Erken Dönem Hun Tarihi Üzerine Görüşler Eşliğinde Bir İnceleme

Yazar: Misafir Yazarlar

Nisan 19th, 2020

Eski Türk tarihi üzerine okumalar yapan herkes Hun tarihine de genel olarak vakıftır. Fakat bir topluluğun tarihine sadece genel bakarak o topluluğun başlangıcına, sonuna ve uğradığı değişiklikle beraber aldığı yeni şekline vakıf olunamayacağını düşünmekteyim. Bu nedenle karışık olduğu için pek değinilmeyen veya akılda kalmayan bir konuyu makale konusu olarak seçtim. Bu makalenin konusu XXII. Yüzyıla kadar giden eski devirlerden başlayıp III. yüzyılda Hunların Orhon bölgesinde birlik haline geldikleri döneme kadar erken dönem Hun tarihi üzerine bir inceleme olup, Çin kaynaklarıyla birlikte yerli ve yabancı araştırma eserlerinden yola çıkılacaktır. Makalenin ana hattını muhafaza etmek için diğer topluluklar hakkında gerekmedikçe detaya girilmeyecektir.

Hsia Döneminde Hunların Atalarına Dair İlk Bilgiler

Kadim Çin kaynağı Shi-ji (Tarihçinin Kayıtları) kitabında yer alan bilgiye göre Hunların ataları Çin’in efsanevi hanedanlığı olan Hsia Hanedanlığı’na[1] mensup Chun-wei adlı birisi olarak gözükmektedir. Han Hanedanlığı tarihi de Shi-ji’ye dayanarak aynı açıklamayı yapmaktadır. Bu efsanevi hanedanlığın tarihi yaklaşık olarak MÖ XXII. – XVII. yüzyıl olarak belirtilir.[2] Chun-wei de Hsia Hanedanlığı’nın son hükümdarı Chieh’nin oğlu olup Shang Hanedanlığı (MÖ XVII – XI) tarihinde kuzeye kaçmıştır.[3] Pulat Otkan’ın kitabındaki notlara göre bu Chun-wei adının Hsiung-nu (Hun) adının değişik bir söyleniş biçimi olması muhtemeldir.[4] Bu bilginin yanı sıra Shi-ji bize Hsia Hanedanlığı’ndan evvel adı geçen iki efsanevi hükümdar olan Tang Yao ve Yü Shun devrinden önce yaşamış birkaç topluluktan bahsetmektedir: Shan Rong,[5] Hsien-yün ve Hun-yü. Shi-ji’de yer alan notlara göre Hsien-yün ve Hun-yü Hunların farklı isimleridir.[6] Bu toplulukların Çin’in kuzeyindeki kırsallarda yaşadıkları ve hayvancılıkla uğraştıkları bilinmektedir.[7] Shan Rongların daha sonraları Sienpiler olarak anılmaya başladığına dair görüş de mevcuttur.[8] Nitekim onların Şansi ve Peçeli arasında bulunmuş olmaları ve Mo-tu devrinde (MÖ 209-174) mağlup olan proto-Moğol Tung-huların bir kolu olan Sienpilerin de isimlerini sığındıkları dağdan almış olmaları bu görüşün doğru olma ihtimalini düşündürüyor.

Çinlilerin zihninde Hunların atası olarak anılan Chun-wei’den yukarıda bahsetmiştik. Shi-ji’de yer alan notlarda Shang Hanedanlığı[9] tarafından Hsia Hanedanlığı’nın yenilgiye uğradığı, sonrasında Chun-wei’nin yanındakilerle birlikte kuzey kırsallarına kaçtığı ve Çinlilerin daha sonra bunlara Hsiung-nu demeye başladığı belirtilmektedir. Fakat aynı kaynakta başka bir açıklamaya göre Hunların adı Tang Yao devrinde “Hun-yü”, Chou devrinde “Hsien-yün”, Ch’in ve Han devrinde ise “Hsiung-nu” olarak geçmeye başlamıştır.[10] Bu iki görüş kendi aralarında bir tezatlık oluşturmaktadır. Dolayısıyla Hunların ataları hakkında net bir sonuç çıkarmak oldukça zordur. Burada Hunların atalarını kuzey kırsallarına göç eden Chun-wei’de mi yoksa kuzey kırsallarında yaşayan Hsien-yün ve Hun-yü kabilelerinde mi aramak gerekir? Şimdi Çin kaynaklarına ara verip biraz da araştırma eserlerinden yola devam etmenin vaktidir.

Erkin Ekrem’e göre Hsia’dan evvel kuzeyde bulunan kabilelerin varlığından ötürü Hunların atalarını Hsia Hanedanlığı ailesinde aramanın bir mantığı yoktur. Ona göre Chun-wei belki de Hunların ataları sayılabilecek bu kabilelere sığınmış olabilirdi.[11] Buna göre Hunların atalarını yani proto-Hunları Çin’in kuzeyinde aramak gerekir. William Mcgovern de Hsien-yün ve Hun-yü adlarının Hsiung-nu adının başka türlü yazılışlarından ibaret oldukları konusunda hemfikirdir. Ona göre kuzeye kaçan Chun-wei’nin oradaki topluluklar tarafından yönetici olarak seçilmiş ve böylece sonraki Hunların temelini oluşturmuş olma ihtimalinin yanı sıra -tıpkı tarihin birçok döneminde Çin’den Hunların topraklarına doğru bazen göçlerin yaşandığı gibi- buna sadece kendisini tehlikede gören bir prensin Shang Hanedanlığı karşısında güvende hissedebileceği kuzey kavimlerine sığınması olarak da bakılabilir.[12] Fakat Mcgovern’in Rong ve Di boylarını da Hun kabul edilmesini Lev N. Gumilev eleştirmekle birlikte onların ancak proto-Hunlarla sınırları bulunan başka topluluklar olduklarını belirtmektedir.[13] Wolfram Eberhard daha detaya inip Hsien-yün boylarının sonraları Hun boyları olarak isimlendirilmiş olabileceğini ve bunların bir zamanlar Ordos ve kuzeyinde yaşamış olabileceğini belirtmektedir.[14] Efsanevi Çin hükümdarı Huang-ti’nin (MÖ 2795-2595) imparatorluğunu genişlettiği dönemde Çin’in kuzeyinde bulunan Hun-yüleri kuzeye kovmasından bahseden rivayet ve MÖ 3000’lerden itibaren Çin’in kuzeyinden doğuya doğru yayıldığı anlaşılan bir Altay kültürünün varlığı da proto-Hunların bir dönem Çin’in kuzeyinde bulundukları görüşünü desteklemektedir. İlk Çin kültüründe yabancı etkiler de Hsia Hanedanlığı içerisinde yabancı kavimlerin mevcudiyeti ile açıklanabilir.[15] Bahaeddin Ögel de buna benzer bir görüş sunmaktadır. Çinlilerin kaynaklarda Hunlarla olan ilişkilerini bahsetmesinden yola çıkarak Hsia Hanedanlığı’nın Hunların atalarının da dâhil olduğu birçok kavimden oluşan siyasi bir birlikten ibaret olabileceğini ve Shang Hanedanlığı devrinde bu birliğin dağılmasıyla yeni hanedanlığa bağlanmak istemeyenlerin kendi eski topraklarına dönmüş olabileceğini ifade etmektedir.[16] Bu görüşe dayanarak kuzey kırsallarında bulundukları belirtilen Hsien-yün ve Hun-yü kavimlerinin bir dönem Hsia birliği içerisinde yer almış olabileceği ve birlik dağıldıktan sonra eski topraklarına yöneldikleri düşünülebilir.

Türkeli ise bahsettiğimiz görüşler dışında farklı bir noktaya dikkat çekmektedir. Hsia Hanedanlığı yıkıldıktan sonra son hükümdarı Chieh’nin oğlu Chun-wei’nin kuzeye kaçtığını yukarıda ifade etmiştik. Kaynaklara göre Chun-wei babasının sürgünde ölmesinden sonra onun cariyeleriyle evlenerek kuzeye yönelmiş ve Hun-yü olarak anılmaya başlamıştı. Türkeli Chun-wei’nin ölen babasının cariyeleriyle evlenmesini Hunlarda ve Gök-Türklerde görülen eski bir Türk geleneğinin yansıması olarak değerlendirmekte, bundan yola çıkarak Chun-wei’nin ve ailesinin Çinlilerden farklı geleneklere sahip olması gerektiğini ele almaktadır. Fakat içinde farklı toplulukları barındıran Hsia Hanedanlığı ailesinin ne derece Çinli olup olmadığı meçhuldür.[17] Hun-yü’nün bir kabile adı olup Chun-wei’nin de daha sonra gelişen ilişkilerle birlikte sığındığı bu kabilenin lideri olabileceğine dair görüş de mevcuttur.[18] Hunların ataları hakkında bir diğer görüş ise Gumilev’den gelmektedir. Hsien-yün ve Hun-yü kabilelerini tek başlarına Hunların ataları olarak göstermenin doğru olmadığını belirten Gumilev MÖ III. bin yılda Çinlilerin ataları tarafından kuzeye sürülen bu kabilelerle Chun-wei ile birlikte gelen Çinlilerin karışımı sonucu proto-Hunların oluşmuş olabileceğini ifade etmektedir.[19] Fakat Chun-wei’nin ve yanında gidenlerin kökenlerinin ve miktarının belirsizliği bu görüşü temelsiz bırakmaktadır. Kanaatimce Chun-wei Çinliler tarafından sadece sığındığı kabilenin ismi ile anılmış ve belki de kültürel benzerlikten dolayı da bu kabileyle bütünleştirilmiş olabilir. Ama proto-Hunların lideri olduğuna dair iddialar temelsiz kalmaktadır.

Shang Devrinde Hunların İzleri

Çinli tarihçiler her ne kadar Shang Hanedanlığı devrinde yazının ortaya çıktığını belirtseler de[20] bu dönem Hunların atalarına ait bilgiler kısıtlıdır. Shang Hanedanlığı’nın kuzeyinde Hun-yü ve Hsien-yün adlarının yanı sıra Kui-fang[21] adlı bir kabile daha ortaya çıkmaktadır. Çinli tarihçi Wang kuo-wei’ye göre bu kabile eski bir Türk kavmi idi. Yerleşik olmayan bu topluluklar hayvan postlarını giyerler, yemeklerinde tahıl kullanmazlardı ve zenginlikleri yılkı sürülerinden ibaretti.[22] Kui-fangların Şansi ve Şensi bölgelerinin kuzey ve kuzeybatı bölgelerinde yaşadıkları düşünülmektedir.[23] Efsanelere göre Shanglar, Chouların desteğiyle Kui-fangları mağlup edip esir almışlar, fakat Shangların zafer sarhoşluğuna kapılmasını fırsat bilen Kui-fanglar bir şekilde onların ellerinden kurtulmuşlardı. Birçok kez Kui-fang ile Shang Hanedanlığı arasında yaşanan savaşlardan ve siyasi ilişkilerden bahsedilir. Shang Hanedanlığı’nı oldukça uğraştırdığı anlaşılan bu çetin ceviz topluluğun adı ancak Chou Hanedanlığı’nın üçüncü imparatoru Kang döneminde (MÖ 1020–996/978) tarihten silinmiştir. Çin’in kuzeyinden güneyine doğru gittiklerine dair görüş de mevcuttur.[24] Türkeli’ye göre Hunların atalarına Hsia döneminde Hun-yü, Chou zamanında Hsien-yün denildiği gibi Shang döneminde de Kui-fang denilmiş olabilir.[25] Han Hanedanlığı tarihinde yer alan bir yorum Hun-yüleri Hsien-yün, Shan Rong, Kui-fang ve Hsiung-nularla aynı tutar. Başka bir kaynakta ise Hsien-yünlerin Kui-fanglar olduğu, hatta Kui-fang’ın Hsien-yün adının farklı yazılışı olduğu belirtilir fakat Hsien-yünlerin Hsiung-nularla aynı olmadığının söylenmesi ilginçtir.[26]

Shang Hanedanlığı’nın kuzeyindeki Kui-fangların arasında Kung-fang ve T’u-fang adında iki kabile daha vardı. Ekrem’e göre bu iki kabile Chou Hanedanlığı dönemi Hsien-yünlerinin iki temel kabilesidir ve sonra ortaya çıkan ve Türk kavmi kabul edilen Ti’lerin atalarıdır.[27] Türkeli’ye göre ise Kui-fang ile Kung-fang aynı topluluğa verilen farklı isimlerdir ve Hunları temsil ediyordu.[28] Fakat T’u-fang kabilesi hakkında bir açıklama yapmamaktadır.

Shang Hanedanlığı devrinde bazı değişiklikler kuzey kavimleri ile olan ilişkilerin etkisini göstermektedir. Gök dini tesiri ve at besleyiciliğinin görülmesiyle birlikte oluşan askeri değişim buna örnek verilebilir.[29] Bunun dışında fal yazıtlarından anlaşıldığı üzere Shang Hanedanlığı’nda dini törenlerin Kui-fang lideri başkanlığında yürütülmesi inanç bakımından Shangların kuzey kavimlerinden etkilenmiş olabileceğine dair bir örnek olabilir.[30] Nitekim kuzey kavimlerinin tesirleri Chou devrinde de görülmektedir.

Batı Chou Dönemi(MÖ XII.-VIII) Hunların İzleri

Kurucu lideri Wu wang’ın (MÖ 1121-1116) son Shang imparatorunu alt etmesiyle Chou Hanedanlığı Orta Şensi’de devlet haline gelmiştir. Bundan daha önceki zamanlarda Hsia Hanedanlığı’nın son dönemi Hsia için çalışan Kung-liu adlı bir görevlinin liderliğinde Choular Ordos’un güneyinde Wei ırmağı civarındaki Pin şehrine göç etmişler ve beylik haline gelmişlerdi. Buralarda Shang devrinde Kui-fanglar bulunmaktaydı. 300 yıllık bir kesintiden sonra Ku-kung Tan-fu devrinde ancak bu beylik hakkında bilgiler devam etmeye başlar. Shi-ji’ye göre Rong-Di diye anılan kuzey kavimleri tarafından saldırıya uğrayan Tan-fu, Pin şehrinde oturanlarla birlikte şehrin güneybatısındaki Ch’i Dağının eteklerine kaçıp Chou devletinin temelini atmıştı. Türkeli’ye göre Tan-fu’ya saldıranlar Hun-yü Rong-Dileri idi. Bir Çin kaynağına göre Tan-fu’nun bir dönem Hun-yülerin hizmetinde olduğu ve daha önce burada yaşayan Kui-fangların (en azından bir kısmının) Hun-yü adı almış olabileceği görüşünü de ele alırsak Chouların proto-Hunlar tarafından mağlup edildiği izlenimini çıkarabiliriz.[31] Bu mağlubiyet ile birlikte güneye yönelen Chouların hayvancılıkla uğraşmayı bırakıp konargöçer hayattan yerleşik hayata geçtiklerini anlamaktayız.[32] Chouların kökeni de tartışmalı olup Tibet kökenli[33] veya Türk kökenli[34] olduğuna dair görüşler de mevcuttur.

Chouların Hunların ataları olarak tabir edebileceğimiz kuzey kavimleriyle ilişkilerinden dolayı etkilendikleri birçok husus bulunmaktadır. Onlarda görülen natüralist din ve gök kültü kuzey kavimleriyle olan ilişkilerle açıklanmaktadır.[35] Ayrıca Chou İmparatoru Wu wang’ın “King-kien” olarak geçen ve iki tarafı da keskin hançerinin adının eski Türkçede bıçak anlamına gelen “Kingrak” kelimesinin karşılığı olabileceği ve belki de bunun en eski Türkçe sözcük olabileceği hakkında görüş de mevcuttur.[36] Fakat Chouların çevresinde sadece Hunların bulunmadığı, Moğol ve Tibet kabilelerinin de bulunduğu göz ardı edilmemelidir.

Wu wang’ın babası Wen Wang’ın MÖ 1158 yılında Hsien-yünlere saldırıp gözdağı verdiği, fakat asıl vurucu darbeyi Shangları bitirdikten sonra Wu wang’ın yaptığı, Rongların bir kısmını itaat altına aldığı, Hsien-yünlerle birlikte kuzey kavimlerini de kuzeye doğru kovaladığı anlaşılmaktadır. Hun-yülerin bu sefer Hsien-yün olarak anıldıkları görülmektedir.[37] Türkeli Hun boylarının Chouların güçlenmeye başladığı bu devirde kuzeye çekildikleri görüşündedir.[38] Gumilev’e göre bu dönemlerde Hunlar için ikinci evre başlamış, Hunların atalarının bir kısmı Gobi çölünün kuzeyine çekilmiştir. Böylece Hunların ataları Gobi çölünün kuzeyinde ve güneyinde olmak üzere ikiye ayrılmışlardı.[39]

Chou devrinde Rong ve Di kavimleriyle birlikte adları anılan Hsien-yün kabilesinin Choularla çatışması Çin kaynaklarına yansımıştır. İ wang devrinde (MÖ 935-910) Özellikle Rong ve Dilerle birlikte yağma hareketine katılan Hsien-yünler hakkında bir şiirde Hsien-yünler yüzünden Chouların evlerinin, ailelerinin dağıldığından ve Hsien-yün tehlikesi karşısında savunma yapılması gerektiğinden bahsedilir. İ wang’ın torunu Hsüan Wang devrinde (MÖ 828-782) ise Chouların Tai-yüan’a[40] kadar Hsien-yünleri kovaladıkları ve kuzeyde kaleler inşa ederek savunma tedbirleri aldıkları belirtilir.[41] Böylece bu dönem ilk kez bir kuzey kabilesine karşı savunma amaçlı olarak kalelerin ve duvarların yapılmaya başlandığı görülmektedir.[42] Ayrıca 824 yılında ok ve yay kullanan savaşçılar olarak belirtilen Hsien-yün’lerin tekrar Şansi üzerinden Choularla savaştıkları ve yine mağlup oldukları anlaşılmaktadır.[43] Ögel’e göre Choulara saldıran bu Hsien-yünler kuzey Hunları olup İç Moğolistan’dan Şansi’ye inerek Choulara akın yapmışlardı.[44] O halde Ögel’in ve Gumilev’in açıklamalarından Hunların atalarının o dönem kuzey ve güney olarak ayrıldıklarını söylemek gerekir. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki Hsien-yünleri tek başlarına kuzey Hunları olarak addetmek yanlış olur. İleride de bahsedeceğimiz gibi muhtemelen Hsien-yünler de kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmış olmalılar.

Yukarıda da örnekler verdiğimiz gibi Hunların ataları olarak kabul ettiğimiz kavimlerle Choular gerek siyasi ilişkilerle gerek savaşlarla bir etkileşim içerisindeydiler. Bu nedenle bir kısmı Çin’in dışına çıkarken diğer bir kısmı da Çin içlerine girmiş, siyasi ilişkilerin yanı sıra Choularla akrabalık ilişkileri bile kurmuşlardı. Fakat bozulan ilişkiler ve Çin’deki bir beylik ile yapılan anlaşma Chüan-jung adlı güçlü bir boyun MÖ 771’de Choulara saldırıp liderleri You’yu (MÖ. 781–771) öldürmelerine ve Chouların merkezlerini Şensi’nin doğusuna kaydırmalarına neden olmuştu.[45] Böylece MÖ. 771-256 arasında hüküm süren Doğu Chouları ortaya çıkmış oldu. Peki, kimdi bu Chouları perişan edebilecek kadar güçlü olan Chüan-junglar?

Eberhard’ın Chüan-junglar hakkında “aralarında Türklerin de bulunduğu bir Tibet kabilesi” görüşüne karşın[46] Wang Kuo-wei’nin açıklamasına göre Chüan-junglar Chüan-yi ve Hung-yilerle aynı soydan gelmekte, bunların da Hun-yü ve Hsien-yünlerle aynı kavim olduğu ifade edilmektedir.[47] Baykuzu da Choulara saldırıp onların imparatorunu öldüren topluluğun Hunlar olduğunu söylemektedir.[48] Nitekim daha önce Hunların ataları olarak bahsettiğimiz toplulukların bir kısmının Çin’in iç kısımlarında ikamet ettiklerini belirtmiştik. Bunların bir kısmı Choulara tabi olup onlara vergi vermekteydi. İşte bu Hunlardan zamanla Chouları perişan edecek kadar güçlenip nüfuz sahibi olan Chüan-jung olarak bahsedilmeye başlanmış olması mümkündür. İşin ilginç yanı Choulara vergi veren diğer topluluklar dışında Chüan-jungların Türkler ve Moğollar için inançsal ve mitolojik değer taşıyan hayvanları Choulara vergi olarak sunmalarıdır. Bunlar beyaz bir kurt ve beyaz bir geyiktir.[49] Bu görüşlere göre bunları Çin içerindeki proto-Hunlar olarak kabul etmek gerekir.

Chouların Doğuya İtilmesi ve İlkbahar-Sonbahar Devrinde (MÖ 722-480) Proto-Hunlar

Chouların MÖ. 771 yılında Chüan-junglar tarafından yenilip doğuya göç etmeleri ve varlıklarını Şensi’nin doğusunda sürdürmelerinden itibaren siyasi dengeler bozulmuş olmalı ki kendi aralarında mücadele eden 124 tane beyliğin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu beylikler arasında en güçlü biçimde ortaya çıkan Ch’inler MÖ VII. yüzyılda Rong-Di diye belirtilen kabile topluluğunu yerlerinden etmiş, bunların bir kısmı sonraları Sarı Irmak’ın batısında Yin ve Luo nehirleri arasında Ak-Ti ve Kızıl-Ti olarak anılmaya başlamıştır.[50] Çin kaynakları bunları Sarı Irmak’ın batısında, iç kıvrımında göstermesine rağmen bu kabileler MÖ VI. yüzyılda Sarı Irmak’ın doğusunda gözükürler.[51] Konuralp ise Ak Ti ve Kızıl Tilerin Ordos’un doğusunda Sarı Irmak’ın batı kısmında yer aldıkları görüşündedir.[52] Nehir adlarını dikkate alacaksak bu görüş doğrudur fakat biz Türkeli ve Ekrem hocaların görüşünü daha doğru kabul edip onların Şansi’nin kuzeyinde ve güneyinde bulunduklarını, yani Sarı Irmak’ın doğusunda yer aldıklarını kabul edeceğiz.[53] Çünkü Ak-Ti ve Kızıl Tilerin buralarda daha faal oldukları görülmektedir. Belki de bu topluluklar daha önce bahsettiğimiz Kui-fangların bakiyeleri olup önceden bunların Sarı Irmak’ın batısında yaşadıkları ve Ch’in baskısıyla daha sonra buraya geçmiş olabilmeleri ihtimalini de unutmamak gerekir.

Zeki Velidi Togan’a göre Ti kabileleri sonraki Ting-linglerin ataları idi ve ona göre bunlar MÖ VI. ve V. yüzyıllarda Moğolistan ve Türkistan bölgelerine taşınmışlardı.[54] Fakat Togan’ın fikrine ters düşen bir durum vardır. MÖ 542’de Chinliler[55] Tai-yüan’da Ak-Tileri yenip onları tarih sahnesinden sildikten sonra Ak-ti uzantısı üç kabilenin kendi arasında bir federasyon oluşturdukları görülmektedir. Bu üç kabile Hsien-yü, Fei ve Ku idi. Fakat daha sonra Chin akınlarına maruz kalan bu federasyondan geriye kalanlar Hsien-yülerin önderliğinde Sarı Irmak’ın kuzeyindeki Hebei’de MÖ 507 yılında Chung-shan devleti adını aldılar.

Ak-Tilerle aynı dönemde ortaya çıkan ve onların güneyinde bulunan Kızıl-Tiler ise bulundukları bölgenin güneyinde yer alan Choularla sürekli siyasi ilişki içerisindeydi. Chouların diğer beyliklere saldırırken Kızıl Tilerden yardım aldıkları bilinmektedir. Bunlar Chin toprakları üzerindeydi.  Wei, Hsin ve Wen gibi beylikleri ortadan kaldıracak kadar bölgede güçlü konuma sahip Kızıl-Tiler MÖ 588’de Chinler tarafından düzenlenen bir savaştan itibaren tarih sahnesinden silindiler. Böylece Konfüçyüs’ün ilkbahar ve sonbahar devri diye adlandırdığı MÖ 771-480 yılları arasında Tilerin[56] adı tarih sahnesinden silinmiş oldu.[57] Eğer bu bahsettiğimiz toplulukları proto-Hun olarak kabul edeceksek Togan’ın fikrinin aksine Hunların büyük bir kısmı bir süre daha varlıklarını Çin içlerinde sürdürmüştür diyebiliriz.

Savaşan Devletler Döneminde (MÖ 480-221) Hunlar ve Sonrasında Orhun’da Birleşmeleri

“Savaşan Devletler Dönemi” diye adlandırılan MÖ 480-256 yılları arası dönem önemlidir. Çünkü bu dönem bir Çin bilincinin oluşmaya ve kuzey kavimleriyle yavaş yavaş kültürel bir ayrımın gelişmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönem birbirleriyle savaşan beylikler her ne kadar konargöçer topluluklarda görülen savaş teknikleri, silah teknolojisi ve süvari sınıfından etkilenmiş olsalar da[58] onlar Çin’de artık yerleşik bir topluluğu temsil etmeye ve diğer konargöçer topluluklara yukarıdan bakmaya başlamışlardı bile.

MÖ IV. yüzyılda proto-Hunların bir kısmı hala Ordos’ta bulunmaktaydı. Kuzeylerindeki soydaşlarının aksine Çin içlerinde yerleşik hayatı benimseyip şehirler, kaleler ve karakol kuleleri kuran Yi-ch’ü Hunları da MÖ 314’te Ch’inliler tarafından mağlup edilmişti.[59] Çağdaşları Yen, Chao, Wei, Ch’i, Ch’u ve Ch’in ile aynı seviyeye gelen Chung-shan’ın da gücü uzun sürmemiş, Chao Hanedanlığı tarafından MÖ 296’da ortadan kaldırılmışlardır.[60] Böylece Türkeli’ye göre artık Hunlar kuzeye çekilmeye başlamıştı. Ordos ve kuzeyine yığılan Hunlar ise ilk kez MÖ 318 yılında Ch’in devletine karşı diğer devletlerin yanında savaştıkları sıralarda Hsiung-nu adı ile anılmaya başlamıştır.[61] Bu Hunlar siyasi manevralarla tekrar güneye inmeye çalışmışlarsa da Ch’in Hanedanlığı’nın diğer 6 hanedanı bertaraf ederek MÖ 221 yılında birleşik bir güç haline gelmesiyle artık onların güneye inme şansları tükenecektir.

MÖ III. yüzyıla gelindiğinde durum şöyle idi: Hunların esas kısmı Ordos ve Şansi bölgelerine yığılmıştı. Bunun dışında Gobi Çölü’nün kuzeyindeki Orhun bölgesinde de Hunların bir kısmı yaşamaktaydı.[62] Bunların MÖ XII. Yüzyılda Chouların güçlü olduğu devirde kuzeye gitmiş olabileceklerini ifade etmiştik. Başlarında Mo-tu’nun babası Tou-man’ın bulunduğu Ordos ve Şansi’deki Hunlar da MÖ 215 yılında Ch’in İmparatoru Shi Huang Di’nin (MÖ 247-210) emriyle gönderilen General Meng-tien’in 100 bin kişilik ordusu tarafından mağlup edildiler ve anayurtlarından sökülüp Gobi Çölünün kuzeyine itildiler. Bu zaferden sonra da İmparator Shi Huang Di geçmişte yapılan savunma duvarlarını birleştirerek MÖ 214-213 yılları arasında uzun bir duvar yaptırdı ki bu duvar günümüzde Çin Seddi olarak bilinen yapının büyük bir kısmını oluşturdu.[63] Bundan sonra Hunlar Mo-tu devrinde imparatorluk haline gelinceye kadar güneye inemediler.[64] Böylece yıllarca iç içe bulunmuş olan bozkır toplulukları ile yerleşik Çin topluluklarının ayrılma süreci tamamlanmış oluyordu. Ch’in Hanedanlığı’nın birleşik bir güç halini alması gibi Ordos ve Şansi’den kuzeye itilen Hunlar da belki daha da güçlenen Çin’e karşı varlıklarını muhafaza edebilmek adına Orhun bölgesindeki Hunlarla ve diğer boylarla birleşerek çekirdek bir güç haline geldiler. Peter Golden’ın da belirttiği gibi Ch’in Hanedanlığı’nın Çin’i birleştirmesi onların kuzeyinde bulunan konargöçer toplulukların bir boy birliği halini alma sürecini hızlandırmış oldu.[65] Daha sonra Mo-tu devrinde (MÖ 209-174) diğer toplulukların da egemenlik altına alınmasıyla bu Hunlar imparatorluk halini alacaklardır.

Yazar: Enes Adıgüzel


Dipnotlar:

[1] Hsia Hanedanlığı Sarı Irmak’ın güneydeki yatay uzantısı civarında bulunmaktaydı.

[2] Şunu belirtmek gerekir ki bu efsanevi hanedanlıkların tarihlerinde bir kesinlik söz konusu değildir. Bu tarihler daha çok tahminidir.

[3] Otkan, 2018, s.57-58; Han Hanedanlığı Tarihi, 2015, s.99

[4] Otkan, a.g.e. s.58

[5] Shan Rong’un anlamı Dağ Savaşçılarıdır.

[6] Han Hanedanlığı Tarihi, 2015, s.99

[7] Otkan, a.g.e. s.22

[8] Türkeli, 1990, s.69

[9] Shang Hanedanlığı’nın hâkimiyet alanı doğuda Shandong’dan batıda Şensi’ye kadar uzanmaktaydı.

[10] Otkan, a.g.e. s.58

[11] Ekrem, 1995, s.6

[12] Mcgovern, 1939, s.88-89

[13] Gumilev, 2013, s.34

[14] Eberhard, 1996, s.119,122

[15] Hirth, 1908, s.12-13; Türkeli a.g.e. s.14,21

[16] Ögel, 2015, s.13-14

[17] Türkeli, a.g.e. s.26-27

[18] Ekrem, a.g.e. s.13

[19] Gumilev, a.g.e. s.30-31)

[20] Eberhard, 2007, s.29

[21] Kui-fang “Cinlerin memleketi” anlamına gelir.

[22] Klyaştornıy, 2018, s.27

[23] Baykuzu, 2012, s.26

[24] Ekrem, a.g.e. s.28-31

[25] Türkeli a.g.e. s.29

[26] Eberhard, 1996, 130-131

[27] Ekrem, a.g.e. s.31-32

[28] Türkeli, a.g.e. S.35-36

[29] Eberhard, 2007, s.30-31

[30] Türkeli, a.g.e. s.37

[31] Otkan, a.g.e. s.59-60; Türkeli, a.g.e. s. 46-51

[32] Ögel, a.g.e. s.26

[33] Türkeli, a.g.e. s.46-47; Baykuzu, a.g.e. s.27

[34] Eberhard, a.g.e. s.33; Togan, 2019, s.23-25

[35] Baykuzu, a.g.e. s.27

[36] Hirth, a.g.e. s.66-67

[37] Ekrem, a.g.e.  s.53

[38] Türkeli, a.g.e.  s.57

[39] Gumilev, a.g.e. s. 46; Mcgovern, a.g.e. s.91

[40] T’ai-yüan Sarı Irmak’ın kuzey-güney uzantısının ortasında sağında kalmaktadır. Şansi’nin güneyindedir.

[41] Otkan, a.g.e. s.62; Han Hanedanlığı Tarihi, 2015, s.2

[42] Ögel, a.g.e.  s.39

[43] Ekrem, a.g.e.  s.55

[44] Ögel, a.g.e. s.30

[45] Türkeli, a.g.e. s.114

[46] Eberhard, a.g.e. s.39

[47] Ekrem, a.g.e. s.58

[48] Baykuzu, a.g.e. s.28

[49] Türkeli, a.g.e. s.57-59

[50] Otkan, a.g.e. s.62; Han Hanedanlığı Tarihi, s.3

[51] Harita için bkz. Han Hanedanlığı Tarihi, 2015, TTK

[52] Konuralp, 2019, s.27,29

[53] Türkeli, a.g.e. s.86; Ekrem, a.g.e. s.76

[54] Ekrem, a.g.e. s.68; Togan, a.g.e. s.23, 567-568

[55] Chin Hanedanlığı bugünkü Hebei sınırları içerisinde yer olup batıda Şensi’de yer alan ve MÖ 221’de Çin’i birleştiren Ch’in Hanedanlığı ile karıştırılmamalıdır.

[56] Bunlar daha sonra Hun İmparatorluğu devrinde Tibet kavimlerinden olan ve Qianglarla birlikte gözüken Tilerle karıştırılmamalıdır.

[57] Ekrem, a.g.e. s.74-83

[58] Ögel, a.g.e. s.67-75

[59] Ögel, a.g.e. s.54

[60] Ekrem, a.g.e. s.75-77

[61] Türkeli, a.g.e.  s.104-105; Baykuzu, a.g.e. s.33

[62] Harita için bkz: Ögel, a.g.e. s.84

[63] Çin Seddi bugünkü halini Ming Hanedanlığı(m.s. 1368-1644) devrinde almıştır.

[64] Türkeli, a.g.e. s.115; Otkan, a.g.e. s.64, Eberhard, a.g.e. s.83

[65] Golden, 2017, s.75


Kaynakça:

Baykuzu, T. – Asya Hun İmparatorluğu, Kömen Yayınları, 2012, Konya

Eberhard, W. – Çin Tarihi, TTK, 2007, Ankara

Eberhard, W. – Çin’in Şimal Komşuları, TTK, 1996, Ankara

Ekrem, E. – Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Kavimleri(Yayınlanmamış Yükseklisans Tezi), 1995, Ankara

Ercilasun, K. – Türk Tarihinde Asya Hunları(Birinci Hâkimiyet Dönemi), Dergâh Yayınları, 2019,  İstanbul

Golden, P. B. – Türk Halkları Tarihine Giriş, Ötüken Neşriyat, 2017, İstanbul

Gumilev, L.N. – Hunlar, Selenge Yayınları, 2013, İstanbul

Hirth, F. – The Ancient History of China, The Columbia University Press, 1908, New York

Klyaştornıy, S.G. – Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları, Tek-Esin Vakfı – Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2018, İstanbul

Mcgovern, W.M. – The Early Empires of Central Asia, The University of North Carolina Press, 1939, New York

Onat, A., Orsoy, S., Ercilasun, K. – Han Hanedanlığı Tarihi, Hsiung-nu(Hun) Monografisi, TTK, 2015, Ankara

Otkan, P. – Tarihçinin Kayıtları’na(Shi Ji) Göre Hunlar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018, İstanbul

Ögel, B. – Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi(I), TTK, 2015, Ankara

Togan, Z.V. – Umumi Türk Tarihine Giriş, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019, İstanbul

Türkeli, C. – Çin Kaynaklarına Göre Hunların Ataları(Yayınlanmamış Doktora Tezi), 1990, İstanbul

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?