Çin Coğrafyasının Dünü ve Bugünü

Yazar: Umut Köse

Kasım 11th, 2020

Çin tarihine ve coğrafyasına genel bir bakış atan bu yazı iki bölümden oluşmaktadır. 

Birinci bölüm, Çin topraklarının yüzölçümünü, etnik yapısını, idare merkezini ve eski ağırlıklı olmak üzere tarihine değinmektedir. Yazıya Pekin tarihiyle başlanmasının gerekçesi ise günümüzdeki Çin ülkesinin idari noktasına dair bilgi sunmanın amaçlanmasıdır. Beşeri Coğrafyacılıkta, idari şehirlerin yeri büyüktür. Bununla birlikte idari şehrin ardından günümüzdeki Çin’in sınırından ve eyaletlerinden bahsetmek istedim. Ardından iklime kısaca değindim, sonrasında Çin tarihinin sularına ve dağlarına değindim. Tıpkı Türk tarihi dağsız düşünülemeyeceği gibi olduğu gibi, dağsız bir Çin tarihi de düşünülemez. Birinci bölümün son kısmında ise Çin’in Eski Çağ tarihini anlattım.

İkinci bölümde ise doğrudan Hunlara ve Hunların varislerine genel bir şekilde değindim.

Kuşkusuz, bu yazı genel bir bakış ve bazı seçme özel konulara değinmek istemiştir. Amacım, ne zamandan beri birlikte götürmek istediğim ve bunun için eğitime başladığım Tarih-Coğrafya metodunun kendimce ilk tohumlarını atmaktır. Görsellere de verdiğim önem ve kimi zaman yazılardan daha açıklayacağı ve anlaşılır olması nedeniyle nedeniyle birçok harita ve görseli yazıya ekledim. Gerek kendim gerek ise okuyanlar için faydalı bir yazı olmasını umuyorum.

Birinci Bölüm

Çin Topraklarının Geçmişine ve Bugüne Dair

Çin’in Etnik Haritası (e.n.)

Bugün, Çin toprakları toplamda 9.597.000 km²’dir ve Çin’in nüfusu 1.439.323.776 insanı kapsamaktadır. Bu Çin nüfusunun %90’ın ise Han (has Çinli olarak adlandırabiliriz) olduğu bilinmektedir. Nüfusun kalan %10’lık kısmını ise onlarca farklı etnik yapıdan insan oluşturmaktadır.

Çin’in başkenti ülkenin kuzeydoğusunda kalan Pekin 北京市 (toplam arazi: 16.808 km²)’dir.

Pekin’in konumu (e.n.)

Pekin

Pekin ve civarı, Kubilay Han ve ardılları olan Yuan Moğolları (1271-1368) birlikte ilk kez baş idare merkezi kazanmıştır. K.Pletcher, Moğollardan evvel Pekin ve çevresinin Çin’in kuzeydoğu sınırı için önemli bir askeri ve ticaret merkezi olduğunu izah eder (1). Moğolların ardından Çin kökenli Ming Hanedanı (1368-1644) kısa bir süre Pekin’in güneyinde kalan Nanjing’i  tercih eder ancak 1421’de Pekin yeniden başkent olur. Ming’in ardından Çin’e hakim olan Mançurya kökenli Qing Hanedanı(1644-1911) devrinde de baş idare Pekin kalır. Başkentlik konumu 1911’den 1949’a kadar olan kısım imparatorluğun yıkılması, cumhuriyet ilanı, Japonların Çin’e girmeleri, Çin Milliyetçileri ile Çin Komünistlerinin birbirleriyle mücadele etmesi nedeniyle biraz karışıktır. Örneğin,  Japonların Çin’in önemli kısımlarını işgal etmesi nedeniyle, Çinliler başkent ve sığınak niyetine Pekin’in güneybatısında kalan Chongqing’i kullanmak durumunda kalmışlardır (2). Bir diğer örnek ise Çin milliyetçisi Chan Kai Shek’in Nanjing’i başkent olarak kullanmasıdır (3).  1949’da komünist zaferin ardından Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze değin Pekin tek başkent olma özelliğini korumaktadır.

Eyaletler

Çin’in eyaletleri:  Uygur Özerk Bölgesi, Tibet, Qinghai, Gansu, Ningxia, İç Moğolistan, Lioaning, Jilin, Heilongjiang, Sichuan,  Chongqing,  Yunnan, Guizhou, Hunan, Hubei, Heinan, Shanxi, Shaanxi, Heibei, Pekin, Tianjin, Shandong, Jiangsu, Anhui, Zheijang, Fujian, Şanghay, Jiangxı,  Guangxı, Guandong, Hong Kong, Macau, Hainan’dır.

Çin’in Eyaletleri

Bu eyaletlerin her biri Pekin’e bağlı olmakla beraber hepsinin birer başkenti bulunur. örneğin Uygur bölgesinin Urumiçi, Tibet’in Lhasa, Sichuan’ın Chengdu, Guandong’un Guangzhou gibi. Bununla beraber Çin’deki her eyaletin durumu birbiriyle aynı değildir. Tibet, Uygur, İç Moğolistan, Guangxi, Ningxia özerk eyaletler durumundayken, Hong Kong ve Macao özel idare konumunda bulunmaktadır.

Çin’in eyaletlerini gösteren bir harita (e.n.)

Çin’in Eyaletlerinin Başkentleri

İklim

Çin toprakları çok geniş bir alanı kapsadığı için kutup ve tundra hariç hemen hemen her iklim gözükmektedir. Örneğin Güney kıyılarında 4 ay fırtına ve tayfun eksik olmazken, ülkenin kuzeybatısı oldukça kurak sayılabilir.  

Çin’in güneyinde görülen kasırgalardan birinin uydu görüntüleri. (e.n.)
Taklamakan Çölü (e.n.)

Taklamakan Çölü-Uygur Özerk Bölgesi

Ülkede görülen iklimlerin birbirleriyle çatışabildiğini söylemek yanlış bir ifade olmayacaktır. Örneğin, Uygur, Tibet ve Qinghai eyaletlerini kapsayan Kunlun Dağları, güneyden gelen muson ikliminin bu bölgeye gelmesine engel olur (4). Bu üç bölgenin verimli yerleri de olmakla birlikte aslında kurak bölgeler olduğunu ifade edebiliriz (5). Bununla beraber gerek Çin kimliğinin şekillendiği coğrafya gerekse Çin kültüründen farklı oluşmuş Uygur ve Tibet bölgelerinde dağın yeri çok önemlidir.

Dağ

Kısacası dağsız bir Çin düşünülemediği gibi yine onun kuzeyindeki komşusu Moğolistan’da dağsız düşünülemez. Klasik Çin öğretilerinden olan Taoizm’de beş dağ kutsanırken, Hint menşeli Budizm’de ise dört dağ kutsanmıştır. Çinlilerin ölümsüzlüğün sırrını aramalarıyla meşhur olduklarına kuşku yoktur.

M. E. Lewis, Han devrinde (MÖ 206 – MS 221), ölümsüzlüğün sırrını göklere erişerek bulabileceğinin düşünüldüğünü izah ederken, Wu-di devrinde (MÖ 141 – MÖ 87) dağlara cennete erişebilmek adına kuleler yapıldığını izah ediyor (6).

Ölümsüz kelimesinin Çince’de Xian (仙) olarak izahı da dikkat çekicidir (7). Çünkü, 山 kelimesi tek başına dağ anlamına gelir (8).

Bununla birlikte dağları kıyaslar, batı ile doğu Çin ile Türk-Çin ile Tibetli mantığında düşünüldüğünde fiziki haritada da görüldüğü üzere batıdaki ve kuzeydeki dağlar, Klasik Çin kültürünün kutsal dağlarından rakım olarak oldukça yüksektir. Örneğin, Tibet, Uygur, Qinghai civarındaki Kunlun 7 bin metre iken, Şensi’deki Hua dağı 2 bin metredir. Bu da tarih boyunca farklı hayatların şekillendiğinin başka bir göstergesidir. Çin’in Batı kısmının ve sınır komşularının dünyadaki en büyük dağlardan birçoğuna sahip olduğunu biliyoruz. Örnek olarak dünyanın zirvesi Everest ve yine en az onun kadar büyük K2 dağları gösterilebilir.

Çin’in Topografik Haritası (e.n.)
Su

Su teminatı ise yaşamın var oluşu için temel teminattır. Dolayısıyla, su kaynaklarıyla şekillenmeyen bir tarih düşünemeyiz. Çinlilerin, Tibetlilerin, Türklerin ve Moğolların su kaynakları oldukça boldu. Bilindiği gibi su, sadece içmek için değil, bölgede tarım ve hayvancılığın yapılabilmesi için de hayatiydi. Çin tarihi gibi tarım ülkesi olmakla izah edilebilen bir topluluğun (9) birçok nehri vardı ve en çok bilineni Çin’e hayat veren iki nehri Huang-He ve Yang-tze’dir.

Huang-He ve Yang-tze Nehirleri (e.n.)

Ancak eski dönemlerde bu iki nehrin oluşturduğu hayatın farklılığı ve birbirlerine olan kopukluğunu ifade edebilmek mümkündür. Vera Dorofeeva-Lichtmannnınbu Yang-tze ve Huang He’nin etrafında şekillenen iki farklı kültürün birbirlerine uyarlanması konusunda devlet adamlarının yüzyıllarca zorluk yaşandığına dair tespitine katılıyoruz (10). Mark Edward Lewis ise Yang-tze ve Huang-He arasındaki farkı şu şekilde anlatmaktadır:

“Sarı Nehir havzasının yuvarlanan lös höyüklerinin ve düz alüvyon düzlüğünün aksine, Yangzi’den güneye doğru yüksek dağlar ve engebeli tepeler hakimdir. Tarım sadece alçak nehir vadilerinde, deltalarda ve bataklıklarda mümkündür. Kuzeyin (Huang-He) aksine güneydeki(Yang-tze) başlıca çevre tehdidi kuraklık veya sel değil, ovaları ekim için çok bataklık haline getiren ancak hastalık için verimli bir üreme alanı sağlayan aşırı ıslaklıktı (11)”.

Tarih

Çin’in eski tarihi denilince akıllara en çok günümüzdeki Çin sınırının doğusu dikkati çekmelidir. Çünkü Çinlilerin hayatı ve dolayısıyla tarihleri burada şekillenmiştir. Çinli devlet düşüncesi tarihi edebi ve efsanevi olarak MÖ 3. binyılda Hsia ile başlatılır (12). Ancak edebi ve efsanevi olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle Çin’de devlet oluşumu bilimsel olarak MÖ 1700’de Shang ile başlatılabilir (13). Ancak bir diğer görüş MÖ 1000’li yıllarda hakiki bir devlet oluşumunun Çinli olmayıp, Kuzeyden gelip, Shang’ın “yöresel” iktidarını bitiren Zhou’larla başladığı da oldukça kuvvetli bir iddiadır (14). Zhou’lar 300 yıllık ilk iktidarlarında daha güçlü bir idare tesis edecekler(15), ancak MÖ 770’de tatsız bir olay yaşanacak ve Çinli olarak kabul edebileceğimiz beyler ile yabancı kökenli beylerin ittifakıyla Zhou hükümdarı öldürülecektir (16).  Shang’ın Zhou’lar tarafından bitirilmesinden, MÖ 770 yılındaki Zhou’lara yapılan büyük darbeye kadar geçen 256 yıllık sürece Batı Zhou evresi denir (17). MÖ 770’den sonra Zhou hanesi ve iktidarı Batı’dan (Fenghao, Batı devrinin başkentiydi, günümüzdeki Çin’in Shaanxi’deki Wei Nehri ile birleştiği yerde, oldukça kritik bir mevki idi) daha doğuda kalan bir bölgeye (günümüzdeki Henan eyaleti civarına) kaçırılmak durumunda kalan biri varisiyle devam ettirebilmiştir (18).

MÖ 770’ten sonra batıdan doğuya kaçılması gerekçesiyle, Doğu Zhou Hanedanı olarak da adlandırılan Zhou’nun iktidarı yaklaşık 500 yıl daha sürecekti. Ancak ona bağlı birçok yerel bey, kendi haneleriyle mücadele edecekler, sadece sembolik olarak Zhou Hükümdarına bağlı olacaklardı. MÖ 770’den MÖ 450’ye kadar olan süreç “Bahar ve Güz” devri olarak bilinir (19). MÖ 500 ile başlayıp MÖ 221 biten devir ise “savaşan devletler çağı” olarak adlandırılmaktadır. Savaşan Devletler ve Bahar ve Güz devrinin ana unsuru Zhou Hanesiydi. Ancak Lewis’in kaydettiği gibi, Zhou bu devirde kuruluşu MÖ 897 (20) tarihli olduğu düşünülen Qin Hanesi tarafından bozguna uğramıştı (21).

MÖ 350 yılında birbiriyle savaşan devletlerin gösterildiği bir harita (e.n.)
MÖ 260 yılında Çin’in durumu (e.n.)
Savaşan Devletler dönemi Çin (e.n.)

Bu bahar ve güz  ile savaşan devletler dönemini kapsayan 500 yıllık devir neden Çin tarihinin en önemli devirlerinden biridir? Kuşkusuz, bu devir kuru savaştan ibaret değildi. Var olabilmek adına her alanda topyekün mücadele edilmesi gerekiyordu. Çin seddinin ilk tohumlarının atılmasına (22), süvari askerinin Chu’larca benimsenmesine (23), idareye dair eserlerin verilmesi (24), toprak ve aile hukukuna dair düzenlemelerin yapılmasına (25), hiçbir makam elde edemeyince kendini taçsız kral ilan eden alimlere (26) değin birçok ilginç hadiseyi ayrı ayrı noktada buluşturduğu için, MÖ 221’de birleşmeden evvel yaşanan bu dönem toprağın ve idarenin şekillenmesi bakımından önemlidir.

Bu dönemin neden Çin tarihinin en önemli devirlerinden biri olduğu sorusuna verilecek iki cevabımız daha var:

  1. Çin’in dışarıyla olan teması, yapılan yenilikler vs. bu devirde başlamamıştır. Bu devirde süreç hızlanmıştır demek daha doğru olacaktır. Nicola di Cosmo’nun tamamen arkeolojik kaynaklara ve akademik eserlere dayanaraktan Shang devrine tarihlenen An-yang buluntularına dair izahları, bu konuda ciddi bilgiler sunmaktadır (27). Yine de zamanın ve teknolojinin tarihte ve bugünde her zaman ve herkese eşit akmadığı bilinmesi gereken bir durumdur. Kimi yerler birbirinden binlerce yıl habersiz iken, kimi yerler ise binlerce yıldır birbirlerinden gerek savaş, gerekse ticaret yoluyla birbirinden bir şeyler almaktadır ya da koparmaktadır.
  2. Çin seddinin, ilk tohumları bu devirde atılmıştır. Günümüzdeki hali ise 14.yy’ın son çeyreğinden 17. yüzyılın ortalarına kadar hüküm sürmüş Ming devrinden kalmıştır(28). Ayrıca, Pletcher’in de değindiği gibi, yalnızca yabancılara karşı değil, Çin kökenli hanelerin birbirlerine karşı kullanmak için inşa ettiğini belirtmek gerekir(29). Yine Ying Shi Yü’ye göre, Çin seddi olarak adlandırdığımız hattın, yalnızca savunma seddinden ibaret olmadığı ve gerektiğinde hücum amaçlı bir vasfının da olduğunun izahı bize göre doğrudur (30). Yine de, bu esas amacının dışarıdan gelen tehdide karşı korunmaya çabalama amacı olduğunu değiştirmemektedir.

Nihayetinde kazanan Qin hanesi olmuştu (31). Qin, Çin tarihinin dönüm noktalarından birine imza atmıştır. Elde olan toprakları birleştirmeyi ilk kez başaran hanedir. Günümüzdeki Çin adının de Qin Hanesinden geldiği düşünülmektedir. Ancak Qin Hanesinin etnik kökeninin tamamen has Çinli olmadığı bilinmektedir (32). Hatta has Çinli kısım ile Qin Hanesinin yıldızının bir türlü barışmadığını bilmekteyiz. Bunun öncesinde ise,  M. E. Lewis, Qin Hanesinin Savaşan Devletler devrindeki avantajlı coğrafi konumuna değinmektedi r(33). Ayrıca, güç MÖ 4. yüzyılda Shang Yang gibi önemli devlet adamlarının Qin toplumuna çektiği sıkı düzenler ile daha da perçinlemiş, MÖ 260’daki savaş, coğrafyada esas güç olan Zhou’lara vurulan nihai süreçle tamamlanmıştır.

Yine Lewis Qin topraklarını şu şekilde özetlemiştir:

 “Qin hanedanının yarattığı devlet, haritalarımızdan tanıdık modern Çin değildi. Çağdaş Çin’in batı üçte biri (modern Sincan ve Tibet), Qin ve erken Han tarafından bilinmeyen yabancı bir dünyaydı. Modern İç Moğolistan ve Mançurya, modern Yunnan ve Guizhou’nun güneybatı bölgeleri gibi sınırlarının dışında da uzanıyor. Modern güneydoğu çeyreği (Fujian, Guangdong ve Guangxi) askeri olarak işgal edilirken, aynı zamanda Çin kültürel alanının dışında kaldı. Erken imparatorluk döneminin Çin’i ve daha sonraki tarihinin çoğu, Sarı Nehir ve Yangzi’nin drenaj havzalarından oluşuyordu. Bu alan tarıma elverişli ve yeterince ıslak olan tüm arazileri kapsamakta ve böylece Çin kalbinin tarihi sınırlarını tanımlamaktadır.” (34)

Qin Hanedanlığı idare ettiği bölgeyi gösteren bir harita (e.n.)

Batı ve Kuzey bölgesi dış tesirlerin fazlasıyla yaşandığı bir nokta olmuştur.(35)  Eski dönemlerde günümüzdeki Çin sınırının güneyi, memurlar için bir sürgün yerinden başka bir yer değildi (36), bununla birlikte güneyde kalan kısmın ikliminin hakiki Çin kültürünün ikliminden farklı bir iklim gözükmektedir(37). M. E. Lewis, bu nedenle eski Çin’de güneyin, Çinli insanlar için uygun olmadığını, hastalıklara neden olduğunu izah etmektedir(38). Bununla beraber kuzeyden ve batıdan gelen baskılar dışında mecbur durumda kalmadıkça Çin’in güneyinde kayda değer büyüklükte şekillenmiş bir devlet göremiyoruz. K. Pletcher, Çin’in güneydoğusunda kalan şimdiki adıyla Guandong eyaletinin ve çevresinin, MÖ 3. yüzyıldaki o döneminin Çin dünyasının ilk kez birleştirildiği Qin devrinde alındığını ancak Han ve diğer birçok ardılıyla beraber Çin kimliğinin kazandırılmasının yüzyıllar sürdüğünü izah eder (39).

MÖ 206’da, Qin’den sonra bölgede Han Hanedanı tek iktidar olarak ortaya çıkar. Kurucusu ise Liu Ban’dır (MÖ 256-195). Liu Ban, meşruiyet kaynağını babasını kızıl bir ejder olduğunu izah ederek sağlamıştır (40). Liu Ban’ın kuruculuğunu yaptığı Han Devletinde, Qin’den her ne kadar nefret edilse de, hatta Han Yıllıklarında yoldan sapmış olarak anılsalar da(41), Qin’in devlet yönetme metodunu yine en çok Han Hanedanı benimsemiştir. Han Devri, yaklaşık 400 yıl sürmüştür ve iki döneme ayrılmaktadır.

  1. Liu Ban’den – MS 9’da Wang Mang’in tahtı Han’dan alması, Batı Han Devri olarak kabul edilir. Başkent ise Changan’dır.
  2. MS 23’te Wang Mang’in öldürülmesi, Guang-wu’nun idareyi alması, başkentin daha doğuya Loyang’â taşınması ve 221’e kadar süren süreç, Doğu Han devri olarak bilinir.
Han Hanedanlığı idare ettiği bölgeyi gösteren bir harita (e.n.)

Bu iki dönem kabataslak birbirinden bu şekilde ayrılmaktadır. Ancak ayrım bundan ibaret değildir.  Devlet yönetimi, yerel beylerin gücü, askerlik, her iki devrin farklı başkenti olması gibi (Changan zihniyeti ve Loyang zihniyeti) birbirinden ayrı yönleri bulunmaktadır. Örneğin MS 31 yılında zorunlu askerlik hizmeti kaldırılmıştır. Lewis, bu kararın gerekçesini, iç isyanları önlemek için köylünün askeri gücünü zayıflatmak olduğunu izah etmekle birlikte bu sayede Çin’in işgalinin daha kolay bir hale geldiğini izah eder(42), yine Lewis, Guang-wu’nun aldığı kararın hanedanın sonunu başlatan süreç olduğunu ifade etmektedir (43). Guang-wu’dan 100 yıl sonra, ülkede komutanlar merkezden gelen komutları önemsememekte, kendi komutasındaki birliklerle başlarına buyruk hareket etmektedirler ki, Han Hanedanı’nın sonunu da komutanlar getirmiştir. Son Han İmparatorları ise, birer kukladan farksız durumdaydılar. Bu durum MS 221’de 400 yıllık Han iktidarına vurulan son darbeye kadar devam etmiştir. MS 221’den sonra ise ise önce Üç Hanedan, ardından “16 yabancı hane” devri, (44), Tabgaç idaresi vs. Kısacası 589’a kadar süren 300 yıllık bir süreç boyunca Çin’i tek bir idareden yoksun olarak görmekteyiz.

İkinci Bölüm

Hunlar, Çin’de

Hunlar MÖ 221’de Tu-man (Teoman)(e.n.) liderliğinde bir anda ortaya çıkmış bir bodun (millet, soy)(e.n.) değildir. Xiong-nu adı belgelerde ilk kez MÖ 318 yılında geçer (45).  Ancak bilindiği gibi Çinli olarak kabul edilen idareler (Orta Devletler: Çin’in Coğrafyasına göre adlandırılmıştır) ile Yabancılar arasındaki ilişki MÖ 318’de başlamaz. Bu nedenle MÖ 220’li ve 210’lu yılları, Hunların kuruluşu değil, yükselişi olarak değerlendirmek daha doğrudur. Di Cosmo, Eski Çin ve Düşmanları kitabında yabancı-Çinli ilişkisini MÖ 10. yüzyılda başlatır ve bu dönemi MÖ 3. yüzyıla kadar Hunların güçlenmesine kadar olan sürece getirir, kendi içinde de üçe ayırır (46):

İlk Dönem Geç Batı Chou ve Erken Bahar ve Güz Periyodu MÖ 9-8.yy

İkinci Dönem: Geç Bahar ve Güz döneminden Erken Dönem Savaşan Devletler MÖ 6-4 YY

Üçüncü Dönem: Geç Savaşan Devletler Evresi Mö 4.yy ortaları –3.yy

Bu devirlerde Çin menşeli olmayanlar, Jung, Ti, Man, Yi, Hu gibi adlarla anıldılar Ancak bazı zamanlar, Çin menşeli aileler de, bu adlarla isimlendirildiler (47). Bunun gerekçesi, aslında oldukça yaygın olan fakat, siyasi  durumlar nedeniyle yabancılarla iş birliği yapmalarında aramak mümkündür (48). Daha önce halkının etnik yapısının tam olarak Çinli olmadığını söylediğimiz Chin hanesi, yabancı tanımlamalarına benzer bir şekilde izah edilmiştir (49). Örneğin, tıpkı diğer yabancılar gibi,  kurda benzetilip, açgözlü oldukları izah edilmiştir (50).

Di Cosmo, Jung, Ti, Man ve Yi toplulukların Çinli hanelerin yayılmacı politikalarıyla Çin hanesine kazandırıldığını izah etmiştir (51). Hun tanımı ise daha geç çıkmış bir tabirdir. Bundan sonraki devirde ise Xiong-nu tabiri gözükmektedir.

Hun tarihinin asıl kısmı ise Tu-man’dan, sonra Mo-tun (Mete)(e.n.) ile başlar ve en olgun zamanlarını geçirir. Mo-tun’dan sonra da oldukça aktif bir şekilde günümüzün özellikle Moğolistan ve Kuzey Çin sınırında hareket eden, doğuda Mançurya’ya batıda Aral’a uzanan Hunlar, MÖ 36’ya kadar bağımsızdırlar. MS 12’de ise bağımsızlık hareketlerine yeniden başlarlar. MS 46’da Kuzey ve Güney Hunları olarak anılabilecek şekilde ikiye ayrılırlar ve kuzey Hunları MS 150’den sonra çözülmeye başlarken, Çin’in daha içlerine giden Güney Hunlar, burada birçok idare tesis etmiştir. Örnek olarak 311’de Mo-tun soyundan geldiği bilinen, Liu Yan’ın idaresi, Geç Chao(319-353), Hsia(407-451), Kuzey Liang (398-453) idareleri verilebilir. (52).

Han Hanedanlığı döneminde Hunların (Xiongu) durumu (e.n.)
16 Krallık Dönemi, MS 317 (e.n.)

Kuzey Hunlarının dağılmasıyla düşünülen durum, Göktürklerin 552’de idare tesis etmesiyle, Türklerin yeniden idare tesis etmiş olması düşüncesidir. Böyle 400 yıllık boşluk kabul edilebilir bir düşünce değildir. Hunlardan sonra Proto-Moğol menşeli Siyenpiler Kuzey Hunlarının yerini alsalar da, Hun halkı Siyenpilerle birlikteydi (53). Bununla birlikte, Golden (54), Klyastornıy (55)’nin düşüncelerinin aksine, Tabgaçların direkt Moğol menşeili olmasının aksine birden fazla etnik yapıdan oluştuğunu buna Türklerin de dahil olduğu Pulat Otkan tarafından vurgulanmıştır(56). Yine bu coğrafyada aktif olmuş idare tesis etmiş olan Juan-Juanların ağırlıklı olarak Moğol kökenli olduğu söylense de (57) Dorothy C. Wong Juan-Juanların Türk bir oluşum olduklarını(58), Kürşat Yıldırım ise en azından Türk Devlet yönetimi tesirinde olduklarını, unvanların Türkçe olduğu vurgulanarak Juan-Juanların Türk tarihinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder (59).

Yukarıda da değinildiği gibi, Hun menşeli haneler, Han Hanedanı’nın 400 yıl hüküm sürdüğü Çin topraklarında idareler kurmuş, hatta kimileri Dorothy C. Wong’un da değindiği gibi, Hint menşeli din olan Budizm’in Çinlilere yaymıştır (60). Bunun belki de en büyük gerekçesi, Konfüçyanizm’e ve Taoizm’in kalıplaşmış yapısına karşı, Budizm ile yeni bir kimlik yaratmaktı(61).

Çin topraklarında tek hüküm süren oluşum Hun menşeli aileler değildi. Miladın öncesinden, ve sonrasından bu yana Han Hanedanı’na sıkıntı yaratmış olan Tibetliler de Han Hanedanı’ndan sonra bölgede idare tesis etmişti. Han devrinde ise, Qiang adı da verilen bu Tibetlilerin, Han yöneticilerine yaşattığı temel problem yerleştirme ve zapt idi. Bununla birlikte, Hunlar ile olası bir ittifakları da Han yöneticilerini tedirgin ediyordu. Miladın sonrasında ise sürekli ülkenin batısına yerleştirilen bu Qiang’lar, nüfus olarak çok ciddi bir oluşum teşkil ettiler (62). İsyan etmeleri ise kaçınılmazdı ve hatta en çok şikayetçi olunan konu Çinlilerin Tibetlileri hep dolandırmasıydı (63). Bu konuda devlet yetkilileri birtakım önlemler almak zorundaydılar (64). Sonuç olarak; Çinliler, Tibetlilere, Tibetliler ise Çinlilere sorun yaratmaktaydılar.

Sonuç

Çin tarihi, belli bir çekirdeği olmakla birlikte salt kendi içinde kalıplaşmış medeniyet güzellemesiyle bakılabilecek bir tarih değildir. Çin medeniyeti gibi kavramlar üretip ortadaki çok çeşitli yapıyı Çin ve Çinli adına tekelleştirmenin bir manası yoktur. Bu coğrafyada aklımıza gelecek günümüzdeki milletler Türkler, Çinliler, Moğollar ve Tibetliler olmalıdır.

Günümüz Çin topraklarının yalnızca küçük bir kısmı Çinlinin kendi çekirdeği olarak kabul edilebilir. Zamanla Çinli olarak kabul edilen insanlar yavaş yavaş diğer unsurlara ordu sevk edebilme iradesiyle, topraklarını genişletebilmiştir. 

Bir diğer konu,  Çin adının gerçekten Çinlileri temsil edip etmediğidir. Çin adının MÖ 200’lerdeki Çin dünyasını 11 seneliğine birleştiren Qin adından geldiği ve Qin’in Çinin temel çekirdeği olan Konfüçyanist düşünce karşısındaki tutumunun yarattığı nefret, Qin’in ardından kendine Qin topraklarında yer bulan Han Hanedanı’nın Konfüçyanist düşünceyi benimseyip yaşatması, Çinlilerin asıl temsilcisinin Han Hanedanı olduğu konusundaki tartışmayı da en azından düşünmeyi gerektirir.

Yabancılar ise Çinlilerce, Jung, Ti, Man, Yi, Hu gibi adlarla anıldılar. Hatta bazen zamanlar sırf yabancılarla ittifak yaptılar diye, bazen de nüfusunun tamamı Çinli olarak düşünülen halktan olmadığı için yabancı olarak adlandırıldılar ya da onlara benzetildiler.

 Son olarak adını ilk kez MÖ 4. yüzyılda duyduğumuz Hunlar ve onların tarihi, MÖ 221’de başlamaz, aksine yükselişe geçer. Daha önce değinildiği gibi, MS 46’da ikiye ayrıldığını bildiğimiz Asya Hunları, MS 150’lerde günümüzdeki Moğol coğrafyasında bulunan ve Kuzey Hunları olanlar yerini Siyenpilere bırakırken, Güney Hunları olarak adlandırılan ve o dönemki Han topraklarında yaşayan Hunlar, Çin’de idareler kurmuşlardı. Çin için kabul edilen en yaygın kanaat MS 221’de Han’ın yıkılışında MS 589’da Sui’li Wen-ti idaresi altında kadar tek bir idare altında toplanamayışlarıdır.  Bizim bu sürece dair bilmemiz gereken en önemli unsur ise Hunlar ile Göktürkler arasındaki 300 yıllık bir boşluk iddiasının reddedilmesi gerektiğidir. Bu konuda ise Siyenpilerin, doğrudan Mete’nin soyundan gelen Liu Yan’ın, Tabgaçların, Juan Juanların tarihlerine daha bilinçli yaklaşmak yerinde olacaktır. Çünkü bu kavimler ve diğer birçok oluşum, Çin ve Moğolistan toprakları üzerinde hakimiyet mücadelesindeydiler ve kesinlikle bu devirlerin karanlık, boşluk devirler olmadığının yine ve yine altının çizilmesi gerekmektedir.

KAYNAKÇA

1-Beckwith, Christopher, The Empires Of Silk Road,  Prınceton Unıversity Press, 2009, New Jersey.

2-Beckwith, Christopher, Tibet İmparatorluğu Tarihi, Selenge Yayınları, 2020, İstanbul.

3-Blunden Caroline & Elvin Mark, ÇİN, İletişim Yayınları,1989, İstanbul.

4-Di Cosmo, Nicola, Wyatt J Don edited,  Political Frontiers, Ethnic Boundaries and Human Geographies in Chinese History, Routledge Curzon, 2005, New York/London.

5-Di Cosmo, Nicola, Ancient China and Its Enemies, Cambdrige University Press, 2002, London.

6-Eberhard, Wolfram, Çin Tarihi, TTK, 2007, Ankara.

7-Eberhard, Wolfram, Çin’in Şimal Komşuları, TTK,1996, Ankara.

8-Ercilasun, Ahmet Bican, Türk Kağanlığı-Türk Bengü Taşları, Dergah Yayınları, 2016, İstanbul.

9-Ercilasun, Konuralp, Türk Tarihinde Asya Hunları, Dergah Yayınları, 2019, İstanbul.

10-Giles, Herbert Allen, Eski Çin’de Dinler, Doğubatı, 2017, Ankara.

11-Golden, Peter, Türk Halkları Tarihine Giriş, Ötüken Neşriyat, 2016, İstanbul.

12-Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, Ötüken Neşriyat, 2017, İstanbul.

13-Gumilev, L.N, Hunlar, Selenge Yayınları, 2013, İstanbul.

14-Kafesoğlu, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017.

15-Khazanov, Anatoly M, Göçebe ve Dış Dünya, Doğu Kütüphanesi, 2015, İstanbul.

16-Kim-Hyun-Jun, Hunlar, Gumbel Yazılım a.ş, 2020, İstanbul.

17-Kirilen, Gürhan, Tuyü Hunlar ve Tabgaçlar, Gece Kitaplığı, 2016, Ankara.

18-Klyaştornıy, Sergey Grigoryeviç, Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2018, İstanbul.

19-Köse, Umut, Asya’da Hun Tehdidi, www.tarihakli.com, 2020.

20-Köse, Umut, Çin Tarihinin İnşası, www.tarihaklı.com, 2020.

21- Köse, Umut, Eski Çin’e Bakış I-II-III, www.tarihiçevir.com, 2020.

22-Lewis, Mark Edward, THE EARLY CHINESE EMPIRES QIN AND HAN, the belknap press of harvard university press Cambridge, MassachusettsLondon, England, 2007.

23-May, Timothy-Michael, Culture and Customs of Mongolia, Greenwood Press, 2009, London.

24-Ming, Ku Hing, Çin Halkının Zihniyeti, Doğu Batı Yayınları,

25-Mori Masao, Şiratori Kurakiçi, Chi, Tang, Otkan, Pulat, Hunlar ve Göktürkler Üzerine, Post, 2020, İstanbul.

26-Otkan, Pulat, Tabgaçlar, Ötüken Neşriyat, 2020, İstanbul.

27-Ögel, Bahaeddin, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi Cilt I, II, TTK, 2014, Ankara

28-Öztürk, Murat, Asya Hunlarında Tarım ve Yerleşik Hayat, Hiperyayın,2019, İstanbul.

29-Rasonyi, Laszlo, Tarihte Türklük, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, 1993, Ankara. 

30-Roux, Jean-Paul, Türklerin Tarihi, Kabalcı Yayınları, 2015, İstanbul.

31-Roux, Jean- Paul, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, Kabalcı Yayınevi, 2001, İstanbul.

32-Pletcher, Kenneth, The Geography of China, Britaninca, 2009,

33-Sinor Denis, Erken İç Asya Tarihi, İletişim Yayınları, 2014, İstanbul.

34-Togan, A.Z.Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2019, istanbul.

35-Yıldırım, Kürşat, Doğu Türkistan’ın Tarihi Coğrafyası, Ötüken Neşriyat, 2016, İstanbul.

36-Yıldırım, Kürşat, Bozkırın Yitik Çocukları Juan-Juanlar, Yeditepe Yayınları, 2015, İstanbul.

37-Yu Lan, Fung, Çin Felsefesi Tarihi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2019, İstanbul.

 38- Uhlig, Helmut, İpek Yolu, Okyanus Yayıncılık, 2000, İstanbul.

DİPNOTLAR

  1. Kenneth Pletcher, The Geography of China, s.116
  2. A.G.E s.235
  3. Christopher Beckwith, The Empires of Silk Road, s.267
  4. Kenneth Pletcher, The Geography of China, s.295
  5. A.G.E, s.295
  6. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.181
  7. Chineeasy, S.43
  8. A.g.e, S.42
  9. Fung Yu-Lan, Çin felsefesi tarihi, s.22
  10. Vera Lichtmann, Di Cosmo, Nicola, Wyatt J Don edited,  Political Frontiers, Ethnic Boundaries and Human Geographies in Chinese History,s.53
  11. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.9
  12. Herbert Allen Giles, Eski Çin’de Dinler, s.13 Wolfram Eberhard Çin Tarihi,s.23
  13. Wolfram Eberhard, a.g.e, 27,28,Caroline Brunden, Çin, s.55
  14. Wolfram Eberhard- Çin Tarihi, s.33
  15. Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi Cilt I, s.27
  16. A.G.E, s.32
  17. A.G.E, S.32
  18. A.G.E S,.33
  19. Caroline Blunden, Elvin Mark, Çin, S.61
  20. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.267
  21. A.G.E, s.38
  22. Kenneth Pletcher, The Geography of China, s.90
  23. Christopher Beckwith, The Empires of Silk Road, s.71
  24. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.18
  25. A.G.E, s.18
  26. Fung Yu-Lan, Çin Felsefesi Tarihi, s.52
  27. Nicola Di Cosmo, Ancient China, s.29
  28. Kenneth Pletcher, The Geography of China, s.90
  29. A.G.E s.92
  30. Ying, Shih Yü, Hsiung-nu, Edit: Denis Sinor, Erken İç Asya Tarihi, s.170
  31. Mark Edward Lewis,, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.1
  32. Kürşat Yıldırım, Doğu Türkistan’ın Tarihi Coğrafyası, s.44
  33. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.12
  34. A.G.E, s.7
  35. Di Cosmo, Ancient China, s.28
  36. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES,S.9
  37. A.G.E, S.9
  38. A.G.E, S.9
  39. Kenneth Pletcher, The Geography of China,s.213
  40. Mark Edward Lewis,, THE EARLY CHINESE EMPIRES, s.62
  41. A.G.E,s.244
  42. A.G.E, s.3
  43. A.G.E s.253
  44. P.Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş,s.44
  45. Nicola.di Cosmo, Ancient China, s.157
  46. A.G.E, s.59,70,83
  47. A.G.E, s.102
  48. A.g.e, s.116
  49. A.G.E s.110
  50. Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES,s.40
  51. Nicola.di Cosmo, Ancient China,s.96
  52. Hyun Jin Kim, Hunlar, s.31, Peter Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, s.78
  53. Sergey Grigoryeviç Klyaştornıy, Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları, s.50
  54. Peter Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, s.87
  55. Sergey Grigoryeviç Klyaştornıy, Kadim Avrasya’nın Bozkır İmparatorlukları,s.71
  56. Pulat Otkan, Tabgaçlar,s.25
  57. Timothy Michael May, Culture and Customs of Mongolia, s.4
  58. Dorothy C.Wong, ETHNICITY AND IDENTITY Northern nomads as Buddhist art patrons during the period of Northern and Southern dynasties, s. 91 Di Cosmo, Nicola, Wyatt J Don edited,  Political Frontiers, Ethnic Boundaries and Human Geographies in Chinese History,

59-Kürşat Yıldırım, Bozkırın Yitik Çocukları Juan Juanlar, S.78, s.90, s.110

60, Dorothy C.Wong, ETHNICITY AND IDENTITY Northern nomads as Buddhist art patrons during the period of Northern and Southern dynasties1 Di Cosmo, Nicola, Wyatt J Don edited,  Political Frontiers, Ethnic Boundaries and Human Geographies in Chinese History, s.103

61, A.g.e, s.83

62- Mark Edward Lewis, THE EARLY CHINESE EMPIRES,s.26

63. A.G.E, s.148

64. A.G.E s.148

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?