İttifaklar Sistemi’nin Çözülmesi ve II. Wilhelm’in Weltpolitik Siyaseti

Yazar: Fatih Karaman

Eylül 21st, 2020

Alman İmparatorluğu’nu 1871’deki kuruluşundan 1918’deki yıkılışına kadar iki dönemde incelemek mümkün: 1871’den 1890’a kadar süren Bismarck dönemi ve 1890’dan 1918’e kadar süren II. Wilhelm dönemi. İki dönem arasında ise fazlasıyla belirgin farklar mevcut. Bismarck döneminde daha ihtiyatlı, sağlam ve müzakereler üzerine kurulu bir dış politika izlendiğini görürken II. Wilhelm döneminde ise daha agresif ve kaba kuvvete dayanan bir politikanın izlendiğini görüyoruz. Bismarck döneminde Almanya Avrupa’yı domine eden bir güç iken II. Wilhelm döneminde ise yalnızlaşan ve buna bağlı olarak diplomatik olarak zayıflayan ve en sonunda yıkılan bir Almanya görüyoruz. Tüm bunlar, içinde bulunduğumuz sosyal medyada, Almanya’nın yıkılışından, Bismarck’ın politikalarını izlemediği gerekçesiyle II. Wilhelm’i sorumlu tutan popüler bir görüşün doğmasına sebep olmuş gibi görünüyor. Meseleye yalnızca Almanya açısından baktığımızda karşımıza böyle bir tablonun çıkması fazlasıyla muhtemel fakat Bismarck’ın kurduğu İttifaklar Sistemi içerisindeki devletlerin açısından baktığımızda da aslında bu popüler olan bu kanaatin doğru olmadığını görebiliriz. Bu yazıda da meseleyi biraz daha Almanya dışındaki aktörlerin, özellikle de Rusya ve İngiltere’nin gözünden inceleyerek Almanya’nın ve İttifaklar Sistemi’nin içinde bulunduğu çıkmaza dikkat çekmeyi amaçlıyorum.

II. Wilhelm’e ne kaldı?

Diplomatlar genel itibariyle, dana önce belirlenmiş ve o anda uygulanmakta olan bir dış politikayı idare ederler. Bu dış politika ise birçok iç ve dış etken tarafından, diplomatların elinde olmayan sebeplerce oluşturulur. Fakat Bismarck, 1871 yılında Avrupa’nın ortasında yeni bir devlet kurduğunda, bu yeni devlet ile birlikte sıfırdan yeni bir diplomasi geliştirdi. Yani Bismarck, daha önce hiçbir diplomata nasip olmamış bir imkâna, kendi devletinin diplomasisinin koşullarını kendi yaratma imkânına sahip oldu ve daha önce Bismarck dönemine ilişkin yazmış olduğum yazıda da gözlemleyebileceğiniz üzere bu şekilde kendisine sınırsız bir hareket alanı açtı.[1] Halefi II. Wilhelm ise Bismarck’ın aksine, önceden kurulmuş bir diplomasi üzerine hükümdar oldu.

Bismarck, 1890’da, iç siyasette kendini bir çıkmazda bulup istifa ettiğinde gerisinde çökmekte olan bir sistem bıraktı. İşte II. Wilhelm’in hükümdar olduğu diplomasi bu diplomasiydi. Bismarck’ın 1870’lerde kurmaya başladığı karmaşık ittifaklar sistemi temel olarak İtalya-Avusturya-Almanya arasında imzalanan Üçlü İttifak’a ve Fransa ile ittifak yapmaması için Rusya ile imzalanan teminat anlaşmasına bağlıydı. Bunun dışında fazla agresif davranmayarak, birbirleriyle pek çok yerde karşı karşıya gelen Rusya ve İngiltere gibi ülkelerin birbirlerine tehdit olmalarını sağlamak da Bismarck’ın diplomasi alanında uyguladığı temel ilkelerden biriydi.

II. Wilhelm, 1890’da tamamen gücü devraldığında ise Bismarck’ın kurmuş olduğu ittifaklar sistemi çökmek üzereydi; zira İtalya, Üçlü İttifak’a ilk beş yıldan sonra sıcak bakmamış ve Üçlü İttifak’ı, Almanya’dan ve Avusturya’dan tavizler elde ederek denizaşırı maceralarda ittifaktaki devletlerin desteğini elde etmiştir.[2] Almanya ile Rusya arasında ise “ne senle ne de sensiz” şeklinde ifade edebileceğimiz bir ilişki vardı. Bismarck Rusya’yı her zaman Almanya’ya yakın tutmaya çalışmış fakat iki ülke arasındaki ilişkiler genel olarak zayıflama eğiliminde olmuştu. İlk başta Rusya; Almanya, Avusturya ve Rusya arasında imzalanan fakat uzun ömürlü olmayan Üçlü İmparatorlar Ligi’nde (Dreikaiserbund) tutulmaya çalışıldı. Fakat bunda başarılı olunamadı ve Rusya’nın Almanya’dan uzaklaşmasını engellemek için Üçlü İmparatorlar Ligi yerine Almanya ile Rusya arasında 1887’de teminat anlaşması imzalandı. 1890’a geldiğimizde ise Rusya tarafında bu anlaşmayı imzalama taraftarları azalmaktaydı. Özellikle Fransa ile 1887’de yaşanan krizden sonra Fransız-Rus yakınlaşmanın söz konusu olması, Rusya’nın bu teminat anlaşmalarını imzalamak dışındaki seçenekleri de çoğaldı.[3] Fransa’yla ise, zaten Alsas-Loren’in Almanya tarafından 1871’de ilhak edilmesi sebebiyle ilişkiler her an gerilmeye müsaitti. İngiltere ise kamuoyunun etkisindeki ve denetimindeki bir parlamento tarafından idare edildiği için Bismarck’a güven vermiyordu.[4] Yapılan tüm anlaşmaların Avam Kamarası’nda oylanma zorunluluğu, İngiltere ile Bismarckvari bir gizli diplomasinin icra edilmesine engel teşkil ediyordu. Dolayısıyla Bismarck İngiltere ile anlaşma yapmaktan kaçınmış ve İngiltere’yi İttifaklar Sistemi’ne; İspanya, İtalya ve Avusturya gibi devletlerle yapılan Akdeniz Anlaşmaları aracılığıyla dahil etmiştir.[5] Almanya-Osmanlı ilişkileri ise Bismarck döneminde yeni yeni başlamaktaydı ve iki ülke arasında askeri modernizasyon programları yürütülmekteydi. Goltz Paşa gibi Büyük Savaş’ın mühim simaları bu dönemde Osmanlı’da görev yapmaya başlamışlardı.[6] Fakat her şeye rağmen, Bismarck için Osmanlı İmparatorluğu, II. Wilhelm için olduğu kadar önemli değildi. Feroze Yasamee’nin de ifade ettiği gibi Bismarck Osmanlı’yı, yalnızca kendi menfaatleri uğruna Avrupalıları üzerine salabileceği ve onları bu şekilde oyalayabileceği bir satranç taşı olarak görmekteydi.[7] Fakat II. Wilhelm’e geliştirmeye müsait ve müthiş bir ittifak kurma potansiyeli olan bir Alman-Türk ilişkileri bırakmıştı.

Dolayısıyla gördüğümüz üzere Bismarck gerisinde; İtalya ve Rusya ile pamuk ipliğine bağlı ve her gün zayıflamakta olan bir ittifak, Fransa ile her an herhangi sebeple gerilmeye müsait ilişkiler, İngiltere ile belirsizlik ilişkiler, Osmanlı’yla ise gelişmeye müsait ilişkiler bırakmıştı.

Bismarck’ın Üçlü İmparatorlar Ligi’ndeki nüfuzuna ilişkin İngiliz Punch mizah gazetesinin bir karikatürü.

Rusya’nın Almanya’dan Uzaklaşması

İki ülke arasındaki ilişkiler daha önce de belirttiğim gibi zayıflama eğilimindeydi ve 1875 gibi erken bir tarihte bile gerilmeye elverişli olduğunu göstermişti. Almanya’nın Fransa’ya saldıracağı dedikoduları Rusya’ya yayıldığında iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti ve başbakanlar Bismarck ile Gorçakov arasında, “İki Başbakan Savaşı” şeklinde mübalağa edilen tartışmalar yaşanmış ve iki ülke bu şekilde savaşın eşiğine gelmişti.[8] Daha sonraki yıllarda ise kurulacak olan birinci ve ikinci Üçlü İmparatorlar Ligleri başarılı olamayacak ve feshedilecekti.

Üçlü İmparatorlar Ligi’nin bozulmasına ve ilişkilerin her geçen yıl zayıflamasına rağmen, bu yıllarda Rusya’yı Almanya’ya bağlayan sebepler henüz ortadan kalkmamıştı. Rusya’yı Almanya’ya bağlayan temel sebep, Rusya’nın Almanya dışında müttefikinin bulunmaması şeklinde özetlenebilir. Zira Rusya, Avusturya ile Balkanlarda, İngiltere’yle ise Afganistan’da ve İran’da karşı karşıya gelmekteydi. Almanya bu açıdan hem İngiltere’ye karşı güvenilir bir müttefikti hem de Avusturya’yı Balkanlar’da dizginleyebilecek bir diplomatik unsurdu. Cumhuriyet Fransa’sı ise otoriter Rus Çarları için değerlendirilmeye değer bir seçenek dahi değildi.[9] Rusya kabaca bu sebeplerden ötürü Bismarck’ın İttifaklar Sistemi içerisinde yer edinebiliyordu. Rusya’yı Almanya’ya muhtaç bırakan bu etkenlerin sadece birinin ortadan kalkmasıyla bile İttifaklar Sistemi’nin çözülmesi başlayabilir ve 1875’teki gerginlik bir düşmanlığa dönüşebilirdi.

Çözülmeyi tetikleyecek ilk gelişme 1885 Doğu Rumeli Krizi oldu. Almanya bu krizle ilgilenmediğini ifade etmesine rağmen Almanya’nın Viyana Büyükelçisinin yazdığı iddia edilen ve Prens Ferdinand’ı, eğer Bulgaristan tahtına çıkarsa Almanya’nın kendisini Rusya’ya karşı destekleyeceğini ifade eden bir mektup Fransızlar tarafından Ruslara iletildi.[10] Bu gelişme, zaten Almanya’dan ve Bismarck’tan pek hazzetmeyen Çar III. Alexander için artık Fransa’nın da diplomaside bir seçenek haline gelmesine yol açtı. Hatta devam eden yıllarda Fransa Rusya’ya bir çeşit Fransız-Rus iş birliği anlaşması bile teklif etti.[11] Fakat her şeye rağmen Rusya için Almanya hala Fransa’ya tercih edilebilecek bir müttefikti. Dolayısıyla Fransa’nın Rusya’yla iş birliği yapma girişimleri o dönem için havada kaldı. Almanya ile teminat anlaşmasının imzalandığı 1887 yılında bu iki ülke arasında yeni bir kriz daha patlak verdi. III. Alexander, Batı Rusya’da bir toprak reformu gerçekleştirerek yabancıların toprak sahibi olmalarını yasakladı. Bu hamle Berlin’de, Batı Rusya’daki toprak sahiplerinin genelinin Alman olması sebebiyle Almanya’ya karşı yapılmış bir hareket olarak algılandı. Rusya’nın bu hamlesine karşılık Alman bankaları ve borsası bir daha Rusya ile çalışmayacağını ifade etti ve Rus-Alman ekonomik ilişkileri zayıfladı.[12] Rusya açısından Alman bankalarının boşluğunu ise Fransız bankaları doldurdu. İçinde bulunduğu yalnızlıktan kurtulmak isteyen Fransa ise Rusya’ya karşı cömert davrandı. Karşılıklı iyi niyet ile başlayan ilişkiler 1889 yılında Fransa ile Rusya arasında gerçekleşecek silah ticaretine kadar ilerledi ve 1892’de Fransız-Rus Askeri Anlaşması’na kadar da ilerleyecekti. [13] 1904’e geldiğimizde ise bu ikilinin birbirine olan bağı o derece ilerlemiş olacaktı ki Fransız bankalarının kredileri, Rusya’nın borçlarının %75’ini oluşturacaktı.[14]

Çözülmenin diğer ve kanaatimce en önemli ayağını da Rusya’nın tercih etmiş olduğu ekonomi politikası oluşturuyor. Rus Maliye Bakanı Sergei Witte’nin, ulusal bir ekonomi yaratmak ve Rus ekonomisini güçlendirmek adına, ünlü bir Alman iktisatçı olan Friedrich List’in korumacılığı ve sanayi atılımlarını öneren ekonomi politikasını tercih etmesi, Rus-Alman iktisadi ilişkilerinin tamamen bozulmasına yol açmıştır. Zira iktisadi olarak önemli ölçüde Almanya’ya bağlı olan Rusya’nın artık Almanya’ya karşı yüksek gümrük vergileri uygulaması ve kendi sanayisini inşa etmeye başlaması iki ülke arasındaki iktisadi yakınlığı olumsuz etkileyecek ve iki ülke arasında nispeten ticaret savaşı diyebileceğimiz bir iktisadi ilişkinin doğmasına sebep olacaktır. İktisadi koşulların siyasi koşulları tayin ettiğine inanan biri olarak Rusya’nın bu hamlesinin, önümüzdeki bölümde ifade edeceğimiz olaylarla birlikte Almanya’dan kesin kopuşu tayin ettiği kanaatindeyim.

Görüldüğü üzere, Rusya’yı İttifaklar Sistemi’ne bağlayan sebepler daha Bismarck iktidardayken; 1885, 1887 ve 1889 yıllarındaki krizlerle ortadan kalkmaya başlamıştı. Üstelik diplomatik hadiselerden daha derinde yatan ve ülkelerin kaderlerini diplomatik hamlelerden daha kesin bir şekilde tayin eden iktisadi gelişmeler de Rusya’nın Almanya’dan uzaklaşmaya başladığını, dolayısıyla İttifaklar Sistemi’nin çözülmeye başladığını işaret etmekteydi. Fransa, Rusya’ya karşı dostane yaklaşımıyla Bismarck tarafından hapsedildiği yalnızlıktan kurtulmayı başarmış, Rusya ise Almanya’ya alternatif bir müttefik bulmuştu.

İngiliz – Rus Yakınlaşması

İngiltere’nin 19. yüzyıldaki genel tutumu, Lord Palmerston’un deyişiyle “Ne ebedi müttefikimiz, ne de devamlı düşmanımız vardır.” şeklinde özetlenebilir.[15] Almanya’nın Fransa’yı yalnız bırakmak üzerine kurulu diplomasinin aksine İngiltere’nin diplomasiye bakışı daha farklıydı. 1815’te Viyana’da kurulan güçler dengesini korumak İngiltere’nin 19. yüzyıldaki temel amacıydı. Halihazırda devam eden istikrar döneminin muhafazası, İngiliz ticareti için fevkalade önemliydi ve İngiltere’nin tüm diğer politikaları ise bu ticaretin korunması çerçevesinde anlam kazanıyordu. Hatta başlatmış olduğu Afyon Savaşı gibi savaşların bile amacı ülkenin ticari çıkarlarını korumaktı.[16] Bu çıkarlar doğrultusunda İngiltere, başta Rusya ile çeşitli bölgelerde karşı karşıya geldi.

Rusya, gerek Hindistan’daki gerekse de Akdeniz’deki İngiliz çıkarlarını tehdit edebilecek büyük tehditti. Bu bölgeler etrafında İngiltere ve Rusya 19. yüzyıl boyunca sürekli olarak zaten karşı karşıya gelmişlerdi. Kavalalı Krizi sırasında Osmanlı üzerinden karşı karşıya gelen iki devlet İngiltere ve Rusya’ydı.[17] 93 Harbi’nden sonra Rusya ile Osmanlı arasında imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın Berlin Kongresi’nde revize edilmesi, büyük ölçüde İngilizlerin diretmesiyle olmuştu. Nitekim kongrenin kazanımlarını bozması muhtemel olan Doğu Rumeli Krizi gibi krizlerde de karşı karşıya gelen devletler başlıca Rusya ve İngiltere’ydi.[18]

İki ülkenin sürekli olarak karşı karşıya kaldığı mesele olan Akdeniz meselesi, İngiltere’nin Berlin Kongresi öncesinde Kıbrıs’ı alarak Akdeniz’deki çıkarlarını kendi kendine korumaya başlamasıyla büyük ölçüde sona erdi.[19] Zira bu konuda artık Osmanlı’yı desteklemek zorunda kalmayan İngiltere, Rusya ile Akdeniz’de daha az karşı karşıya geldi. İngiltere ve Rusya’nın birbirlerine karşı gardlarını indirmelerine sebep olan süreci başlatan esas hadise ise 1905 Rus-Japon Savaşı oldu.  Bu yıla kadar iki ülke arasındaki krizler genel itibariyle karşılıklı ödünler verilerek ertelenmekteydi ve hala birbirlerine karşı tehdit oluşturmaktaydılar. İngiltere, Rusya’yı Uzak Doğu politikasında kısıtlamak için Japonlara destek verdi.[20] Rusya ise İngiltere’yi İran ve Afganistan üzerinden tehdit etmekteydi.[21] Rusya’nın Japonya karşısında uğradığı sürpriz hezimet ve Rusya’da yükselen devrimci hareket, bu tarihten sonra Rusya’yı daha ılımlı ve uzlaşmacı bir dış politika izlemek zorunda bırakmış ve bu doğrultuda da İngilizler ile anlaşmaya sevk etmişti.[22] 1907’de yapılan anlaşmayla birlikte İran ve Afganistan’da tampon bölgeler kuruldu ve bu tampon bölgeler, bir daha gündeme gelmeyecek şekilde, Rusya ile İngiltere arasında sınır teşkil etti.[23] Rusya’nın, zayıflığı sebebiyle boğazlar da dahil olmak üzere[24] pek çok konuda ılımlı hale gelmesi ve İngiltere’yle uzlaşmaya yanaşmasıyla birlikte İngiltere’nin Rusya’dan yana olan korkusu büyük ölçüde son buldu.

ABD ve İngiltere’nin, Japonya’yı Rusya’ya saldırması için teşvik etmesini konu alan bir karikatür.

İtalya ve Üçlü İttifak

İtalya’yı, Üçlü İttifak’a iten ve ardından Üçlü İttifak’tan ayrılmasına sebep olan etkenleri, daha önce yazmış olduğum “İtalya ‘Dönek’ mi?” başlıklı yazımda uzun uzun incelemiştim. Dolayısıyla burada konuyu aynı derinlikle işlemekten ziyade yalnızca İttifaklar Sistemi’nin çözülmesine işaret edeceğim.[25]

İtalya’nın Üçlü İttifak’a bakış açısı Bismarck’ın bakış açısından daha farklıydı. Bismarck, Avusturya ile İtalya arasında gerilime sebep olacak meselelerde iki taraf arasında arabuluculuk yaparak İtalya’yı kendisine yakın, Fransa’ya da uzak tutmaya çalışmıştı. Fakat İtalya Üçlü İttifak’ı yayılmacı maceralarına destek bulabileceği bir ittifak olarak görüyordu. Nitekim 1882’de imzalanan ilk Üçlü İttifak anlaşması; ilerleyen yıllarda İtalya’yı ittifakta tutmak için git gide İtalya’yı denizaşırı maceralarda desteklemeyi taahhüt edecek şekilde yenilenecekti.[26]

Bismarck, İtalya’nın Üçlü İttifak’ı denizaşırı maceralarında kullanabileceği bir araç olarak gördüğünün farkında olarak, Almanya ile Fransa arasında herhangi bir savaş vuku bulduğunda, İtalya’nın en azından tarafsız kalmasını sağlamayı amaçlıyordu. Kendi deyimiyle amacı; “…İtalya’nın kuvvetlerini kendi tarafımıza kazanmaktan ziyade, Avusturya’nın kuvvetlerini tasarruf etmekti”.[27] 1914’e gelindiğindeyse İtalya’nın olası bir savaşta nasıl bir tutum sergileyeceği kesinleşmişti. Kayzer II. Wilhelm’in deyişiyle:

“İncil’de der ki, hiç kimse iki efendiye birden hizmet edemez. Hele üç efendiye asla! Fransa, İngiltere ve Üçlü İttifak, işte bu kesin olarak imkansızdır. İtalya’nın İngiliz-Fransız grubunda yer alması çok muhtemeldir.”[28]

Almanya dışındaki diğer devletler arasında sorunlar bir bir çözülürken, eski düşmanları “müttefikler” haline getiren başka bir sebep daha vardı: Weltpolitik.

II. Wilhelm Dönemi Alman Diplomasisi: Weltpolitik

Bismarck, kurduğu ittifaklar sistemini bir dizi çelişkiler üzerine inşa etmişti. Bu çelişkilerle dolu karmaşık sistemi idare edebilmek ise yalnızca kendisine mahsustu. Fakat her şeye rağmen idare biçimi kusursuz değildi. Nitekim yukarıda ifade ettiğim gibi çözülme kendisi iktidardayken çoktan başlamıştı. İttifaklar Sistemi ile Avrupa’nın iplerini eline alan Almanya, bu sistemin çözülmesi halinde farklı araçlarla yine aynı ipleri eline almalıydı. Kayzer II. Wilhelm ve imparatorluğun kodamanları bu çözülmenin ve farklı bir yöntemin gerekliliğinin farkındalar mıydı bilemeyiz fakat yaptıkları şey tam olarak müzakere ve diyalog yönteminin diplomasideki ağırlığını, tıpkı Bismarck’ın 1862’de yaptığı gibi “kan ve demir” ile doldurmaktı. Bu doldurma ise şüphesiz başta İngiltere olmak üzere diğer komşularını da endişelendirecekti.

 Almanya, 1914’e doğru ilerlerken gerek ihracat açısından gerekse de dünya üretimindeki payı açısından İngiltere’yi çoktan geride bırakmıştı.[29] Bunların başarılmış olması, üretimi karşılayacak talebin Wilhelm döneminde sömürgelerden ve diğer ülkelerle olan ticari bağlar sayesindeydi. Almanya’nın ekonomik olarak İngiltere’yi pek çok parametrede geçmesini bir kenara bırakırsak, yüksek hacimdeki ticaretin aynı zamanda güçlü bir donanmaya da gereksinim duyması, Almanya’nın içinde bulunduğu başka bir çıkmazı oluşturuyordu. Zira Alman donanması doğal olarak Kuzey Denizi’ni üs olarak kullanacağından, kurulan büyük donanmanın limana demirlenmiş olması bile Britanya adalarını tehdit edecekti.[30] Hindistan ticareti yolundaki Akdeniz’in güvenliği için bile yıllarca Rus karşıtı politikalar izlemiş ve gerektiğinde de savaşa girmekten çekinmemiş İngiltere’nin şimdi direkt olarak Britanya’yı tehdit edecek bir hamle karşısında takınacağı tutumu hemen hemen tahmin edebiliriz: Daha fazla silahlanmak. Denizde karşılıklı silahlanmaya sebep olan bu olayı engellemek için iki ülke arasında silahsızlanma anlaşmaları yapılmaya başlanmışsa da bu mesele çözülememiştir[31] ve Donanma Krizi, İngiltere’nin Almanya aleyhinde politika izlemesine sebep olan önemli bir etken olarak 1914’e kadar devam edecektir.

Komşularını Almanya karşısında birleştirebilecek bir diğer etken ise, Almanya’nın, artık doğu ile ilgilenmeye ve Bismarck’ın net olmayan tutumunun aksine net ve sistematik bir politika geliştirmeye (Ostpolitik) karar vermesiydi. Bu doğrultuda, halihazırda Bismarck tarafından başlatılan Osmanlı ordusunu modernize etmeyi amaçlayan politika II. Wilhelm tarafından ilerletilerek bambaşka bir boyuta, Osmanlı Devleti’ni “İslam dünyasının Prusyası” yapma seviyesine taşındı.[32] Bismarck’ın uyguladığı Osmanlı politikası, yalnızca Osmanlı’ya silah ihracı yaparak Alman silah sanayisini desteklemek üzerine kuruluydu.[33] II. Wilhelm dönemindeyse hem bu silah ticaretinin hacmi arttırıldı hem de Osmanlı İmparatorluğu üzerinde bir çeşit nüfuz bölgesi oluşturulmaya çalışıldı. Bu nüfuz bölgesi ise en çok Bağdat Demiryolu Hattı ile somutlaşıyordu.

Türk-Alman yakınlaşmasına dikkat çeken Fransız  L’Illustration Dergisi’nin kapağına işlenen ve Kayzer II. Wilhelm ile Sultan II. Abdülhamid’i kol kola tasvir eden bir karikatür, 1889.

            Osmanlı’yla yapılan silah ticareti ve ordu modernizasyonu için Osmanlı’da görev yapan Alman subaylar en çok Rusya’yı ürkütmekteydi. Zira bu yolla hem Osmanlı ordusu güçleniyor, hem de boğazlardaki Alman egemenliği artıyordu. Boğazların Osmanlı gibi zayıf bir devletin elinden Almanya gibi bir güçlü devletin eline geçmesi de şüphesiz Rusya’yı endişelendiriyordu.[34] İstanbul’dan Bağdat’a, hatta oradan da Basra’ya kadar uzatılacağı söylenen bir demiryolu hattı -İlber Ortaylı’nın deyimiyle “Alman Koridoru”[35]– ise İngiltere tarafından Hindistan ticaretinin güvenliğine ilişkin fazlasıyla kayda değer bir tehdit olarak algılandı.[36] Çıkarlarını tehdit eden Rusya’yı müzakereleriyle dizginlemiş olan İngiltere bu kez de çıkarlarının Almanya tarafından tehdit edilmesiyle karşı karşıyaydı. Fakat bu sefer karşısındaki güç ne zayıftı ne de müzakere yoluyla dizginlenebiliyordu.

 II. Wilhelm’in Günahları

Almanya, 1880’lerden 1914’e kadar yukarıda ifade ettiğim çıkmazın içerisindeydi. Almanya güçleniyor, rakipleri ise birbirleriyle olan sorunlarını birer birer çözüyordu. Bismarck bile rakiplerinin yakınlaşmasını önleyememişti, ancak geciktirebilmişti. Bu doğrultuda, II. Wilhelm’i Bismarck’ın siyasetini izlememekle eleştirmenin yersiz olacağı kanaatindeyim. Zira ortada hem Bismarck’ın bile engel olamadığı bir sorun vardı hem de II. Wilhelm Bismarck değildi. Fakat yine de II. Wilhelm günahsız değildi. Zira müzakere ve diyalog yönteminin ağırlığını ordu ve donanmayla doldurmaya odaklı seçilen siyaset, Almanya’nın rakipleri arasındaki yakınlaşmayı hızlandıracak biçimde agresifti. Kissinger’ın deyimiyle “sorun çıkarmakta ne kadar başarılıysa, onları sonuçlandırmada da o kadar başarısız” olan Kayzer II. Wilhelm, eline gelen kartları fevkalade başarısız oynadı.[37] Kayzer, elindeki kartları daha iyi oynansaydı neler olurdu bilemeyiz fakat bu şekilde oynaması, rakiplerini en büyük tehdidin Almanya olduğuna inandırmış ve Almanya aleyhinde birleşmelerini hızlandırmıştı. Somut bir örnek olarak 1904 yılında yaşanan Birinci Fas Krizi’nin, Weltpolitik’in agresif niteliğinin yol açtığı sıkıntıları gözler önüne serdiğini düşünüyorum. Zira Kayzer’in Fas’ı ziyaret etmesiyle başlayan bu kriz Fransa’da hükümetin düşmesine sebep oldu. Hatta II. Wilhelm durumdan o kadar memnundu ki Şansölyesi Bülow’a Prens (fürst) unvanını vermişti. Fakat Almanya’nın krizde rakibine üstün gelmesi, krizin hemen akabinde toplanan Algersiras’ta toplanan konferansta Almanya’nın yalnız kalmasına, Fransa ile İngiltere’nin ise yakınlaşmasına sebep oldu.[38] Weltpolitik’in, Fas Krizi’nde de gördüğümüz üzere agresif bir şekilde uygulanması Büyük Savaş’a kadar Almanya’yı aynı yalnızlığa mahkûm bıraktı.

Sonuç

Genelde Bismarck’tan bahsettiğimizde, Bismarck’ın fevkalade bir diplomasi örneği sergilediği ifade edilir. Almanya’nın Birinci Dünya Savaşı’ndaki hezimetine ilişkin ise müsebbip olarak II. Wilhelm ve onun Bismarck ile uyumlu olmayan dış politikası gösterilir. Kimilerine göreyse 1890-1914 yılları arasında Almanya’nın politika icra etmekte başarısız olması, Henry Kissinger’ın da ifade ettiği gibi Bismarck’ın bir hatasıdır. Zira Bismarck Alman ulusunu, kurduğu karmaşık ittifaklar sistemi ile, her yeni kuşakta, bu karışık ittifaklar sistemini başarıyla icra edebilecek kabiliyette büyük bir devlet adamı çıkarmaya zorlamıştır.[39] Başka bir deyişle Almanya gemisinin dümenini, yalnızca kendisi gibi “büyük” birinin kullanabileceği bir şekilde tasarlamıştır.

Tüm bu görüşlerin haklılık payı olsa bile bu yazıda da gördüğümüz üzere, Bismarck sonrası dünya diplomasisi, Bismarck zamanındaki diplomasiden çok daha büyük bir alana yayılmıştır ve Almanya’nın isteği dışında pek çok olay, Almanya’nın birbirine düşmüş düşmanlarını uzlaştırarak onları Almanya’ya aleyhinde birleşmeye teşvik etmiştir. Kanaatimce, II. Wilhelm’in başarısız politikasının sebep olduğu şey; halihazırda var olan ve giderek harlanmakta olan bir yangını daha fazla harlamaktı. Onu başlatmak değildi.


Dipnotlar:

[1] Bismarck dönemindeki Alman diplomasisini daha önce World War Türkiye’ye yazmış olduğum yazıdan ayrıntılı olarak okuyabilirsiniz: https://wwturkiye.org/bismarck-donemi-alman-diplomasisi-1871-1890/ Daha önce bu konuda yazdığım için Bismarck dönemine ilişkin burada yalnızca konunun bizi ilgilendirdiği kadar bahsedeceğim.

[2] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, Free Press, ?, sayfa 59

[3] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik Kitap, 2019, sayfa 376 ve 388

[4] Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II, sayfa 310

[5] Jonathan Steinberg, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015, sayfa 506

[6] Faruk Yılmaz, Yirminci Yüzyıl Başlarında Türk-Alman İlişkileri, Golç Paşa’nın Hatıratı, İz Yayıncılık, 2012, sayfa 9

[7] Feroze Yasamee, Abdülhamid’in Dış Politikası, Kronik Kitap, 2018, sayfa 109

[8] Edward Crankshaw, Bismarck, Macmilan London Limited, 1981, sayfa 354

[9] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 393

[10] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 72

[11] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 393

[12] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 106 ve 107

[13] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 395-6

[14] Onur İşçi ve Onur Önol, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), Kronik Kitap, 2019, sayfa 146

[15] Henry Kissinger, Diplomasi, İş Bankası Kütür Yayınları, 2018, sayfa 88

[16] Eric J. Hobsbawm, Devrim Çağı, Dost Kitabevi, 2016, sayfa 121

[17] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 215

[18] Feroze Yasamee, Abdülhamid’in Dış Politikası, sayfa 202

[19] Henry Kissinger, Diplomasi, sayfa 147

[20] Onur İşçi ve Onur Önol, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), sayfa 122

[21] Eric J. Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, Dost Kitabevi, 2017, sayfa 339

[22] Onur İşçi ve Onur Önol, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), sayfa 228

[23] Eric J. Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, sayfa 68

[24] Onur İşçi ve Onur Önol, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), sayfa 230

[25] İlgili “İtalya ‘Dönek’ mi?” başlıklı yazıyı https://www.tarihakli.com/italya-donek-mi/ bağlantısına tıklayak okuyabilirsiniz.

[26] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 59

[27] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, sayfa 59

[28] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 451

[29] Eric J. Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, sayfa 57 ve 62

[30] Eric J. Hobsbawm, İmparatorluk Çağı, sayfa 345

[31] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 468

[32] Mustafa Çolak, Alman İmparatorluğu’nun Doğu Politikası Çerçevesinde Kafkas Politikası (1914-1918), Türk Tarih Kurumu, 2014, sayfa 52

[33] Naci Yorulmaz, Büyük Savaşın Kara Kutusu, Kronik Kitap, 2018, sayfa 52

[34] Onur İşçi ve Onur Önol, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), sayfa 255

[35] İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap, 2018, sayfa 111

[36] İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, sayfa 117

[37] Henry Kissinger, Diplomasi, sayfa 184

[38] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, sayfa 460

[39] Henry Kissinger, Diplomasi, sayfa 129

Kaynakça:

ARMAOĞLU Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Kronik Kitap, 2019

BISMARCK Otto von, Düşünceler ve Hatıralar II, Milli Eğitim Bakanlığı, 1991

CRANKSHAW Edward, Bismarck, Macmillan London Limited, 1981

ÇOLAK Mustafa, Alman İmparatorluğu’nun Doğu Politikası Çerçevesinde Kafkas Politikası (1914-1918), Türk Tarih Kurumu, 2014

FAY Sidney Bradshaw, The Origins of the World War, The Free Press, 1966

HOBSBAWM Eric, İmparatorluk Çağı, Dost Kitabevi, 2017

HOBSBAWM Eric, Devrim Çağı, Dost Kitabevi, 2016

İŞÇİ Onur ve ÖNOL Onur, Rusya İmparatorluğu’nun Çöküşü: Harp Yahut İhtilal (1881-1917), Kronik Kitap, 2019

KISSINGER Henry, Diplomasi, İş Bankası Kültür Yayınları, 2018

ORTAYLI İlber, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap, 2018.

STEINBERG Jonathan, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, 2015

YASMEE Feroze, Abdülhamid’in Dış Politikası , Kronik Kitap, 2018

YILMAZ Faruk, Yirminci Yüzyıl Başlarında Türk-Alman İlişkileri, Golç Paşa’nın Hatıratı, İz Yayıncılık, 2012

YORULMAZ Naci, Büyük Savaşın Kara Kutusu, Kronik Kitap, 2018

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?