Caesar Dönemi Roma-Germen Çatışmaları

Yazar: Misafir Yazarlar

Kasım 21st, 2020

Giriş

Ülkemizde, Germen Tarihi üzerine yapılan araştırmalar oldukça azdır. Roma tarihi üzerine yapılan araştırmalar ise ülkemizde diğerlerine kıyasla Anadolu coğrafyasıyla sınırlı kalmıştır. Eserimizde değinmek istediğimiz ana nokta, Akdeniz uygarlığı olarak tanınan bir medeniyetin Avrupa kıtasındaki etkilerini göz ardı etmemek üzerinedir. Bize öğretildiği üzere objektif bakış açısıyla, kendi üslubumuzla aslında değinilmesi gereken ancak pek göz önünde olmayan, önemli bir hususu gün yüzüne çıkarmak ve üstünde durmak istedik. Çalışmamızda tarih yazımı metotlarına özen göstermeyi ve bu süreçte bu hususu göz ardı etmemeyi kendimize hedef olarak belirledik. Geçtiğimiz senenin yaz aylarında başladığımız çalışmamızı, değerli Ege Üniversitesi öğretim üyelerinin yol göstermeleri sonucunda ilerletmeyi uygun gördük. Onların tecrübelerinden yararlanmaya çalıştık. Çalışmamızda üstüne basmak istediğimiz konu, Roma İmparatorluğu’nun erken dönemde Avrupa’da başlayan çözülmesinin sebepleri ve bunlara sebep olan unsurların nedenleridir. Ayrıca bu süreçte Arkeoloji, psikoloji, coğrafya, etnografya ve nümizmatik gibi belli başlı bilimlerden de yararlandık. Önemli gördüğümüz bu boşluğu kapatmaya çalışmak adına başladığımız çalışmada Türkçe kaynakların azlığından da söz etmemiz gerekir. Bu sebepten ötürü kaynak olarak Türkçeye nazaran Latince, Almanca, İngilizce ve Yunanca eserlerden yararlandık. Günümüzde bu dillerin, konumuz açısından İngilizce ve Almanca üzerinde toplandığını gördük. Çeşitli kaynaklardan yararlanırken özellikle muhtelif bilgilerin yer aldığı noktalarda farklı tarihçilerin verdikleri bilgilere de ayrıca yer vermeye çalıştık. Bazı eserlerde eyaletler kurulmadan, henüz askeri bölgeler iken onları eyalet gibi telaffuz etme hatasına değindik ve bu süreci en sade şekilde açıklamaya özen gösterdik. Bu süreç içerisinde gerek maddi gerek pandemi koşulları sebebiyle zorlandığımız gibi Türkiye’de ulaşabildiğimiz oldukça sınırlı kaynakların hepsine ulaşmaya, bu kaynakları iyi değerlendirmeye ve son olarak da bu kaynaklara önemi ölçüsünde yeterince yer vermeye çalıştık.

Caesar Öncesi Roma-Germen İlişkileri

Göçebe yaşam süren Germen halklarının anavatanı Ren nehrinin doğusudur.[1] Kırsal alanlarda sürekli göç halinde olan Germen toplulukları,  Ren sınırlarında Romalılara ve Keltlere tehdit oluşturmuşlardır. Germen adı ilk kez Yaşlı Plinus’un kaybolan kitabı Bella Germaniae’de İ.Ö. 1. yüzyılda Romalıların, Germenlere karşı düzenledikleri seferler anlatılır. Bu sırada “Germen” kelimesi ilk kez kayda geçer. Yaşlı Plinius bu konuda oldukça güvenilir bir kaynaktır. Bunun sebebi, Yaşlı Plinius’un Ren Nehrinin aşağı bölgeleri ve günümüzde İsviçre olarak adlandırdığımız Raetia eyaletinde görev almış olmasından kaynaklanmaktadır.  İ.Ö. 100 yılına gelindiğinde Yaşlı Plinus’un günümüzde elde bulunan kaynaklarını göz önüne alırsak Ren Nehri’nin batısındaki Germen kavimlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Brandenburg bölgesinde yaşayan Langobardlar, Schleswig Holstein  bölgesinde ikamet eden Angeller, Mecklenburg Vorpommen bölgesindeki Reudignler, Brandenburg-Sachsen bölgesindeki Hermunderler, günümüzdeki Çekya topraklarında bukunan Markomanlar, Bavyera bölgesinde ikamet eden Chatlar ve Mattiaklar, Pfalz Bayern ve Württemberg bölgesinde yaşayan Ubierler, Bremen ve Hamburg bölgesinde bulunan Chauklar, Hessen’deki Tenkterler , Vestfalya’nın kuzeyi ve Aşağı Saksonya bölgesine dağılmış olan Chamavlar, daha batıda Hollanda topraklarında bulunan Frizler, Aşağı Saksonya’nın kuzeyinde bulunan Chausuariler, Hannover Sachsen ve Anhalt arasında bulunan Cherusklar, Türingen bölgesinde bulunan Brukterler ve Marslar’dır. Doğu Germenleri ise Tuna kuzeyinde ve Batı Rusya içlerine doğru hakimdirler. Bunlar ise şu şekilde sıralanabilir: Kuzey Polonya–Doğu Baltık Denizi arasında bulunan Rugirler, günümüzdeki Beyaz Rusya, Litvanya topraklarında yaşayan Aestierler ve Baltlar, Orta Polonya’daki Gotlar, Batı ve Orta Polonya topraklarındaki Burgundlar, Kuzey Belarus ve Güney Ukrayna’da bulunan Wenedler, Çekya’da bulunan Vandallar, Bayern-Avusturya arasında yaşayan Kuadlar, İsviçre’deki Kotinerler ve Balkanların güneyindeki Bastarnlar.[2] Ren nehrinin doğusunda kalan Elbe Nehri[3] ise Hermunduri kavminin topraklarından doğar. Bu nehirler Germania’nın doğal sınırlarını oluşturur.

 Germania adı, ilk olarak aslen makro bir ifade olarak Caesar tarafından kullanılmıştır. Bu tanım Roma Dünyası tarafından Roma hakimiyeti içerisinde bulunmayan toprakları imlemek için kullanılmıştı. Aynı zamanda Gal ve Germen ayrımının asli noktası da bu coğrafi isim sayesinde ortaya çıktı.[4] Yaşlı Plinius ise burayı devasa meşe ağaçlarının bulunduğu, çağdaş hayatın elinin çağlar boyu değmemiş olduğu bir bölge olarak tasvir eder.[5] Germania kabaca bir bütün olarak Gallia, Raetia ve Pannonia halklarından Ren ve Danuvius nehirleriyle; doğularında ve güneylerinde bulunan Sarmatia ve Dacia halklarından ise aralarındaki sıradağlarla ayrılır.[6] Hermunduri kavminin hemen sınırında Naristi kavmi yer alır. Naristi kavminin komşuları ise Marcomani ve Quadi kavimlerdir.[7] Germenler, bu bölgede siyasi birlikten yoksun halde yaşamalarına rağmen yaşayış biçimleri, gelenekleri, savaş stilleri ve benzeri birçok konuda kendi kültürlerini idame ettirmişlerdir. Söz konusu kültürü bizlere aktaran Pytheas, Britanya ve Jutland etrafında dolaşarak Germanoi ve Keltoi ırklarının farklılıklarını ayırt eden ilk yazarlardandır.[8] Apamea’lı Poseidonius ise Historiæ adlı eserinde Germanialıları, Keltler ve İskitlerden ayrı tutar. Georges Poisson ise eserinde Germenlerin en yakın komşusu olan Keltlerle arasındaki münasebetlerden bahsetmiştir. Kelt ve Germen kabilelerin birbirlerinden pek de farklı olmadığını ortaya koymuş hatta bir Germen kavmi olan Cimbri kavminin Kelt kavimlerini andıran fiziki, kültürel ve linguistik unsurlardan da bahsetmiştir.

İ.Ö. 113 yılına gelindiğinde Germen Cimbri ve Töton kavimlerinin, Ren’in doğu kıyılarına ulaşmaları ve buradaki Kelt kavimleriyle girdikleri çatışmalar sonucunda Keltlerin yenilgisiyle bölgede büyük çaplı bir değişim yaşanmıştır. Çatışmaların ardından sınır boylarında yaşayan Keltler, Ren sınırını geçerek batıya göçe başlamışlardır. Tuna Havzasında bulunan kalıntılardan ve dönemin yazarlarından yola çıkarak, İ.Ö. 50 yılına gelindiğinde Ren’in tüm doğu kıyılarını işgal eden Suevi ve Marcoman kavimlerinin güneyde Tuna’ya kadar ilerlediklerini ortaya koyabiliriz. Ayrıca Suevilerin, Ren’in batı sahilindeki Triboklar adı altında Alsace bölgesinde[9] yerleştikleri kaydedilmiştir. Tarihçi Stuart Piggot ise İ.Ö. II. yüzyılın ikinci yarısında Roma’nın, Germen kabilelerinin kuzeydoğu Galya’daki hareketliliği dolayısıyla bazı Germen kabileleriyle mücadele halinde olduğunu aktarmaktadır. İ.Ö. II. yüzyılın başındaysa Bastarnae kavmi, Dinyester’in doğusuna Sarmat sınırına hareket ettiği kaydedilmiştir. İ.Ö. II. yüzyılın sonundaysa Cimbri, Töton ve Ambrone kavimleri Güney Galya’ya kadar ilerlemiştir. Keltler ve Germenler  arasında çatışmalar olduğu gibi Germenler, Romalılar ile de mücadele halinde oldular. Tacitus’a göre Germenlerin çatışma içinde olduğu mevzubahis topraklar, bataklıklarla kaplı Gallia tarafına bakan bölgelere göre nispeten daha yağışlı, Noricum ve Pannonia’ya bakan yerler ise daha rüzgarlıdır. Toprakları verimli ancak meyve ağaçlarının yetişmesine elverişli değildir. Aynı zamanda sık ormanlarla kaplıdır. Sürüleri çok olsa da hayvanları cılızdır. Sığırları bile haşmetli bir alından ve doğal güzellikten mahrumdur.[10] Tacitus, Romalıların Germenlerle ilk karşılaşmalarının “Tungri” adını verdiği Germen kavminin Galyalılar üzerine saldırarak onları yurtlarından etmesi sonucu gerçekleştiğini söyler. Tungri adını verdiği bu kavim adı daha sonra kavmin yaşadığı bölgedeki tüm kavimleri imlemek amacıyla “Germenler” adını adlığından bahseder. Tacitus Bir başka olaya binaen Ulysses’in korkunç dalgalarla boğuştuğu denizi aşarak Germania topraklarına geldiğinden bahseder. Hatta yazara göre Germania ve Raetia arasında bulunan topraklarda Yunanca yazılmış anıt ve sunaklar da bulunur.[11] İ.Ö. 105 yılında Cimbri ve Töton kavimlerinin saldırısı sonucu Arausio’da[12] Roma çok büyük bir yenilgiye uğradı. Bu muharebedeki kayıplar neredeyse, Hannibal’ın İ.Ö. 216’da 50.000 Romalı ve müttefik askeri yok ettiği Cannae muharebesi ile eşdeğerdi.[13] Disiplin ve milli bilinçten tamamıyla yoksun olan ve bu yüzden bir birlik meydana getiremeyen bu halkaların tek amacı yurt arayışıydı.

Roma sınırına yakın alanlarda yaşayan Germen kabileleri ise Romalılar ile ticari ve kültürel alışverişte bulunmuşlardır. İç bölgelerde takas ile ticaret olduğu malumdur. Söz konusu ticaret, savaş araç gereçlerinin yanı sıra Germania’da bolca bulunan maden ve Tacitus’a göre en az Roma’daki vazolar kadar değerli olan Germen vazoları için de yapılır.[14] Tacitus’un çıkarımına bakılırsa, Caecilius Metellus ve Papirius Carbo’nun konsüllüğü sırasında Cimbri kavminin adı ilk kez Romalılarca işitilmektedir. Söz konusu tarihten başlayarak İmpraator Traianus’un ikinci konsullüğüne kadar olan zamanı ele aldığımızda yaklaşık 210 yıl gibi bir süreyle karşılaşırız. Bu çıkarıma bakılırsa Germania’nın epey zamandır Romalılar tarafından bilindiği ortaya çıkar.[15] Bu dönemlere kadar Germanialılar Carbo’yu, Cassius’u, Scaurus Aurelius’u, Servilius Caepio’yu ve Maximus Manlius’u bozguna uğrattılar ya da esir düşürdüler.[16] Bu komutanlardan sonra ise bölgeye Gaius Iulius Caesar gelecektir.

Lejyonlar ve Barbarlar

Germen ordusu

Germen kabileleri, Roma kıtaları gibi düzenli bir formasyonda savaşmazlardı. Genellikle piyadelerden oluşan Germen ordularının savaş stillerinde süvari birimine nadiren yer verilirdi. Caesar’ın aktardığına göre Germen süvarileri, muharebenin yapılacağı meydana vardıklarında atlarını belli bir noktada bırakarak savaşa yaya olarak devam ederlerdi. Caesar, Germenlerin bu davranışlarını gerektiğinde hızlı bir şekilde geri çekilebilmek için olanak yaratmak amacıyla kullandıklarından bahseder. Bunun yanı sıra Caesar, Germen süvarilerinin eyer kullanmadıklarını, eyer kullanmanın kendi aralarında ayıp sayıldığını aktarmaktadır. Bundan dolayı Germenler, Galler’in kendilerinin aksine eyer kullandıklarından dolayı onlardan hoşlanmazlardı. Germenler savaş durumunda ise her köyden yüzer kişi seçer ve aralarında bunlar “yüzler” olarak isimlendirirdi. Bu unvan Germenler arasında onurlu bir unvan olarak görülürdü. Savaş düzenleri ise tamamıyla yok değildi. Kama biçiminde saf tutan Germen orduları, ani baskınlar haricinde bu düzende savaşırlardı. Savaş esnasında geri çekilmeleri ise çokça rastlanan bir durumdu. Bu taktiksel bir manevraydı.[17] Barış zamanlarında ise avcılık ve savaş talimleri yaparlardı. Hayatlarının belli bir düzene bağlı olmayışı, Germenlerin fiziksel anlamda kuvvetlerini artıran önemli bir unsurdu.[18]   Augustus dönemine kadar Germenler hakkında fazla bilgiye sahip olmayan Romalılar, onların yaşam ve savaş tarzları hakkındaki bilgileri, asıl olarak Augustus devrinde topladı. Çokça süt ve et ürünleriyle beslenen Germenler, Romalılar tarafından çokça İskitlere benzetilmişlerdir. Erken dönem Latin kaynakları; onları itici, disiplinsiz, kararsız, savaş yanlısı ve düşük zekalı olarak nitelemiştir.[19]

Germenlerin belli bir askeri teşkilatı yoktu. Eli silah tutanlar askere alınırdı. Ordular ise genellikle piyade ağırlıklıydı. Süvarilerin sayısı oldukça azdı. Hatta atlı birimler çoğu zaman atlarınını sadece savaş alanına gitmek için kullanıyorlardı. Piyadelerin bu denli çok kullanılmasının ana nedeni ise hızlarıydı. Germen piyadeleri, Roma lejyonlarının aksine ağır zırhlarla kuşanmamışlardı. Zaten bölgenin madeni kaynakları da buna müsait değildi. Bu sebeple çoğu zaman basit kıyafetlerle savaşmaktaydılar. Bu durum hareket kabiliyetlerini oldukça artırmaktaydı. Bu hafif birimler, Roma süvarilerine karşı dahi savaşmakta zorluk çekmezlerdi. Velleius’un aktardığına göre Kral Maroboduus’un ordusuna 70.000 piyadeye destek olarak sadece 4.000 civarı süvari aldığından bahsetmektedir. Tüm bunlara rağmen Germenler usta denebilecek derecede iyi at binicileridir. Öyle ki Caesar, Gallia seferi sırasında Germen süvarilerinden oldukça faydalanmış, hatta Romalıların atlarını kendi askerlerinden alarak Germen yardımcı birliklerine tahsis etmiştir.[20] Piyadeler genellikle kargı kullanmaktaydı. Germenlerin kılıç veya mızrak kullandıkları pek nadir görülmüştür. Bu kargılar aslen ucuna demir ya da sivrileştirilmiş kemikler takılmış uzun sopalardı. Ön safta savaşan askerler normalden daha uzun kargılar ve dehşet verici büyüklükte metal uçlar kullanırlardı. Germen piyadeleri bu silahları uzun mesafeli savaştayken savurmak, kısa mesafede ise rakibine saplamak amacıyla kullanırlardı. Süvariler ise kalkan ve kargı kullanırlardı. Tacitus, Germenlerin genellikle saz veya tahtadan imal ettikleri kalkanlarının boyalı olduğundan bahseder. Germenler kalkanlarının uçlarını inceltirler ve yakın dövüşte müdafaa yerine saldırı silahı olarak da kullanırlardı. Germenler açıklık alanlarda savaşmayı tercih ederlerdi. Bunun sebebi ise piyadelerinin hızlarını kullanabilmesiydi. Bu barbarların en büyük dezavantajı ise yakın dövüş sırasında silahlarının yavaş kalmasıydı. Germenlerin, Romalılarla yakın dövüş sırasında uzun kargılarını kullanmaları, Roma piyadelerinin kısa kılıçlarını kullanmalarına kıyasla oldukça zordu. Bu sebeple yakın dövüş sırasında oldukça zor duruma düşüyorlardı.[21]

Germen halkı savaşta ölenlerine büyük saygı duyardı. Ölülerini savaş meydanında bırakmaz, yanlarında götürürlerdi. Aynı zamanda savaştan kaçmak da büyük bir saygısızlık olarak addedilir. Bu yüzden savaştan kaçanların kendilerini asarak öldürmeleri alışılmış bir durumdur. Kral seçimlerinde soyluluk, komutan seçimlerinde ise başarılar esas alınırdı. Savaşta kalkanını bırakanları ayıplarlar, bu suçu işleyenler dinsel törenlere, ayinlere veya meclislere katılamazlardı. Kutsal olarak benimsedikleri objeleri[22] ise savaşlar yanlarında götürürlerdi.[23] Manevi ögeleri savaşa götürmek yalnızca Germen topluluklarında görülen bir durum değildir, Küçük Asya’da Hattiler, Mezopotamya halkları, Ortaçağın haçlı seferlerinde taşınan büyük semboller de bu duruma benzerlik gösterdiği gibi bu örnekler artırılabilir. Ordunun maneviyatı savaş sırasında olduğu kadar savaş öncesinde de oldukça önemlidir.  Bu yüzden kurban adama ve fal bakarak savaşın kaderini önceden tayin etme çabaları Germen topluluklarında sıkça görülen bir durumdur. Akrabaları ile omuz omuza çarpışmaları Germenlerin cesaretlerini tetikleyen etkenlerden sayılır. Evliliklerde bile savaş hatırlatılır ve bunun akıllardan çıkmaması öğütlenir.[24] Önemli savaşların sonucunu öğrenmek için savaştıkları kavimden bir kişiyi esir alırlar ve kendi aralarından bir asker seçerek dövüştürürler, kazananın kavmi de kazanmış sayarlardı.

Germenler vücutlarını hiçbir şey giymemeye alıştırdıklarından dolayı genellikle çıplak savaşırlardı. Bu savaşçılar, en soğuk yerlerde bile vücutlarının tamamını örtmeyen hayvan postlarından ibaret kıyafetler giyerlerdi. Savaşta ise düşmanın moralini kırmak, onlar için önemli bir stratejiydi. Savaş öncesinde uzun saç ve sakallar bırakırlardı. Savaş öncesinde ise silahlarını birbirlerine vurarak ürkünç sesler çıkarırlar ve yüksek sesli naralar atarak rakiplerinin morallerini bozmaya çalışırlardı. Caesar dahi çarpışmalar sırasında onlara duyduğu hayranlığı gizlemeye gerek duymamıştır. Germenlerin savaş yeteneklerinden övgüyle bahseden Caesar, Romalıların alışık olmadığı üzere süvari birimlerinin yeri geldiğinde piyadelerle aynı safta savaşmasına da oldukça şaşırmıştır.[25]

Roma ordusu

Roma ordusu; antikçağın en dinamik, disiplinli, düzenli ve yıkıcı kuvvetiydi. Roma, kendi hakimiyet alanını genişlettikçe onunla beraber ordusu da değişerek reformlar yaşadı. Bu reformlar Furius Camillus tarafından Keltlerin, yaklaşık olarak yedi ay boyunca Roma şehrini kuşatmasının ardından görülmeye başlandı. Camillus’un reformlar dizisinin en önemlisi Yunan kökenli “phalanks” sisteminin kaldırılarak yerine “manipulus” adındaki birliklerden oluşan Roma lejyonlarını kurulmuş olmasıydı. Titius Livius, bu noktada da önemli bilgiler aktararak Roma askerlerinin bu reform sürecinin ardından eni, boyundan daha kısa olan uzun kalkanlar kullanmaya başladığını, phalanks sistemi adı altında oturtulmuş tüm düzenin manipulus sistemine uyarlandığını aktarır.[26] Ordular ise dört lejyon, 400 atlı ve 5000 piyadeden meydana getiriliyordu. “Lejyon” adını verdikleri süvarilerin yanı sıra genellikle ağır piyadelerden oluşan bu askeri birlik, Roma Devleti’nin ordusunu oluşturmaktaydı. Roma ordusunda en küçük birime ise “centuria” adı verilirdi.  Altı centuria bir “cohort” oluşturur. Dokuz cohort ise “legion”u meydana getirirdi. Roma ordusundaki diğer bir ciddi reform süreci ise Consul Marius devrinde yaşanmıştı. Marius, İ.Ö. 104 yılına gelindiğinde Germen kabileleriyle mücadele halindeydi. Bu savaşlar sırasında lejyonların en büyük sorunu, barbarlara karşı sayıca az olmasından kaynaklanıyordu. Roma’da daha önce fakir sınıfa mensup olan zanaatkarlar ve köylüler askere alınmıyordu. Marius, orduda önemli bir değişikliğe giderek askere alınmayan fakir tabakayı, belli bir ücret karşılığı Roma ordusuna dahil etti. Ayrıca Marius cohort adı verilen yeni birlikler meydana getirerek 600 kişilik bir grubu 10 cohort haline getirdi. Bu sayede bir Roma lejyonu meydana getirilmiş olunuyordu. İlk ciddi silah reformu da yine bu devirde yapıldı. Roma askerlerinin gladius adlı kısa kılıçlar ve pilum adlı mızrakları da ordunun teçhizat sistemine dahil edildi. Marius’un bu reformları Cumhuriyet tarihinin en önemli askeri reformlarındandır. Bu sayede Roma ordusu profesyonelleşme konusunda oldukça büyük bir adım atmıştı.[27] Augustus devrine gelindiğinde ise Roma hakimiyetinde 90 lejyon bulunmaktaydı. Ancak artık savaş durumu sona erdiğinden ve Augustus tek hükümdar olarak başta olduğundan bu kadar lejyona gerek kalmamıştı. Bu sebepten ötürü bu lejyonların yarısı terhis edilerek boşa çıkan askerlere yerleşecek toprak verildi. Elde kalan lejyonların bir kısmı da zamanla dağıtıldı. En nihayetinde İ.Ö. 13 yılına gelindiğinde Roma İmparatorluğunun emrinde 28 lejyon bulunuyordu. Bu sayı, İ.S. 9 yılına kadar böylece kaldı. Söz konusu yılda yapılan Teutoburg Savaşının ardından lejyonların sayısı 24’e düştü ve bu şekilde kaldı. Lejyonların beş ya da altı tanesi Germania bölgesindeydi. Daha sonra Ren bölgesine kaydırılan birlikleri görmek mümkündür.[28]

Augustus, Legatusların güçlenmesini engellemek amacıyla aldıkları unvan ve yetkileri belirli şartlara bağladı. Ayrıca Legatusları atama yetkisini bizzat kendisine verdi. Eyaletleri ise Senato ve İmparator eyaletleri olarak bölerek askeri düzeni sağlamayı amaçladı. Emekli Legatus ve askerlerin yaşamaları için ise yeni koloniler kuruldu. Bu sayede Roma ordusunun reform süreci yapılan küçük değişikliklerin haricinde ana hatlarıyla tamamlanmış oldu.[29]

Roma ordusundaki bu birliklerin belli görev süreleri vardı. Zaman içerisinde Roma ordusu değişerek reformlara maruz kalınca orduların görev süreleri de değişime uğramıştır. Tarihçi Lindsay Powell, Roma ordularının ortalama olarak 15-20 yıllık bir görev süresi olduğundan bahseder. Her lejyonda bir Roma kartalı (aquilia) bulunur. Romalılar bu simgeyi kutsal olarak addederler. Kartalın savaş sırasında kaybedilmesi, düşman tarafından aşağılanma olarak görülür. Teutoburg Savaşı, bu duruma verilebilecek en iyi örneklerdendir. Romalılar saldırı silahı olarak kargı (pilum) ve kılıç (gladius) kullanırlardı. Ordunun asıl komuta yetkisi Praefectus adı verilen komutanların elindedir. İkincil kumanda yetkisi ise Tribunus Laticlavius adı verilen komutanlardadır.

Donanma (classis) ise savaş olmadığı dönemlerde, Akdeniz havzasında devriye halindedir. Bunun yanı sıra Roma donanması, Roma’nın tahıl ambarları olan Sicilya, Mısır, İtalya ve Afrika kıyılarından başkente tahıl sağlar. Drusus, Roma donanmasını İ.Ö. 13-12 yılları arasında Germania üzerine çıkmış olduğu seferlerde de Ren nehri kıyılarını ambargo altına almak için kullanmıştır.

Roma ordusunun bir başka avantajı ise Limes hatlarıydı. Limes, Romalıların barbarlar ile kendilerini ayırdıkları cephe hattına verilen isimdir. Romalılar bu yolları, tahkimatları ve yerleşim yerlerini korumak için inşa ettiler. Bu surlar Roma lejyonlarına ikmal ve iletişim avantajı da sağlardı. Roma’da, cumhuriyet döneminde bu surların yeri sürekli değişse de Augustus’un, Germania seferini yürütürken sürekli olarak surların yetersiz olmasından yakındığı kaydedilmiştir. Öte yandan bu surlar Varus yenilgisine dek başarılı sayılabilir. Gerçek anlamda ilk surlar ise yine Augustus döneminde kullanılmaya başlandı. Tacitus, Germanicus’un İ.S. 14 yılındaki seferinde bu surlardan sıkça yararlandığını kaydeder. Stratejik açıdan önemli olan bu surlar Domitian ve Trajan dönemlerinde de kullanılmıştır. Domitian, Chatti seferinde Taunus ve Neckar-Danube arasındaki Roma surlarını tekrar ele geçirerek tahkim etmiştir.

Caesar Dönemi Roma-Germen Çatışması

Savaşın Sebepleri

Aedu ve Sequan kavimleri Roma dostu oldukları halde İ.Ö. 71 yılında Germen kralı Ariovistus’un yardım çağrısı üzerine, Aeduların toprakları bir Kelt kavmi olan Helvetler tarafından yağmalandı. Bu siyasi kriz, daha sonra Caesar’ın Gallia[30] seferinin sebepleri arasında olacaktır. Helvetler, Aeduları mağlup ettikten sonra bir göç hareketine giriştiler ve bu Roma için ciddi tehdit sayıldı. Öyle ki İ.Ö. 28 Mart 58 yılında Helvetler, Cenevre (Leman) gölü etrafında toplanmaya başladılar. 368.000 insanın söz konusu göç hareketi içinde olduğu söyleniyordu.[31] Helvetler göç sırasında Roma eyaleti Gallia Transalpina’dan geçtikleri için de diplomatik ihlal söz konusuydu. Caesar’ın Helvetlerin göçüne müdahale etmesi aslında sorunu kökünden çözmeyecekti. Germenlerin Ren sınırını ihlalleri ve Caesar’ın buna cevap vermek istemesi uzun yıllar başlayacak çekişmelere ve sonunda Roma’nın Ren bölgesinde hakimiyet kurmasıyla sonuçlanacaktı. Görüldüğü üzere aslında esas sorun Keltlerin göçleri değildi, Keltlerin göçleri esasında Germenlerin, Kelt vatanını taciz etmeleri sonucunda oluşuyordu. Kısaca esas sorun Caesar’a göre Germenlerdi. Bellum Gallicum‘da[32] aktarılan bilgilere göre Ren nehrinin batı yakasında yaşayan Menapi kavmi, Ren nehrinin doğusunda yaşayan Germen kabilelerin kalabalığından dehşete düşmüşlerdir. Bu sebepten ötürü Menapiler, Germenlerin Ren’i geçmesini engellemek istemiş ve Ren nehri boyunca aralıklarla muhafız birlikleri yerleştiren Menapiler geri çekilmişlerdir. Germen kavimleri ilk olarak gemilerin yetersizliğinden dolayı Ren nehrini aşamamış olsalar da ani bir baskınla Ren’i geçmişler ve Menapi karakollarını ele geçirmişlerdir. Bellum Gallicum’a göre Germenlerin, Ren nehrini geçişi bu şekilde olmuştur. Bu olaydan sonra Germen kabileleri diğer kabilelere elçiler yollayarak onları Ren nehrini geçmeye dair teşvikte bulunmuşlardır. Bunun üzerine tehlikeyi sezen Caesar, ele geçirmiş olduğu ve memuru olduğu Galya topraklarını müdafaa etmek adına Germenlerle savaşa karar vermiştir. Caesar’ın kendi çıkarları adına da Germenler ile savaşa karar verdiği bilinmektedir öte yandan komutanların maddi çıkarları adına harekete geçmeleri Romalılarca adeta gelenek haline gelmiştir.

Caesar’ın sınırı geçen Germenlerin üzerine harekete geçtiği sırada bir Germen elçisi onun ordugahına gelerek güruhlarının sınırı istemeyerek geçtiğini, eğer tehdit edilirlerse savaştan kaçmayacaklarını Caesar’a bildirdiler. Bunun yanı sıra yerleşecek toprak talebinde bulundular. Caesar ise onlara Gallia topraklarında kaldıkları sürece onlarla dostluk tesis edemeyeceğini bildirdi.  Caesar, elçilerin bunu müzakere etmek için istedikleri süreyi, vakit kazanmak adına bir strateji olduğunu düşündü. Bundan dolayı istenilen süreyi gör ardı ederek harekete geçti. Tüm bu olaylar sonucunda savaşın fitili ateşlenmiş oldu.

Caesar ve Germen Halkları Arasındaki Çatışmalar ve Sonuçları

Caesar’ın bu seferleri sonucunda Gallia bölgesinden Ren Nehri’ne uzanacak Roma hakimiyeti netlik kazanacaktır. Daha sonra ele geçirilen bölgeler, idari kısımlara ayrılarak Roma hakimiyetine girecektir. İ.Ö. 59 yılında Germen Ariovistus, Caesar’ın consul olduğu dönemde kral ve Roma halkının dostu olarak tanınır.[33] Caesar bölgeye geldiğinde ilk zamanlarda sıcak çatışmaya girmeyerek anlaşma yoluna gitmeye çalışmıştır. Caesar, Roma ve müttefiklerinin topraklarını muhafaza etme stratejisi izlemiş bunun yanı sıra ilk münasebetlerde yaşanan elçi trafiği, komutanların görüşmelerine dönüşmüştür. Caesar, Ariovistus’dan bir takım isteklerde bulunmuş, ilk olarak Ren’in doğu tarafından Gallia’ya daha fazla insanın geçmesine engel olmasını talep etmiştir. Bu husus oldukça önemlidir. Bunun sebebi Germenlerin Ren Nehri ötesindeki faaliyetlerinin oldukça yıkıcı olması ve asayişi büyük oranda tehdit etmesiydi. Bununla alakalı olarak Caesar, Galya Savaşı adlı eserinde Ren Nehri’ni geçerek Galya’ya gelen Germenlerin sayısını 430.000 olarak verir. Yazara göre bu istilacıların 100.000’i eli silah tutan askerlerden oluşmaktaydı. Yapılan araştırmalar sayının abartılı olduğunu gösterse de hatırı sayılır sayıda Germen’in Nehri geçtiği kesindir.[34] Caesar, ikinci olarak Haedulardan aldığı rehineleri geri vermesini, Sequanlara ise Haedulardan aldıkları rehineleri geri vermeleri için izin vermesini istedi. Son olarak da Caesar, Haedulara yaptığı saldırılara son verip, onlarla ve müttefikleriyle savaşmayı bırakacaktı. Eğer isteklerini yerine getirirse Caesar ve Roma halkı sonsuza dek Ariovistus’a şefkat ve dostluk gösterecekti. Eğer Ariovistus isteklerini kabul etmezse Marcus Messala ile Marcus Piso’nun konsüllüğü zamanında senatonun, Gallia eyaletinin valisi kim olursa olsun devlete faydalı olacaksa Haedular ve Roma halkının diğer müttefiklerini savunması gerektiği hakkında verdiği karara uyarak, Haedulara karşı yapılan kötülüklere bir karşılık verecekti. Tüm bu girişimlere rağmen Ariovistus, kendi çıkarlarına uymadığı gerekçesiyle Caesar’ın taleplerini geri çevirdi. Bu gelişmelerin ardından savaş, iki taraf için de kaçınılmaz oldu. Ariovistus bütün birlikleriyle beraber Sequanların en büyük kenti olan Vesontio’yu[35] ele geçirmek için yola çıktı. Roma ordusu her ne kadar disiplinli olsa da psikolojik olarak oldukça zayıf  durumdaydı. Roma ordusunun Ren’i geçmeye pek istekli değildi. Bölgedeki Galyalı tüccarların Roma askerlerine Germenlerin silah kullanmaktaki maharetlerinin korkutucu olduğundan ve kendilerinin yüzlerine dahi bakmanın korku uyandırdığından bahsediyordu. Hatta Galyalılara göre Roma askerleri, Germenlerle göz teması kurmaktan dahi kaçınmalıydı.[36] Öyle ki sefere çıkan Roma askerlerinin vasiyetlerini yazdıkları dahi bilinmektedir.[37] Tüm bunların sebebi, askerlerin geçmişte barbarlara karşı aldıkları ezici yenilgilerin etkisi ve düşmanın kalabalık olması olarak değerlendirilebilir. İ.Ö. 58 yılının Ekim ayında, Ren nehrine on beş millik bir uzaklıktaki Vesontio kenti yakınlarında iki taraf karşı karşıya geldi. Ortada seyreden muharebe, gidişatını süvari birliği komutanı Crassus’un Germenlerin sol kanadına yaptığı yıkıcı atakla Roma lehine gelişme gösterdi. Muharebe bu sayede Roma’nın kati zaferiyle sonuçlandı. Bu zaferin altında yatan sebebi değerlendirecek olursak Roma ordusunun psikolojik zayıflığına karşın, Caesar’ın taktik kabiliyeti ve Roma ordusunun güçlü disiplininin ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Ariovistus ve takipçileri yenilerek Ren Nehri’nin doğusuna geçmeye çabaladılar.[38] Caesar, zaferinin ardından Bellum Gallium’da bizzat değindiği bu olayı şu şekilde anlatmıştır:

“Çok az kimse karşı tarafa yüzmeye çalıştı. Bazılarıysa kayıklar bularak canlarını kurtardılar. Bunların arasında Ariovistus da vardı. Nehir kıyısında bağlı bulduğu bir kayığa binip kaçtı. Atlılarımız geri kalan askerleri yakalayıp öldürdüler.”[39]

Ariovistus’un yenilmesi, Roma’nın prestijini Gallia ve kısmen de olsa Germania’da arttırmıştı. Alsas Mulhouse’da Caesar’ın galibiyeti sonucu Ren nehri sınır olarak belirlendi.[40] Caesar’ın aklındaki fikir Ren bölgesinde savunma hattı oluşturarak bu nehrin ötesindeki halklardan kendisine ve Roma’ya takviye destek alabilmekti. Ren nehrini geçen Germenler, gerçekten hem Gallia bölgesindeki Roma otoritesine hem de burada yaşayan halklara ciddi zarar veriyordu. Kuzeyde Belgica[41] bölgesindeki seferlerinde de Germenlerin tehditleri karşısında kaldı. Daha sonra Caesar iki defa köprü kurdurarak Ren nehrinin doğusuna geçti. Roma nüfuzunun Germania hudutlarında hızla artmasının ardından Ren Nehri’nin doğusunda bulunan Ubi kavmi de Caesar’dan Suevlerin zulümlerine karşı yardım istedi. Ubiler, Caesar’a edeceği yardım için bol miktarda esir ve hediyeler yolladılar. Bunun yanı sıra Ubiler, Caesar’a Ren’i geçmesi için kayık temin etmeyi de vaat ediyorlardı. Caesar ise bu teklife sıcak bakıyordu. Caesar’ın, Ren’i geçmek istemesinin tek sebebi bu vaat değildi. Ayrıca Germenlerin, Ren Nehri’ni geçerek Gallia’yı tehdit etmelerini önlemek, onları kontrol altına almak istiyordu. En nihayetinde Caesar, ordusuyla beraber Ren Nehri’ni geçmeye karar verdi. Ancak nehri kayıklarla geçmeyi riskli buluyordu. Bellum Gallicum’da bahsettiğine üzere Ren Nehri üzerine inşa edilecek bir köprünün Roma’nın şanına daha uygun olacağını düşünüyordu. Bunun üzerine Ren Nehri’ne bir köprü yapılması emrini verdi. Köprünün inşası, yapılmaya başlandıktan 10 gün sonra bitirildi.[42]  Caesar, Ren Nehri’nin doğusuna geçtikten sonra  İlk olarak Sugambriler üzerine yürüdü. Onların barış ve dostluk dileklerini iyi karşıladı ve kendisine rehine getirmelerini emretti. Ancak bazı Germen kabileleri (Sugambriler’in bir kısmı, Tencterler, Usipetler) köprü yapımı başladığı andan itibaren geri çekilmeye başlamış ve ormanlara saklanmışlardı. Germenler, böyle olağanüstü durumlarda bir toplanma yeri belirler ve düşmanı burada beklerlerdi. Caesar ise Germenleri korkutmuş, Sugambrilerden öç almış, Ubileri kuşatılmaktan ve zulümden kurtarmıştı. Bu sebeple herhangi bir çatışmaya daha gerek görmemişti. Ren’in doğusunda on sekiz gün geçirdikten sonra nhrin batısına geri döndü ve yaptırdığı köprüyü de yıktırdı.[43]

Roma hakimiyeti, bu gelişmelerin ardından kısmen Germania’da tesis edilmiştir. Ancak Caesar’ın, Germenler üzerindeki nüfuzunu kesin bir hakimiyet yerine geçici bir etki olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Caesar’ın Ren nehrinin ikinci geçişinin sebeplerine Treverler’in, Caesar’ın emirlerine uymamaları dolayısıyla Roma otoritesini tanımamaları, Ren’in diğer yakasındaki Germenleri de sürekli olarak isyana teşvik etmeleri ve müzakere yapılması adına Germenlere gönderilen Gaius Mettius adındaki elçinin Germenlerce katledilmesi de Julius Caesar’ın Ren Nehri’ni ikinci kez geçmesi için sebep olarak gösterilebilir. Öte yandan Eburonların, İ.S. 54 yılının Ekim ayında Roma kış kampına yaptıkları ani saldırı sonucunda Roma bu bölgede ağır kayıp verir ve panik başlar. Panik ise isyana dönüşür. Bu kalkışma sonucu Q. Titurius Sabinus ile L. Aurunculeius Cotta adında iki Legatus öldürülür. İsyan kayıtlara Ambiorix İsyanı olarak geçer. Sayılan sebeplere ek olarak Roma ve Caesar, gövde gösterisi amacıyla da Ren nehrini geçmek istemiş olabilir. Caesar, Menapilerin toprakları üzerinden Treverlerin ülkesine ilerledikten sonra Ren’i geçmeye karar verir.

Germen kabilelerinin Treverlere yardım göndermeleri ile Ambiorix’in[44] Germen kabilelerine sığınmaya çalışması ayrıca Caesar’ı, Ren’i geçmeye itti. Karar verildikten sonra daha önceden kullanılan güzergahın biraz yukarısında bir köprü kurdurmaya başladı. Köprünün planı biliniyordu ve belirlenmişti. Birkaç gün içinde bu köprünün yapımı da tamamlandı. Köprünün, Treverlerin arazisindeki ayağına güçlü bir muhafız birliği koydu. Böylelikle Treverler bir isyan çıkarırsa engellenebilirdi. Geri kalan birliklerini atlılarla birlikte karşıya geçirdi. Ubiler önceden rehineler vermişler ve teslim olmuşlardı. Caesar’ın gelişi üzerine sadık kaldıklarını göstermek için elçiler gönderdiler. Ubi elçileri, Trevelere hiçbir şekilde yardımda bulunmadıklarını ve sadık kaldıklarını Caesar’a bildirdiler. Caesar elçileri dinledi ve yardım birliği gönderenlerin Suevler tarafından gönderildiğini öğrendi. Ubilerin mazeretlerini kabul etti ve Suevlerin topraklarına giden yollar ve geçitler hakkında araştırma yapmaya başladı.[45]

Ubilere keşif birlikleri göndererek, Suevlerin planları hakkında bilgi edinmeleri için emir verdi. Birkaç gün sonra geri gelen casusular, Suevlerin Roma ordusu hakkında kesin bilgi edindikten sonra müttefiklerinden topladıkları birlikleriyle beraber ormanın en uzak yerlerine çekildiklerini öğrendi. Orada Bacenis adı verilen sonsuz bir orman olduğunu ve ormanın ülkenin içlerine kadar uzandığını da belirttiler. Ayrıca bu orman Cherusklarla Suevlerin birbirlerine saldırmasına ya da bir zarar vermesine engel oluyordu. Ormanın bir köşesinde Suevler Romalıların gelmesini bekliyorlardı. Caesar, Ubilerin keşif birliklerinden Suevlerin ormanların içine çekildiklerini öğrendi.  

Roma ordusu, ciddi anlamda gıda sorunu ile karşı karşıyaydı. Daha önce bu kadar ilerlememişlerdi. Bu sorunun yanı sıra İ.Ö. 55 yılında uzatılan görevi Galya topraklarının güvenliği ile sınırlıydı. Germania’nın ele geçirilmesi onun yetkilerinin oldukça ötesindeydi. Caesar bunun üzerine daha fazla ilerlememeye karar verdi. Fakat yine de Germenlerin saldırı ihtimaline karşı yardımcı birliklerini görevlendirdi. Bunun üzerine köprünün, Ubilerin tarafında olan iki yüz ayaklık kısmını yıktırdı. Köprünün başında dört katlı bir kule yaptırdı ve on iki taburluk bir birliği köprüyü korumaları için görevlendirerek burayı korunaklarla güçlendirdi. Bu yapının komutanlığına genç Gaius Volcatius Tullus’u atadı. Böylelikle Roma, Ren bölgesindeki ilk ciddi mücadelesini vermiş oldu. Nehrin karşısına geçerek burada kısmi bir nüfuz sahibi olmayı başardı. Ren bölgesinde savunma hattı oluşturdu. Bu savunma hattı, daha sonraları bölgede kurulacak olan Roma eyaletlerinin tohumlarını atmıştır.

Yağız Bozkan ve Emre Mirza Güney


[1] Ren Nehri, Alp Dağlarından doğar ve Kuzey Denizi’ne dökülür. Yaklaşık olarak 1230 metre uzuluğa sahip olan bu nehir, Avrupa kıtasının en önemli nehirlerindendir.

[2] Nejdet Keleş,İndo-Germenler ve Türklerin Avrasya İlişkileri Karışımları ve Etkileşimleri, s.22

[3] Çekya’nın kuzeyinden başlayarak Kuzey  Denizi’ne dökülen Elbe Nehri’nin uzuluğu yaklaşık 1400 metredir. Günümüzde Almanya sınırlarından akan bu nehir, Germen kabilelerinin göç sahası içerisinde kalır.

[4] Nico Roymans,Ethnic Identity and Imperial Power,s.28-29

[5] Ludwig Heinrich Dyck,The Roman Barbarian Wars the Era of Roman Conquest,s.188

[6] Tacitus,Germania Halklarının Kökeni ve Yerleşim Yeri,çev.Mine Hatapkapulu,s.25.

[7] Naristi ve Quadi kavimleri Roma hakiömiyetinin Germania sınırlarını içine aldığı sıralarda kendi kültürlerini Romalılara karşı başarıyla koruyabilen kavimlerdendir.

[8] Tacitus,Germania,s.13-14.

[9] Alsace Bölgesi, günmüzde Fransa’nın Almanya sınırında bulunan bölgesidir.

[10] Tacitus,Germania,s.29

[11] Tacitus,Germania,s.27-28.

[12] Günümüzde Fransa’nın Orange şehri.

[13] Adrian Goldsworth,Caesar,çev.Efe Kurtoğlu,s.5.

[14] Tacitus,Germania,s.31.

[15] Tacitus,Germania,s.77.

[16] İsmi geçen kişiler farklı dönemlerde Roma’nın Germania sınırında görev almış ve Germenlerle olan çatışmalarda rol oynamış Roma legatuslarıdır.

[17] Tacitus,Germania,s.33.

[18] Tacitus,Germania,s.67-69.

[19] Roymans, Ethnic,s.225.

[20] Mine Hatapkapulu,Tacitusun Germen Kavimlerine Bakışı,s.90-91.

[21] Hatapkapulu,Germen,s.92-95.

[22] Bu objeler genellikle maketler veya heykelciklerdir. Bu el yapımı unsurlar, Germen kabileleri arasında dini anlamlar taşırdı.

[23] Tacitus,Germania,s. 35.

[24] Tacitus,Germania,s.51.

[25] C.M.Gilliver,Roman Art of War,s.156-157.

[26] Taylan Yürüyen,Roma Lejyonları,4-5.

[27] Yürüyen,Roma Leyjonları,8.

[28]Graham,The Roman Imperial Army, s.44

[29] Yürüyen,Roma Lejyonları,s.8.

[30] Günümüz Fransa toprakları.

[31] Goldsworthy,Caesar,s.225

[32] Caesar’ın, Gallia üzerine gerçekleştirdiği seferinin ardından sefer sırasında yaşananları anlattığı kitap.

[33] Gaius Julius Caesar, The Gallic War and Other Commentaries, çev.W.A. Macdevitt, I., XXXV, s.20

[34]  Goldsworthy, Caesar,s.298.

[35] Fransa’nın doğusunda bulunan bu kent, günümüzde Besançon olarak adlandırılır.

[36] Goldsworth,Caesar,s.247-248.

[37] Caesar,Bellum Gallum adlı eserinde bahsetmiştir. Casusluk faaliyetlerinin önüne geçilmesi için askerlerin mektuplarının denetlenmesi eski bir Roma savaş stratejisidir, muhtemelen Caesar bu mektuplardan yararlandı.

[38] Gilliver,Roman Art of War,s.246.

[39] Caesar, The Gallic War and Other Commentaries,I.LIII, s.31.

[40] Wolfram Herwig,Germenler,çev. Tuğba İsmailoğlu KACIR, s.41

[41] Günümüz Belçika topraklarını kapsar. Latin kaynaklarında ise “Gallia Belgica“ olarak geçmektedir.

15 Caesar,The Gallic War and Other Commentaries,IV.,XVIII.,s.73.

16 Barbar kabilesi Eburonların lideri olan Ambiorix, Caesar’ın Belgica üzerine yaptığı sefere karşı direnmiş, aldığı yenilginin ardından kaçarak Germania’ya sığınmıştır.

[45] Caesar,The Gallic War and Other Commentaries,VI.,IX.,s.116.


Kaynakça

Barrow Reginald H., Romalılar,çev. Ender GÜROL, İstanbul, 2006

Beard Mary, The Roman Triumph, London, 2007

Bishop B.C., Handbook to Roman Legionary Fortresses, UK, 2012

Braund David C., Augustus to Nero: A Sourcebook on Roman History 31BC-AD 68, Sydney,2001

Breeze David J.- Jilek Sonja, Frontiers of The Roman Empire The European Dimension of a World Heritage Site, Edinburgh, 2008

Bunson Matthew, Encylopedia of the Roman Empire,“Martial”, New York, 2002

Campbell Brian, War and Society in Imperial Rome 31BC-AD284, UK, 2002

Caroll Maureen, Romans, Celts and Germans The Germans Provinces of Rome, Great Britain, 2001

Collins-Stephen Dando, Legions of Rome The Definitive History of Every Imperial Roman Legion, United States, 2010

Cook S.A.- F.E. Adcock-M.P. Charlesworth, The Cambridge Ancient History, Vol X. The Augustan Emp. 44 B.C.-A.D. 70, Cambridge, 1934

Derks Ton-Roymans Nico, Ethnic Constructs in Antiquity The Role of Power and Tradition, Amsterdam, 2009

Dyck Ludwig Heinrich, The Roman Barbarian Wars The Era of Roman Conquest, Great Britain, 2015

Erdkamp Paul, A Companion To The Roman Army, Oxford, 2007

Erdoğan Turgay, Tacitus’un Monografileri: Agricola’nın Yaşamı ve Germania’da Kaynak Kullanımı,Tez Dan.Prof Dr. Filiz ÖKTEM, Ankara, 2006

Eutropius, Roma Tarihinin Özeti, çev. Çiğdem MENZİLCİOĞLU, İstanbul, 2007

Fagan Garrett G., The History of Ancient Rome, Virginia, 1999

Freeman Charles, Mısır Yunan ve Roma, çev. Suat Kemal ANGI, Ankara, 2003

Gaius Julius Caesar, The Gallic War and Other Commentaries, çev.W.A. Macdevitt, London, 1944

Gibbon Edward, The Decline and Fall of The Roman Empire Vol I., İstanbul, 2019

Gilliwer Catherine M., The Roman Art of War: Theory and Practice, London, 1993

Goldsworth Adrian, Caesar, çev.Efe Kurtoğlu, İstanbul, 2010

İplikçioğlu Bülent, Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları, İstanbul, 2007

Jones Brian W., The Emperor Domitian, New York, 1993

Kaya, Mehmet Ali. “Marius Reformlarından Önce Roma Ordusu.” Tarih Yazıları- Doğumunun 65. Yılında Prof. Dr. Tuncer Baykara’ya Armağan. s. 324-352, 2006.

Keleş Nejdet,İndo-Germenler ve Türklerin Avrasya İlişkileri Karışımları ve Etkileşimleri

Le Roux Patrick, Roma İmparatorluğu, çev. İsmail YERGUZ, Ankara, 2006

Mathisen Ralph W.-Shanzer Danuta, Romans Barbarians and the Transformation of the Roman World Cultural Interaction and the Creation of Identity in Late Antiquity, Great Britain, 2011

Merivale Charles, History of Rome, London, 1937

Millar Fergus-Segal Erich, Caesar Augustus Seven Aspects, Oxford, 1984

Modzelewski Karol, Barbarların Avrupası, çev.

Momigliano Arnaldo, Claudius The Emperor And His Achievement, çev. W.D.HOGARTH, New York, 1961

Mrozewicz Leszek, Roman Empire During The Reign of the Flavians Principal Trends of Development and Threats, Uniwersytetu Warszawskiego, 2010

Nic Fields,the Roman Army of the Principate 27 BC-AD 117, Oxford, 2009             

Parker H.M.D., The Roman Legions, London, 1958

Ployer René-Polak Marinus-Schmidt, The Frontiers of The Roman Empire a Thematic Study and Proposed World Heritage Nomination Strategy, Vienna/Nijmegen/Munich, 2017

Potter David S., A Companion To The Roman Empire, Oxford, 2006

Powell Lindsay, Roman Soldier Versus Germanic Warrior, New York, 2014

Roymans N., Ethnic Identity and Imperial Power. The Batavians in The Early Roman Empire, Amsterdam, 2004

Suetonius, The Twelve Caesars, çev. Michael GRANT, New York, 1979

Sumner Graham, Roman Army Wars of the Empire, UK, 1997

Tacitus, Germania, çev. J.B. RIVES, Oxford University Press, 1999

Tacitus,Germania Halklarının Kökeni ve Yerleşim Yeri,çev.Mine Hatapkapulu

Todd Malcolm, The Early Germans, USA,2004

Velleius Paterculus, Res Gestae Divi Augusti, çev. Frederick W.SHIPLEY, 1961

Webster Graham, The Roman Imperial Army of The First And Second Centuries A.D., Chatham, 1969

Wells Peter S., The Battle That Stopped Rome, London, 2003

Wells, C.M., The German Policy of Augustus, Oxford, 1972-The Roman Empire (2. Böl, London, 1992).

William Smith-Eugene Lawrence, The History of Rome From Early Times To The Establishment Of The Empire,UK, 2010

Wolfram Herwig, Germenler, çev. Tuğba İsmailoğlu KACIR, İstanbul, 2020

Wolfram, Herwig. The Roman Empire and Its Germanic Peoples. Berkeley: University of California Press, 1990

Yürüyen Taylan, Roma Lejyonları,Tez Dan. Prof Dr. Hamdi ŞAHİN, İstanbul, 2019

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?