Tarihçiler Neden Aynı Zamanda Coğrafyacı Olmalı?

Yazar: Umut Köse

Şubat 10th, 2020

Öncelikle Bir Türkiye Gerçeği

Türkiye’de tarih bölümü sayısı oldukça fazla olmakla beraber bölüme alınan öğrenci sayısı da aynı şekilde fazladır. Ancak niceliğin çok olması, niteliğinde yüksek olacağı anlamına gelmiyor. Hocalarıyla özel münasebeti olan öğrencileri kenara bırakırsak, zaten her dönem 100’den fazla öğrencisi olan tarih bölümünde olan bir öğrencinin önceliği ortalamasını yüksek tutmasıdır. Bu temel problemi belirli ölçüde halleden öğrenci, bütün problemlerini halletmiş sayılabilir mi? Hiç sanmıyorum. Cidden, ortalamanızın yüksek oluşu sizi iyi bir tarihçi yapmaz. Tarihçilik yalnızca tarih bilgisine sahip olan kişilerin yapabildiği bir meslek anlamına gelmemektedir. Bence, tarihçilik duyguyla başlayan ve akılla devam etmesi gereken, anahtarınınsa bilgi birikimi olduğu mesleğin adıdır. Tarihin de aslında tarihten ibaret olmadığını hatırlayıp bir tarihçinin kendine farklı alanlarda bir şeyler kazandırmasının gerekliliğini uzun zaman aklımdan çıkarmadım. Bu bakımdan, tarihçilik adına ne mi yaptım? Coğrafya bölümüne başladım.

Tarih Bölümünde Coğrafya Eğitimi?

Coğrafi bilginin tarih bölümlerindeki yerini oldukça yetersiz buluyorum. Zaten yetersiz bulmasaydım Coğrafya bölümüne başlamam için bir gerekçe de olmazdı. Çoğunluğuna siyasi tarihin hakim olduğunu rahatlıkla ifade edebileceğimiz Tarih bölümünde coğrafi bilginin Tarih öğrencilerine verilmiyor olmasını büyük bir haksızlık olarak değerlendirmek lazım. Bunu kendi okulumla sınırlayamam çünkü bu üzücü bir Türkiye gerçeği tablosudur. Ne yazık ki öğrencilerin çoğunluğu, tarihi olayları hayal etmeye çalışırken ya da bilgisini anlatırken olayın gerçekleştiği coğrafi konumdan habersizler. Daha üst mecra olan akademisyenlerin siyasi tarihten ibaret anlatımlarının kendilerine dahi faydasının olmadığını düşünürsek öğrencinin tarihi olayları hayal ederken coğrafi bilgi yoksunluğuyla ufku nasıl açılabilir ki? Coğrafyayı tarih bölümüne sokmayı en azından bölgesel coğrafya (Avrupa coğrafyası, Asya coğrafyası vb.) derslerinin baştan savma şekilde olmayıp gerekirse Coğrafya bölümünden hocaların tarih öğrencilerine bu dersleri vermesiyle sağlarsak, gelecekteki tarihçilerin zihin dünyaları adına büyük bir gelişme olacaktır. Alanımın en büyük tarihçilerinden olan Zeki Velidi Togan’ın ne kadar iyi bir Coğrafya bilgisine sahip olduğunu hatırlatarak ve coğrafi bilgiden yoksun olarak tarihçi olunamayacağı hakikatini hatırlatarak bu bahsi kapatıyorum.

Teoriden Sonra Şimdiye Dair

Yukarıda bir probleme değinmekle beraber, bir çözüm de sunduktan sonra, bunlarla yetinmek doğru olmaz. Coğrafya dersleri bir gün yine tarih bölümünde okutulsa, bu zamanın tarihçilerin ne faydasına olacak? Bu yazının ana fikri de şimdi burada başlıyor. “Şu an biz ne yapmalıyız?” sorusuna Coğrafya eğitimi almaya başlamanın gerekliliğini vurgulayarak cevap veriyorum. Coğrafi bilgi, her zaman ancak özellikle de coğrafi bilginin neredeyse tarihçilikten arındığı şu dönemde bir tarihçiyi ayırt edici niteliklere taşıyacağını ifade ediyorum. Burada coğrafi eğitim kelimesini yerine Coğrafi bilgi kelimesini kullandım çünkü kişinin gayret ve isteği olmadan istediği eğitimi alsın, hiçbir faydası olmayacaktır. İsteği ve gayretiyle Coğrafi eğitim alan tarihçi, tarihi olayları daha isabetli bir şekilde öğrenebilme adına büyük bir mesafe katedecektir.

Son Olarak

Yüksek ortalama tutturmanın pek kolay olmadığı Tarih bölümü zaten oldukça yorucu bir bölümken, bir bölüme daha başlayıp yükünüzü fazlasıyla ağırlaştırmak ilk başta çılgınlık olarak değerlendirilebilir. Evet belki bir dönemde Tarih-Coğrafya dersleriniz nedeniyle 11-12 ders alacaksınız, bunların birbirleriyle çakışmamasını sağlaymak için yığınla uğraşacaksınız. Vize-Final dönemlerinde herkesten çok siz çalışacaksınız. Ancak Coğrafi bilgi kesinlikle buna değerdir. Kişisel olarak kimi zamanlar yorulsam da hiçbir şekilde pişman olmadım ve gerek derslerde öğrendiklerim, gerekse kendi gayretlerimden ötürü iyi ki iki bölümde de varım diyorum. Elbette çok zor ancak kolayı herkes yapar. Mesleğimizin gereksinimlerinden dolayı nitelikli tarihçiler olarak yetişmeye mecburuz. Coğrafi bilgimiz de bizi üst seviyelere taşıyabilir. Bunun için örnek olsun diye yazımın sonunu etkilendiğim birkaç tarihçiyi (Lucien Fabvre ve Fernand Braudel) anarak getiriyorum. Onlar her zaman bir tarihçinin coğrafi bilgiye açık olmasını vurguladılar. Braudel’in Akdeniz Dünyası kitabının hepsini ancak özellikle de ilk cildini okumanızı, ayrıca Peter Burke’nin Annales Okulu kitabını okumanızı öneririm.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?