirilirken Çin’in Dört Garnizon’a giden hattı kesildi. Netice olarak Sakal Tarım havzasından feragat ederek Tang Hanedanlığı’nın kendisini Türgiş Kağanı olarak tanımasını sağlamıştı. Türgişlerin ve Tibetlilerin dikkati doğu tarafında yoğunlaşmış iken 709-711 yılları arasında Orta Asya’daki siyasi boşluğu fark eden Araplar da Kuteybe b. Müslim önderliğinde fetihlere başlamışlardı. Orta Asya’daki siyaset sahnesinde Araplar da böylece yer almaya başlayacaktı.

10) Araplar Orta Asya’da ilerlerken 710-712 yıllarında Kül Tigin önderliğinde Türk ordusu da Sakal’ın kardeşi Che-nu’nun desteğiyle Türgişler üzerine akın tertip etti. Başarılı geçen bu akın sonucunda Kapgan Kağan Sakal’ı infaz ederken diğer yandan (her ne kadar Türklere bu akında destek olsa da belki de kendi kardeşine bile ihanet edecek kadar güvensizlik yarattığı gerekçesiyle) Che-nu’yu da infaz etti. Bu olaydan sonra birkaç yıl batıda kalan Kül Tigin buradaki Türkleri kontrol etmeyi sürdürdü. Bu sıralarda Türgiş Kağanının ve kardeşinin ölümü Araplar için bir fırsat oldu. Kuteybe b. Müslim önderliğindeki Emevi ordusu Harezm’i aldıktan sonra Semerkant’a yürüdü. Semerkant’ın Taşkent yoluyla Araplara karşı Türklerden yardım istemesi üzerine Kapgan Kağan Kül Tigin’i görevlendirdi. Böylece Kül Tigin’in ordusu ile Araplar bölgede kafa kafaya geldi. Taşkentlilerin ve Ferganalıların da katıldığı bir birlikte Kül Tigin Araplara saldırsa da başarısız oldu. Bunun üzerine Kuteybe b. Müslim Semerkant’ı ele geçirip garnizon kurmaya muvaffak oldu.

11) 714 yılında Batı Türkleri arasında Tu-tan adlı bir liderin isyanı Kapgan Kağan ile Kül Tigin’i harekete geçirdi. Bunlar olurken Kapgan Kağan’ın oğlu önderliğinde diğer bir Gök-Türk ordusu da Pei-ting’e gönderilmişti. Bu ordu Tang Hanedanlığı’na karşı başarısız oldu ve Kapgan’ın oğlu savaşta hayatını kaybetti. Tang Hanedanlığı batıdaki karışık ortamdan yararlanıp yayılmacı emellerini uygulamak için önce Taşkent’i egemenliği altına aldı. Ardından A-shi-na Hsien önderliğindeki Tang ordusu Suyab’a girip Tu-tan’ı yakaladı. Böylece bir taraftan Araplar Orta Asya’ya yayılırken diğer taraftan da Tang Hanedanlığı başta Karluklar olmak üzere Batı Türkleri üzerinde otoritesini kurmayı başarmıştı. Batıda bunlar yaşanırken aynı yıl Kapgan Kağan merkeze geri dönmek zorunda kalmıştı. Muhtemelen oğlunun ölümü ve Çin sınırına yaşanan büyük Türk göçleri bunda etkili olmuştu. Kapgan Kağan bu göçlerin önüne geçmek için Çin’e saldırsa da Orta Asya üzerinde kontrolü sağlamaya muvaffak olamadı. Orta Asya’da artık Araplar ve Çinliler etken güç oldular.

12) 714 yılı bir diğer unsurun, yani Tibetlilerin tekrar sahneye çıktığı yıl idi. Lin-t’ao ve Lan-chou’dan Wei-yüan’a kadar akınlar düzenleyen Tibetliler hakkında Çin kaynakları Tibetlilerin 710 yılından beri hazırlandıklarını belirtmektedir. Buna rağmen Tang Hanedanlığı ile barışa istekli Tibetliler barış tekliflerinin reddedilmesi üzerine her yıl akınlar düzenlemeye devam ettiler. Diğer taraftan Tibetlilerin Fergana’ya ilgi duyması onların Araplarla ittifak kurmasına neden oldu. Bu ikili Fergana kralı Basak’ı indirip yerine Alutar’ı çıkardı fakat Emevilerdeki iç karışıklığın yarattığı durumdan faydalanan Tang Hanedanlığı 715’te Alutar’ı indirerek Fergana üzerindeki Tibet-Arap egemenliğini sona erdirdi. Arapların içinde bulunduğu zor durum Tibetlileri yeni bir müttefik arayışına itti.

13) 714’te Türk Kağanlığı’nın Orta Asya’dan çekilmesinden sonra Batıda dağınık ve siyasi istikrardan yoksun Türk boyları 715 yılında Su-lu Kağan önderliğinde tekrar Türgiş adı altında birleşmişti. Türgişler siyasi arenada büyümek için önemli bir fırsat elde ettiler. Kapgan Kağan’ın 716 yılında bir sefer sırasında Bayırkuların pususu sonucu öldürülmesi ve akabinde Kül Tigin’in müdahalesiyle Bilge Kağan’ın başa geçmesi Türk Kağanlığı’nı Orta Asya’dan çok kendi iç meseleleriyle uğraşmak zorunda bırakmıştı. Böyle şartlar içerisinde Su-lu Kağan kendini kağan ilan etti. Görünürde Tang Hanedanlığı’na haraç veren bir devlet olarak gözükse de Türgişler haraç kisvesi altında Çin’e casuslar da göndermekteydi.

14) Halife Ömer b. Abdülaziz dönemi Maveraünnehir’e (Transoxiana) İslam’ı tebliğ için gönderilen bir heyet bölge halkı tarafından olumlu bir şekilde karşılandı. Bu durumu gören Tibetliler aynı yıl Horasan’a elçi heyeti gönderip kendilerine İslam’ı anlatması için birilerinin gönderilmesini talep ettiler. Muhtemelen Tibetliler bölge üzerinde daha iyi bir nüfuz sağlamanın yollarını arıyordu. Bunun için Tibetlilere es-Seyit b. Abdullah el-Hanefi gönderilirken El Yaskuri önderliğinde bir Arap askeri birliği de Maveraünnehir’e gönderildi. Belli ki bir çatışma yaşanacaktı.

15) 717 yılında Tarım havzasının kuzeyi için Çin’e karşı Türgiş-Tibet-Arap ittifakı bir kuşatma gerçekleştirse de Tang Hanedanlığı Karlukları kullanarak bu kuşatmayı geri püskürttü. Bu zamanlarda Arap yayılmacılığına karşı Horasan, Semerkant ve Buhara’nın Çin’den yardım istediği ve Tokharistan ile Hindistan’dan Çin’e elçi heyetlerinin gönderildiği görülür. Tang Hanedanlığı Pamirlerde Tibet gücünün kırılması için Tokharistan ile iyi ilişkilerin yürütülmesini gerekli görüyordu fakat Orta Asya’da askeri açıdan pasif bir politika benimsemişti. Bu durumu fırsat bilen Türgişler de 719 yılında onların elinden Suyab’ı geri aldılar ve kendilerini Araplara karşı Horasan’ın koruyucusu ilan ettiler.

16) Tibetlilerle Çinlilerin yaptıkları barış uyuşmazlıkla sonuçlanınca Tibetlilerle Türk Kağanlığı arasında diplomatik bir yakınlaşmanın işareti görülür. 720 yılında Bilge Kağan tarafından gönderilen elçilik heyeti Tibet sarayına gitmiştir. Bu yılın kışında Tang Hanedanlığı’nın kışkırtmasıyla ayaklanan Basmıllar Pai-teng (Beşbalık) kuşatmasıyla mağlup edilmiş ve Türkler Kan-chou ile Liang-chou’ya akınlar düzenlemişti. Bu akınlarda Tibetlilerin yer alıp almadığı bilinmiyor fakat Tibetliler de aynı zamanlarda Çin’e saldırarak Sog-son adlı bir kaleyi ele geçirmişti. Türk Kağanlığı ile Tang Hanedanlığı arasındaki ilişkilerin akınlar nedeniyle zora girmesi iki tarafın da ticari menfaatleri göz önüne getirmesini gerekli kıldı. Böylece Türk Kağanlığı ile Tang Hanedanlığı 721 yılında resmi bir anlaşma yapılmasa da ticari menfaatlere vurgu yaparak uzlaşıya vardılar.

17) Yeni halife Yezid b. Abdulmalik’in yeni Horasan valisi Said b. Abdülaziz Türgişlerin Arap yayılmacılığı önünde bir tehdit oluşturduğunun farkındaydı. Nitekim Horasan üzerinde Türgişlerin müdahil olması sebebiyle orduyu harekete geçiren Abdülaziz Türgişlerin tuzağına düşüp Semerkant yakınlarına çekilmek zorunda kaldı. Türgişlerin itibarı bölgede Araplara karşı isyan eden Soğdların Türgişlere sığınmasına neden olurken Araplar da Soğd ülkesinin geri kalanını ele geçirme fırsatını yakaladı. 723 yılına gelindiğinde Arapların Fergana’ya doğru yaptığı akınları geri püskürten Türgişler Maveraünnehir’de egemen olurken Arapları da Ceyhun nehrinin batısına itmeyi başarmıştı.

18) Tibetlilerin Tang Hanedanlığı ile olan gerginliği devam ediyordu. Tibetlilerin Çin için batı bölgelerine giden önemli bir stratejik noktası olan Küçük Balur’u ele geçirmesi üzerine Tang ordusu müdahale edip Tibetlileri geri çekilmeye zorlamıştı. Fakat Tibet meselesi hala Tang Hanedanlığı sarayında gündeme gelmekteydi. Tibetliler diplomatik ilişkilerde Çin’e karşı düşman ülke protokolünü uygulamaktaydı. Bir taraf “Tibetlilerle savaşın kazanç sağlamadığı gibi sınırdaki halkın güvenliği için de sorun yarattığını” belirtip barıştan yana olurken diğer taraf da “Tibet’in istila edilmesinin daha uygun olacağını” imparator Hsüan-tsung’a bildiriyordu. Bunlar tartışılırken Tibetliler önce davranıp 726-727 yılı kışında Kan-chou’yu yağmalayıp geri çekildiler. Wang Chün-ch’o önderliğindeki Tang ordusunun kovalaması üzerine Ta-fei’ye çekilen Tibet ordusu yoğun kar yağışı nedeniyle çekilirken zayiat verdiler. Günümüzde Qinghai olarak anılan Koko Nor’a çekilen Tibetliler Tang ordusunun otlakları yakması ve Koko Nor’da kendilerini sıkıştırması üzerine ağır kayıplar verdiler. Tang ordusu Tibetlilerden 10 bin at ve koyun ele geçirmişti. Bu zafer Hsüan-tsung’u memnun etti.

19) Tibetliler bu mağlubiyet ile akınlarından vazgeçmiş değildi. Kua-chou ve Yü-men’e saldıran Tibetliler yüklü miktarda ipek ele geçirerek önemli bir varlık elde ettiler. Ayrıca bu akınlar yoluyla Tibetliler kendilerine saldıran Tang ordusunun generali Wang Chün-ch’o’nun babasını esir almışlardı. Tibetliler Çinlilerin cesareti ve vatanseverliği hakkında alaycı bir biçimde sözler ederek Çinli generali sığındıkları şehirden çıkıp savaşmaları için tahrik ettiler. Wang Chün-ch’o surlara çıkıp batıya muhtemelen Tibetlilerin olduğu yöne baktı ve orduyu çıkarmaya cüret edemediği için ağladı. Onun ölümü Uygur lideri Ch’eng-tsung’un öldürülmesi üzerine intikam arzulayan Uygurların elinden oldu. Muhtemelen Çin’in egemenliğinde altında bulunan bu Uygurlar Wang Chün-ch’o’nun öldürülmesinden sonra Tibet’e kaçmışlardı. Batıda ise Tibetliler Türgişlerle birlikte Çin’in Dört Garnizon’undan biri olan Kuça’yı kuşatsalar da kış bastırdığı için geri çekilmek zorunda kaldılar. 8 gün süren bu kuşatma başarısız olsa da Türgiş-Tibet ittifakını pekiştirmişti.

20) Kansu’daki Kua-chou’ya akın yapmadan evvel Tibetliler Bilge Kağan’a bu akında kendilerine eşlik etmelerini teklif ettiler. Bilge Kağan bu teklife cevap vermediği gibi 727 yılında Tang Hanedanlığı’na bir mektup gönderdi. Muhtemelen bu mektupta Tibetlilerin saldırı planı yer alıyordu. Bilge Kağan’ın 6 Ocak 727 tarihinde Çin’e varan mektubundan sonra imparator Hsüan-tsung Türklerin (muhtemelen ipek ve diğer emtiaları satın alabilmek için) Hsi Shou-hsiang şehrinde at ticareti yapma isteklerini kabul etti. Böylece Tibetlilerle Türk Kağanlığı arasında pamuk ipliğine bağlı dostluk ilişkisi de kopmuş oldu.

21) Tang Hanedanlığı ile Tibet arasındaki çarpışmalarda esaslı bir yüzleşme olduğunu söylemek zordur. Aralarındaki çarpışmalar genelde küçük çapta gerçekleşmiştir. Çinlilere göre Tibetli General Stag sgra khon lod’un ölümü Tibetlileri askeri açıdan zayıflatmış, onları 730 yılında barış teklifi yapmak zorunda bırakmıştı. Elçilik heyetleriyle birlikte karşılıklı hediyeler de gidip gelmiştir. Bu arada başarılı Tibet elçisi ve aynı zamanda bakan olan Ming-hsi-lieh’nin iyi derece Çince bilmesi imparator Hsüan-tsung’un diplomatik hilelerine aldanmaktan Tibetlileri kurtarmış, iki topluluk da ayrı ve eşit konumda kalmıştır. Aynı yıl Türgişler de Tang Hanedanlığı ile barış ilişkileri kurmak için Yeh-chih A-pu-ssu’yu göndermiş, Çinlilerle barış sağlanmıştı. (Burada şu sorunun sorulması yerinde olacaktır: Çin’i uzun zamandır uğraştıran Türgişler ve Tibetlilerle barışın bu kadar kolay sağlanmasına neden olan şey Tang Hanedanlığı için ne olabilirdi? Muhtemelen Orta Asya egemenliği için yaşanacak olası bir boğuşmada kendini güvenceye almak veya boğuşma öncesi hazırlanmak Tang Hanedanlığı için öncelikti.)

22) 729’da Tibet ordusu Türkistan’da yaşayanların isteği üzerine görünürde bölgedeydiler. Emevi valisinin baskıcı tutumu Araplarla Soğdluların ilişkilerini gerginleştirmiş, durum ciddileşince Horasanlılar Türgişleri çağırmışlardı. Tibetlilerin ve Horasanlıların yardımıyla Türgişler Arapları Semerkant ve birkaç kale dışında neredeyse Soğd ülkesinin tamamından dışarı çıkardılar. Bundan sonra Su-lu Kağan Semerkant’ı kuşatmak yerine daha kolay elde edebileceğini düşündüğü Kamarga kalesine yöneldi. Burada kuşatma uzayıp giderken kaleyi savunan Araplardan bazı nişancılar Su-lu Kağan’ı öldürmeye öncelik verdiler. Nagi adında bir nişancı okuyla Su-lu Kağan’ı burun kısmından vurmayı başarsa da üzerindeki Tibet zırhı onu zarar görmekten kurtardı. Tekrar Su-lu Kağan hedef alınsa da gözleri dışında vücudunun her yeri zırh korumasıyla kaplıydı. Galib el-Muhagir adında bir nişancı attığı ok ile Su-lu kağan’ı zırhına rağmen göğsünden vurmayı başardı. Muhtemelen Su-lu Kağan’ın aldığı tek yara bu olmuştu. Tüm bu saldırılara rağmen Tibet zırhı onu iyi korumuştu.

23) Tang tarihi kayıtlarında da iyi bilinen Tibet zırhı tamamıyla bir ustalık eseriydi. Gözler dışında her yeri saran bu zincirli zırh güçlü oklara ve keskin kılıçlara karşı sağlam bir koruma sağlıyordu. Bu zırhı kuşanan Tibet ordusunda daima kılıç kullanılırdı. Uzun ince mızraklar da Tibet ordusunda kullanılan silahlardandı. Orduda okçuların da yer almasına rağmen Tibetliler okçulukta iyi değillerdi.

24) Kamarga’yı ele geçirmek mümkün olmasa da Türgişler Maveraünnehir’de karşı konulamaz bir güç haline geldi. Özellikle 730 yılında Tang Hanedanlığı ile yapılan barış sonrası Türgişler ve Tibetliler Orta Asya üzerinde sıkı bir yakınlık içerisinde oldular. 732’de Türgiş ve Arap elçileri Tibet sarayına varmış, 734 yılının sonlarında da Tibet-Türgiş ittifakı Su-lu Kağan ile Tibet prensesi Dron ma lod’un evliliği ile taçlandırılmıştı.

25) Türgişlerle Tibetlilerin yakınlaşması Tang Hanedanlığı’nı kuşkulandırmıştı. Kül İnancu önderliğindeki Türgiş elçilik heyetinin Tibet’e giderken yakalanması şüpheyi doğrulamaktaydı. Gaochang (Qocho), Kaşgar ve Aksu’ya sık sık yapılan Türgiş akınları artık Tang Hanedanlığı’nı müdahale etmeye yöneltmişti. 736 yılında Türgişlerin Pei-ting’i kuşattığı sırada harekete geçen Tang ordusu Türgişleri bozguna uğratıp bir Türgiş yabgusunu öldürdü. Bu mağlubiyet sonrası Türgişler barış çağrısı yapıp Tang Hanedanlığı’na bağlılık bildirdi.

26) Aynı yıl Tibet ordusunun batıda Türkistan’a ilerlemesi üzerine Tanglar entrika politikasına girişip Türgişlerle birlikte hareket etmenin Tibetliler için mağlubiyet ile sonuçlanacağını ifade ettiler. Tibetlilerin bu entrikalara kulak asmaması üzerine Tang Hanedanlığı da 7 yıllık anlaşmayı kuzeydoğu Tibet’i işgal ederek bozdu. Böylece Tibet birliklerinin batıda Türgişlere katılmasına mani olunacaktı. (Tıpkı Hunlarla Qiangların birleşmesinden korkan Han Hanedanlığı gibi Tang Hanedanlığı da Türgişlerle Tibetlilerin birleşmesinden endişe duymuştu.)

27) Tibet ordusunun bir kolu 737 yılında Küçük Balur’a sefer düzenleyerek Pamir boyunca uzanan Tibet yolunu güvenceye almış, tüm Pamir Tibet hâkimiyetine geçince Tibetliler Çin’e olan haracı kesmişti. Tibet ordusunun Cog ro Manporje önderliğindeki diğer bir kolu da o sıralarda Orta Asya’nın küçük şehir devletleriyle uğraşan Türgişlere katılmıştı. Horasan’ın Arap valisi Esad b. Abdullah el-Kasri’nin Huttal’a saldırması üzerine Türgişler Araplarla çarpışsa da başarısız olup Tokharistan’a çekildiler. Cog ro Manporje’nin ordusunun akıbeti ve bu savaşta olup olmadıkları bilinmiyor.

28) 737-738 yılları arasında Türgiş bölgesine dönen Su-lu Kağan’a Sarı Kemik klanından Baga Kül Çur’un bir garezi vardı. Zira Baga Tarkan, Su-lu’nun öldürdüğü eski kağan Sakal’ın neslindendi. Taberi’nin anlattığına göre bir gün Su-lu Kağan, Baga Tarkan’ı tavlada yendi. Ortaya atılan iddia da sülün idi. Baga Tarkan dişi sülün diye ısrar ederken Su-lu ise erkek sülünde ısrar edince aralarındaki husumet körüklendi ve çatışmaya neden oldu. Bir gece Baga Tarkan ansızın Su-lu’ya saldırıp onu öldürdü. Aralarında yaşanan kavganın sebebinin hikâye edilişi biraz tuhaf olsa da şu bir gerçektir ki Su-lu Kağan’ın öldürülmesi Türgiş birliği için büyük bir darbe oldu. Türgişlerin başına geçtikten sonra önce rakiplerini ekarte eden Baga Tarkan Tang Hanedanlığı yanlısı bir tutum sergiledi. Bir ara Hsüan-tsung On Okların başına A-shi-na Hsin adında birini geçirip ikilik yaratarak Türgişleri ortadan kaldırmayı planlamışsa da bu planı bir süre ertelemek durumunda kaldı.

29) Diğer taraftan Tang Hanedanlığı için Tibet meselesi devam etmekteydi. 737’de barışın korunması için iki taraf arasında görüşmeler yapılsa da aradaki düşmanlık devam etti. 738 yazında Çinliler Tibet’i üç koldan ele geçirmeyi planlamaktaydı. Bu plan çerçevesinde yaşanan çatışmalarda Tibetliler sadece doğu cephesinde Çinlilere karşı başarı sağlayabildi ve doğu sınırında stratejik öneme sahip An-jung şehrini muhafaza edebildiler. Lakin bu da kısa sürdü ve şehir 740 yılında Çinlilerin eline geçti. Bunlara rağmen Tibetliler Pamir bölgesinde hala nüfuzlu idi. Orta Asya’da Arapların ve Tang Hanedanlığının nüfuzuna karşı koyabilmesi ise Batı Türkleri ile olan müttefikliğe bağlıydı. Fakat Türgişlerin durumu pek de iyi değildi.

30) Emevi orduları Horasan valisi Nasr b. Seyyar önderliğinde Fergana’ya kadar uzanan akınlar düzenlemişlerdi. İkisi de Çin’in vassalı olan Taşkent ve Fergana arasındaki ittifakı kırmak için Emeviler Tang Hanedanlığı’nın başkenti Chang-an’a elçi gönderdi. Orta Asya şehir devletleri ise Araplara karşı koyabilmek için Hsüan-tsung’u ikna etmeye çalışıyorlardı. Hsüan-tsung Araplarla olan iyi ilişkileri devam ettirmek istedi. Oysa o dönem Emeviler bir çöküş süreci içerisindeydi. Artık Maveraünnehir’de Emevilerin ileri seferleri mümkün görünmüyordu. Tang Hanedanlığının durumu ise Pamirlerde Tibet tehdidine rağmen Orta Asya’da iyi görünüyordu. 744 yılında Baga Tarkan Ho-hsi askeri valisi Fu-meng Ling-ch’a’nın düzenlediği sefer sonucunda öldürülmüş, Tang Hanedanlığı Türgişlerin Kara Kemik klanından Tu-mo-tu’yu İl-etmiş Kutluk Bilge adıyla On Okların başına geçirmişti.

31) 744 yılında Türgişler Tibetlilerle tekrar sağlam ilişkiler kurmaya niyetlense de artık çok geçti. Türk Kağanlığı yıkılmış ve Uygurlar Basmıllar ile Karlukları saf dışı bırakmıştı. 745’te Uygurlarla yaşadıkları çatışmadan mağlup ayrılan Karluklar batıya, Türgişlerin bölgesine göç ettiler ve burada egemen güç oldular.

32) Tibetliler 740 yılında An-jung’un kaybedilişinin intikamını almak için birkaç kez Çin’e karşı akın düzenlediler. Tang Hanedanlığı da bu akınlara karşılık verince ilk çarpışmalarda 30 binlik Tibet birliğinden sadece 5 bini kurtulabildi. Bunun üzerinde Tang ordusu ilerlemeyi sürdürdü. Bu ilerleme Tibetlilerin elinde Shih-pao şehrindeki stratejik kale kalana dek sürdü. Tang ordusu burayı da kuşatmaya çalışsa da köşeye sıkışan Tibetliler bütün güçleriyle kendilerini savunup Çinlileri ağır bir yenilgiye uğrattılar. Bunu itibar meselesi haline getiren Hsüan-tsung ise bu kaleyi almakta kararlıydı. Ho-hsi askeri valisi Wang Chung-ssu ise “Shih-pao kalesinin güçlü bir şekilde korunduğunu, on bin kişiden fazla kayıp verilmeden bu şehrin ele geçirilemeyeceğini” imparatora belirtti. Bundan hoşlanmayan Hsüan-tsung onu hapsedip öldürttü ve yerine Çin’de büyük bir isyanın lideri olacak An Lu-shan’ın kuzeni An Ssu-shun’u tayin etti.

33) 747 yılında Tang Hanedanlığı stratejistleri dikkatlerini Pamir-Karakurum bölgesine çevirdi. Kao Hsien-chih daha önce Tibetlilerin ele geçirmiş olduğu Küçük Balur’u ele geçirdi ve iki bin adamıyla şehri garnizona çevirdi. Bu zaferden sonra Chang-an’a gelen Kao Hsien-chih beraberinde getirdiği Balur kralı ve onun eşi olan Tibet prensesini de Hsüan-tsung’a teslim etti. 748 yılında da Dört Garnizon’un askeri valisi olarak tayin edildi.

34) 749 yılında Hsüan-tsung sınırda bazı önlemler alındıktan sonra Lung-yu askeri valisi Qosu Khan önderliğinde 63 bin kişilik bir orduyu Tibetlilerin vermemek için büyük uğraş gösterdiği Shih-pao kalesini ele geçirmek için yolladı. Tang ordusu birkaç on bin kayıp verse de şehri 3 gün içinde düşürmeyi başardı. Tibetli General T’ieh-jen Stag sgra ve 400 adamı esir alındı. Tang ordusunun bir kısmı Ch’ih-ling’in batısına askeri-tarım kolonisi kurmak için yollanırken diğer kısım da Koko Nor’daki bir kalede garnizon oluşturdu.

35) Tokharistan’daki yabgunun “Tibetlilerle Chieh-shih (Turfan) kralının Küçük Balur’u ele geçirmeyi planladıklarını ve Tang ordusunun buna müdahale etmesi gerektiğini” söylemesi üzerine Hsüan-tsung harekete geçti. Kao Hsien-chih 750 yılında Tibetlileri Pamirlerde yenilgiye uğrattı. Chieh-shih kralının yerine de genç kardeşi getirildi. Böylece Küçük Balur üzerine gerçekleşebilecek olası bir saldırının önüne geçilmiş olurken Kao Hsien-chih iyice ün kazanmıştı.

36) 750 yılında genel durum şöyle idi: Tarım havzası ve Cungarya’daki devletler Çin egemenliği altındaydı. Pamirlerde Küçük Balur, Chieh-shih ve Wakhan’da Tang Hanedanlığı’nın garnizonları bulunmaktaydı. Çinliler Fergana ile de ittifak yapmıştı. Türgişler parçalanmış vaziyette Çin’in ağır politik etkisindeydi ama varlığını sürdürüyordu. Tibet ise askeri açıdan dip noktasındaydı. Kuzeyde Karluklar Batı Türklerinin topraklarında egemenlik için çabalıyordu. Araplar ise Tibetlilere göre daha iyiydi. Emevilerin yerini Abbasiler almış, Arapların elinde hala Semerkant ve Buhara gibi önemli şehirler bulunmaktaydı. Kısacası VIII. yüzyıl ortasında Tang Hanedanlığı ile Abbasiler Orta Asya’da iki baskın güç olarak karşımıza çıkmaktadır.

37) Taşkent-Fergana çekişmesinde Türgişler Taşkent’in yanında Tang Hanedanlığı’na karşı isyan ederken Çin yanlısı Fergana ise Kao Hsien-chih’den yardım istedi. Kao Taşkent kralının teslim olmasını sağladıktan sonra şehri yağmaladı. Yaşlı ve zayıfları öldürüp gençleri köle olarak aldı. Bu sırada Türgiş kağanını da esir aldı. Hsüan-tsung’a 751 yılında sunulan esirlerde Tibetli şeflerin de bulunması dikkat çekicidir.

38) Dört Garnizon’un askeri valisi Kao Hsien-chih’nin müdahalesinden sonra teslim olan Taşkent kralının kaçmayı başaran oğlu Semerkant’ta Arapların yanına sığındı. Bundan sonra muhtemelen yaklaşan Çin tehdidi ve askeri valinin yaptığı zulme varan hareketler nedeniyle Araplar ve Orta Asya’daki halklar Dört Garnizon’a saldırmayı planladı. Bu planı öğrenen Kao Hsien-chih Ferganalıların ve Karlukların da bulunduğu bir orduyla yola çıktı. Karlukların saf değiştirmesi ve Kao’nun asistanının hatalı telkini nedeniyle Tang ordusunun sabah erkenden savaşa girişmemesi Tang ordusu için felaketi getirdi. Mağlup olan Tang ordusu çok sayıda esir verdi. Tarihte “Talas Savaşı” olarak bilinen bu çarpışma neticesinde Çin’in Orta Asya’da üzerindeki egemenlik hayalleri suya düştü. Böylece Orta Asya Çin nüfuzu etkisinden çıkarak İslam nüfuzu alanına girmiş oluyordu. Bir diğer önemli netice ise Semerkant’a götürülen bu Çinli esirler sayesinde Orta Asya’nın kâğıt ile tanışmış olmasıydı.

39) 753 yılına gelindiğinde Tibet, Tang Hanedanlığı tarafından üst üste darbe yemiş bir haldeydi. Pamir bölgesinde Tibet varlığı neredeyse tamamen silinmişti. Bu bir bakıma Orta Asya ile Tibet bağının kopması demekti. 755 yılına gelindiğinde ise Tibet’te durum karışıktı. Bakanların isyanı sırasında imparator Khri lde gtsug brtsan öldürülmüş, genç prens Khri sron lde brtsan ise henüz tahtta yerini alamamıştı. Tibet’te siyasi istikrarsızlık sürerken aynı yıl Çin’de An Lu-shan [3] isyanı baş gösterdi. Bu isyan gitgide büyüyerek başkent Chang-an’a kadar ilerleyince imparator Hsüan-tsung ve zümresi 756 yılında Çin’in batısındaki Sze-chuan’a kaçmak zorunda kaldı. Bu sırada onun varisi Su-tsung tahtı ele geçirdi.

40) Tang Hanedanlığı’nın An Lu-shan isyanıyla uğraşmak için Orta Asya politikasından vazgeçmesi ve buradaki varlığını geri çekmesi Tibet için faydalı sonuçlar getirdi. 756 yılında Kara Ganjak, Wakhan ve Shug nan dâhil olmak üzere batı bölgelerinden bazı elçiler Tibet sarayına gelip bağlılık bildirdiler. Tibet elçileri de bu bölgelere gönderildi. Bu dönem Çin’in içinde bulunduğu zor durum Tibetlilerin Orta Asya ve kuzeybatı Çin’e doğru sınırlarını genişletmesi için uygun bir ortam sağladı. Hızla yayılan Tibetliler Shih-pao gibi daha önce Çinlilere kaybettikleri yerleri de ele geçirdiler. Tibet ordusu 763 yılında başkent Chang-an’ı ele geçirip buranın kuzey ve kuzeybatısında akınlarda bulundular. Bu akınların neticesinde Tibetliler Tang Hanedanlığı’nın batı ile olan irtibatını da kesti. Orta Asya ile ilgili haberler ya düşman Tibetlilerin bölgesinden, ya da onlardan daha az tehdit içeren Uygurların bölgesinden Çin’e ulaşabilirdi. VIII. Yüzyıl sonlarına kadar Tarım havzasında ve Pei-ting’de Tang askeri garnizonları bulunsa da Tang Hanedanlığı Orta Asya tarihinde etkin bir aktör olmaktan çıkmıştı.

41) 758 yılında Uygurlar Kırgızları mağlup edip bölgelerini ele geçirince Kırgızların Çin ile olan bağlantısı koptu. Bundan sonra Kırgızlar Uygur tehdidinden sakınmak amacıyla başka bölgelere ilerledi. Böylece Karluk, Arap ve Tibet etkileşim sahasına girmiş oldular. Buradaki ticaret ve ulaşım alanına dahil olan Kırgızlar Karluk bölgesinde seyahat edenleri Uygur saldırısından korumak için onlara yolculuk boyunca eşlik etmek gibi görevler edindiler. Zira Tibet ve Arap bölgeleri arasında gidip gelen tüccarlar üzerine Uygurların akın düzenlediğine dair bilgiler Çin kaynaklarında yer almaktadır. Kırgızlar ayrıca Karluklar, Araplar ve Tibetliler ile ticari ve iletişim üzerine anlaşmalar da yaptılar. (Kırgızların başka bir sahaya girmesi onların sisteminde köklü bir değişiklik yaratmış olmalı ki 840 yılında Uygurları yıktıktan sonra Moğolistan bölgesine yerleşmeyip batıda kalmayı tercih ettiler. Muhtemelen Orta Asya’daki hayat iktisadi açıdan Kırgızlar için Moğolistan’a göre daha cazip gelmiş olmalıdır. Çünkü sadece Çin ile değil birçok toplulukla etkileşim içerisine girmiş oluyorlardı.)

42) 763 yılında Tibetlilerin Chang-an’a akın düzenledikleri sırada Tang Hanedanlığı tahtına Tai-tsung çıktı. Tang Hanedanlığı henüz istikrarı sağlayamamış olmalı ki 781’e kadar Tibetliler Liang-chou, Kan-chou, Su-chou, Kua-chou, Shou-ch’ang ve hatta Hami’yi bile ele geçirmişlerdi. 783 yılında Ch’ing Shui anlaşması ile Tibet-Çin arasında barış sağlanabilmiş, Tibet’in yayılması duraklamıştı. Fakat Tang Hanedanlığı’nın “Batıyı Pasifize Etmekle Görevli Askeri Valiliği”[4] ile “Pei-ting Askeri Valiliği”ni Tibet’e bırakmayıp anlaşmayı bozması üzerine Tibetliler yine Çin başkentini tehdit etmeye başladılar. Özellikle Tibetlilerin Ordos’u işgali Tang Hanedanlığı’nı bir kuşatılma tehlikesine düşürdü. Bu nedenle Çinliler yine barış yapmaya gönüllü oldular. 787 yılında P’ing-liang sözleşmesi sonucunda Hsia chou ve Yen chou’dan çekilen Tibetliler çekilirken buraları yakıp yıkarak tahribat bıraktılar. Çinli bakan Li Mi, imparator Te-tsung’a “kuzeyde Uygurlarla barış yapılmasını, güney ile yakınlık kurulmasını, batıda Araplar ve Hintlilerle işbirliği yapılmasını” önerdi. Böylece Tibetliler endişeye kapılıp Çin’e musallat olmayacak ve atların Tibet’ten elde edilmesi kolaylaşacaktı. Te-tsung bu planı kabul etti.

43) Bu sıralarda Tibetliler Tun-huang’ı ele geçirmiş, Lop Nor, Pei-ting ve Kuça’da dengeli bir şekilde yayılmışlardı. Batı tarafında ise Halife Harun el-Reşid dönemi Araplarla Tibetliler arasında uzun sürecek bir savaş başlamıştı. Hotan Çin güdümündeki yerel bir kral tarafından yönetilirken Kaşgar ise muhtemelen Karlukların egemenliği altındaydı.

44) Uygurların zorla aldığı yüksek vergiler Karlukların üç boyunun ve Uygurların bir kısmının Tibetlilerin safına geçmesine neden oldu. Muhtemelen onlara Sha-to Türkleri de katıldı. Pai-teng yani diğer adıyla Beşbalık olan şehri Tibetliler bu yeni müttefikleriyle birlikte ele geçirdi. Uygurlar Beşbalık’ı almak için 790 yılında saldırıya geçse de şehri ele geçiremediler. Beşbalık bir süre Tibetlilerin elinde kaldı. Tibetliler ayrıca Kuça ile Çin’in bağlantısını keserken 791-792 yılları arasında Gaochang ve Hotan’ı da ele geçirmişlerdi. Bu sırada Karluklar da Uygurların elinden Fu-t’u vadisini ele geçirerek önemli bir avantaj sağladı. Bunun üzerine Uygurlar Karluklara karşı tedbir amacıyla kuzeydeki boylarını Ordubalık şehrine sevk etti. Uygurların talihi ancak 791’den itibaren yaver gitmeye başladı. Beşbalık’ın bir kısmını ele geçirmeyi başaran Uygurlar Tibetli General Zan Rgyal Sum’u ele geçirmeyi başardı. Tibetliler ve Karluklar ağır mağlubiyetler aldılar.

45) Orta Asya’nın batısında Tibetliler ile Arapların uzun süren bir savaşa girdiğini belirtmiştik. Karluklar sayesinde batıya yönelen Tibetliler Hindikuş’a kadar ilerlemişti. Tibet-Arap mücadelesinin neticeleri hakkında bazı işaretler bulunmaktadır. Tibetlilerin Çinlilerle ve Nan-chao Krallığı[5] ile mücadele ettiği dönemde doğu sınırında teslim olan Tibetlilerin ve Semerkantlıların yanı sıra Abbasi birlikleri de yer almaktaydı. Muhtemelen bunlar Tibet tarafından batıdan esir olarak ele geçirilip Çin’e karşı kullanılmıştı. Teslim olanların yanı sıra 20 bin Tibet zırhı da Çin’in eline geçmişti.

46) 808-809 yılları arasında Abbasilere karşı yapıldığı anlaşılan Semerkant’taki isyanın tarafında Tibetliler Orta Asyalılarla birlikte yer aldılar. Halife el-Me’mun döneminde Abbasiler batıda Hemedan’dan doğuda Tibet’e, güneyde Hindistan’dan kuzeyde Hazar’a kadar Orta Asya’da fetih planları yapmaktaydı. El-Fadıl b. Sahl önderliğinde Abbasi ordusu Kabul ve Utrar krallıklarına, Karluk yabguluğuna ve Tibetlilere akınlar düzenledi. İlginçtir ki Kabul kralının Müslüman olup el-Me’mun’a altın heykel ve gümüş taht gönderdiği kaydedilir. Belhli Said b. Yahya bunu “Tibet kralları arasından birinin Müslüman olduğu” şeklinde yorumlar. Daha önce Kabul kralının Budist inanışta olduğu bilinmektedir. Bundan sonra Abbasi ordusu Keşmir ve Tibet üzerine yöneldi. Wakhan ve Balur’da zafer elde eden Abbasiler esir aldıkları Tibetli komutanı ve süvarileri Bağdat’a sevk ettiler. Kuzeye yönelen Abbasi ordusu Utrar’ı itaat altına aldı, ardından Karlukların üzerine yürüyüp yabgunun kuzeyde Kimek bölgesine kaçmasına neden oldular. Bu saldırıda Abbasiler Karluk yabgusunun eşini ve çocuklarını esir almışlardı. Araplar böylece yine Orta Asya’da nüfuz sağlamış oldu. Tibetliler ise Pamirlerde yüzyılın sonuna dek durumunu korudu.

47) Uygurlar kuzeydoğudan Tibet’e baskı yapmaktaydı. 808 yılında Uygurlar stratejik öneme sahip Liang-chou’yu ele geçirip Tibetlileri yendiler. Tang Hanedanlığı bu savaş sırasında kendilerine sığınan Sha-to Türklerini Tibet ile arasında bir tampon olarak yerleştirmiştir. Ertesi yıl Tibetliler Uygurlara cezalandırma seferi düzenlediler. Hsi Shou-hsiang’ın kuzeyindeki bir vadiyi yağmalayan Tibetliler burada Uygur elçiliğini de yağmaladı. Uygurların Tibet saldırılarına cevap vermesi 4 yıl sürdü.  813 yılında Uygurlar Gobi çölünü geçip Tibetlilere saldırdılar. Muhtemelen Uygurlar Çin’den elde etmeyi umdukları kazancı Tibetlilerden çıkarmaya niyetlilerdi. Fakat Tibetliler de karşı saldırıya geçti. 816 yılında 2-3 günde Gobi çölünü geçip Ordubalık surlarına kadar ilerlediler. 821 yılı ise Uygurlarla Tibetliler arasında büyük çaplı bir savaşın olduğu yıldı. Bu yılda Uygurlar Fergana’da Tibetlileri ve Karlukları Seyhun (Jaxartes) nehrine kadar kovaladı. Arap elçisi Tamim b. Bahr’ın[6] Uygurların Orhun ırmağı yakınlarındaki başkenti Ordubalık’a geldiği dönem işte bu dönemdi.

48) Tibetliler her şeye rağmen Uygurları Tarım havzası güneyinden ve Kansu’dan uzak tutmaktaydı. Bir takım savaşlar ve anlaşmazlıklar yine yaşansa da Tibetliler nihayet 821’de Tang Hanedanlığıyla, 822’de Uygurlarla, 823’te Nan-chao Krallığı ile barış anlaşması yaptı. 823 yılında son Tibet-Çin anlaşması eşit şartlar altında ve eşit düzeyde yapıldı. (Muhtemelen bunlar Tibet İmparatorluğu’nun yıkılmasından evvel yapılan son barış anlaşmaları oldu.)

49) 840 yılında Doğu Avrasya’da düzen bozuldu. Kırgızlar tarafından yıkılan Uygur Devleti’nden bir grup batıda Karluk bölgesine göç etti. Bir kısmı Çin’e iltica ederken diğer bir kısmı da Tibet’e sığındı.

50) 842 yılında Tibet’te iç karışıklıklar başladı. Khri U’i dum brtsan’ın veya diğer adıyla Glan Darma’nın bir Budist keşiş tarafından öldürülmesiyle merkezi otorite bozuldu. Ülke generallerin kendi aralarında mücadeleleri ile sarsılmaktaydı. Böylece Tibet neredeyse tüm kazanımlarını kaybetti. Lop Nor, Liang-chou ve Pamirlerin bir kısmı Tibetlilerin elinde bulunmaktaydı. Fakat imparatorluk 842 yılında neredeyse Uygurlarla eşzamanlı olarak yıkıldı ve bir daha eskisi gibi nüfuz sahibi olamadı.[7]

Hazırlayan: Enes Adıgüzel


[1] Han Hanedanlığı’nın bu endişesinin yansımaları için bkz: Otkan, P. – Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar, 2018, s.86-87; Onat, A., Orsoy, S., Ercilasun, K. – Han Hanedanlığı Tarihi, Hsiung-nu(Hun) Monografisi, 2015, s.31

[2] Çince adı ile Anxi Sìzhèn (安西四鎮) olan Dört Garnizon Kuça merkez olmak üzere Hotan, Kaşgar ve Karaşar’dan oluşmakta idi.

[3] An Lu-shan’ın annesi Türk idi. Eberhard’a göre Türk bir şaman olan bu anne A-shih-te boyuna mensuptur. Babası ise Beckwith’e göre Soğd kökenlidir.

[4] İngilizce The Tang Protectorate of the Pacified West, Çince Anxi Duhufu(安西都護府) olarak bilinen bu askeri valilik veya mandater oluşum batıdaki bölgeler üzerinde egemenlik sağlanması amacıyla 640 yılında günümüzdeki Xinjiang’da Turfan bölgesinin yakınlarında kurulmuştu.

[5] Nan-chao Çin’in güneyinde bugünkü Yunnan eyaletinde VIII.-IX. yüzyıl arasında varlığını sürdürmüş bir krallıktır.

[6] Abbasi döneminin önemli bir seyyahı olan Tamim b. Bahr Orta Asya, Uygurlar ve Kimekler hakkında önemli bilgiler kaydetmiştir.

[7] Nitekim Tibet İmparatorluğu’nun 842’de yıkılışından sonra XI. Yüzyıla kadar bir karanlık dönem başlar. Bu dönem önemsiz prensliklerin hüküm sürdüğü Tibet’te daha sonra Budist aristokrasinin oluşumuyla teokratik bir devlet yer alacak ve Tibet’in Çin tarafından işgal edildiği 1950 yılına dek Tibetliler bu teokratik yapıyı muhafaza edecektir.


Faydalanılan Eser: “Christopher I. Beckwith – The Tibetan Empire in Central Asia: A History of the Struggle for Great Power among Tibetans, Turks, Arabs, and Chinese during the Early Middle Ages, Princeton University Press, 1987, New Jersey

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?