Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati

Yazar: Behlül Ömer Bilen

Şubat 20th, 2019

31 yaşında Osmanlı tahtına oturan Sultan Abdülaziz, hem kendi dönemi hem de sonrası için önemli bir portredir. Son derece iyi eğitimli olan Sultan, imparatorluğun sıkıntılı bir döneminde, babası Sultan II. Mahmud’un oğlu olarak ağabeyi Sultan Abdülmecid’den sonra (1861-1876) 15 yıl saltanat sürmüştür. Aydın bir kişiliğe sahip olan Sultan, başta güreş olmak üzere sporla ve sanatla uğraşan bir isimdir. Yapmış olduğu tablolar ve bestesini yaptığı parçalar onun düşünce dünyasını tanımamıza yardımcı oluyor.

Tahta çıktığı tarih olan 25 Haziran 1861, Osmanlı Devleti için sıkıntı bir dönemi işaret ediyordu. III. Selim döneminde başlayan Batı tarzı reformlara devam edilmekteydi. Sultan da reform sürecinin önemini kavramış ve selefi Abdülmecid zamanında başlayan Tanzimat politikasını devam ettireceğini beyan etmiştir.(1) Sultan Abdülmecid’in 1871 yılında Sultan Abdülaziz’e yazdığı vasiyetnamede reformların ne derece önemli olduğu şu sözlerden anlaşılmaktadır:

”Avrupa ile daha güçlü ilişkiler kurmak zorundaydık. Avrupa’nın maddi çıkarlarını bizimkilerle özdeşleştirmek mutlaka zorunluydu. Ancak bu durumda İmparatorluğun bütünlüğü diplomatik bir hayal değil, gerçek olabilecekti. Avrupa devletlerinin ülkenin korunup savunmasında doğrudan ve maddeten ilgili olmalarını sağlarken İmparatorluğun yeniden canlandırılması ve zenginliklerinin geliştirilmesi için gerekli birçok ortaklığa girdik.”(2)

Bu doğrultuda atılan ilk adım maliye alanında olmuştur ve devlet teşkilatındaki yapılanmalar bütçe düzenlemeleri ile devam etmiştir. Sultan Abdülaziz’in üzerinde durduğu bir diğer önemli mesele ise İmparatorluğun içinde başlayan ve Avrupalı büyük devletlerin müdahale etmesi ile uluslararası bir sorun haline gelen başta Girit olmak üzere Hersek, Karadağ, Romanya ve Yunanistan sorunu olmuştur. Bu meseleler ile uğraşmak için öncelikle iç sorunları çözüme kavuşturmayı ve ardından Avrupalı büyük devletlerle dengeli bir politika izlemeyi seçen Sultan, Kırım Savaşı’ndan sonra Rusya’ya karşı Batılı devletler arasında kurulan cephede Osmanlı’nın da yer alması gerektiğini düşünüyordu. Buna mukabil donanma konusunda ciddi atılımlar yapmayı görev edindi. Bu atılımlar sonucunda Britanya ve Fransa’nın ardından dünyanın en büyük üçüncü donanmasına sahip olmayı başardı. Lakin devletin mali durumu iyi olmadığı için harcanan bu paralar ileride büyük sorunlara sebebiyet vermiştir.

Fransa’da 1848-1852 yılları arasında yapmış olduğu Cumhurbaşkanlığı sürecinin ardından tertiplediği darbe ile İmparator olarak taç giyen III. Napolyon’un Paris’te yapılacak Uluslararası Sanayi Fuarı’na daveti üzerine daha önce hiçbir Osmanlı hükümdarının yapmadığı Avrupa seyahatini gerçekleştirmiştir. III. Napolyon’un davetinin ardından gelen Britanya Kraliçesi Victoria’nın daveti de Sultan Abdülaziz’in Avrupalı büyük devletler ile izleyeceği siyaset için iyi bir ortam hazırlamaktaydı.

Maiyetinde bulunan Sadrazam Ali Paşa ve Hariciye Nazırı olan Fuad Paşa’nın da çabaları ile 21 Haziran 1867 tarihinde Ortaköy Camii’nde cuma namazı kılındıktan sonra saat dört gibi Beşiktaş Sarayı’nın önünde bekleyen Sultaniye Vapuru ile Paris’e yol almıştır. Bu davetin Britanya ve Fransa için çok önemli olduğu göze çarpmıştır çünkü iki imparatorluk, içerisindeki kalabalık Müslüman nüfus ile sorun yaşamaktaydı. Sultan Abdülaziz’in bu davete katılması Britanya’nın Hindistan’da; Fransa’nın da Cezayir’de yaşadığı sorunların önüne geçecek nitelikte görülüyordu çünkü Sultan Abdülaziz aynı zamanda İslam’ın halifesi idi. Sultan Abdülaziz ve maiyeti açısından bu gezinin önemi ise Rus Çarlığı’na karşı elini güçlendirmek ve Çar II. Aleksandr’ın Avrupa’da yaratmış olduğu ‘olumsuz Osmanlı’ algısını yok etmekti. Ayrıca Rusya yanlısı bir politika izleyen Fransa’dan, başta Girit olmak üzere yaşanan isyanlarda destek almak ve müttefiki ile diplomatik ilişkilerin iyi tutulması hedeflenmiştir.

Sultan’ın maiyetinde Veliaht Murad Efendi (V. Murad) ve diğer Veliaht Abdülhamid Efendi (II. Abdülhamid) ile Şehzade Yusuf İzzettin Efendi de bulunmaktaydı.

Davet neticesinde hareket eden Sultan, İstanbul’dan hareket ederek önce Çanakkale Boğazı’nda çift taraflı atılan top ateşi selamı ile karşılaştı ve boğazın hemen önünde bekleyen Fransız donanması eşliğinde 25 Haziran günü Sicilya’nın Messina limanına vardı. Messina’da üç gün geçirildikten sonra İtalyan filosu eşliğinde Fransa’nın Akdeniz’deki donanma merkezi olan Toulon’a doğru yola çıkıldı. Bu yolculuk sırasında Osmanlı’nın Floransa elçisi Rüstem Bey, Sultan Abdülaziz’i yatında ziyaret etmiştir.(3)

29 Haziran günü Toulon’a varan Sultan Abdülaziz ve maiyeti, Sultan’ın kendi besteleriyle karşılandı ve oradan Marsilya’ya geçildi. 30 Haziran günü Paris’e hareket eden Sultan, Lyon tren garında III. Napolyon tarafından karşılandı ve akabinde el sıkışan iki lider Tuileries Sarayı’na geçti. Sarayda İmparatoriçe Eugénie ile tanışan Sultan daha sonra konaklayacağı
Élysée Sarayı’na geçti. Seyahat sırasında Rus Çarı II. Aleksandr ile de tanışan Sultan, Rus Çarlığı ile Osmanlı Devleti’nin sıkıntılı olduğu bir dönemde böyle bir görüşme yaparak izlediği denge siyasetini göstermiştir.

Şehzade Murad Efendi’nin seyahatte ilgi odağı olduğu söylenmektedir. Akıcı bir Fransızcası olduğu gibi dans etmeyi bilen ve müziğe karşı ilgisi son derece göz önünde olan Murad Efendi’nin bu durumunun Sultan Abdülaziz’i rahatsız ettiği söylenir. Ancak bu iddia kanıtlanamamış bir şekilde tarihteki yerini almıştır.

Girit Sorunu seyahat sırasında III. Napolyon ile Hariciye Nazırı Keçicizade Fuad Efendi ile konuşulmuş lakin bir sonuca varılamamıştır. Tarihimizde önemli bir yere sahip olan ünlü ”Bu topraklar kanla alınmıştır ve ancak kanla verilir” sözü bu görüşmede Fuad Efendi tarafından III. Napolyon’a söylenmiştir. III. Napolyon, Girit hususunda her daim Sultan Abdülaziz ve maiyetindekilerden farklı düşünmüştür.

Paris’te konakladığı süre boyunca çeşitli balolara, davetlere ve tiyatrolara katılan Sultan Abdülaziz, Paris’ten 10 Temmuz günü III. Napolyon tarafından uğurlanmıştır. Boulogne limanından gemi ile Manş Denizi’ni geçerek Dover limanına doğru yol alan Sultan ve beraberindekiler, limanda Galler Dükü ve Veliaht Prens Edward (VII. Edward) tarafından karşılanmıştır. Daha sonra iki heyet Kraliçe Victoria ile görüşmek için Londra’ya ilerlemiştir. Britanya tarihi için önemi bir isim olan Kraliçe Victoria, günümüz tarihçileri tarafından ”Avrupa’nın Büyükannesi” olarak tanımlanmakta, dönemi ise ”Victorian Çağ” olarak tanımlanır. Eşi Prens Albert’ın 14 Aralık 1861 tarihinde vefat etmesi üzerine inzivaya çekilen Kraliçe, o tarihten sonra daima siyah kıyafet giymiş ve Buckingham Sarayı yerine Windsor Sarayı’nda oturmayı tercih etmiştir. (4)

Abdülaziz Han ve İmparator III. Napolyon

Sultan Abdülaziz, Kraliçe Victoria ile tanışarak Londra’da, tıpkı Paris’te olduğu gibi çeşitli davetlere ve balolara katıldı. Avam Kamarası’na katılıp yapılan müzakereleri dinledi. Veliaht Murad Efendi bu gezide de dikkat çekmeyi başardı ve adına davetler, balolar düzenlendi. Ancak bu baloların amacı Kraliçe Victoria’nın torunlarından biri ile Murad Efendi’yi evlendirmekti. Ancak Sultan Abdülaziz bu olası evliliğe sıcak bakmamış ve geziye devam etme kararı almıştır.

Donanmaya verdiği öneme binaen İngiliz tersanelerini gezen ve Kraliçe ile beraber donanmanın manevra kabiliyetini gören Sultan, bu durumdan etkilendi. Sultan’ın Britanya donanmasını bu kadar yakından takip etmek istemesi donanmanın yüksek gücü ile alakalıdır. Britanya Kraliyet Donanması Neptün’ün (Poseidon) üçlü uzun mızrağı ile temsil edilmektedir ve bu o dönemdeki deniz gücünün göstergesi olmuştur. Sultan Abdülaziz, Britanya’da en büyük hükümdarlara bile zor verilen Dizbağı Nişanı’nı bizzat Kraliçe Victoria’nın elinden almıştır.(5) Dönemin Başbakanı Lord Derby, Parlamento’da yaptığı konuşmasında bu ziyaretin önemine binaen şöyle demiştir:

“Al-i Osmanlı padişahı gibi şanlı bir hükümdarın ziyaretinden dolayı vatanı tebrik ederim”(6)

23 Temmuz günü Britanya’dan ayrılan Sultan Abdülaziz, Dover limanından Belçika’ya hareket etmiştir. Ertesi gün Kral II. Léopold ile görüşmesinden ve bir gün kadar Brüksel’de vakit geçirmesinin ardından Prusya seyahatine başlamıştır. Prusya daveti ona Paris’te iken Prusya’nın Paris Büyükelçisi tarafından gönderilmişti. Prusya’ya giden Sultan, I. Wilhelm ve Kraliçe tarafından bizzat karşılanmıştır. Aslında kendisi Berlin’e davet edilmiş lakin gitmemiştir. Görüşmeyi Prusya toprağı olan Koblenz’de yapmışlardır. 28 Temmuz günü ise Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun başkenti olan Viyana’ya giderek seyahate kaldığı yerden devam etmiştir. Tren yoluyla seyahat eden Sultan Abdülaziz, garda Franz-Joseph karşılaşmış ve kendisi ile yaptığı sohbetler neticesinde Viyana’da üç gün kalmıştır. 31 Temmuz günü Tuna Nehri üzerinden vapurla Macar Krallığı’nın başkenti olan Budapeşte’ye gitmiştir. Macaristan seyahati sırasında Macar soylularını ve önemli devlet bakanları kabul eden Sultan, 3 Ağustos günü imparatorluk içerisinde olan Vidin’e varmıştır.

Seyahat başkent İstanbul’a doğru devam ederken Romanya’nın Osmanlı
İmparatorluğu’ndan kopartılması sonucu yeni hükümdarı olan Prens Carol, Ruscuk’a gelerek Sultan Abdülaziz’i ziyaret etmiştir. Sultan Abdülaziz ertesi gün Varna’ya giderek yola çıktığı Sultaniye Yatı ile tekrardan 7 Ağustos günü İstanbul’a geri dönmüştür.

Yapmış olduğu bu seyahat neticesinde imparatorluğun prestijini korumuş ve denge siyasetini iyi bir biçimde devam ettirmeye çalışmıştır. İmparatorluk içerisindeki reformları hızlandırmış ve ülke genelinde sanat alanlarında önemli atılımlar yapmıştır ki açmış olduğu müzeler, sanat galerileri, modern okullar bunların örnekleri olmuştur. Kendisi son derece aydın, çağdaş bir hükümdar portresidir ve bu seyahatin hem kendi içinde hem de devlet içerisinde önemli bir yeri vardır.

Yazar: Behlül Ömer Bilen @behlulomerbilen

DİPNOTLAR:
(1) Nejdet Gök, Sultan Abdülaziz ve Dönemi Sempozyumu, ‘’Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati’nin Sonuçları ve Yansımaları’’, s. 128.
(2) Caroline Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, s. 411.
(3) Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Cilt 12, s. 37.
(4) Sarah Bradford, Dünyanın Sevgilisi Elizabeth, Kraliçe, Eş ve Anne, s.4.
(5) Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, Cilt 12, s. 38.
(6) Nejdet Gök, Sultan Abdülaziz ve Dönemi Sempozyumu, ‘’Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati’nin Sonuçları ve Yansımaları’, s. 132.


KAYNAKÇA:
Finkel, Caroline, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Timaş Yayınları, İstanbul,2017.
Öztuna, Yılmaz,”Sultan Aziz’in Avrupa Seyahati” Türkiye Tarihi, C.12, Hayat Yayınları, 1967.
İnalcık, Halil, Devlet-İ’Aliye ,Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, 3. Baskı, İş Bankası Yayınları, C.4, Ekim 2017.
Jorga, Nicolae, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Yeditepe Yayınevi, C.5, İstanbul 2009.
Kocatürk, Vasfi Mahir, Osmanlı Padişahları, 3.Baskı, Buluş Yayınevi, Ankara,1957.
Gök, Nejdet, ‘’ Sultan Abdülaziz’in Avrupa Seyahati’nin Sonuçları ve Yansımaları’’, Sultan Abdülaziz ve Dönemi Sempozyumu, C.5, 127-137., Ankara, 2014.

Yorumlar (2 Yorum)

  • Bilgilendirici bir yazı olmakla kalmayıp benim gibi konunun çok dışında olan birinin bile anlayacağı, dikkatini çekeceği şekilde yazılmış. Tebrik ederim

  • Cok basarili… Cok tarihi…Cok ust duzey…

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?