İpek Yolu’nun Asya Hunları ve Türk Kağanlığı Açısından Önemi

Yazar: Enes Adıgüzel

Kasım 24th, 2021

Giriş

Doğrudan veya dolaylı olarak topluluklar arasındaki etkileşim insanlık tarihinin kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bu gerçek çerçevesinde topluluklar arasında kimi zaman çatışmaların olduğu yıkıcı bir etkileşim meydana gelirken kimi zaman da belirlenmiş bir hat üzerinden ticari ve kültürel münasebetlere de tanıklık etmekteyiz. Aslında birbiriyle bağlantılı olduğu için savaş ve barış dönemlerindeki bu iki olguyu birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bu nedenle ticaret yolları önemini korudukça toplulukların birbirleriyle çekiştiği sahalar olmuştur. İpek Yolu’nu merkeze alan bu yazıda iktisadi ve kültürel zenginliğin akıp gittiği bir ticaret yolunun Asya Hun Devleti ve Türk Kağanlığı açısından nasıl bir öneme sahip olduğu incelenecektir. Böylesine geniş bir konuyu sınırlandırmak adına siyasi çatışmalara olabildiğince az değinilecektir.

İpek Yolu ve Güzergâhları

Asırlar boyu doğu ve batı dünyası arasında iktisadi ve kültürel etkileşimi sağlayan bu yol Roma, İran, Hint ve Çin gibi dönemin önemli merkezlerini birbirine bağlamaktaydı. Yakın olmaları sebebiyle Roma, İran ve Hindistan arasında doğrudan bir etkileşimin varlığı söz konusu iken aynı durum uzaktaki Çin için pek de geçerli değildir. İran ve Hint merkezlerini Çin ile bağlayan İpek Yolu vahalarda tarımcılıkla uğraşan şehir devletleri üzerinden geçmekteydi. Dolayısıyla bu merkezlerle etkileşim vahalardaki şehir devletleri aracılığıyla dolaylı olarak sağlanmaktaydı. Bu nedenle Han ve Tang gibi Çin’de kurulmuş hanedanlar için bu şehir devletlerinde hâkim olmak İpek Yolu’nda egemen konumu korumak ile eşdeğerdi.

Deniz İpek yolu bizim konumuzun dışında olacağı için kara İpek Yolu’nun geçtiği güzergâhlar hakkında bahsedelim. Dönemin siyasi unsurlarının güç çatışmaları sonucu birçok kez güzergâh değişikliğine uğramış olmasına rağmen genel hatlarıyla bir kara İpek Yolu güzergâhı çizilebilmektedir. Özkan İzgi’ye göre kara İpek Yolu Kuzey, Orta ve Güney olmak üzere üç kola ayrılmaktaydı. Kuzey yolu Gansu’dan başlayıp Gobi Çölü, Kumul, Barköl, Cungarya, Balkaş Gölü, Talas ve Sirderya hattını izleyerek Anadolu’ya ve Avrupa’ya kadar ulaşmaktaydı. Orta yol Gansu’dan başlayıp Turfan, Karaşar, Tanrı Dağları, Fergana, Semerkand, Buhara ve Merv üzerinden İran’a ulaşmaktaydı. Güney yolu ise yine Gansu eyaletinden başlayarak Hoten, Yarkend, Pamir Dağları, Bedehşan ve Gazne topraklarından geçerek Hindistan’a ulaşmaktaydı.[1] İpek Yolu’nun orta ve güney kolları Kaşgar’da kesişmekteydi. İpek Yolu olarak sadece bu iki kolun var olduğu üzerine görüşler de mevcuttur.[2]

Ek 1

Kervanların farklı ticaret mallarıyla gidip geldiği bu yol neden İpek ile bütünleşmiştir? Muhtemelen bu durum ipeğin doğu ve batı arasındaki ticaretin en eski göstergesi olmasıyla alakalı olmalıdır. M.Ö. 53 yılında Romalılar ve Partlar arasında meydana gelen Carrhae savaşında görülen parlak renkli altın işlemeli bayraklar ve Augustus’un ölümünden sonra ipeğin yalnızca kadınlar tarafından kullanımına izin verilmesi ipek varlığının batıdaki ilk yansımaları olarak düşünülmektedir. Batıda ipek üretimine dair ilk bilgilere ancak VI. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nda rastlanılmaktaydı.[3] İpek üretimi daha çok doğuya, özellikle Çin’e has bir özellik taşımaktaydı. Grekçe İpek anlamına gelen Seres de aslında Çin’e işaret etmektedir. Zira batı için burası “Seres Ülkesi” olarak tanımlanmaktaydı. Yabancılar için altın değerinde olan İpek dönemin Çin hanedanları için de sosyal statü göstergesi ve aynı zamanda bir vergi koluydu. Bu ticaret yolunun eski dönemlerde nasıl adlandırıldığı konusu bilinmemektedir fakat şu bir gerçektir ki İpek Yolu kavramı XIX. yüzyılda ilk kez Ferdinand von Richthofen tarafından ortaya atılmış ve günümüze kadar da kullanılagelmiştir.[4]

İpek Çin’de çok eski devirlerden beri bilinen ve üretilen bir şeydi. İpek buradan kara ve deniz yoluyla batıya ihraç edilmekteydi. Fakat doğrudan ihracatın da bazı sınırları bulunmaktaydı. Deniz yoluyla ancak Seylan’daki(Sri Lanka) limanlara kadar götürülebilen ipek kara yoluyla da batıda ancak Türkistan sınırına kadar ulaştırılabilmekteydi. Buralardan itibaren ya limanlardaki tüccarlar yoluyla ya da şehir devletleri üzerinden Soğd ve Eftalit gibi topluluklar aracılığıyla ipek ticareti batıya aktarılabilmekteydi.[5] Bu bakımdan tarihin eski dönemlerinde doğu ve batı arasındaki ticarette aracı toplulukların payı büyük olmuştur.

Asya’daki Göçebeler Açısından İpek Yolu

Eskiçağ ve Ortaçağ’da Orta Asya’da yer alan şehir devletleri Maveraünnehir ve Tarım Havzası’nda yoğunlaşmaktaydı. Vahalarda uyguladıkları tarımcılık ve ticaret yolları üzerinde olmalarına karşın hayvancılık ve askeri güç bakımından yetersiz olmaları bu şehir devletlerinin karakteristik özellikleri arasındaydı. Göçebelerde ise durum farklıdır. Yaşamış oldukları coğrafyanın zorlu şartları onları yoğun bir tarımcılıktan mahrum bırakmış, buna karşılık bozkırlarda at ve demirin sağlamış olduğu askeri gücü ve iktisadi hayatta hayvancılığı ön plana çıkartmıştı. Vahalardaki şehir devletlerinde yaşayanlar soğuktan korunmak için kürke ve yünlü elbiselere, beslenmek için et ve hayvansal ürünlere, askeri bakımdan da atlara ihtiyaç duyarlardı. Göçebeler ise üretemedikleri tarım, giyim ve zanaat ürünlerini bu şehir devletlerinden tedarik etmekteydi. Birbirine zıt yaşam tarzlarına rağmen göçebelerle yerleşikler bir gereklilik olarak simbiyotik bir ilişkiye sahiplerdi. Bu ilişki sonucu ortaya çıkan ulaştırma ve pazarlama kanallarıyla bu iki farklı toplum diğer halklarla da ticari ve kültürel etkileşim içerisindeydi.[6]

Bunun dışında göçebe yaşam tarzı ile boy düzeninin getirdiği dinamik yapı Hunları ve Göktürkleri diğer yerleşik topluluklara karşı baskın kılan özellikler arasındadır. Boylar birliği devlete siyasi, askeri ve iktisadi güç sağlamış, böylece bir devlet oluşturmak için gerekli büyük atılım elde edilebilmişti. Fakat elde edilen bu gücün ikmalinin istikrarlı bir şekilde göçebelerin kendi bünyesinde sağlanabilmesi mümkün değildir. Büyük atılımlar büyük ikmalleri zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle devletin ve toplumun gücünü ikmal edebilmek açısından ticaret yollarıyla bağlantı kurmak, yerleşik dünya ile ticaret yapmak gereklidir. Ticaret yollarına ve yerleşik toplumlara olan uzaklık iktisadi ve kültürel anlamda bir soyutlanmaya yol açmaktadır diyebiliriz.

Göçebelerin İpek Yolu üzerindeki topluluklarla olan ticareti iki türlüydü. Yerleşik topluluklarıyla yapılan takas bunlardan biriydi. Göçebelerle yerleşiklerin farklı ekolojik bölgelerde yaşıyor olmaları ve aradaki uzun zorlu mesafe onlar arasındaki ticareti zorlaştıran unsurlardandı. Zorlu iklim ve coğrafya şartlarına alışkın olan göçebeler dinamik yapılarından dolayı genellikle tüccarların kendi bozkırlarına gelmelerini beklemeden yerleşiklerin bulunduğu ticaret merkezlerine gelerek alışverişte bulunuyorlardı.[7] Günümüzde bile iktisadi hayatın sürdürülebilirliği hususunda önemli bir etken olan “pazara yakın olma” düşüncesi geçmişte göçebeler için de büyük bir öneme sahipti. Hatta göç hareketlerinin ve istilaların genelinin bu pazar yerlerinin doğrultusu ile paralel olması pazara yakın olma düşüncesinin etkisiyle bağlantılı olmalıdır.[8] Göçebelerin yerleşiklerle olan ticari ilişki türlerinden bir diğeri ise kervan ticaretine aracılık etmekti. Yerleşik topluluklar arasında gidip gelen kervanların yüklerini taşımak, kervanlara yük hayvanı tedarik etmek, kervanların güvenliğini sağlamak ve bunun karşılığında para almak gibi birçok yönden ticari aracılık da göçebelerin iktisadi hayatında önemli bir yer edinmekteydi.[9]

Yukarıda ele aldığımız tüm hususlar aslında Hunlar ve Göktürkler açısından İpek Yolu’nun önemini ele almak için bir temel teşkil etmektedir. Şimdi ise Hun İmparatorluğu ve Türk Kağanlığı dönemleri çerçevesinde İpek Yolu’nun önem üzerine detaylı bir incelemede bulunacağız.

Asya Hunları Açısından İpek Yolu

Modun Chanyu önderliğinde büyük bir siyasi oluşum haline gelmelerinden itibaren Hunlar için hâkimiyet sağlanması oldukça elzem olan bölgeler arasında iki tanesi ön plana çıkmaktadır. Bunlardan ilki şehir devletlerinin yer aldığı ve Çin kaynaklarında Batı Bölgeleri içerisine dâhil edilen Tarım Havzası’dır. Diğeri ise Çin’in batıya açılan kapısı Gansu eyaletidir. Bu iki bölge üzerinde Han Hanedanı İmparatoru Wu (MÖ. 141-87) döneminden itibaren Hunlar ile Han Hanedanı arasında birçok kez çatışma yaşanmış, buralardaki hâkimiyet de birçok kez bu ikisi arasında el değiştirmiştir. İpek Yolu güzergâhı üzerinde olmaları sebebiyle bu iki bölgeyi merkeze alarak Hunlar için önemini inceleyeceğiz. Bunu yaparken de konunun kapsamı bakımından Hunlar ve Hanların bu bölgeler üzerindeki çatışmalarına oldukça az yer vereceğiz.

1) Tarım Havzası: Tarım Havzası’nın Çin kaynaklarında “Batı Bölgeleri” içerisine dâhil edildiğinden bahsetmiştik. Ön Asya, Hindistan, Afganistan ve Çin arasında ticaret kervanlarının gidip geldiği, buralardan gelen malların değiş tokuşunun gerçekleştiği bir coğrafya üzerindeydi.[10] Burada çoğunlukla yerleşiklerin yaşadığı, birbirleriyle büyük oranda soyutlanmış şehir devletleri yer almaktaydı. Modun Chanyu döneminde hâkimiyet altına alınan 36 şehir devletinden bahsedilmesi[11] bölgenin yerleşmeye ve tarım yapmaya müsait vahalara sahip olması ve ticaret yolu ile bağlantılı olmasının bir yansımasıdır. Peki, Hunların İpek Yolu üzerinde egemen olma arzunun ne tetiklemiş olabilir? Bahaeddin Ögel Orta Asya tarihinde büyük kağanlıkların Orta Asya’yı elinde bulunduran toplulukların yerine yenisinin kurulmasıyla gerçekleştiğini ifade etmektedir.[12] Gansu’nun bereketli topraklarında bulunan Yuezhi’lar Hunlardan evvel Tarım Havzası’ndaki ticaret yollarını kontrol etmekteydi. Modun başa geçmeden evvel Han Hanedanı kayıtlarının Yuezhi’ların güçlenmekte olduğunu belirtmesi bununla alakalı olmalıdır.[13] Yuezhi’lar arasında Modun’un kaç yıl esir olarak bulunduğu ve ne tür gözlemlerde bulunduğu bilinmiyor.[14] Şu soruyu sormak gerekiyor: Acaba Modun Chanyu Tarım Havzası’nda ve İpek Yolu üzerinde hâkimiyetin önemini Yuezhi’ların elinde esir iken idrak etmiş olabilir miydi?

Bu şehir devletleri hakkında bahseden kaynaklar onların her birinin kendi idarecilerinin bulunduğundan, sur ve duvarlarla çevrili olduğundan, halkının da tarım ve hayvancılıkla uğraştığından bahsetmektedir. Gelenekleri Hunlardan farklı olan bu şehir devletlerinin askeri güçlerindeki dağınıklık ve düzensizlik dikkat çekmektedir. Bulundukları coğrafya ve yaşam tarzları nedeniyle soyutlanmış bir halde bulunan şehir devletleri tek bir idare oluşturmaktan yoksun kalmışlardır. Bu nedenle boylar birliğinin sağladığı gücün avantajına sahip Hunlar tarafından buralarda hâkimiyet kurmak zor olmamış, batı bölgelerini kontrolü sağlamak için Tong-pu komutanlığı kurulmuştu.[15] Hunlar Tarım Havzası’ndaki şehir devletleri üzerinde doğrudan idare kurmak yerine oluşturdukları kontrol mekanizması ile onlardan faydalanmayı daha avantajlı olarak görmüşlerdir. Bu bağlamda Hunlarla şehir devletleri arasında karşılıklı bir yakınlığın ve dostluğun olmadığı görülür.

Esas olarak göçebe hayvancılığa dayalı iktisadi yapıya sahip olan Hunların şehir devletleri üzerinde hâkim olması neden önemliydi? Hunların iktisadi yapısı özellikle de tarım ve zanaat ürünlerine duyulan ihtiyacın tamamını karşılamakta yetersizdi.[16] Bu ihtiyaç ya şehir devletlerinden ve tarımcılıkla uğraşan topluluklardan vergi, takas veya talan yoluyla; ya da savaşlarda ele geçirilen köylüler ile zanaatkârların çalıştırılmasıyla karşılanabilmekteydi.[17] Bu nedenle Han Hanedanı ile yapılan ticari münasebetlerdeki istikrarsızlıklara ve yaşanan çatışmalara karşı Tarım Havzası’ndaki bu şehir devletleri Hunların güç kaybına ikmal yapabilecek stratejik bir öneme sahipti. Bu ikmal aynı zamanda zorlu iklim ve coğrafya şartlarında yaşayan Hunların kuraklık felaketlerine sıklıkla maruz kaldığı dönemler için de geçerliydi. M.Ö. 68-60 yılları arasında Hunlar şiddetli kıtlığa ve soğuğa maruz kalmış, halkın ve sığırların büyük çoğunluğu ölmüştü. Açlığın çaresini bulmak için Hunlar Tarım Havzası’na inmeyi uygun görmüştü.[18] Zira kuraklıklar karşısında yerleşik tarımcı topluluklar göçebelere nazaran daha dirençli ve tedbir yapıları daha sağlamdı.  Sonuç olarak Han Hanedanı nazarında Batı Bölgeleri Hunların sağ kolu olarak nitelendirilmiş, onların sürekliliği ve kaderi Batı Bölgeleri’ne bağlanmıştır.[19]

Han Hanedanı’nın Batı Bölgeleri valisi olarak görev almış Ban Chao(MS. 32-102) da buralarda sağlanacak Han hâkimiyetini Hunların sağ kolunun kesilmesi açısından önemli görmüş, Yarkent ve Kaşgar’ın tarımcılık ve hayvancılıktaki bereketinin Dunhuang ve Çarklık ile kıyaslanamayacağını, burada yapılacak askeri faaliyetler için masrafa gerek kalmayacağını ifade etmişti.[20] Han Hanedanı ile bağlantısı kopan Ban Chao burada bazı şehir devletleri ile anlaşarak ciddi bir maliyete girmeden kendi başının çaresine bakabilmişti. Onun oğlu Ban Yong devrinde bir imparatorluk sekreterinin “Eğer oraları terk edip yardım etmezsek ardından bütün şehir devletleri Hunları takip ederler. Eğer bu olursa Hunların parası ve malı katlanıp çoğalacak, güçleri ve cüretleri artacaktır. Güneyde Qiang boylarıyla da birlik olurlar.”[21] söylemi de Tarım Havzası’nın zenginliğinin ve stratejik konumunun Hunlar açısından önemini gözler önüne sermektedir.

Tarım Havzası’ndaki şehir devletlerinin önemine dair şunları da ekleyebiliriz: Buradaki şehir devletleri Han Hanedanı ile dost oldukları sürece yollar ticaret kervanları için açık oluyor böylece batıdan Han Hanedanı’na değerli malların akışı sağlanıyordu. Bu durum Han Hanedanı’nın buralarda ordu konuşlandırıp maliyete girmesinden daha avantajlı idi. Hunlar ise buralardaki ticaretin kontrolünü elinde tutuyor ve en iyi malları ele geçiriyordu. Zira İpek Yolu’nda batı ile doğunun ticari mallarının yanı sıra Tarım Havzası’ndaki şehir devletlerinin üretmiş olduğu tarım, hayvancılık, maden ve zanaat ürünleri de ticaret payına sahipti.[22] Ticaret kontrolünü elinde tutmakla yetinmeyen Hunlar ayrıca Mançurya, Sibirya, Batı Bölgeleri ve Çin arasında ticarete de aracılık etmekte, şehir devletlerinden geçen kervanlara sağladıkları güvenlik karşılığında onlardan gelir elde etmekteydi.[23] Hunların buradaki ticaret kontrolünün bir neticesi olarak Han Hanedanı’na düşen ticaret payı da ciddi ölçüde azalmış oluyordu.[24] Hunlar ayrıca istedikleri zaman yolları kesip değiştirmekte ve şehir devletleri aracılığıyla istihbarat sağlayabilmekteydi.[25]  Yuezhi’ların mağlup olup batıya ilerlemelerinden itibaren Hun elçileri veya kervanları yazılı bir itimatname ile ticaret yolu üzerindeki şehir devletlerinden sorunsuz bir şekilde ilerleyebilmekte, onlardan iaşe temin edebilmekteydi.[26]

Hunların Tarım Havzası’nda İpek Yolu ile irtibatını sağlayan en önemli noktalar Turfan ve Turfan’ın yaylası Beşbalık idi. Her türlü milletten tüccarların bir araya geldiği kozmopolit bir bölge olan Turfan ayrıca tarıma elverişli geniş arazilerin bulunduğu, otlak ve akarsu bakımından zengin bir yerdi. Tanrı Dağları’nın doğu ucunun kuzeyinde bulunan Beşbalık ise Orhun bölgesini İpek Yolu’na bağlamaktaydı. Hun İmparatorluğu ve Türk Kağanlığı dönemlerinde ticaret yollarının kontrolü ve batıya sefer düzenleyen orduların çıkışı bu noktadan gerçekleşmekteydi. Han Hanedanı dönemi kayıtları Turfan ve civarında altın ve ipek gibi malların çok geçerli olduğundan ve bunların verilerek bölgeden yiyecek temin edilip sıkıntı çekilmeyeceğinden bahsetmektedir.[27] Hunların kendi ürünlerini Turfan ve Beşbalık’a getirerek buradaki tüccarlarla alışveriş yapmış olmaları muhtemeldir. Buna ek olarak Hunların Han Hanedanı’ndan vergi veya haraç yoluyla elde ettiği yüklü miktardaki ipeğin fazlasını yine Beşbalık ve Turfan üzerinden buradaki tüccarlarla takas etmiş olması da mümkün gözükmektedir. Her ne kadar Hun Chanyu’sünün ipeğe olan düşkünlüğü vurgulansa da Han Hanedanı tarafından Hunlara gönderilen ipeğin, pirincin ve içkinin muntazam olması, aksi takdirde sonbaharda Hun atlılarının mahsulleri çiğnemeye geleceğine dair kayıt ipeğin Hunlara düzenli olarak aktığını göstermektedir.[28] Burada Hunlar ile Han Hanedanı arasında M.Ö. 200-133 yılları arasında ondan fazla kez yapılan “Heqin (和親)” anlaşması da etkili olmuş olmalıdır. Heqin sistemi sayesinde Hunlar sınır ticareti imtiyazı ve yüklü miktarda haraç elde etmişlerdi.[29]  Çin’den elde edilen fazla ipeğin İpek Yolu pazarında tüccarlarla takasının yapılmış olma ihtimalinin Türk Kağanlığı döneminde de geçerli olduğunu söyleyebiliriz.

2) Gansu: MÖ. 121 yılında Han generali Huo Qubing’in akınları sonucu kaybedilene kadar Hunların Sağ Bölgesi Gansu’da bulunmaktaydı. Hunlar verimli ovaların ve yaylaların bulunduğu Gansu’yu ellerinde tutmakla Çin’in İpek Yolu üzerinde batıya açılan kapısını kontrol etmekteydiler.[30] Hunlar Gansu üzerinde özellikle ticaret kolonilerine ev sahipliği yapan Loulan’ın kontrolüne önem vermişlerdi.[31] Gansu gibi askeri ve ekonomik açıdan stratejik bir bölgenin kaybedilmesi Hunları besleyen bir güç kanalının ortadan kalkması demekti. Buranın kaybedilişinden sonra ticari kazançtan; Tanrı, Qilian ve Yenzhi dağlarındaki otlaklardan oldular.[32] Bu da ilerleyen yıllarda Hunlar arasında yoksulluğun hızla artmasına neden oldu.

Hunların Gansu üzerindeki ticari kontrolü kaybetmesine ek olarak buradaki otlakların kaybı şüphesiz Hunların İpek Yolu üzerindeki ticaretini baltalayan diğer önemli bir olaydır. Zira buradaki otlaklarda yapılan hayvancılık ve buna bağlı olarak üretilen ürünler pazara yakınlık sebebiyle kolayca satılabilmekte ve göçebelerin ihtiyaç duydukları mallar da buradan tedarik edilebilmekteydi. Burada da tıpkı Tarım Havzası’ndaki duruma benzer bir durum söz konusudur.

3) Kültürel Temaslar: Son olarak Hunların kültürel hayatına İpek Yolu’nun etkileri üzerine ayrı bir başlıkta kısaca değinmeyi gerekli gördük. Hunlar zamanında doğu ve batı arasında gerçekleşen kültürel etkileşimin yansımasını arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkan maddi buluntulardan anlamaktayız. Dış temaslar sonucunda Moğolistan’da ve Altaylarda Çin ve İran malları bulunmuş, Batı Türkistan’dan gelen türlü motifler Hun beylerine ait at koşumlarında ve keçelerde görülür olmuştu.[33] Noyun-Ula’da bulunan Çin ve İran kumaşları da bu etkileşimin boyutunu gözler önüne seren bir diğer örnektir.[34]

Ek 2

Türk Kağanlığı Açısından İpek Yolu’nun Önemi

Bahaeddin Ögel’in de bahsettiği gibi Orta Asya’daki büyük kağanlıklar burayı ellerinde tutan kağanlığın yerine yenisinin kurulmasıyla meydana gelmişti. Bu bağlamda Türk Kağanlığı da VI. yüzyılın ortalarında Orta Asya’yı elinde tutan Rouranları ortadan kaldırarak siyasi bir güç olarak sahneye çıkmıştı. Hızla büyüyüp gelişen bu siyasi gücün istikrarı için şüphesiz Asya’daki ticaret kanalına dâhil olmak gerekmekteydi. 545 yılı öncesinde Bumin önderliğinde kuvvetlenen Göktürkler Çin’in haricindeki pazarlarda da ipek alışverişine başlamıştı. Ahmet Taşağıl’a göre ipek alışverişi yapmak Çin’in nazarında Orta Asya kavimlerinin kuvvetlenme emaresi olmalıdır. Çünkü ipek ticareti ile kuvvetlenip kalabalıklaşma birlikte zikredilmektedir.[35] Görüldüğü gibi bu ticaret kanallarında ipek yine ön plandaydı.

1) Türk Kağanlığı Devrinde İpek Ticareti: Türk Kağanlığı tarih sahnesinde yerini alırken Asya’daki ticarette ipek oldukça değerli bir yere sahipti. İpek ticareti Soğdiana üzerinden geçen veya Hint limanlarına giden ticaret yolları üzerinden gerçekleşmekteydi. İpeğin en büyük alıcıları Bizans ve Sasani İmparatorluklarıydı.[36] Rouranların ve Sasanilerle ittifak kurularak Akhunların ortadan kaldırılması İpek Yolu üzerinden bu alıcılarla Türklerin doğrudan ticari etkileşime geçmelerine olanak tanıdı. 557 yılında Akhunların toprağı Ceyhun Nehri sınır olmak üzere Göktürkler ve Sasaniler arasında paylaşıldığı zaman Maveraünnehir, Fergana’nın bir kısmı, Kaşgar, Hoten, Batı Türkistan’ın önemli şehirleri Göktürklerin eline geçmişti. En önemli gelişme ise ticarette oynadıkları önemli rolleriyle bilinen Soğdların Göktürklerin hâkimiyeti altına girmesiydi.[37]

Christopher Beckwith “Türklerin ticarete olan hevesi, diğer insanları onlarla ticaret yapmaya yönlendiren askeri güçleri ve Orta Asya’nın çoğunda kurdukları hâkimiyet sayesinde İpek Yolu hiç olmadığı kadar gelişme göstermiştir.” demektedir.[38] Mukan Kağan devrinde doğuda Liaodong’dan batıda Hazar’a, güneyde Gobi Çölü’nden kuzeyde Baykal’a kadar uzayan hakimiyet alanında[39] Göktürklerin askeri güçlerinin ve Soğdların ticaretteki maharetinin bir araya gelmesiyle gerçekten de doğu-batı ticaretine bir canlılık gelmişti. Bu iki topluluğun yapmış olduğu birliğin önemini Çin kaynakları şöyle vurgulamaktadır: “Türkler sade ve basit insanlardır. Aralarına kolaylıkla nifak sokulabilir. Ne yazık ki aralarında onları yöneten ve akıl veren kötü niyetli, tilki gibi kurnaz Hu’lar(Soğdlar) var”.[40] Göktürkler vergi olarak Çin’den yüklü miktarda ipek elde etmekteydi. Sadece Taspar Kağan döneminde her yıl 100 bin parça ipek kumaş ve türevi Çin’den vergi olarak geldiği bilinmektedir.[41] Gumilev’in de belirttiği gibi Göktürkler ihtiyaç fazlası ipeği satacak bir yer bulamamış olmalılardı[42] ki burada Soğd tüccarlar devreye girmektedir.

Türk Kağanlığı’nın ilk yıllarında Bizans İmparatorluğu ipek ticaretinde Sasanilerin aracılığından memnun değildi. İpeğin Avrupa’ya akışında aracılık eden Sasaniler bu durumdan oldukça istifade etmekteydi. Bu durumun önüne geçmek için Bizans İmparatorluğu Hint ticaret limanlarıyla temas kurmaya çalışmaktaydı.[43] Sasaniler o dönem Hazar denizinde, Basra körfezinde ve Hint denizinde birtakım limanlara sahipti. Gemiler vasıtasıyla Çin’den doğrudan ipek almak mümkündü fakat bunu Soğdlar aracılığıyla kara yolu üzerinden sağlamak daha kestirme bir yoldu. Tek sıkıntı ise ipek muhtelif kavimlerin eline geçebilirdi.[44] Sasaniler Maveraünnehir’deki ticaret yolunu ve Hindistan’daki ticaret tekelini tamamen ele geçirmek istiyordu. Bu nedenle Hüsrev Anuşirvan ticaret izni alabilmek için gelen Maniakh önderliğindeki Soğd ticaret heyetinin elindeki ipeği alarak imha etmiş, Akdeniz ve Bizans limanlarına yapılan ticareti durdurmuştu. Bizans İmparatorluğu’nun çıkarına ters olan bu durum aynı zamanda Göktürklerin ipek ticaretinden elde edeceği gelirin de kesilmesi demekti.[45] Netice olarak 567 yılından itibaren Soğdlar aracılığıyla Göktürkler ve Bizanslılar arasında Sasanilere karşı bir işbirliği meydana gelmişti. İpek Yolu üzerindeki ticaretin sürekliliği için Göktürklerin ittifak arayışlarına girmeleri aslında Göktürkler için İpek Yolu’nun ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunun göstergesidir. Bundan sonra meydana gelen siyasi çatışmalara değinmeye lüzum yoktur.

2) İpek Yolu’nun Sağladığı Gücün Göktürklerdeki Yansımaları: Türk Kağanlığı İpek Yolu üzerinde birçok bölgeye hâkim olduğu gibi bu hat üzerinde yukarıda ele aldığımız Bizans ve Sasani imparatorlukları gibi birçok toplulukla da irtibat kurmuştu. İpek Yolu’nun Türk Kağanlığı’na kattığı zenginliğin, gücün ve itibarın dikkat çekici olduğunu görmekteyiz. 568 yılında Türk Kağanlığı’na gelen Bizans elçisi Zemarkhos buradaki çadırlarda bulunan heykeller, altın kaplar, ipek kilimler, üzerinde resim bulunan halılar, gümüş yemek takımları, gümüşten yapılma hayvan resimleri gibi kıymetli eşyaları gözlemlemiş, İstemi Yabgu’nun altın bir tahtta oturduğuna tanıklık etmişti.[46] Bu vesika Göktürklerin maddi, sanatsal ve kültürel zenginliğinin boyutunu gözler önüne sermektedir. Ayrıca Zemarkhos’un bu ziyaretinde birkaç Türk’ün demir madeni ticareti yapmak istemesi Göktürklerin ticarete olan ilgisini gösteren bir diğer örnektir.[47] Güç ve itibar bakımından Göktürklerin nasıl bir durumda olduğunu ise Mukan Kağan’ın cenazesinden anlamaktayız: “(Mukan) Kağanın cenaze törenine yasçı ve ağıtçılar, doğuda gündoğusundaki Kore bozkırı yurdundan, Çin, Tibet, İran, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kitan, Tatavı ülkelerinden bu kadar halk gelerek ağıt yakmış, yas tutmuş. Öyle ünlü kağan imiş(KT, D, 4; BK, D, 5)”. 581 yılında Türk Kağanlığı’nın Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasından sonra bile İpek Yolu üzerindeki hâkimiyetin Göktürklerdeki yansımalarını görmekteyiz. Özellikle doğuda Altaylardan batıda Volga’ya, kuzeyde Tarbagatay’dan güneyde İndus’a kadar hakim konumda olan Batı Türkleri Çin, Bizans, İran ve Hindistan arasındaki ticarette aracılığı devam ettirmişti.[48] VII. Yüzyılın ilk yarısında Turfan’dan Tokmak’a giderken Tong Yabgu ile karşılaşan Budist rahip Xuanzang şunları söylemektedir: “Atları sayılamayacak kadar çoktu. Yabgu tüm saçlarını gösteren yeşil saten bir palto giymişti. Alnına ipek bir şerit bağlamıştı. Çevresinde brokart paltolu, saçları örülü 200 yaveri vardı. Birliklerin geri kalanı deve veya ata binmiş, kürk ve yumuşak yün elbiseler giymiş, sancaklık, mızraklı ve yaylı süvarilerden oluşmaktaydı”.[49] İpek Yolu üzerinde güçlü konumunu koruyan Tong Yabgu Tölesleri kendisine bağlamış, ticaret yolu üzerindeki bir diğer rakip olan Sasanilerle mücadele etmişti. Batı ülkelerinin çeşitli krallıklarının başlarında bulunan yöneticilere unvanlar veren Tong Yabgu onları kontrol etmek ve vergileri toplamak için bir Tudun görevlendirmişti.[50]

3) İpek Yolu Üzerinden Dini Tesirler: Yukarıda değindiğimiz tüm bu hususlardan sonra İpek Yolu üzerindeki etkileşimin Göktürklerde bıraktığı kültürel etkisine de biraz değinmek gerekir. Orta Asya’da faaliyet gösteren Soğdlarla birlikte Zerdüştlük ve Maniheizm gibi dinlerin tesirleri de yayılım göstermişti. Türk Kağanlığı’nda da özellikle ateş ile ilgili Zerdüşt adetleri görülmekteydi.[51] 568 yılında Göktürklerin yurduna giden Bizans elçisi Zemarkhos’a kağan çadırına girmeden evvel şamanlar tarafından sandal ağacının yakılması ve davullara vurulması suretiyle yapılan arındırma ritüelinin[52] bununla bir ilgisi olmalıdır. Göktürkler arasında dini tesirlere bir diğer örnek Budizm ile alakalıdır. İpek Yolu hattında Hindistan’dan Çin’e gelen ve dönüşte yolları Göktürklerin topraklarından geçen Budist keşiş Jinagupta ve diğer keşişleri Taspar Kağan 574 yılında alıkoymuştu. On yılı aşkın bir süre burada kalan Budist keşişler sayesinde Taspar Kağan Budist öğretilerin etkisinde kalarak Budistler gibi yaşamaya başlamış, bir de manastır inşa ettirmişti.[53] Nesturiliğin de Göktürkler üzerindeki tesiri yok değildi. Sasani hükümdarı Hürmüz 591 yılında kendisine isyan eden Behram Çupin’i mağlup ettikten sonra savaşta esir aldığı Türkleri Bizans İmparatoru Mauricius’a göndermişti. Bu Türklerin alınlarında haç işaretleri vardı. Bu esir Türklerin vaktiyle memleketlerinde Veba salgını yaşanırken Hristiyanların onlara hastalıktan korunmak için bunu tavsiye ettiklerini söylemesi Nesturiliğin Göktürkler arasında tam olarak nüfuz edememiş olsa da bir etki bıraktığının göstergesidir.[54]

4) İpek Yolu Etkileşiminin Tarihçiliğe Yansımaları: İpek Yolu üzerinde Türklerle diğer topluluklar arasında meydana gelen etkileşim Türk kağanlarının çevredeki topluluklar hakkında bilgilerinin artmasını sağlamıştı. Elde edilen bilgiler ise çoğunlukla topluluklar arasında sürekli gidip gelen Soğdlar üzerinden sağlanmaktaydı.[55] Bunun haricinde İpek Yolu etkileşimi Göktürkler hakkında Çin kaynaklarında yer almayan bilgilerin Bizans ve Arap gibi birçok topluluğun kaynaklarında yer almasına vesile olmuştur. Menandros, Theophylaktos Simokattes, El-Cahiz ve Taberi’nin günümüze ulaştırmış olduğu bilgiler bunlardan bazılarıdır.

Ekler

Kelleher, Bradford D. Along The Ancient Silk Road, Central Asian Art from the West Berlin State Museum. s. 19

Watt, James C. Y. & Wardwell, Anne E. When Silk was Gold, Central Asian and Chinese Textiles. s. 8


Dipnotlar

[1] Özkan İzgi. Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları. s. 210-211

[2] Bkz. Along The Ancient Silk Routes. s. 18.

[3] İzgi. a.g.e. s .204

[4] Watt, James & Wardwell, Anne. When Silk was Gold, Central Asian and Chinese Textiles. s. 7

[5] İzgi. a.g.e. s. 205

[6] Liu Yingsheng. Kara ve Deniz İpek Yolu’nun Tarihi. s. 12-13

[7] Khazanov, Göçebe ve Dış Dünya. S.323; V.V. Barthold. Orta Asya, Tarih ve Uygarlık. s. 28

[8] Khazanov. a.g.e. s.324

[9] Khazanov. a.g.e. s.328

[10] Kürşat Yıldırım. Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri. s. 30

[11] Bahaeddin Ögel. Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi. II. s. 394

[12] Ögel. a.g.e. I. s. 251

[13] Pulat Otkan. Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar. s. 64; Onat, A., Orsoy, S. & Ercilasun, K. Han Hanedanı Tarihi. s. 5: Aynı kayıtlar proto-Moğol Donghu boylarının da güçlü olduğunu söylemektedir. Yuezhi’larla kıyaslandığında Donghu boylarının gücünün askeri anlamda olması daha muhtemeldir.

[14] Ögel. a.g.e. I. s. 150, 251-252

[15] Ayşe Onat. Han Hanedanı Tarihinde Batı Bölgeleri. s.15, 78

[16] Keza yerleşik toplulukların da göçebelerden tedarik ettiği ihtiyaçlar olması sebebiyle bu ihtiyacın tek yönlü olmadığını da belirtmek gerekir.

[17] Otkan. a.g.e. s. 19

[18] Ögel. a.g.e. II. s. 123

[19] Ögel. a.g.e. I. s. 317

[20] Yıldırım. a.g.e. s. 115-116

[21] Yıldırım. a.g.e. s. 48: II. Yüzyılın ilk yarısına ait bu vesika Han Wudi döneminin Hunlara karşı yürüttüğü politikaya atıf yapılmaktadır. Han Wudi devrinde Batı Bölgeleri’ndeki şehir devletlerinin Hunlarla birlik oluşturmasının önüne geçmek için Kaşgar, Karaşar, Kuça ve Hotan’da dört garnizon inşa edilmişti. Ayrıca güneyde Qiang ve Küçük Yuezhi boyları ile Hunların birleşmesinin önüne geçmek için de Gansu koridori kontrol altına alınmıştı. Bkz. Onat. Batı Bölgeleri. s. 76

[22] Yıldırım. a.g.e. s.130

[23] Otkan. a.g.e. s. 19

[24] Ögel. a.g.e. II. s. 216

[25] Ögel. a.g.e. I. s.390; Ögel. a.g.e. II. s.24

[26] Ögel a.g.e. II. s. 59

[27] Ögel. a.g.e. II. s. 16-20

[28] Onat, Orsoy & Ercilasun. a.g.e. s. 18-19

[29] Denis Sinor, Erken İç Asya Tarihi, s. 173-178; Nikolai Kradin, “Stateless Empire: The Structure of the Xiongnu Nomadic Super-Complex Chiefdom”. Xiongnu Archaeology. s. 88.

[30] Ögel. a.g.e. I. s. 451

[31] Ögel. a.g.e. II. s. 23

[32] Otkan. a.g.e. s. 16; Ögel. a.g.e. I. s. 450: Qilian ve Yenzhi dağlarının konumu için bkz. Onat, Orsoy & Ercilasun. Han Hanedanı Tarihi. Harita III

[33] Bahaeddin Ögel. İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi. s. 43, 45

[34] Ögel. a.g.e. s. 59

[35] Ahmet Taşağıl. Göktürkler. s.19

[36] Edouard Chavannes. Batı Türkleri. s. 296

[37] Taşağıl. a.g.e. s. 39

[38] Christopher Beckwith. Empires of the Silk Road. s. 112

[39] Liu Mau-Tsai. Doğu Türkleri, s. 19

[40] Liu. a.g.e. s. 123

[41] Liu. a.g.e. s. 27

[42] Lev. N. Gumilev. Eski Türkler. s. 63

[43] Chavannes. a.g.e. s. 297

[44] Joseph de Guignes. Hunların, Türklerin, Moğolların ve Sair Tatarların Tarih-i Umumisi. s. 443

[45] Chavannes. a.g.e. s. 297; Taşağıl. a.g.e. s. 39

[46] De Guignes. a.g.e. s. 445-446; Chavannes. a.g.e. s. 299-301

[47] Chavannes. a.g.e. s. 299

[48] Chavannes. a.g.e. s. 368

[49] Chavannes. a.g.e. s. 253

[50] Chavannes. a.g.e. s. 52, 53

[51] Ögel. a.g.e. s. 192-193

[52] Gumilev. a.g.e. s.114

[53] Liu. a.g.e. s. 56, 65

[54] De Guignes. a.g.e. s. 450-451

[55] Ögel. a.g.e. s. 192

Kaynakça

Bartold, V.V.  Orta Asya, Tarih ve Uygarlık. İstanbul: Selenge, 2014.

Beckwith, Christopher. Empires of The Silk Road, A History of Central Eurasia from the Bronze Age to the Present. New Jersey: Princeton University Press, 2009.

Chavannes, Edouard. Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri. İstanbul: Selenge, 2013.

De Guignes, Joseph. Hunların, Türklerin, Moğolların ve Daha Sair Batı Tatarlarının Tarih-i Umumisi. I-II-III.İstanbul: Ötüken, 2019.

Gumilev, Lev N. Eski Türkler. İstanbul: Selenge, 2019.

İzgi, Özkan. Orta Asya Türk Tarihi Araştırmaları. Ankara: TTK, 2017

Kelleher, Bradford D. Along The Ancient Silk Road, Central Asian Art from the West Berlin State Museum. New York: The Metropolitan Museum of Art. 1982.

Khazanov, Anatoly M. Göçebe ve Dış Dünya(Geçmiş, Gelecek ve Şimdiki Hali Üzerine Mukayese). İstanbul: Doğu Kütüphanesi, 2015.

Kradin, Nikolai. “Stateless Empire: The Structure of the Xiongnu Nomadic Super-Complex Chiefdom”. Xiongnu Archaeology Multidisciplinary Perspectives of the First Steppe Empire in Inner Asia. Rheinische Friedrich-Wilhelms-Universität Bonn (2011). pp. 77-96.

Mau-Tsai, Liu. Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri. İstanbul: Selenge, 2019.

Onat, Ayşe. Han Hanedanı Tarihinde “Batı Bölgeleri”. Ankara: TTK, 2012.

Onat, Ayşe., Orsoy, Sema. & Ercilasun, Konuralp. Han Hanedanı Tarihi, Hsiung-nu(Hun) Monografisi. Ankara: TTK, 2015.

Otkan, Pulat. Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar. İstanbul. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018

Ögel, Bahaeddin. Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi. I-II. Ankara: TTK, 2015.

Ögel, Bahaeddin. İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi. Ankara: TTK, 2014.

Sinor, Denis. Erken İç Asya Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2017.

Taşağıl, Ahmet. Gök-Türkler. I-II-III. Ankara: TTK, 2014.

Watt, James C. Y. & Wardwell, Anne E. When Silk was Gold, Central Asian and Chinese Textiles. New York: The Metropolitan Museum of Art, 1998.

Yıldırım, Kürşat. Çin Kaynaklarında Türkistan Şehirleri. İstanbul: Ötüken, 2013.

Yingsheng, Liu. Kara ve Deniz İpek Yolu’nun Tarihi. İstanbul: İpekyolu Tarih ve Kültür, 2020.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?