Osmanlı Tarihi

16.Yüzyıl Şair Tezkireleri

Özet Şairlerin hayat hikâyelerinden söz edip, eserlerinden örnekler verme şeklinde gelişen “şuarâ tezkireciliği”, ilk olarak İslam tarihçiliğinde Hz. Peygamberin hayat ve faaliyetlerinin incelenmesi ile başlamıştır. 12. yüzyıl sonlarına kadar Arapça olarak devam eden bu gelenek, müteakip yüzyıldan itibaren yerini Farsça örneklere bırakmaya başlamıştır. Farsça’da türün ilk örneğini Lübâbü’l-elbâb (y.1221) adlı eseriyle, Muhammed el-Avfî verdi. Avfî’den […]

Kazım Karabekir Mandacılığa Nasıl Çıkışmıştı?

Kazım Karabekir, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında, önemli bir rol oynar. Hatta kilit rol oynuyor desem, mübalağa yapmış olmam. Milli Mücadele döneminde, Batı cephesinin daha çok anlatılmasından olsa gerek, Kazım Karabekir de Doğu cephesinde kaldığı için, biraz örtülü kalır İnkılap Tarihinde. Milli Mücadele döneminde oluşan fikir akımlarında, mandayı zorunlu çare olarak görenler de […]

Harf Devrimi Tartışmaları

 Türkler, göçebe yaşamaları ve farklı halklarla sürekli iletişim içinde olmaları neticesinde tarih boyunca birçok alfabeyle dillerini yazıya dökmüşlerdir. Modern Türk alfabesi dışında, bu kullanılmış ya da kullanılan alfabelerden bilinenler; Orhun-Rünik alfabe, Brahmi yazısı, Uygur-Soğd alfabesi, İbrani alfabesi, Kumanların kullandığı Latin alfabesi (CodexCumanicus)[1], Yunan alfabesi, Mani yazısı, Ermeni-Mesrop yazısı, Gürcü-Kartvel yazısı, Kiril-Slav yazısı ve Arap alfabesidir. […]

Reis’ül-küttap Makamı

Re’isü’l-küttap; Divan-ı Hümayun’da yazı işleriyle uğraşan kalemlerin ve katiplerin başkanıydı.[1] Reisülküttaplar “erkan-ı devlet”ten değil “rical-i devlet”ten sayılıyorlardı.[2] Katiplik ve dışişleriyle ilgili islerini bu kalemler vasıtası ile yürütmekteydi. Devlete ait işleri çok iyi bildiğinden kendisine büyük önem verilirdi. Re’isü’l-küttap’ın yönetiminde dört kalem bulunmaktaydı. Bu kalemlerden üçü Divan-ı Hümayun Kalemleri olarak tanınan, şefleri Re’isü’l-küttab olmakla beraber Beylikçi’ye […]

Rumeli’nin Elden Çıkışı ve Abdülhamid Han Payitaht Yolunda

İslam dünyası, Osmanlılardan önce Roma İmparatorluğunu Bilâd-ı Rum veya Memleketü’l Rum olarak tanıyordu. Selçuklularla birlikte Türk hakimiyetine geçen Anadolu’da Rum ismi vaktiyle Bizans idaresinde bulunmuş olan Anadolu’yu gösteren coğrafi terim olarak kullanılmaya başlandı[1]. 12. yüzyıldan itibaren Anadolu’dan geçen Batılı gezginler Anadolu’ya; Turquemenie veya Turquie, Bizans İmparatorluğu’na tabii yerlere Romanie veya Romania demeye başladılar. Kısa süre […]