I. Elizabeth ve İngiliz İmparatorluğunun Temelleri

Yazar: Behlül Ömer Bilen

Aralık 8th, 2020

Britanya Adası’nın tarihi kendi içerisinde dört halkın tarihini barındırmaktadır. Adayı meydana getiren bu dört halk sırasıyla İngilizler, Galliler, İskoçlar ve İrlandalılar olmuştur. Avrupalı tarihçilerin hemen hemen hepsi Ada’nın tarihini bir bütün olarak ele almaya çalışmışlardır. Tarihçi Jeremy Black bu dört halkın tarihini İngiltere üzerinden bizlere şöyle açıklamaktadır: “İngiltere tarihi bir ülkenin ve halkın ortak yazgısından çok daha fazlasına sahiptir. Bu tarih İskoçya, İrlanda ve Galler ile birlikte topyekûn Britanya Adaları tarihidir.” Black’in bu sözü bizlere Britanya’dan bir halkın tarihini incelerken aslında olayın bütününe inmemizin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Avrupa Tarihi içerisinde meydana gelen dönemlerde Britanya adası konumu itibariyle akışın hem bir o kadar içerisinde hem bir o kadar dışarısında olmuştur. Bunun en büyük sebebi Britanya halkının kendine has bir ulus anlayışının olmasıdır. Bu anlayış onu Avrupalı bir ülke olmanın dışarısına çıkarmış ve Adanın tarihini küresel bir zemin üzerine oturtmuştur. Bu durumu 18. yüzyılın İngiliz siyasetçilerinden 1. Bolingbroke Vikontu Henry St John’un şu sözü ile özetleyebiliriz: “Avrupa kıtasının bir parçası değil, komşusu olduğumuzu her zaman hatırlamalıyız.” (1) Britanya’nın, Avrupa ve Dünya tarihi içerisindeki yerini iyi bir şekilde kavrayabilirsek adanın tarihin yorumlama ve anlama kısmında oldukça iyi sonuçlar alabiliriz.

            Bizim burada ele alacağımız konu ise Britanya Adası’nın 16. yüzyılda İspanya Monarşisi tarafından işgal tehdidi altında kalması ve olayın akabinde bir İmparatorluk düşüncesinin nasıl meydana geldiğini anlatmak olacaktır. Zamanında Britanya’nın Romalılar, Anglosaksonlar, Danimarkalılar ve Normanlar tarafından işgal edildiğini bilmekteyiz. Ancak 16. yüzyıl döneminde meydana gelen bu mesele adayı bir varoluş mücadelesi içerisine itmiştir. Bu varoluş mücadelesi Habsburg Hanedanlığına karşı verilmekteydi ve sadece İngiltere’nin mücadelesi olmanın çok dışarısındaydı. Başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın birçok bölgesinde Habsburglar’ın “Evrensel Monarşi” olarak adlandırdıkları imparatorluk düşüncesine ciddi şekilde direniş meydana gelmiştir. Bu durumun daha iyi bir şekilde kavranabilmesi için dönemin Avrupa haritasına ve muhtelif monarşilerin sınırlarına dikkatlice bir şekilde incelemek lazımdır.

harita içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
V. Charles’ın hükümdarlığında Habsburg İmparatorluğu ile Kutsal Roma İmparatorluğu’nun Avrupa içerisindeki sınırları. Fransa Krallığı için bu haritaya Habsburg Çemberi de denebilir.

            V. Charles’ın 1516 yılında İspanya, Belçika, Hollanda, 1519 yılında ise Kutsal Roma İmparatoru olması Avrupa’yı Habsburglar’ın tesiri altında bırakmıştır. Avrupalı tarihçilerin birçoğu V. Charles dönemindeki imparatorluk sınırlarını yorumlarken birçok yeni bakış açısı getirmişlerdir. Yapılan yorumlar içerisinden en çok konsensüs [uzlaşı (e.n.)] sağlanan fikir şüphesiz Habsburg İmparatorluğu’nun o dönem Osmanlılara karşı Avrupa’da karşı koyacak tek güç olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu’nun ulaştığı sınırlar ve Avrupa devletler sistemindeki yerini taksim etmek aslında ele alacağımız meseleler için oldukça önemlidir. Bunun sebebi Fransa ve İngiltere monarşilerinin vermiş oldukları hayatta kalma mücadelesinde Osmanlı’nın rolünün büyük olmasıdır.

            Bu mücadelenin ilk kıvılcım noktasının Fransa olması ise kaçınılmaz bir gerçekti. Bu durumu en iyi özetleyen söz bir İspanyol bakanın zamanında kurduğu “İspanyol imparatorluğunun kalbi Fransa’dır.” cümlesidir. (2) Harita üzerinden bakıldığı zaman Fransa’nın Habsburg İmparatorluğu tarafından bir kuşatma altında kaldığı gözükmektedir. Bir başka önemli mesele ise Fransa’nın Habsburglar için tehdit oluşturmasıdır. Bunun sebebi Fransa’nın Batı Avrupa’da nüfusu ve askeri bakımdan önemli bir güç olmasıdır. Henüz 1483 yılında 13 milyon nüfusa sahip olan Fransa (3) coğrafi konumu itibariyle de Habsburg İmparatorluğu’nun toprakları bölen bir yapıya sahipti. Charles’ın danışmaları Fransa’nın ele geçirilmesi için görüşlerini şu şekilde açıklıyorlardı:

’Fransızlar ne dürüstlüğü ne de dostluğu umursarlar ve efendimizle olan ilişkilerinde de herhangi bir istisnaya gitmeyeceklerinden korkulmalıdır, zira onun kendi krallarından daha büyük ve daha kudretli bir hükümdar olmasını çekememektedirler.’’ (4)

            Bu sözler aslında başka bir gerçeği daha karşımıza çıkarmaktadır. V. Charles’ın şüphesiz I. Süleyman’ın (Kanuni) yanında Avrupa içerisindeki en büyük rakibinin Fransa Kralı I. François olmasıdır. François aynı zamanda Charles için Kutsal Roma İmparatoru olma yolundaki en büyük rakibiydi. Bunun sebebi her iki tarafında İmparator olmak için iddialarının mevcut olmasıdır. Fransa’nın ele geçirilmesi Charles için bir yandan Doğu Avrupa siyaseti içinde oldukça önemliydi. Osmanlıların ulaştığı sınırlar Habsburg monarşisi için çok ciddi tehdit unsuru halinde geldiği görülmektedir ve Fransa ile Osmanlı arasındaki bağın güçlenmesi şüphesiz bu sorunların temelleri arasında yer almaktadır.

            Bu olaylar ışığında İngiltere henüz Fransa gibi bir tehdit altında kalmamıştı. VIII. Henry’nin hükümdarlığının asıl amaçlarından biri Batı Avrupa içerisinde İngiltere’nin konumu korumak ve başarılı olursa Fransa’nın belirli kısımlarından hak elde etmekti. Henry’nin bir başka düşüncesi ise V. Charles ile iyi ilişkiler tesis etmekti. Aslında Fransa sadece Habsburglar tarafından kuşatma altında değildi ve İngiltere Kralı ciddi bir tehdit unsuruydu. Henry, babası VII. Henry gibi barışçıl bir politika izleme taraftarı değildi. Bunun en büyük sebeplerinden biri babasının tahta savaş kazanarak çıkmış olmasıydı. Henry ise iç savaşın bittiği ve babası tarafından düzenin tesis edildiği bir ülkenin hükümdarı olarak Fransa’nın içerisinde bulunduğu durumdan faydalanmak niyetindeydi. Aslında I. François’ya karşı Charles’ın yanında yer almasının başka bir sebebi ilk evliliğinin İspanyol bir prenses ile olmuş olmasıydı.

           Aslında Aragonlu Catherine ile Henry’nin evliliği abisi Arthur Tudor’un ölümü ile gerçekleşmiştir. Bu evlilik, bir yerde, iki monarşi arasındaki bağı temsil ediyordu. Bu yüzden Henry mevcut durumu göz önünde alarak Fransa’yı karşısına almıştır ve ilk olarak 1513 ve ikinci olarak 1523 yılları arasında Fransa’ya iki sefer düzenlemiştir. Ancak Henry’nin Avrupa içerisinde İngiltere’nin aktif rol oynamasını sağlayan ilk başarı 1518 Londra Antlaşması olmuştur. Bu antlaşma İngiltere’nin aracılığı ile V. Charles’ın dedesi olan I. Ferdinand’ın ölümünden sonra Fransa, İspanya, Hollanda, Burgonya, Kutsal Roma İmparatorluğu ve Papalık arasında imzalanmıştır. Anlaşmanın en önemli kısmı Batı Avrupa için bir saldırmazlık paktının meydana gelmesini sağlamasıdır. Bu Henry döneminin denge siyasetinin ya da kendi adlandırdığı ‘’Baskül Siyasetinin’’ başka bir göstergesidir. (5)

            Henry döneminin bir başka özelliğine daha değinmek durumundayız. O da İngiliz Kilisesi’nin Roma’dan ayrılarak yeni bir misyon etrafından şekillenmesidir. Kilisenin misyonu ve varlığının VIII. Henry döneminde değişime uğraması şüphesiz I. Elizabeth’in saltanatı zamanında meydana gelen gelişmelerin önemli kırılma noktalarından birisi olmuştur. Birçok tarihçi İngiliz Kilisesi’nin Roma’dan ayrılmasını VIII. Henry’nin Aragonlu Catherine ile olan evliliğini bozması olarak açıklamıştır. Aslında bu durumun daha başka sebepleri olduğunu ve bu işin mimarından bahsetmemiz gerekmektedir. Bu kişi VIII. Henry’nin çok fazla güvendiği Thomas Wolsey’dir.

kişi, adam, tutma, dik içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Thomas Wolsey, 1473 -1530

            Thomas Wolsey, VIII. Henry zamanında İngiliz siyasetine damgasını vuran isimlerden birisi olmuştur. Bunun en büyük sebebi Kralın desteğini ciddi oranda eline alması ve ülke içerisindeki konumu güçlendirerek yeni bir siyasi düzen tesis etmiş olmasındadır. İlk olarak 1514 yılında York Başpiskoposu olarak görev yapmaya başladı ve bir yıl sonra kardinal oldu. 1515-1529 yılları arasında Lordlar Kamarasının başkanı oldu ve Henry’nin başdanışmanı makamına yükseldi. Başdanışmanlık görevi sayesinde bütün yönetimi bir nevi kendi elinde toplayan Wolsey, Henry’i hem iç hem de dış politikada etkilemeye başlamıştır. Henry’nin belirlediği politikalar için maddi kaynakları bizzat kendisi temin etmiştir. (6) Wolsey için İngiltere’nin Fransa ve İspanya arasındaki konumu oldukça mühimdir. İki monarşi arasındaki bu çatışmadan birisinin galip çıkması halinde İngiltere’nin mevcut konumunun tehlikeye gireceğini ilk öne süren isim o olmuştur. (7)  Aslında 1518 yılında imzalanan Londra Antlaşması’nın temeli bu düşünceye dayanmaktadır. Bir başka önemli olay ise kilisenin mevcut konumudur. İlk başta bahsettiğimiz gibi bu olay ilk olarak Henry’nin Catherine’den boşanmak istemesine dayandırılmıştır. Lakin İngiliz Kilisesi’nin mevcut konumu henüz Henry Anne Boleyn’e aşık olmadan önce bir tartışma konusu olduğunu söylemek zorundayız. İngiltere Katolik Kilisesi Roma’ya bağlıydı ve Kardinaller bu bağın köprüsü konumundaydı. Wolsey’in yönetimde olduğu zaman kilise son derece varlık elde etmişti. Lakin Wolsey’in asıl düşüncelerinden biri İngiliz Kilisesi’nin Roma’ya bağlı kalmayarak ülkenin hükümdarı ile bağdaştırılmasıydı. Bu fikri sayesinde İngiltere Hükümdarı kral veyahut kraliçe kilisenin başı olacaktı. Ancak bu durumun ilk başta çok riskli olarak gözükmesi ciddi hamlelerin yapılmasına engel olmuştur. Hatta Henry bu dönemde Martin Luther’e bir eleştiri kaleme alması İngiltere’nin Roma karşısındaki saygınlığını arttırmıştır. Ancak Wolsey’in bu düşünesi tam olarak son bulmadı ve kendisinden sonra gelen isimlerin zihninde yatamaya devam etti ve tartışmalar Thomas Cranmer, Thomas Howard, Thomas More ile Thomas Cromwell zamanına kadar geldi.

            Henry aslında tahtını sağlama almak niyetindeydi. Bu durumun tesis edilmesi için İngiliz tahtına bir varis verilmesi gerekiliyordu. Ancak Catherine ile olan evliliğinden beş çocuğu olmasına rağmen dört çocuğu vefat etmiştir. Tek hayatta kalan çocuğu Mary Tudor olmuştur. İngiliz Monarşisinde kadın bir hükümdarın olması meşru olarak kabul edilmektedir. Ancak Henry’nin erkek bir varis istemesinin yegâne sebebi İngiltere’nin ikinci bir Güller Savaşı içerisine girmesini istememesidir. Bu nedenle Thomas Howard’ın yeğeni olan Anne Boleyn’e ile Henry arasında bir ilişki başlamıştır. Bu durum ülke içerisinde hoş karşılanmadı ve söylentilerin varlığı çoğalmaya başlamıştır. Catherine hakkında zina işlediğine dair asılsız söylentiler ortalıkta dolaşmaya başlayınca Howard eleştiri yağmuruna tutuldu ve bu yükün altında daha fazla kalamayarak Kralın desteğini kaybetti. Bu kişiler içerisinden boşanma olayına noktayı koyan isim Thomas Cranmer olmuştur. 24 Mayıs 1532 tarihinde mahkemede Kral ile Kraliçe’nin sunduğu gerekçeleri dinlemiş ve evliliği Tanrı’nın kanunlarına aykırı olduğu gerekçesi ile boşanmasının meşru bir karar olduğu hükmünü verdi ve Catherine ile Henry’nin evliliği sona ermiş oldu. (8) Thomas More’un idam kararı ise Anne Boleyn’in taç giyme törenine katılmayı reddetmesi ile meydana gelmişti. Kendisi zaten boşanmaya en başından beri karşı çıkmıştır.

            Bu meselenin büyümesi aslında daha küresel bir etki taşıyordu. Bunun sebebi V. Charles’ın boşanmaya karşı çıkması ve Roma’ya bu konuda baskı yapmasıydı. Charles’ın bunu istememesi geçerli sebepleri vardı elbette. Başta İngiltere’nin Evlilik yolu ile İspanya’nın bir parçası olarak kalmasını istiyordu. İngiltere’nin kontrol altında tutulması Charles’ın Fransa karşısında daha rahat hareket etmesini sağlıyordu. Lakin boşanma olayının meydana gelmesi hiç şüphesiz İngiltere ile İspanya arasında müttefik bağlarının kopma noktasına gelmesi ve Fransa karşısında Charles’ın daha baskın politika izlemesine engel olmuştur.

            Boşanmanın aslında en önemli gelişmesi 1533 tarihinde “Roma’ya Başvurunun Sınırlandırılması” kanunda meydana gelmişti. Bu kanun neticesinde Parlamento’nun ağırlığı artmış ve İngiltere’den ilk defa krallık olarak değil İmparatorluk olarak bahsedilmiştir. Kanunun Giriş bölümü şu şekilde yazılmıştır:

İngiltere bir imparatorluktur ve dünya üzerinde kabul edildiği üzere, yüce imparatorluk tacının ve onun mülkünün yegâne sahibi olan tek bir egemen yönetici-kral tarafından yönetilmektedir.” (9)

            Bir yıl sonra 1534 tarihinde Üstünlük Yasası ile Henry resmen İngiltere Kilisesi’nin başı olarak ilan edilmiştir.

metin içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
1534 Tarihli “Üstünlük Yasası” orijinal metni (10)

            Bu şekilde İngiltere hükümdarı kral ve kraliçe fark etmeksizin Kilise’nin başı konuma gelmiştir. Bu durum İngiliz Reformu’nun başka bir yüzü olarak da ele alınabilir. Ancak belirtilmesi gereken konu Henry’nin reform sürecinin başında Protestanlığa karşı bir yakınlık beslememesi ve konuya pek sıcak bakmamasıdır. Ancak dönemin isimlerinden Thomas Cromwell’in etkisi ile İngiliz Kilisesi ve Parlamentosu Protestanlığa doğru bir kayma yaşamıştır. Henry’de bu etki ile Protestanlığın ülke içerisindeki ivmesine ses çıkarmak yerine destek vermiş Anglikan Kilisesi’nin başı olmuştur. Olaya başka bir açıdan bakacak olursak İngiltere Kilisesi’nin başı olan kişi bir nevi Papa ve Halife konumunda değerlendirilebilir. Bunun en büyük sebebi İngiltere hükümdarının Anglikan kilisesine mensup kişilerin koruyucu sıfatına kavuşmasıdır. Bu gelişme ile İngiliz Kilisesi’nin daha küresel bir zemin üzerine oturduğunu söyleyebiliriz. Aslında 1534 tarihinin meydana getirdiği sonuçların günümüze kadar geldiğini görebiliriz. Örnek olarak Kraliçe II. Elizabeth’in hala İngiliz Kilisesi’nin başı olması verilebilecek örneklerden birisidir. En büyük etkisini de birazdan ele alacağımız I. Elizabeth döneminde ayrıntılı bir şekilde göreceğiz.

            1533-1534 arasındaki bir yıllık süreç içerisinde Protestanlık yönetim ve aristokratlar arasında ivme göstermiş olsa da İngiltere hala nüfus ortalamasına göre Katolik bir ülke konumundaydı. Katolik inancın ülke içerisindeki konumunu büyük ölçüde koruması ve Protestanlığın yükselişe geçmesi krallık içerisindeki anlaşmazlıkları arttırdığı bilinmektedir. Bu anlaşmazlık VIII. Henry’nin 28 Ocak 1547 yılındaki vefatının ardından daha fazla belirgin hale gelmiş ve VI. Edward ile Lady Jane Grey döneminin iç siyasetini belirler hale gelmişti. Ancak kırılması noktası hiç şüphesiz Henry’nin Aragonlu Catherine ile olan evliliğinden hayatta kalan tek çocukları Mary’nin tahta geçmesi olmuştur.

            Mary’nin tahta geçmesi aslında İngiltere’nin iki din arasında en çok kaldığı dönem olarak tarihe geçmiştir. Mary’nin Katolik inancına olan bağlılığı babası döneminde meydana gelen gelişmelerin başka bir yöne doğru ilerlemesini sağlamıştır. Burada bahsedilmesi gereken en önemli olay şüphesiz I. Mary’nin kim ile evli olduğudur. V. Charles İngiltere’nin Habsburg Hanedanlığının tesis ettiği düzenin içerisinden çıkması ve başka bir yöne doğru evrilmesinden oldukça rahatsız olmuştu. Bu birlikteliğin yeniden sağlanması ve İngiltere’nin Fransa karşısındaki eski konumuna geri dönmesi için Charles oğlu Felipe ile Mary’nin evlenmesi gerektiğini düşünmüştür. Elbette beklenen olmuş ve bu evlilik gerçekleşmiştir. Mary’nin tahta geçmesi VI. Edward’ın yaşamasından dolayı çok düşük görülmüştür. Ancak VI. Edward’ın kısa bir saltanatı olması Mary’nin veraset sistemi gereği tahta geçmesini sağlamıştır. Tabii bir kesim Lady Jane Grey’i tahta geçirmek istemiş olsa da Mary ve yandaşlarının elinin çabuk tutması sonucunda İngiltere yeniden Habsburg Hanedanlığının kurduğu düzen içerisine dahil olmuştur. Bu birliktelik ülke içerisinde İspanyol etkisinin artmasına ve Protestanlara yönelik baskının ciddi şekilde yükselmesine sebep olmuştur. Mary ülke içerisinde Protestanlara karşı davranışlarından ötürü tarih kitapları içerinde “Kanlı” lakabını almıştı. Mary’nin başka bir korkusu ise üvey kardeşi Elizabeth’in Protestan olması ve etrafında destekçi toplayıp tahtı ele geçirecek düşüncesine kapılmasıydı. Bu duruma binaen Elizabeth’in saray içerisine hapsedilmesi kararlaştırılmış ve Protestan yöneticiler ile halkın bir kısmı kıyıma uğratılmıştır. İspanya’nın, İngiltere içerisindeki bu duruma ancak Kraliçe Mary’nin vefatına kadar etki ettiğini görmekteyiz. Bu etkinin kısa olmasındaki en büyük sebebi Mary’nin tahta bir varis bırakamayacak olmasıdır. Varisin olmaması I. Elizabeth döneminin başlangıcının ilk belirtisi olmuştur.

            Bizim burada açıklamaya çalıştığımız olayların sonuçları, Elizabeth dönemi İngiltere’sine geçmiş tarihten nasıl bir miras kalmış olduğudur. Meydana gelen bu olaylar Elizabeth döneminin taksimini yapmak konusunda hayati önem taşımaktadır. Babasının ve devlet adamlarının meydana getirdiği gelişmelerin İngiltere’de yeni bir ulus bilincinin oluşmasına neden olması bahsetmiş olduğumuz tarihsel mirasın en önemli kırılma noktalarından birisini işaret etmektedir. Henry döneminin en önemli ikinci mirası ise donanma alanındaki gelişmelerdi. Mevcut kayıtların ışığında VIII. Henry döneminde, İngiltere’nin 1.750 denizciden oluşan ve 2.085 silah taşıyan toplam 11.268 ton kapasiteye sahip 53 gemisi bulunmaktadır. (11) Donanmanın bu gücü aslında bize şu sorunun cevabını ayrıntılı şekilde verebilir; daha 16. yüzyılın başında 4,5 milyon (12) nüfusa sahip olan bir ada ülkesi nasıl oluyordu da kendisinin iki katı kadar nüfusa ve donanma gücüne sahip olan İspanya’ya kafa tutuyordu? Bu sorunun cevaplarını iyi bir şekilde tespit edebilirsek İngiliz Tarihi’nin önemli kırılma noktalarından biri olan bu döneme ışık tutabiliriz.

Elizabeth Dönemi ve İngiliz-İspanyol Mücadelesi

            Kraliçe Elizabeth dönemi adına birçok çalışma mevcuttur. Bu çalışmaların hepsinde ortak vurgulanan kısım İngiltere’nin bir hayatta kalma mücadelesi içerisinde kalmış olmasıdır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gelişmeler ışığında Elizabeth döneminin ana hatlarını açıklamak daha kolay bir hal alacaktır. Belirttiğimiz üzere kilisenin mevcut varlığının değiştirilmesi dolaylı yoldan hükümdarın gücünü de etkilemiştir. Bu değişim hiç şüphesiz Elizabeth dönemi İngiltere’sinde babasının aksine daha küresel bir yapıya dönüşmüştür. Bunun altında yatan en büyük sebep ise İspanya ile girmiş olduğu mücadeledir.

            Burada sorulması gereken bir soru daha var aslında: Neden İspanya? Neden başka bir Avrupa ülkesi değil de İspanya? Yukarıda açıkladığımız olaylarda görüldüğü üzere İspanya ve İngiltere henüz bir savaşın ortasında değildi. Fransa’nın mevcut konumu İspanya ile İngiltere arasında sürekli olarak bir dengenin meydana gelmesini sağlamıştır. Bu sebeple iki monarşi arasındaki düzenin köprüsü olarak evlilikler meydana gelmiştir. Ancak bu iki monarşi nasıl bir sorun ile karşı karşıya kaldı ki aralarında bir mücadele patlak verdi? Bu mücadele VIII. Henry döneminde değil de neden Elizabeth döneminde meydana gelmişti?

harita içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
1493 yılında Papa VI. Alexander’ın belirlemiş olduğu sınır ile 1494 yılında imzalanan Tordesillas Antlaşmasının mevcut sınırları

            Bu mücadelenin ilk çıkış noktası aslında Elizabeth döneminin öncesi de 7 Haziran 1494 yılında imzalanan Tordesillas Antlaşmasıdır. Coğrafi keşiflerin hız kazanması ve İspanya ile Portekiz arasındaki rekabetin belirli bir zemin üzerine oturtulması ve rekabetin sona ermesi için Papalık iki devlet arasında dünyayı bilinen ve bilinmeyen dünya olmak üzere ikiye bölmüştür. Cabo Verde Adaları’nın 370 fersah batısını merkez alarak çizilen bu hayali çizgi neticesinde doğuda kalan kısmı Portekiz’e, batıda kalan kısım ise İspanya’ya bırakılmıştır. Bu antlaşmanın kabul görmesi için aslında Avrupa genelinde hiçbir muhalefetin olmaması gerekiyordu. Ancak antlaşmanın ilan edilmesinden bir süre sonra Fransa ve İngiltere antlaşmayı tanımadıkları ilan ettiler.

            Bu doğrultuda ilk adım VII. Henry’nin hükümdarlığı altındaki İngiltere’den geldi ve İtalyan asıllı denizci John Cabot Kuzey Amerika’ya yapılması planlanan keşif için görevlendirildi. Bristol’den ayrılan John Cabot’un yapmış olduğu bu keşif seferi aslında İngiltere için yeni bir dönemi kapılarını açıyordu. Bu keşif seferi İngiltere’nin Kuzey Amerika üzerinde hak iddialarını güçlendirmiş ve yeni İngiliz denizcilerin gelişmesine fayda sağlamıştır.

            I. Elizabeth saltanatının babası VIII. Henry’nin hükümdarlık dönemi ile benzer bir noktası bulunmaktadır. Bu benzerlik döneminin gelişmeleri hükümdarının olduğu kadar devlet adamlarının da eseri olmasından dolayı kaynaklıdır. Elizabeth saltanatı da babasının dönemi gibi çok önemli isimlerin yetiştiği bir zamandır. Aslında içlerinden bazıları babasının dönemine de şahitlik etmiş isimlerdi. Bu isimlerin içerisinden en bilindik olanı William Cecil ve Francis Walsingham’dır. Cecil’in ve Walsingham’ın bu derece ön plana çıkmasının sebebi aslında İngiltere’nin en çok değişim geçirdiği dönemlerde nüfuslarının bulunmasıdır. Bu iki ismin ne derece önemli olduğunu ileride ele alacağız. Ancak konumuzun merkezini teşkil meselenin mimarlarını belirtmemiz gerekmektedir. Bu isimler Sir Francis Drake ve Walter Raleigh’dir.

            Drake ve Raleigh’nin yapmış oldukları keşif ve korsanlık seferlerinin nasıl meydana geldiğini anlamak için aslında İngiltere Krallığı’nın geliştirdiği vizyondan bahsetmek son derece doğru olacaktır. İngiliz Tarihçi Niall Ferguson “İmparatorluk” kitabın içerisinden İngiliz İmparatorluğu’nun kuruluş aşamasını maddeler halinde belirtmiştir. (13) Bizim burada yapmamız gereken Elizabeth döneminin itici güçlerini tespit etmek ve üzerlerinden ilerlemek olacaktır. Ferguson’nun belirttiği üzere gitmemiz gereken konu başlıkları sırasıyla Protestanlık, Korsanlar, Devlet yönetimi ve Savaş olacaktır.

            Protestanlık konusuna değinmemizin sebebi ilk başta belirttiğimiz gibi İngiliz Kilisesi’nin konumunun değişmiş olmasından kaynaklıdır. Aslında Protestanlığın İngiliz devleti için bir politika haline gelmesi İspanya ile olan rekabete dayanmaktadır. Bunun sebebi İspanya’nın Katolik İnancın savunucusu ve Papalığın elçisi olarak Avrupa ve Dünya’yı domine etmesidir. İspanya’nın bu durumu İngiltere ve Fransa için çok ciddi bir mesele haline gelmiştir elbette. Fransa’nın keşif seferlerine daha sonra katıldığını bilmekteyiz. (14) Bunun sebebi İspanya’ya karşı yürüttüğü mücadele ve Avrupa içerisindeki çıkarlarının ilk safhada daha önemli olmasıydı. Lakin İngiltere böyle bir durumda değildi ve İspanya ile Portekiz’in Amerika’dan sağlamış oldukları altın ve gümüş ile daha fazla ilgilenir hale gelmişti.

            İspanya’nın Papa ve Katoliklik adı altında elde ettiği hakimiyete karşı İngiltere’nin ilk öne koyduğu şey Protestanlık olacaktı. Protestanlığın İngiltere tarafından İspanya’ya karşı savunulması gibi bir algının oluşturulmak istenmesi aşikâr bir durumdur. Bu algının oluşmasın da en önemli sebeplerinden biri Protestan Ahlakı ve bireysel bilincinden geldiğini vurgulamak lazımdır. İspanya’nın tutumlu ve baskıcı din anlayışına karşın İngiltere daha rahat ve gelir seviyesinin yüksek olduğu bir imparatorluk mantığı vaat ediyordu. Elbette bu konumun temsilcisi olarak İngiltere hükümdarının gözükmesi İngiliz monarşisini Avrupa içerisinde İspanya’ya karşı daha tehditkâr hale gelmesini sağlamıştır. Bu rekabet Atlantik üzerindeki konumun iki Avrupa ülkesi arasında bölüşüldüğünün başka bir göstergesiydi. Ancak İngiltere İspanya kadar varlıklı bir konumda değildi ve kolonicilik yarışının çok gerisindeydi. İspanya’nın Amerika’dan elde ettiği altın ve gümüş oranına karşın İngiltere’nin elinde henüz bir gelir kaynağı yoktu. Kuzey Amerika İngiltere’nin İspanya’ya karşı İmparatorluğu’nu kuracağı ilk yer olacaktır. Ancak Kuzey Amerika’nın yer altı kaynakları Orta Amerika’dakine göre çok az olması İngiltere’nin İmparatorluk düşüncesine geçmesini bir süre olsun engellemiştir. Bunun için yeni yerlerin keşfedilmesi ve İspanya’dan önce o bölgeye İngiltere’nin egemen olması gerekiyordu. Sir Francis Drake bu iş için İngiltere’nin John Cabot’dan sonraki en geniş keşif seferini başlatacaktır.

harita içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Kırmızı renkli oklar Macellan’ın dünya çevresindeki dolaştığı yönleri belli etmektedir. Francis Drake ise mor renkli oklar ile gösterilmektedir. İki keşif seferinin gidiş güzergâhları arasında benzerlik olsa da Drake’in yapmış olduğu seferin çok başka boyutları mevcuttur. Felipe Férnandez-Armesto, Author of The Spanish Armada: The Experience of War in 1588 and others. General editor of The Times Atlas of World Exploration.
metin, kişi, iç mekan içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Sir Francis Drake (?-1596)

            Haritayı dikkatli bir şekilde incelediğimiz zaman Drake için İngiltere’nin Macellan’ı tabiri yapmak yanlış bir değerlendirme olmaz. Ancak sonuçları itibariyle Drake’in yapmış olduğu keşif seferinin bir başka yüzü olduğunu söylemek zorundayız. İşte bu durum Ferguson’un belirtmiş olduğu korsanlık faaliyetlerini işaret etmektedir. Yukarıda belirttiğimiz gibi İngiltere İspanya’nın çok gerisinde bir kolonicilik faaliyeti izlemekteydi. Ancak Ülkenin daha küresel bir vizyon oynaması için İspanya’nın elde ettiği zenginliğe ihtiyacı vardı.

            John Cabot’ın keşif seferi ile İngiliz denizcilerin bir kısmının Kuzey Amerika’ya doğru gittiğini bilmekteyiz. Drake’te bu seferleri yapan kişiler arasındaydı elbette. Ancak onun asıl şöhreti korsanlık faaliyetleri ile nam salmıştır. İlk olarak 1573 yılında Kuzey Amerika’ya yapmış olduğu sefer sırasında dönüş güzergâhında İspanyol Karayiplerini yağmalaması İngiltere ile İspanya arasındaki mücadelenin başka bir boyuta sebep olmuştur. Elde ettikleri ganimetin yüz bin peso tutarında olduğu bilinmektedir. (15) Drake’in bu ganimet ile dönmesi aslında İngiltere’nin ilk defa okyanustan gelir sağladığını göstermektedir. Bu hamlesi sayesinde Kraliçe Elizabeth ve Francis Walsingham’ın saygısını kazanmıştır. Elizabeth ve Walsingham’ın Drake’i desteklemesi aslında korsanlık faaliyetlerinin krallık tarafından desteklendiğinin başka bir göstergesi olmuştur. Bu durum Drake’i bizzat parlamento ve monarşi tarafından desteklenen bir ordu subayı haline gelmiştir. Bunu en büyük örneğinin Walsingham’ın bizzat Drake’in 1577 yılında yapmış olduğu sefere maddi destek vermesiydi. 1577 yılındaki sefer Drake’in ilk büyük seferi olma özelliğine sahiptir. Walsingham bu sefere birçok kişinin destek vermesini istemiş ve sefer için beş gemi tahsis edilmesini sağlamıştır. Bu seferin ne denli önemli olduğunun başka bir göstergesi ise dönemin en önemli İngiliz denizcilerinin destek vermesiydi. Bristol’lı John Wynter, John Chester, John Thomas ve Thomas Moon İngiltere’nin o dönemki önemli denizcileridir. Kraliyet tarafından önemsenen bu sefere 164 kişilik bir mürettebatın tesis edildiği bilinmektedir. Ayrıca her geminin hacmi kendisine göre farklılık gösteriyordu. Kısacası muhtelif gemilerden oluşan bir donanmaydı. Ancak gemilerin içerisinden en ayrıntılı olarak Drake’in komuta ettiği Pelican gemisinin özelliklerini bilmekteyiz. Bu bilginin günümüze ulaşmasını sağlayan kişi Portekizli denizci Nuno da Silva’nın tutmuş olduğu notlardır. Kendisi Pelican için şöyle bir tanımla yapmıştır:

“O çok sağlam ve güçlü. Bu geminin, birbirinden mükemmel iki koruyucu kaplaması var. Savaş için gayet uygun durumda ve Fransız tarzında, iyi donatılmış bir gemi; gayet sağlam direkler, halet ve çifte yelkenlerle mükemmelleştirilmiştir. Gayet iyi bir gemi ve dümeni düzgün. Gemi yeni değil; bakırla da kaplanmamış veya safra da konmamış. Her iki tarafında silahlı yedişer adet lomboz var ve içerideyse on üçü bronzdan, geri kalanları dökme demirden 18 pare top taşıyor… Gemi arkadan aldığı ve şiddetli olmayan rüzgârlarla seyrettiğinde suya dayanıklı ancak dalağalar büyüdüğünde suyla epeyce boğuşması gerekiyor. Bu durumlar da, gerek rüzgâra karşı yol alırken gerekse borina halatları dışarı çekildiğinde epey su alıyor. Fakat sonuçta bu gemi, Portekiz’den Brezilya’ya birkaç seyahat yapamaya elverişli.’’ (16)

            Silva’nın verdiği bu bilgi sayesinde İngilizlerin gemicilik konusunda İspanya ve Portekiz ile arasındaki farkı kapattığını görmekteyiz. Elizabeth döneminin kalyon tipinin de bu şekilde oluştuğunu söyleyebiliriz.

    Drake’in seferinin başka bir yüzü dava mevcuttu elbette. Gemilerin ve askerlerin baştan aşağıya silahlı olması bunun basit bir keşif seferi olmanın çok ilerisine taşıyordu. İspanya’nın Atlantik ortasında her yük gemisini denetlemede zorluk çektiği Drake ve diğer kaptanlar tarafından bilinen bir gerçekti. Bu yüzden yolda İspanyol gemilerinin yağmalanması daha Drake sefere çıkmadan önce planlanmıştır. 15 Kasım 1577 tarihinde sefer için ilk adım atılmıştı. Ancak Manş Denizi’nin akıntısı gemilerin rahat bir şekilde yelken açmasını engelliyordu ve ilk önce küçük gemiler yola çıkmıştır. Drake ise daha fazla ilerleyemeden geri döndü ve ancak 7 Ocak 1578 tarihinde yelken açabildi. Seferin ilk güzergâhı Cabo Verde Adaları olacaktı. Belirttiğimiz gibi bu seferin asıl amaçlarından biri İspanyol ve Portekiz gemilerinin yağmalanmasıydı. İlk olarak Cabo Verde Adaları yakınlarında yün, kumaş ve erzak ile dolu olan Maria Santa isimli Portekiz gemisinin ele geçirilmesi olayı meydana geldi. (17) Geminin ismi Mary olarak değiştirilmiştir. Bu gemi içerisindeki mürettebatta Nuno de Silva’nın yer aldığı bilinmektedir.

            Maria Santa gemisi seferin ilk ganimetiydi ancak elde edilmek istenin çok gerisindeydi. Karayipler’de İspanyol gemilerini gözüne kestiren Drake önemli ölçüde servet elde etmeyi başarmıştı. Sefer sırasında gemi hasar almış ilerleyemez hale gelmişti ancak Drake elde ettiği ganimetten vazgeçmemiş ve 26 Eylül 1580 yılında İngiltere’ye elde ettiği servet ile geri dönmüştür. Bu servet 26 ton ağırlığında 1300 külçe saf gümüşten meydana geliyordu. (18) Dünyanın çevresi ilk defa bir İngiliz tarafından gezilmesi ise Britanya Denizcilik Tarihi’nin dönüm noktalarından biri olarak sayılmaktadır. İspanya Kralı II. Felipe’nin aslında Drake adına para ödülü koyması ve Elizabeth İngiltere’sine karşı husumet beslemesi yaşanan olayların kaçınılmaz sonucuydu. Felipe Avrupa ve Akdeniz’deki rakipleri olan Fransa ile Osmanlı’nın yanına İngiltere’nin eklenmesini istemiyordu. Bunun için İngiltere’yi din üzerinden baskı altında tutmayı tercih etmiştir.

            Burada Walter Raleigh’den bahsetmek oldukça önemlidir. Çünkü kendisi Drake’in devamı olarak nitelendirilmektedir. Raleigh üvey abisi Humprey Gilbert ile birlikte İspanyol gemilerini yağmalayan İngiliz denizciler arasındadır ve görevleri İngiliz koloniciliğini yeni dünyaya ulaştırmaktır. (19) Kendisi aynı zamanda İngiltere’ye tütün ve patatesi getiren ilk kişi olma unvanına da sahiptir. Raleigh’in başka önemli icraatlarından biri şüphesiz Kraliçe Elizabeth adına Kuzey Amerika’da Virginia kolonisini kurmasıdır. Lakin Drake ve Raleigh’in hayatlarındaki en önemli gelişme yurtları olan İngiltere’nin İspanya tarafından işgal tehdidi altında kalması olayı olacaktır. Burada açıklamaya çalıştığımız olay aslında Atlantik üzerinden İngiltere ile İspanya arasında rekabetin nasıl olduğudur. İspanya İngiltere’nin korsanlık faaliyetlerinden dolayı zaten durdurmanın yollarını arıyordu. Ancak olayın bir işgal girişimine dönüşmesi Avrupa içerisinde meydana gelecektir.

            Bu kısımda ise Ferguson’un belirttiği devlet yönetimi maddesine değineceğiz. Çünkü İngiltere’nin işgal edilmesi için II. Felipe’nin önemli bir koza sahip olması gerekiyordu. Felipe’nin İngiltere’nin düşmanı olduğu artık açık bir şekilde ortaydı. William Cecil, Francis Walsingham ve Sir Christopher Hatton Felipe’nin ülke içerisinde bir ayaklanma çıkarmak için girişimde bulunacağından şüphe etmişlerdir. Bu duruma binaen İngiltere içerisindeki Katolik vatandaşlar yakın bir takibe alınmıştır. Birçok Katolik kilisesi ve loncası ciddi şekilde baskı altına alınmış ve olası bir kalkışma adına ülke genelinde denetimler iki katına çıkartılmıştır. (20) Lakin İngiltere’nin halen daha nüfusuna göre Katolik inancına mensup kişi sayısı oldukça fazladır. Bu durum aslında alınacak önemlerin ne kadar büyük bir soruna sebebiyet vereceğinin başka bir göstergesidir. Kraliçe bu yüzden devlet adamları gibi olaya katı bir şekilde yaklaşma taraftarı olmamış ve kendisini İngiltere’de yaşayan Katolik inancına mensup halkının da kraliçesi olarak görmüştür.

            Walsingham ve Cecil Felipe’nin bir şekilde İngiltere’nin iç işlerine müdahil olacağını ve Elizabeth’i indirmenin yollarını arayacağını biliyorlardı. Bu duruma mâni olmak için Walsingham İngiltere’nin müttefiklere sahip olması gerektiğini ileri sürmüştür. 16. yüzyılın da ise en kuvvetli müttefiklik bağları hanedanlıklar arasında yapılan evliliklerden geçiyordu. Elizabeth’in Avrupa monarşileri içerisinden yapacağı herhangi bir evlilik II. Felipe’nin olası işgalini engellemenin en mantıklı yolu olarak gözüküyordu. Elizabeth’in yapması planlanan evlilikler içerisinden en ön plana çıkan isimler İsveç Kralı XIV. Eric, Moskova Knezi IV. İvan ve II. Maximilian’ın küçük kardeşi ve II. Felipe’nin kuzeni olan Avusturya Arşidükü II. Karl olmuştur. Şunu belirtmek lazım bu isimler içerisinde IV. İvan’ın bulunması İngiliz-Rus ilişkilerinin başka bir yüzüdür. İvan üç defa olmak üzere Kraliçe’ye evlilik teklifinde bulunmuş olsa da Walsingham’ın tercihi Avusturya Arşidükü II. Karl olmuştur. Karl ile Elizabeth arasında olası bir evlilik hem Felipe’nin İngiltere’ye karşı teşebbüslerini engelleyecek hem de Fransa ile İngiltere arasında meydana gelen anlaşmazlıkların önüne geçecekti. Lakin Kraliçe Karl ile olan evliliğe sıcak bakmamış ve teklifini geri çevirmiştir. Walsingham’ın bu girişimde başarısız olması daha ciddi tedbirler almasına neden olmuştur. Başta Felipe adına istihbarat sağlayan kişilerin belirlenip yakalanması ve ardından sorguya çekilmesi geliyordu. Yakalanan her isimde Walsingham’ın daha fazla bilgi toplaması Felipe’nin elini kolunu bağlamaya başlamıştır. Bu durumu tersine çevirmek için Felipe İskoçya Kraliçesi Mary Stuart’ı İngiliz tahtına geçirmeyi planlamıştır. Kraliçe Mary sadece İspanya için değil aynı zamanda Fransızlar içinde oldukça önemli bir isimdir. 1558 yılında Fransa tahtının veliahtı II. François ile Mary’nin evliliği aslında İngiltere karşı bir ittifakın oluşmasının temeli olarak sayılmaktaydı. Ancak bu ittifak fazla uzun ömürlü olmamış ve II. François’nın erken ölümü neticesinde son bulmuştur. Elbette bu durum Fransa’nın İskoçya’ya verdiği desteği çekmesine neden olmamıştır. İskoçya’ya geri dönen Mary ülkeyi bir iç karmaşanın ortasında bulmuştur. Kendisi sıkı bir Katolik olduğu için Protestanlara karşı sert tedbirler alınmasını sağlamıştır. Protestanlara karşı olan tutumu Felipe’nin desteğini kazanmasındaki en önemli gelişmeydi. Felipe Mary’i kullanarak İngiltere’yi tekrardan eski eşi Mary Tudor dönemindeki gibi yönetmek niyetindedir.

kişi, iç mekan, bakan içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Francis Walsingham (1532-1590)

            Walsingham’ın her geçen gün daha fazla bilgi elde etmesi neticesinde Felipe ile Mary arasındaki iletişim daha belirgin hale gelmiştir. Ancak Mary bu 1569 yılında İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmıştır. V. James’ten sonra tahta çıkması sırası kendisine gelmiş ancak başarılı olamamıştır. İngiltere’ye geldiği zaman varlığı tehdit olarak algılanmış ve kaleye hapsedilmiştir. Elbette bu kararın arkasında Walsingham’ın olduğunu bilmek zorundayız. Mary’nin hapse atılması İngiltere’nin kuzeyinde sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İlk olarak Mary Stuart ile Norfolk Dükü’nün evliliğini amaçlayan komplonun önüne geçilmiştir. (21) Northumberland ve Westmorland kontları bu duruma binaen Kuzey İngiltere’de bir isyan başlattılar ve İngiliz tahtının meşru varisi olarak Mary Stuart’ı gördükleri beyan ettiler. Kuzey İngiltere’de isyan ilk olarak Durham Katedrali’nin ele geçirilmesi ile başladı ve bölgedeki diğer kiliselere doğru sıçradı. Kiliseler içerisinde yeniden Katolik ayinlerin yapılmaya başlanması aslında bu isyanın sadece Kraliçe Mary adına çıkmadığını bizlere göstermiştir. Kontların iki amacı olduğu ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilk Kraliçe Mary esaretten kurtarılması ve İngiltere tahtının başına geçirilmesi, ikinci sebep ise İngiltere’de Protestanlığın ortadan kaldırılması ve Krallığın yeniden Katolik inancının altına girmesidir. Ancak isyan uzun süreli olmadı ve bastırıldı. Northumberland kontu idam edildi ve Westmorland kontunun unvanları ellerinden alındı. Walsingham ve Cecil Kraliçe ile iletişime geçerek isyana destek veren kişilerin asılmasını istediler ve Kraliyetin emri ile iki yüz kişiden fazla insan Durham’da asılarak idam edildi. İşte bu emirin verilmesi İngiltere’nin tam anlamıyla Felipe’nin istediği noktaya gelmesini sağlamıştır. Bu bölgede iki yüzden fazla ve muhtemelen çoğunun Katolik olduğu gerçeği ile idam edilmesi sonucunda Kraliçe Elizabeth 1570 yılında Papa tarafından aforoz edilmiştir. Hükümdarı aforoz edilmiş bir krallık artık Tanrı’nın koruması altında olmadığı inancı o dönemde oldukça yaygındır.

             Bu süreçten sonra Mary’nin kurtarılması için 1572-1586 yılları arasında üç defa daha girişimde bulunulmuş olunsa da başarılı bir neticeye ulaşılamamıştır. Felipe Mary’nin serbest kalmayacağını anlayınca durumu başka bir yöne doğru çekmeyi hedeflemiştir. 1586 yılında Elizabeth Babington’da bir suikast girişimi ile karşı karşıya kalmıştı. Kraliçeyi öldürmek üzere görevli olan Anthony Babington başarılı olamayınca kendisi yakalandı ve Walsingham tarafından sorguya alındı. Çeşitli işkenceler sonucunda konuşan Babington Kraliçe Mary ile olan yazışmaları Walsignham’a teslim etti.

metin içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Üstteki kısım suikastin içinde yer alan Thomas Phelippes’in yazmış olduğu sahte şifrelerden oluşan mektubu. Alt kısımda ise Walsingham’ın eline geçen Anthony Babington ile İskoçya Kraliçesi Mary arasındaki yazışmaya ait mektup. (22)  

            Bu suikast girişiminde aslında önemli bir olay daha meydana gelmiştir. Walsingham nasıl olmuştu da bu bilgilere erişim sağlamıştı? İşte bu sorunun cevabı Walsingham’ın erkek kardeşi William’da saklıdır. William, Walsingham’ın öz mü yoksa üvey mi kardeşi olduğuna dair çeşitlik iddialar vardır. Ancak ikisinin arasının her zaman çok yakın olduğu bilinmekteydi. William eğitimini devam ettirmek için Fransa’ya giden ilk aile mensuplarındandır. Ancak kendisi Fransa’da bulunduğu süre içerisinde eğitimi dışında bir meseleye dahil olmuştur. Thomas Phelippes, William ile iletişime geçerek kendilerine destek vermesini istemiştir. William sıkı bir Katolik olduğu için bu desteğini geri çekmemiş ve Walsingham’a karşı Phelippes’e istihbarat sağlamıştır. Lakin Walsingham onun bu durumunu fark etmiş ve gözetim altına almıştır. Phelippes ve Babington’un yakalanmasından sonra William abisini öldürmek dışında bir seçenek görememiştir. Walsingham ile bir sohbet esnasında elindeki bıçağı abisine doğrultmuş olsa da cesaret edemediği için başarılı olamamıştır. Walsingham bu olaydan sonra kardeşini hapse atmış ve sorgusunu bizzat kendisi yapmıştır. Walsingham William sayesinde Felipe’nin girişimlerinden haberdar olmuştu. Babington ile Kraliçe Mary arasındaki yazmışları eline geçirmesi ile kuşkularından ne kadar haklı olduğunu göstermekteydi. Walsingham bu yazışmaları William Cecil, Christopher Hatton’a gösterdiği zaman Kraliçe’nin bakanlarının bir araya gelmesini sağlamıştır. Yazışmalar Kraliçe’nin eline geçtiği zaman ne yapacağına karar veremediği yazılmıştır dönemin kaynaklarında. Mary İngiliz tahtı için bir tehdit oluşturuyordu ve ortadan kaldırılması gerektiği düşünülüyordu. Bu düşünceyi William Cecil ve Walsingham temsil ediyordu. Kraliçe ise başta akrabası ve hemcinsi olan Mary’i idam etmeye yanaşmamıştı. Ancak Cecil ve Walsingham kraliçe üzerindeki baskını arttırınca Elizabeth 23 Ekim 1586 tarihinde istemeyerek Mary’nin idam fermanını imzaladı. Kraliçe Mary bir yıl daha hapis altında tutuldu ve 8 Şubat 1587 tarihinde idam edildi.

            Bu gelişmelerin ortak bir noktası Felipe’nin İngiltere’ye karşı bir işgal girişimi başlatmasına olanak sağlamasıdır. Kraliçe Mary’nin idam edilmesinde aslında Felipe’nin payı oldukça büyüktür. Çünkü Felipe Mary’i suikast konusunda cesaretlendiren yegâne kişidir. Phelippes’i İngiltere’ye yollayan da bizzat Felipe’nin kendisidir. Aynı zamanda suikast girişiminin kasten başarısız olmasını sağlayan kişide Felipe’dir. Felipe, Walsingham’ın İngiltere içerisindeki adamlarını bir bir bertaraf edince yeni yol izlemek zorunda kalmıştır. Bu neticede Mary, Phelippes iletişime geçecek ve Elizabeth’e karşı suikast girişiminin içerisinde yer alacak ve başarısızlık neticesinde idam edilecekti. Felipe bu planı yaparken Walsingham’ı kendi silahı ile vurmuştu aslında. Bunun en büyük göstergesi Walsingham ile Cecil’in kraliçeye baskı yapması ile Mary’nin idamını onaylatmasıdır. Vaftiz edilmiş bir Katolik Kraliçe ola Mary’nin öldürülmesi Felipe’nin Roma’nın desteğini alarak İngiltere’ye karşı Kutsal bir savaş başlatmasına olanak sağlıyordu. Elizabeth’in daha önce Papalık tarafından aforoz edilmesi ve Mary’nin idam edilmesi aslında Felipe’nin İngiltere’yi işgal etmek için planlarından ne kadar başarılı olduğunun başka bir göstergesidir. Hatta kendisi bizzat İngiltere’yi işgal etmek için ne kadar hevesli olduğunu şu sözler ile açıklamıştır:

Bu teşebbüsü tamamlamaya öyle tutkunum, kalbim ona öyle bağlı ki, kurtarıcımız Tanrı’nın kendi ereği gibi ona sarılacağına öyle inandığım için vazgeçirilemem. Ne tersini kabul edebilirim ne de inanabilirim.” (23)

    Bu gelişmelerden sonra Walsingham hatasının farkına varmış ancak durum düzeltilemeyecek bir noktaya gelmiştir. Felipe Roma’nın ve bütün Katolik Dünyası’nın desteğini arkasına alıp İngiltere’yi işgal için kutsal savaş ilan etmiştir.

Savaş Başlıyor

            Ele aldığımız konunun en başından beri aslında İngiltere ile İspanya’nın resmi olmayan bir savaşın ortasında olduğunu anlayabiliriz. İngiliz Kilisesi’nin ortaya çıkması, Francis Drake gibi İngiliz Korsanların Atlantik’te İspanya’ya karşı yapmış oldukları seferler ve Kraliçe Mary’nin idam edilmesi aslında iki ülkenin kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya gelmesini sağlamıştır. İspanya aslında İngiltere’nin otorite sahibi olmasını istemiyordu. Bunun için V. Charles döneminde kurulan sistemin içerisine İngiltere’nin yeniden dahil olması gerektiğini düşünüyordu. Ancak Korsanlık faaliyetleri İngiltere’nin bir güç olarak ortaya çıkmasını sağlamış ve Habsburg sistemine dahil olmasının önüne geçmiştir. Felipe bu yüzden tertiplediği planlar ile İngiltere’nin İşgal edilmesine karar vermiştir.

            Bu savaşın sonucunda iki devletten biri güçlenip çıkacak ve bir diğeri yıkılmanın eşiğine gelecekti. Aslında biz bu durumu İngiltere’nin hayatta kalma mücadelesi olarak da adlandırabiliriz. Felipe’nin donanması 125-130 arası bir sayıdan meydana geliyordu. Bu gemiler geniş yelkenlere, ağır ve hafif top taşıyabilme özelliklerine sahipti. Öyle ki sefer sırasında Felipe’nin donanmasının içerisinde 2.431 adet ağır ve hafif top bulunuyordu. (24) Bu topların en belirgin özellikleri iki tekerlek üzerine inşa edilmiş ve atış menzilinin yüksek olmasıdır. (25) Felipe’nin ordusunun çeşitli milletlerden biri araya geldiği gerçi de vardır elbette. Portekiz’in işgal altında olması ve Flanders (günümüz Hollanda ve Belçika sınırları) bölgesinin İspanyol toprağı olması Felipe’ye oldukça önemli kaynaklar sağlıyordu. 29.000 kişilik bir işkâl kuvveti oluşturulmuştu. Bunların 8.000’i denizci 21.000’i kara askeri olarak görev yapmaktaydı. Flanders bölgesinde bulunan Parma Dükü’nün askerlerinde bu işgale yardım edecekti. Hollanda’da savaşan Sir Roger Williams Parma Dükü’nün ordusu için şu sözleri söylemiştir:

Doğruyu söylemek gerekirse, Parma Dükü’nün ordusundan daha disiplinli ve düzenli bir başka ordu daha görmedim.’’ (26)

            İngiltere tarafının güçlerini iyi bir şekilde yorumlamak oldukça önemlidir. Aksi takdirde bu savaşın nasıl kazanıldığını anlamak bir hayli zorlaşır. İspanyol ordusunun savaş gücü ve donanımı eski tarih yazımında oldukça abartılmış ve İngiltere’nin savaşı coğrafi konumu ve Manş denizi ile kazanıldığı iddia edilmiştir. Ancak son yapılan çalışmalar bize gösteriyor ki bu savaşın kazanılması sadece coğrafya ve Manş Denizi’nin mevcut konumu ile açıklanamamaktadır. Yukarıda Francis Drake’in 1577 keşif seferinde İngiliz gemilerinin İspanyol ve Portekiz gemileri ile arasındaki farkı kapattığını belirtmiştik. Bu gelişmeler ile karşımıza Elizabeth dönemi İngilteresi’nin kalyonlarının çıktığını söyleyebiliriz. Bu kalyonların bir kısmı büyüklük olarak İspanyol gemilerine yakın olması ve ön taraflarında dörtlü ateşleme sistemine sahip olması oldukça önemlidir. Elbette burada İngiliz gemilerinin içerisinde yer top sistemine değinmek gerekmektedir. İngilizlerin ellerindeki toplar dört tekerlek üzerine monte edilmiş ve atış menzili İspanyol toplarına göre daha kısa olduğu bilinmektedir. (27) Ancak aradaki farkı atışların tekrarlanması ortaya koymaktadır. İspanyol toplarının atış yaptıktan sonra geri sekmesine karşı İngiliz topları daha az sekme beceresine sahiptiler. Bu geri sekme neticesinde İspanyol topları mevcut konumlarına geri getirilmesi oldukça zaman alıyordu ve İngiliz topları İspanyollara göre daha fazla atış yapıyordu. Elizabeth’in elinde ise kraliyete ait 34 parçalık bir donama gücü vardı. Ancak savaşın merkezinin İngiltere’ye çok yakın olması kaybettiklerini telafi etme konusunda kazanç ve zaman sağlıyordu ve İngiltere’de özel mülkiyet hakkı olarak 194 adet gemi bulunmaktaydı. Genel seferberlik ilan edildiği için bu gemilere savaşta kullanılmak üzere el konulmuştur. Savaşa uygun olmasalar bile İspanyollar karşısında önemli bir gücü temsil ediyordu bu gemiler. Bu savaşın İngiltere için önemi belirttiğimiz gibi bir hayatta kalma mücadelesiydi. Ancak İngiltere kara ordusu bakımdan sadece 3.000 kişilik bir orduyu meydana getirebilmişti. Elizabeth bu oranın artması için ülke içerisindeki bütün mahkûmların salınması emrini verse de sayı orantısal olarak İspanya’nın yanındaydı. Fakat İngiltere’nin savaşmaktan başka çaresi yoktu ve savaşın denizde kazanılması gerekiyordu. Bu yüzden Elizabeth ve devlet adamları İspanyol donanması ile açık denizde karşılaşmayı hedefledirler. Bunun sebebi Parma Dükü’nün birlikleri ile İspanyol donanmasının birleşmesini engellemekti. Ancak şunu söylememiz lazım Parma Dükü o zaman Flanders’ta çıkan isyan ile meşguldü ve ordusu bölünmüş bir durumdaydı. İspanyol donanmasının amacı ise İngiliz donamasını ortadan kaldırıp Thames Nehri’ni geçerek Londra’ya ulaşmaktı.

harita içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
İspanyol Donamasının 1588 yılındaki sefer güzergâhı

            İspanyol gemileri Manş Denizi’nde ilk olarak 30 Temmuz 1588 tarihinde görülmüştür (28) ve donanmanın başında Medina Sidonia bulunmaktadır. Elizabeth bu sırada Walsingham, Cecil, Christopher Hatton, Robert Dudley ve ordusu ile Tilbury’de bulunuyordu. Yaklaşık iki haftalık bir bekleme süresinin ardından ilk taarruzu İngiliz gemileri 7 Ağustos gecesi yapmışlardır. İngiliz donanmasında ise Howard, Francis Drake ve Walter Raleigh bulunmaktaydı. Çarpışmanın ilk günü 6 İngiliz gemisi batmıştır. Buna karşın İspanyollar ilerlemeye devam etmiş ve Tilbury’e yaklaşık bir buçuk günlük bir mesafe uzaklıkta durmuşlardır. Medina Sidonia’nın donanmayı durdurmasındaki sebep akıntı ve rüzgârın etkisini arttırması ile filonun formasyonunun bozulacak olmasıdır. Drake ve Raleigh bu durumu avantaja çevirmek için İspanyol donanmasının üzerine 6 tane ateş gemisi göndermeyi planlamıştır. Bu şekilde filonun mevcut formasyonu [düzeni (e.n.)] bozulacak ve İngiliz gemileri bir yarma harekâtı ile İspanyol donanmasının içerisine girebileceklerdi. Beklenen olmuş ve 8 Ağustos sabahı İngilizler karşı taarruza geçmiştir. Manş Denizi’nin akıntısına zar zor dayanan İspanyol gemileri üzerlerine ateş gemilerinin gelmesi ve İngiliz donanmasının saldırması sonucunda Medina Sidonia daha fazla dayanamadı ve geri çekilmeye başladı. Gravelines Muharebesi’nde 35-40 gemiden oluşan bir kayıp meydana geldiğini bilinmektedir. Ancak asıl sorun İspanyol donanmasının İspanya’ya dönüş rotasının Manş Denizi üzerinden değil İskoçya ve İrlanda üzerinden olmasıdır. Sidonia Parma Dükü ile buluşmak için geri dönemeye yeltenmiş olsa da kuzeye doğru hareket etmek zorunda kalmıştır. Donanmayı Drake ve Raleigh bir süre kovaladıktan sonra daha fazla ileri gidememişlerdir. Bunun sebebi Kuzey Denizi’nde yoğun fırtınaların yaşanmasıydı. İrlanda ve İskoçya üzerinden dönemeye çalışan Medina Sidonia bu fırtınaya yakalanmış ve donamasından yaklaşık 30 gemisini kaybetmiştir. Sidonia İspanya’ya ancak 60 gemi ile geri dönebilmiştir ve II. Felipe’ye durumu şu şekilde izah etmiştir:

Başımıza gelen talihsizlikleri ve felaketleri siz Majesteleri’ne kelimelerle tarif edemem, çünkü bunlar herhangi bir yolculukta tanık olduklarımın en kötüsüydü; bu limana giren gemilerin bazıları da son on dört günü tek bir damla su olmadan geçirmiştir.” (29)

metin içeren bir resim
Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Bu tabloda Francis Drake ve Walter Raleigh’in İspanyol Armadası’nın üzerine gönderdikleri ateş gemilerini görmekteyiz. İspanyol donanmasının savaşı kaybedip İngiliz gemileri tarafından kovalanmasına dair bir hayli çizim ve tablo mevcuttur. Ancak bu Tabloyu seçmemizdeki sebep Drake ve Raleigh’in savaşın ortasında nasıl büyük bir iş başardığını görmemiz içindir.

             II. Felipe bu savaşı kaybetmesinin tek sebebini olarak Tanrı’nın razı olmadığı gerekçesine bağlamıştır. Felipe’nin bu teşebbüslerinin altında aslında İmparatorluğunu korumak istediği gerçeğinin yanında kişisel ihtiraslarının da bulunduğunu söylememiz gerekir. Donanmanın yenilgisi İspanyol Denizcilik tarihi için çok büyük bir kayıp olarak görülmüştür. Ancak bu durum İspanya’nın yenilgiden sonra toparlanamaz hale geldiğini söyleyebilmemiz anlamına gelmemelidir. Felipe bu tarihten sonra yeniden bir donanma inşasına başlamış ve Avrupa içerisindeki savaşlarını devam ettirmiştir. Ancak sorunlar arasında sayılması gereken şey Felipe’nin Avrupa’da girmiş olduğu savaşların süresinin oldukça uzun olmasıdır. Fransa ile savaşın 1598, İngiltere ile 1604, Hollanda ile 1609 yıllarına kadar sürmüş olmasının İspanya hazinesine olan yükün artmasına sebep olmuştur. Burada aslında durumu açıklamak için Thomas Hobbes’tan bir alıntı yapmanın faydalı olabileceğinin kanaatindeyim. (30) Hobbes Leviathan kitabının içerisinde monarşi için şöyle bir değerlendirme yapmaktadır:

Monarşideki bir başka sakınca, egemenliğin bir çocuğa veya iyi ile kötüyü ayıramayan birine intikal edebilmesidir. İşte bundandır ki bir başka kişi veya heyetin onun kişiliğinin ve yetkisinin yöneticileri ve koruyucuları olarak onun hakkına dayanarak ve onun adına hükmedecek egemen gücü elinde tutması gerekir.” (31)

            Bu kısım aslında yazımızın son ve en çarpıcı noktalarından birisi olacaktır. II. Felipe ve Kraliçe Elizabeth’i sadece siyasi gelişmeler ile analiz etmek oldukça eksik sonuçlara varmamızı sağlar. Bu yüzden ikisinin arasındaki farklar üzerinde durmanın ve bu farklılıkların ne gibi sonuçlar doğurduğunu tespit etmek iki ülke arasındaki mücadeleyi kavramamızda en kilit noktalardan birini oluşturmaktadır. Felipe’nin yönetmiş olduğu monarşi İngiltere’den çok farklı bir yapıya sahip olduğu aşikârdır. Merkezden yönetilen ve bütün zenginliğinin tek bir çatı altında birleştiği bu yapı Hobbes’un işaret ettiği gibi ihtiraslarının kurbanı olan bir hükümdarın elinde kötü sonuçlar doğurabilirdi. Felipe dönemi için bu değerlendirmenin birçok kısmı adına yerinde olacağının kanaatindeyim. Ama şunu da belirtmek isterim ki donanmanın bu yenilgisi II. Felipe döneminin kötü ve İspanya’yı fakir bırakmıştır anlamına gelmez. İspanya savaştan sonra halen daha Avrupa’nın en büyük Kolonyal İmparatorluğu konumdadır ve 1648 Vestfalya Antlaşmasına kadar da bu konumunu korumuştur. Kaldı ki Felipe döneminde Akdeniz içerisinde başarıların elde edildiği gerçeğini de atlamamak gerekmektedir. Osmanlılar ile 7 Ekim 1571 yılında yapılan İnebahtı Deniz Muharebesi buna örnektir. Bu savaşta Osmanlılar kadar İspanya ve müttefiklerinin de kayıplar verdiğini belirtmemiz gerekmektedir. Denizci kaybının meydana geldiği bu savaş İspanya için aslında çok büyük bir sorun olmuştur. Deneyimli denizcilerin bu tarihte savaşta hayatlarını kaybetmesi aslında 1588 yılındaki İngiltere ile olan savaşta kendisi göstermiştir.

            Son olarak Elizabeth dönemi hakkında bir değerlendirme yapmamız gerekmektedir. Felipe’nin yönettiği monarşinin tersine Elizabeth’in yetki hacmi oldukça sınırlıydı. İngiltere de parlamentonun ve lordlar sınıfının varlığı 1215 yılındaki Magna Carta’dan beri gelmektedir. Bu sonuçta İngiltere hükümdarı Kral veyahut Kraliçe’nin tek başlarına yetki almaları sınırlandırılmıştır. Her ne kadar VIII. Henry döneminde bu durum farklılık göstermiş olsa da altta yatan sebeplerin içerisinde devlet adamlarının bulunması ananenin devam ettiğini göstermektedir. Elizabeth döneminin en belirgin özelliği ise devlet adamlarının Krallığın geleceğinde hayati önem sahip rol oynamasıdır. Felipe meselelere daha şahsi yaklaşırken Elizabeth’in daha kapsamlı yaklaştığını görmekteyiz. Belirttiğimiz üzere Felipe sadece Elizabeth ile değil bir o kadar da Walsingham, Cecil, Drake, Raleigh ve Howard ile de uğraşmıştır. Şüphesiz İngiltere’nin 16. Yüzyıldaki varlığını tesis eden kişiler kraliçenin yanında bu isimlerdir. İngiltere’nin Atlantik üzerindeki varlığını tesis etme çabası aslında mücadelenin kaçınılmaz bir gerçek olduğunu bizlere göstermiştir. Ancak İngiltere’nin tarafından olaya baktığımız zaman 1494 yılında imzalanan Tordesillas Antlaşmasının kabul edilmesi asla mümkün değildi. Bu antlaşmanın tek taraflı bir yapıya olması aslında olayın temelleri arasındadır. Drake, Raleigh ve Howard gibi isimlerin seferleri aslında günümüze kadar gelen bir gelişmenin ilk kıvılcımı olarak ele alınmalıdır. Bu isimler sayesinde İngiltere İmparatorluk kurma adına girişimlerinden hiçbir zaman vaz geçmemiş ve 1923 yılına geldiğimiz zaman 33,5 milyon km2’den meydana gelen dünya tarihinin gördüğü en büyük deniz aşırı imparatorluğa sahip olmasını sağlamıştır. Bu isimler aslında bizim başka bir gerçeği daha göstermiştir. Bu gerçek İngiliz İmparatorluğu’nun temelinde korsanlığın ne kadar önemli olduğudur.

            Jeremy Paxman İngilizler: Bir Milletin Psikolojisi adlı kitabının içerisinde Tudor dönemi ile İngiltere’nin ekonomik, sosyal ve siyasal yönden Avrupa’nın geri kalan kısmından ayrıldığını belirtmiştir. (32) Hatırlarsanız yazımızın ilk kısmında 18. Yüzyılın İngiliz siyasetçilerinden 1. Bolingbroke Vikontu Henry St. John’un bir sözüne atıfta bulunmuştuk. Aslında Paxman’ın bu değerlendirmesi Sir Henry St. John’un söylemiş olduğu cümlenin temelinin hangi döneme dayandığına dair bir cevap niteliğindedir. Bizim ise bu yazı içerisinde Paxman’ın yapmış olduğu bu değerlendirmeyi detaylı bir şekilde açarak hangi evrelere dayandığını yazmak olmuştur. Bu şekilde İngilizlerin Avrupalı bir devlet olmanın çok dışarısında olduğu gerçeğinin temellerine dayanarak ortaya koymak bu yazının en önemli noktalarından biridir.


Dipnotlar:

  1. André Maurois, İngiltere Tarihi, Çev. Hüseyin Cahit Yalçın, İstanbul 1938, s. 7.
  2. Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi, Çev. Füsun Tayanç-Tunç Tayanç, İstanbul 2017, s. 124.
  3. Colin McEvedy, Modernçağ Tarih Atlası: 1483’ten 1815’e Avrupa, Çev. Ayşen Anadol, İstanbul 2005, s. 23.
  4. James Reston JR., Kanuni ve Şarlken: Avrupa Uğruna Savaş 1520-1536, Çev. Deniz Arslan, İstanbul 2011, s. 29.
  5. Halil İnalcık, Osmanlı Hakimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar, İstanbul 2020, s. 296.
  6. Jeremy Black, İngiltere tarihi, Çev. Aytaç Yıldız, Ankara 2020, s. 202.
  7. André Maurois, İngiltere Tarihi, Çev. Hüseyin Cahit Yalçın, İstanbul 1938, s. 289.
  8. Judith John, Tudorların Karanlık Tarihi: Cinayet, Zina, Ensest, Büyücülük, Savaşlar, Dini Zulüm ve Korsanlık, Çev. Sinan Coşkun, İstanbul 2019, s. 67.
  9. Jeremy Black, İngiltere tarihi, Çev. Aytaç Yıldız, Ankara 2020, s. 203.
  10. UK Parliamentary Archives
  11. Preserved Smith, Rönesans ve Reform Çağı: Bir Sosyal Arkaplan Çalışması, Çev. Serpil Çağlayan, İstanbul 2019, s. 39.
  12. Colin McEvedy, Modernçağ Tarih Atlası: 1483’ten 1815’e Avrupa, Çev. Ayşen Anadol, İstanbul 2005, s. 23.
  13. Niall Ferguson, İmparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, Çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul 2019, s. 21-23.
  14. Fransa’nın Habsburg Çemberi ile baskı tutulması Fransa’nın Avrupa içerisindeki çıkarlarını daha fazla ön planda tutmasını sağlamıştı. Fransa’nın hayatta kalma mücadelesi olarak da adlandırılabilir. Fransa 1494 yılında imzalanan Tordesillas Antlaşmasına İngiltere ile ortak bir tavır ortaya koymuştur. Ancak keşif seferlerine İngiltere kadar erken bir şekilde cevap verememiştir. Bunun sebebi Avrupa içerisindeki konumundan kaynaklı olmasıdır. I. François bu durumu tersine çevirmek ve Fransa’nın Atlantik üzerinde söz sahibi olması için Floransalı denizci Giovanni de Verrazzano’yu 1523 yılında Kuzey Amerika’ya yapılacak keşif seferi için görevlendirmiştir. Verrazzano 1524 yılının mart ayında yelken açmış Kuzey Doğu Amerika’nın sahil kesimlerini keşfetmiştir. 8 Temmuz günü 1524 yılında Fransa’ya dönen Verrazzano keşfettiği bölgeleri I. François’e anlatmış ve tuttuğu notları teslim etmiştir. Verrazzano sayesinde François Kuzey Amerika üzerinde hak iddiasında bulunmuştur. Verrazzano’nun doğal halefi olarak sayılan Jacques Cartier’nin 1534 yılındaki Kuzey Amerika’nın geri kalan kısmını keşfetmek için çıkmış olduğu sefer neticesinde I. Françosi Kanada üzerindeki hak iddialarını güçlendirmiştir. Verrazzano ve Cartier Fransa’nın keşifler çağındaki iki büyük denizcisi olarak tarihteki yerlerini almışladır.
  15. Peter Aughton, Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, Çev. Deniz Berktay, İstanbul 2019, s. 150.
  16. Peter Aughton, Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, Çev. Deniz Berktay, İstanbul 2019, s. 151
  17. Peter Aughton, Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, Çev. Deniz Berktay, İstanbul 2019, s. 152.
  18. Peter Aughton, Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, Çev. Deniz Berktay, İstanbul 2019, s. 158.
  19. Alison Weir, The life of Elizabeth I, United States of America 1998, s. 231.
  20. Alison Weir, The life of Elizabeth I, United States of America 1998, s. 345.
  21. Jeremy Black, İngiltere tarihi, Çev. Aytaç Yıldız, Ankara 2020, s. 226.
  22. The National Archive of Britain, Catalogue reference: SP 12/193/54 and SP 53/18/55
  23. Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi, Çev. Füsun Tayanç-Tunç Tayanç, İstanbul 2017, s. 180.
  24. Christon I. Archer, John R. Ferris, Holger H. Herwig, Timothy H.E. Travers, Dünya Savaş Tarihi, Çev. Cem Demirkan, İstanbul 2020, s. 308.
  25. Geoffrey Parker, Askeri Devrim: Batı’nın Yükselişinde Askeri Yenilikler 1500-1800, Çev. Tuncay Zorlu, İstanbul 2006, s. 168.
  26. Christon I. Archer, John R. Ferris, Holger H. Herwig, Timothy H.E. Travers, Dünya Savaş Tarihi, Çev. Cem Demirkan, İstanbul 2020, s. 310.
  27. Geoffrey Parker, Askeri Devrim: Batı’nın Yükselişinde Askeri Yenilikler 1500-1800, Çev. Tuncay Zorlu, İstanbul 2006, s. 168.
  28. John Merriman, Rönesans’tan Günümüze Modern Avrupa Tarihi, Çev. Şükrü Alpagut, İstanbul 2018, s. 199.
  29. John Merriman, Rönesans’tan Günümüze Modern Avrupa Tarihi, Çev. Şükrü Alpagut, İstanbul 2018, s. 199-200.
  30. Thomas Hobbes 5 Nisan 1588 tarihinde Westport köyünde dünyaya gelmişti. Annesi onu İspanyol Donamasının İngiltere’yi işgal etmesinden korktuğu için erken doğumla dünyaya getirmiştir. Hobbes bu durumdan şu şekilde bahsetmiştir ‘’Annem öyle bir korkuya kapıldı ki ikiz doğurdu: beni ve benimle birlikte korkuyu.’’ Martinich A. P., Hobbes, İstanbul 2013.
  31. Thomas Hobbes, Leviathan, Çev. Hamiyet Ünal, İstanbul 2019, s. 170.
  32. Jeremy Paxman, İngilizler: Bir Milletin Psikolojisi, İstanbul 2020, s. 151.

Kaynakça:

R. Hutton, A Brief History of Britain 1485-1660: The Tudor and Stuart Dynasties, London 2012.

Fieldhouse, David, The Colonial Empires, Londra 1966.

Andrews, Kenneth R., ‘’Drake and South America’’, Thower, Norman J. W., Sir Francis Drake and the Famous Voyage, 1577-1580, Londra 1984.

UK Parliamentary Archives, https://www.parliament.uk/business/publications/parliamentary-archives/

The National Archive Of Britain, https://nationalarchives.gov.uk

Black, Jeremy, İngiltere Tarihi, 1. Basım, Doğu Batı Yayınları, Ankara 2020.

Black, Jeremy, Savaş ve Dünya: Askeri Güç ve Dünyanın Kaderi 1450-2000, 1. Basım, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2009.

Hobbes, Thomas, Leviathan, 1. Basım, Litera Yayıncılık, İstanbul 2019.

Parker, Geoffrey, Cambridge Savaş Tarihi, 3. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017.

Ferguson, Niall, İmparatorluk: Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, 5. Basım, Yapı Kredi Kültür Yayınları, İstanbul 2019.

İnalcık, Halil, Osmanlı Hakimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar, 1. Basım, Kronik Yayınları, İstanbul 2020.

John, Judith, Tudorların Karanlık Tarihi, Cinayet, Zina, Ensest, Büyücülük, Savaşlar, Dini Zulüm ve Korsanlık, 1. Basım, Ketebe Yayınları, İstanbul 2019.

JR., Reston, James, Kanuni ve Şarlken: Avrupa Uğruna Savaş 1520-1536, 1. Basım, Timaş Yayınları, İstanbul 2011.

McEVEDY, Colin, Modernçağ Tarih Atlası: 1483’ten 1815’e Avrupa, 2. Basım, Sabancı Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2005.

Jenkins, Simon, İngiltere’nin Kısa Tarihi, 1. Basım, İletişim Yayınları, İstanbul 2020.

Maurois, André, İngiltere Tarihi, 1. Basım, Kanaat Kitabevi, İstanbul 1938.

Paxman, Jeremy, İngilizler: Bir Milletin Psikolojisi, 1. Basım, Ketebe Yayınları, İstanbul 2020.

Yıldız, Yusuf, Osmanlı-Habsburg İlişkileri: Kânûnî-Şarlken-Busbecq, 1. Basım, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 2013.

Parker, Geoffrey, Askeri Devrim: Batı’nın Yükselişinde Askeri Yenilikler 1500-1800, 1. Basım, Küre Yayınları, İstanbul 2006.

Merriman, Norman, Rönesans’tan Günümüze Modern Avrupa Tarihi, 1. Basım, Say Yayınları, İstanbul 2018.

Davies, Norman, Avrupa Tarihi, Doğu’dan Batı’ya, Buzul Çağı’ndan Soğuk Savaş’a, Urallar’dan Cebelitarık’a, Avrupa’nın Panoraması, 2. Basım, İmge Kitabevi, Ankara 2011.

Trevelyan, George Macaulay, English Social History: A Survey of Six Centuries Chaucer To Queen Victoria, 1. Baskı, Book Club Assocıates London, London 1977.

Hartmann, A. V., Heuser, B., Tarih Boyunca Avrupa’da Savaş ve Barış, 1. Basım, Etkileşim Yayınları, İstanbul 2006. 

Roberts, J.M., Avrupa Tarihi, 1. Basım, İnkılâp Yayınları, İstanbul 2015.

Phillips, W. D., Phillips, JR. C. R., İspanya’nın Kısa Tarihi, 1. Basım, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, İstanbul 2016.

Işık, Gül, İspanya: Bir Başka Avrupa, 4. Baskı, Metis Yayınları, İstanbul 2015.

Hanks, Merry E. Wiesner, Erken Modern Dönemde Avrupa 1450-1789, 5. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017.

Lee, Stephen J., Avrupa Tarihinden Kesitler 1494-1789, 7. Baskı, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2019.

Weir, Alison, The Life of Elizabeth I, Ballantine Book, New York 1998.

Tilly, Charles, Avrupa’da Devrimler 1492-1992, 1. Basım, Literatür Yayınları, İstanbul 2005.

Eco, Umberto, 16. Yüzyıl Rönesans Çağı, 2. Basım, Alfa Yayınevi, İstanbul 2019.

Aughton, Peter, Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, 1. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019.

Kearney, Hugh, Britanya Adaları Tarihi: Dört Ulusun Tarihi: İngiltere, İskoçya, İrlanda, Galler, 1. Baskı, İnkılâp Yayınevi, İstanbul 2015.

İnalcık, Halil, Rönesans Avrupası: Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, 8. Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2016.

Braudel, Fernand, II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, 2. Baskı, Doğu Batı Yayınları, İstanbul 2019.

Zophy, Jonathan W., Ateş ve Su Üzerinde Dans: Rönesans ve Reform Avrupası’nın Kısa Tarihi, 1. Baskı, Dergâh Yayınları, İstanbul 2019.

İnalcık, Halil, Osmanlı ve Avrupa: Osmanlı Devleti’nin Avrupa Tarihindeki Yeri, 3. Basım, Kronik Yayınları, İstanbul 2017.

Greenfeld, Liah, Milliyetçilik: Moderniteye Giden 5 Yol: İngiltere, Fransa, Rusya, Almanya ve Amerika Örnekleri, 1. Basım, Alfa Yayınları, İstanbul 2017. 

Boorstin, Daniel J., Keşifler ve Buluşlar, 1. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara 1994.

Lindberg, Carter, Avrupa’da Reform Tarihi: Ortacağ Avrupa’sından Modern Avrupa’ya Reformların Tarihçesi, 1. Basım, İnkılâp Yayınları, İstanbul 2014.

M. A. A. Davenport, İngiliz Harsı ve Fikir Hareketleri: Elizabeth Devrinden XIX. Asra Kadar, 1. Basım, İstanbul Üniversitesi Kültür Yayınları, İstanbul 1947.

Smith, Preserved, Rönesans ve Reform Çağı: Bir Sosyal Arkaplan Çalışması, 4. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019.

Yüksel, Murat, Ulusların Yükselişi: İmalat, Ticaret, Sanayi Politikası ve Ekonomik Kalkınma, 1. Basım, Kronik Yayınları, İstanbul 2019.

Wolf, Eric R., Avrupa ve Tarihsiz Halklar, 1. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019.

Archer, I. C., Ferris, J. R., Herwig, H. H., Travers, T. H. E., Dünya Savaş Tarihi, 1. Basım, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2020.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?