Bir Sinoloji Üstadı: Paul Pelliot (1878-1945)

Yazar: Enes Adıgüzel

Ocak 9th, 2021

Asya araştırmaları uzun yıllardır farklı milletlerden birçok bilim adamı tarafından farklı alanlarda ve farklı disiplinlerde gerçekleştirilmektedir. Bu araştırmalar özellikle XIX. ve XX. yüzyıllarda ciddi bir ivme kazanmış, Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, Japonya gibi ülkeler bu araştırmalarda ön plana çıkmıştır. Asya araştırmalarında Fransa’yı temsil eden bilim adamları arasında kanaatimce en önemli isim olarak Paul Pelliot’yu saymak doğru olacaktır. Bu yazıda Paul Pelliot’nun maceralarla dolu hayat hikâyesini anlatırken aynı zamanda onun çok yönlü kişiliğinden, çalışmalarından ve çevresindeki durumdan da kısa kısa bahsedeceğiz.

Eğitim Hayatı

28 Mayıs 1878 tarihinde muhtemelen Fransız burjuvalarından mütevazı bir aileye mensup olarak dünyaya gelen Paul Pelliot’nun gençlik yılları yoğun bir eğitim hayatından geçmektedir. Paris’te oldukça prestijli bir kurum olan Sorbonne’da üniversite eğitimi alan Pelliot burada İngilizce konusunda uzmanlaşarak genel bir filolojik birikim edinmiştir. Sorbonne’dan mezun olduktan sonra yine Paris’te Doğu Dilleri Okulu’nda Çince eğitimi almış, burada Sylvain Levi, Chavannes ve Cordier gibi Doğubilimleri alanının üstatlarıyla çalışma fırsatına erişmiştir. Doğu Dilleri Okulu’nun yanı sıra aynı zamanda Siyasi Bilimler Enstitüsü’nde de eğitim alan genç Pelliot bu kurumlardaki akademik eğitimini başarıyla tamamladığında henüz 21 yaşında olmasına rağmen oldukça donanımlı bir hale gelmişti. Başlangıçta diplomatik bir kariyer yapmaya hevesli olduğunu gördüğümüz Paul Pelliot’nun parıltısını fark eden hocaları Sylvain Levi ve Edouard Chavannes onu beşeri bilimler üzerine çalışmalar yapma konusunda teşvik ederler. İkna olan Paul Pelliot muhtemelen gençlik zamanlarında bu durumun kendi akademik hayatı için önemli dönüm noktalarından biri olduğunun farkında değildi. İşte hayatının dönüm noktalarından biri böyle başlamaktadır.

Paul Pelliot (1878-1945)

Uzakdoğu Macerası

1899 yılının Ağustos ayında arkeolojik araştırmalar amacıyla Hindiçin’e gönderildi. O zamanlar Hanoi’da[1] yeni kurulan Fransız Uzakdoğu Okulu’na[2] asistan olarak tayin edildikten sonra Paul Pelliot ertesi yıl Tonkin ve Annam’da[3] gezilerde bulundu. 1900 yılı yazında okul tarafından kitap ve sanat materyalleri toplamak amacıyla Pekin’e gönderilen Pelliot burada kendisini Boksör (Boxer) Ayaklanması’nın ortasında buldu. O dönem Çin’de kendilerine “Boksör” diyen isyancılar yabancılara ve misyonerlere saldırmakta ve Hristiyanlığı benimseyen Çinlileri öldürmekteydi. Boksör isyancıları tarafından kuşatılan elçilik binasındaki Avrupalıları korumak için iki ay gönüllü olarak savaşanlar arasında yer alan genç Pelliot’nun burada cesur kişiliğini de görmekteyiz. Risk alıp kuşatmayı aşarak muhalif ordunun komutanı Rong Lu’nun yanına gitmiş, elçilik binasının kuşatıldığını belirterek destek istemiştir. Bu cesaretinden dolayı Paul Pelliot 22 yaşında “National Order of the Legion of Honour” nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Pelliot Pekin’de çok sayıda Çince kitap toplamış fakat 13 Haziran gecesi elçilik binasındaki bir yangında bu eserler yanıp kül olmuştu. Yeniden eserler toplamaya karar veren Pelliot, iki kez Fransa ziyaretini saymazsak, 1901-1904 yılları arasında Hindiçin ile Pekin arasında mekik dokumuştur diyebiliriz. Paul Pelliot Çince, Moğolca ve Tibetçe kitapların yanı sıra sanat eserlerini de toplamıştır. Bu eserleri toplarken Fransız Uzakdoğu Okulu’ndan aldığı desteğin yanı sıra Pekin’de kumar oynayarak kazandığı paraları da eserler almak için kullanmıştır. Paul Pelliot’nun topladığı bu eserlerin çoğunluğu günümüzde Fransa’da Collections of Bibliotheque Nationale ve Louvre müzesinde yer almaktadır.

Paul Pelliot ve ekibinin izlediği güzergâh

23 yaşında Fransız Uzakdoğu Okulu’nda profesör olan Paul Pelliot bu dönem 1901 yılında “Bulletin de l’Ecole Française d’Extreme Orient”da Çince kitapların kataloğunu içeren ilk kitap incelemesini ve ertesi yıl “An Annotated Translation of a Thirteenth Century Chinese Work on the Customs of Cambodia” adlı ilk makalesini yayınladı. Pelliot akademik kariyerinin başlarında iken Sinoloji’nin çözülmesi gereken birçok problem tespit etmişti. Uzakdoğu’da bulunduğu zamanlar onda Çin kaynakları üzerinde iyice çalışılması ve bunların kullanılması gerektiği kanısını oluşturdu. Bu düşünce Pelliot’nun araştırma alanının şekillenmesinde mühim rol oynadı. Nitekim kendisi bunlarla da yetinmeyecek, çalışmaları için Moğolca, Rusça, Tibetçe, Farsça, Türkçe ve Türkistan’da konuşulan bazı yabancı dilleri de öğrenerek farklı alanlarda çalışma kapasitesinin sınırlarını zorlayacaktı.

1904 yılı Temmuz ayında Fransa’ya akademik tecrübelerin yanı sıra yüklü bir eser birikimiyle dönen Paul Pelliot’nun bir sonraki durağı onun akademik çalışmalarının yoğunlaşacağı Türkistan olacaktı.

Türkistan’a Yolculuk

Türkistan 19. yüzyılda bir yandan Rusya’nın yayılma politikalarını yürüttüğü bölge, diğer yandan İngilizlerin de rakibi Ruslara karşı sömürge çıkarlarını korumak için kritik bir bölge olmasının yanı sıra batılı araştırmacılar için de önemli bir cazibe merkeziydi. Bu yüzyıldan beri Rus, Alman, İsveç ve İngiliz araştırmacılar Türkistan’da faaliyet göstermekteydiler. Bunlar bölgede akademik çalışmaların yanı sıra ciddi keşifler yaparak uluslararası çapta büyük yankı uyandırdılar. Fransa ise buralarda yapılan çalışmalarının farkında olup bu çalışmalarda henüz yer almamıştı. Şartlar böyle iken Yazmalar ve Belgeler Akademisi, Bilimler Akademisi, Doğa Tarihi Müzesi ve Coğrafya Birliği tarafından oluşturulan Fransız Komitesi 1905 yılında Paul Pelliot’u Doğu Türkistan’da araştırmalar yapmak üzere görevlendirdi. Bundan evvel Doğu Türkistan’da Müslümanlar Çin’e karşı ayaklanmalar göstermiş fakat 1884 yılında isyanlar Qing Hanedanı ordusu tarafından bastırılınca bölgede asırlar sonra tekrar Çin egemenliği kurulmuştu. Aynı yıl Doğu Türkistan özerk bir bölge haline getirilerek Sincan-Uygur Özerk Bölgesi haline geldi. Çin egemenliğine rağmen bölgede başta Uygurlar olmak üzere birçok farklı etnik unsurlar da bulunmaktaydı.

Paul Pelliot, Kırgız yurdunu vermemek için Ruslara karşı direnen Kurmancan Datka ile birlikte Kırgız çadırında

Paul Pelliot Doğu Türkistan’a gidecek ekibin lideri olarak atanmıştı. Sanat Tarihi ve Arkeoloji üzerine ihtisas sahibi olmayan Pelliot sadece Filoloji ve Sinoloji üzerine hâkimdi. Nitekim Çince bilgisinde uzman oluşu bu seyahatte ona değerli eserlere ve önemli bölgelere erişim kolaylığı sağlayacaktı. Pelliot’nun ekibinde Coğrafya araştırmalarının yanısıra Astronomi ve Doğa Bilimleri çalışmalarıyla bilinen Dr. Louis Vaillant ve fotoğrafçı Charles Nourette bulunmaktaydı. Böylece ekip 1906 yılında Paris’ten ayrıldı. Bu ekibin görevi ancak 1908 yılında Pekin’de son bulacaktı.[4]

Pelliot’nun ekibi önce Moskova’ya vardı. Buradan da trenle günümüzde Özbekistan’ın başkenti olan Taşkent’e geldiler. Ekip Taşkent’te bir ay vakit geçirdi. Bu süre zarfı içerisinde güzergâh planı yavaş yavaş şekillenirken Pelliot da kitaplardan öğrendiği Türkçe üzerine pratik yapma fırsatı bulmuştu.

Türkistan’da Budizm üzerine araştırma yapmak isteyen Pelliot’nun daha 1903 yılında kafasındaki düşünce şuydu: “Filozoflar ve dinler doğar, gelişir ve zaman ile çevrenin belirli koşulları altında yok olurlar. Keşfedilmesi gereken şeyler ise bu şartlardır.”[5] Budizm’e ve Budizm’in çeşitli kollarını inceleme merakı muhtemelen Doğu Türkistan’da çalışmalar sırasında Pelliot’nun zihninde yer edinmeye devam etmişti.

31 Ağustos’ta Pelliot’nun ekibinin ilk güzergâhı Kaşgar oldu. Fakat burada daha önce Almanların da çalışmalar yapmış olmasından ötürü Fransız ekip Kaşgar’daki araştırmalardan bir şey elde edemedi. Tumşuk’ta ve Kuça’da ise Pelliot’nun ekibi keşfettikleri Budist mağara tapınaklarında Tang Hanedanı dönemine ait alçıdan figürler, ahşap heykeller, duvar resimleri, içinde kutsal emanetlerin bulunduğu boyalı ahşap kutular, eski paralar, Buda’nın resmini kâğıtlara basmak için kullanılan ahşap kalıplar ve hatta Türkçe yazılı nadir belgeler gibi birçok buluntu elde etti. Buluntuların ayrıca fotoğrafları da çekilerek kayıtları tutuldu. Pelliot buralardaki araştırmalarında Tang Hanedanı Dönemi Budist rahibi Xuan Zang’ın 630 yılında Kuça Krallığı üzerinden geçerken kaleme aldığı yorumları rehber edinmişti.

Kuça’dan sonra 1907 yılı Ekim ayında Pelliot’nun ekibi Urumçi’ye vardılar. Bölgede planlandığından daha uzun bir süre kalan Pelliot burada Qing hükümeti tarafından sürgün edilen araştırmacılarla karşılaşmış, onlara izledikleri güzergâh boyunca keşfettikleri buluntulardan bahsetmişti. Üç ay sonra Paul Pelliot ve ekibi Urumçi’den ayrılmadan evvel Paul Pelliot’nun buradayken edindiği arkadaşı Duke Lan – ki kendisi eski Boxer Ayaklanması liderinin kardeşidir – ona Dunhuang’daki Mogao mağaralarında bulunan eski elyazmalarından birini verdi. Daha önce Dunhuang’daki mağaralar hakkında bir şey duymadığını anladığımız Pelliot için bu olağanüstü bir durumdu fakat Dunhuang elyazmaları önceki senelerde Mogao mağaralarında görevli Daoist rahip Wang Yuanlu tarafından bulunmuş,  İngiliz Arkeolog Aurel Stein de birkaç ay önce Mogao mağaralarında çalışmalar yaparak İngiliz hükümeti için büyük boyutta eser satın almıştı. Kısacası Dunhuang’da bazı şeyler keşfedilmişti ama Pelliot için daha henüz geç değildi.

Bu eski elyazmalarını gördükten sonra Paul Pelliot ve ekibi yeniden bir güzergâh planı yaptı. Bu sefer uğrayacakları yer Dunhuang idi.

Paul Pelliot, solunda Charles Nouette ve sağında Louis Vaillant ile birlikte Kuça’da
Paul Pelliot ve ekibi tarafından Kuça’da ortaya çıkarılan eserler

Bir Kültürel Hazine: Dunhuang

Paul Pelliot ve ekibinin Dunhuang’a varmalarından evvel Dunhuang’ın coğrafyası hakkında kısaca bilgi vermek faydalı olacaktır. Dunhuang bölgesi bugün Çin’in kuzey batısındaki Gansu eyaletindedir. Kuzey tarafı Tanrı Dağları’na kadar uzanan Gobi Çölü ve batı tarafı Taklamakan’a kadar uzanan çöl olmasına rağmen Dunhuang tarihi İpek Yolu üzerinde stratejik bir geçiş noktası ve Çin’in batıya açılan kapısıydı. Farklı toplulukların etkileşim noktası olan Dunhuang ayrıca Budizm’in de önemli bir merkeziydi.[6]

1908 yılı Şubat ayında Paul Pelliot ve ekibi Urumçi’den sonra Dunhuang’a geldiğinde burası terk edilmiş bir sınır bölgesi halindeydi. Çok sayıda Budist mağara tapınağını barındıran Dunhuang’da Pelliot ve ekibi Mogao mağaralarındaki çalışmalarında içerisinde Budizm sanatına ait birçok eserle ve duvar resimleriyle donatılmış 182 mağara tespit etti. Ekip her mağarada gözlemlerini titizlikle not alıp fotoğraflarken Pelliot da 17 numaralı mağarada 5. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar dönemlenen Çince, Tibetçe, Uygurca, Sanskritçe, Soğdca ve başka dillerle yazılmış 65 binin üzerinde elyazmasının bulunduğu edebi hazine arasında çalışmaktaydı. Üç hafta bu mağarada cılız mum ışığı altında taradığı el yazmaları arasından önemli gördüğü Çince, Tibetçe, Uygurca, Sanskritçe, Soğdca ve başka dillerle yazılmış 4 bin belgeyi ayırıp seçti. Pelliot belki Dunhuang’ı keşfeden ilk araştırmacı değildi fakat onun burada yaptığı ciddi çalışmalar Aurel Stein’ın çalışmalarının önüne geçecek kadar önemliydi.

Paul Pelliot ve ekibinin Dunhuang çalışmaları 1908 yılı Mayıs ayında sona erdi. Sandıklar dolusu elyazması ve sanatsal eseri satın alan Pelliot ve ekibi Ekim ayında Şensi ve Henan üzerinden Pekin’e vardı. Pekin’de çalışmalarını ve keşiflerini yerel bilim adamlarıyla paylaşan Pelliot Çin’de otoritenin dikkatini çekmişti. Pelliot’un paylaştığı eserler Qing hükümetini tarihi eserleri korumak için harekete geçirmiş, yabancılara eser satılmasını yasaklayıp mağaraları kapatmıştı. Böylece Çin’in kültürel miraslar üzerinde ilgisi ve farkındalığı artmaktaydı.

Dunhuang’daki Budist mağara tapınakları

Doğu Türkistan’da sadece Arkeolojik çalışmalar yapmakla kalmayan Paul Pelliot geçtiği güzergâhlar boyunca gözlemlerini de günlük halinde not ederek bize XX. yüzyıl Doğu Türkistan’ı hakkında sosyal ve kültürel açıdan bilgiler vermektedir.[7] Bunun dışında özellikle Dunhuang’daki arkeolojik çalışmalarda fotoğraf tekniğinin kullanılması Arkeolojide fotoğraflamanın önemini gözler önüne sermiştir.

Paris’e Dönüş ve Hayatının Son Safhaları

1909 yılının sonlarına doğru Paul Pelliot ve ekibi sandıklar dolusu eserle Paris’e dönmüştü. Oldukça geniş olan bu koleksiyonun içinde elyazmaları, Budist resimler ve heykeller ile Dunhuang duvar resimlerinin fotoğrafları yer almaktaydı. El yazmaları bugün Ulusal Kütüphane’de, diğer buluntular da Louvre Müzesi’nde sergilenmektedir. Paul Pelliot Dunhuang’daki mağaralar hakkında buluntulara dair görselleri 1914 yılında Paris’te “Les Grottoes de Touen-Houang” adlı bir kitapta yayımlamıştır.

Doğu Türkistan’da yaptığı çalışmalar sonrasında büyük yankı uyandıran Paul Pelliot için 1911 yılında Fransız Koleji’nde Orta Asya Dil, Tarih ve Arkeoloji kürsüsü oluşturulmuş, Pelliot da bu kürsünün profesörü olarak tayin edilmişti. Akademik kariyerinin zirvelerinde olan genç Pelliot daha 33 yaşındaydı ve elinde incelenecek bir sürü materyal mevcuttu. Lakin dünya o yıllarda bir savaşın eşiğindeydi ve 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı patlak gösterdi. Fransa hükümeti tarafından askere çağırılan Fransızlar arasında Pelliot da vardı. Görev yeri Gelibolu olan Pelliot burada irtibat subayıydı. Buradaki görevinde savaş esnasında subayları ölen bir İngiliz alayının kumandasını alarak kahramanlık göstermiş, bu kahramanlığından ötürü Victoria Haçı ile ödüllendirilmiştir.

Paul Pelliot, Dunhuang’da Mogao mağaralarındaki 17 numaralı mağarada elyazmalarını incelerken

Dil bilgisine güvenilen Paul Pelliot Gelibolu’dan sonra Pekin’deki Fransız elçiliğine askeri ataşe olarak tayin edildi. Burada iken yine çok sayıda Çince eser toplamayı da ihmal etmeyen Pelliot ayrıca Sibirya ve Moğolistan seyahatlerinde de görev almıştır.

İyi bir asker olduğu kadar akademik çalışmalarını da ihmal etmemeye özen gösteren Pelliot’yu askeri görevi sona erdikten sonra tekrar Paris’te görmekteyiz. Burada iken 1920 yılında uluslararası Çin çalışmalarının yer aldığı T’oung Pao dergisinde E. Chavannes’in yerini alarak yazı işleri müdürü yardımcısı oldu. Pelliot Çin tarihi, Moğollar, Dilbilimi, Arkeoloji, Budizm, güzel sanatlar ve bibliyografya gibi birçok konuda yazdığı makalelerin çoğunu bu dergide yayımladı. 1921 yılında Elyazmaları ve Belgeler Akademisi’nin en genç üyesi olan Pelliot Fransız Koleji’nde ve Sorbonne’da dersler de vermeye devam etti. Bu sıralarda 1927 yılında Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı olarak kurulan Çin Filolojisi, Edebiyatı ve Sanatı kürsüsüne tayin edildi. Sylvain Levi’nin ölümünden sonra 1935 yılında Asiatic Society’nin başkanı seçilen Pelliot artık Fransa’da doğubilimleri üzerinde saygın bir konuma gelmişti.

Paul Pelliot’nun saygınlığı Fransa ile sınırlı kalmamış, uluslararası akademi dünyasında da hızla yayılmıştı. Dünya çapında ciddi akademik çalışmalara imza atan Academia Sinica ve Rus Bilimler Akademisi gibi birçok akademik kuruma mensup olan Pelliot Amerika’da 1926-1928 yılları arasında Columbia Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi’nde dersler vermiş, 1936 yılında Harvard Üniversitesi tarafından Onursal Derece ile ödüllendirilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransa Almanlar tarafından işgal edildiğinde orada bulunan Paul Pelliot Alman otoritelerinin eğitimle alakalı müdahalelerine karşı çıkmaktaydı. Fransa’da kurulan Vichy hükümetinin bakanının elini sıkmayı reddetmesi de çok konuşulan bir olay olmuştu. Bir ara bu muhalif kişiliği onun kısa bir süre tutuklanmasına da neden olmuştu. Bir süre başka yerlerde yaşayan Paul Pelliot savaşın bitmesinden sonra tekrar Paris’e gelerek çalışmalarına kaldığı yerden devam etti. Onun son görevi ise Amerika’da Pasifik İlişkileri Enstitüsü’nün düzenlediği bir kongrede temsilci olarak yer alması ve burada birkaç ders vermesi oldu. Nitekim son zamanlarında artan rahatsızlıkları onu çalışmalarından alıkoydu ve şikâyetleri üzerine Fransa’da hastaneye kaldırıldı. Son zamanlarında Paul Pelliot’nun yanında bulunan öğrencisi Denis Sinor onun aşırı derecede sigara tiryakisi olduğunu söylemiştir. Hastalığı daha da kötüye giden Paul Pelliot 26 Ekim 1945 tarihinde 67 yaşında hayatını kaybetti.

Paul Pelliot, 1909

Öğrencisi Denis Sinor’un anlattığına göre Paul Pelliot İç Asya’da izinsiz çalışmalar yürüten bazı araştırmacıları sevmezdi. Mesela Sven Hedin’i cahil bir gezgin olarak görür. Kendisinden önce Dunhuang’da bulundan Aurel Stein’ı ise pek hayırla yâd etmezdi. Son zamanlarında Moğolların Gizli Tarihi’ni tercüme etmekle de uğraşmış fakat Erich Haenisch daha önce tercüme ettiği için yarım kalan çalışmasını devam ettirmemişti. Moğolların Gizli Tarihi üzerine değerli nüshaları kendisinde barındıran Pelliot ona bu eseri kendisinden önce tercüme ettiği için kızmış ve onu affetmemiştir.[8]

Geriye yüzlerce makale, not, kitap değerlendirmesi bırakan Fransız Sinolojisini oldukça ileriye taşıyan Paul Pelliot çalışmalarında bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, Çince dışında birçok dile hâkim oluşu ve eleştirel özelliğe sahip derin bakış açısı ile bilinmekteydi. Çin’den ve Doğu Türkistan’dan topladığı eserlerle Sinoloji üzerine yaptığı katkıların yanısıra Louis Ligeti, Rolf Stein, Louis Bazin ve Denis Sinor gibi uzman akademisyenleri de yetiştirmiştir. Çalışmalarında Budizm önemli yer etse de Türklerin tarihi ve kültürü üzerine de çalışmalar yapmıştır.[9] Hatta ölümünden sonra özellikle Türkler, Moğollar, Tibet ve Marco Polo üzerine yarım kalan çalışmaları bulunmuştur.

Dunhuang’daki Budist mağara tapınakları

[1] Bugünkü Vietnam’ın başkentidir.

[2] Fransızca adı: Ecole Française d’Extreme-orient

[3] Günümüzdeki “Vietnam” topraklarıdır.

[4] Pelliot’nun Doğu Türkistan’daki güzergâhları sırasıyla şöyledir: Kaşgar, Tumşuk, Aksu, Kumtura, Kuça, Subaşı, Korla, Karaşar, Turfan, Urumçi, Çarklık, Hami ve Dunhuang

[5] Monnet, Nathalie, Two Inseperable Names, Dunhuang and Paul Pelliot s.58

[6] Zeren, M; Yıldırım, K., Türk Tarihinde Dunhuang’ın Önemi, s.2-3

[7] Zeren, M. Ebru – Yayın Değerlendirme(Paul Pelliot, Carnets de Route 1906-1908), s.335

[8] Sinor, Denis – Paul Pelliot, 1878-1945, s.468-469

[9] Örn: Pelliot, P – Uygur Yazısıyla Yazılmış Uğuz Han Destanı Üzerine(Çev. Vedat Köken), TTK, 1995, Ankara


Kaynakça

Cabos, Marine – Creating Heritage and the Mission Paul Pelliot: Early Photography of Dunhuang and their Legacy, The Chinese Historical Review, 25:2, 2018, pp. 97-117

Duyvendak, J.J.L. – Paul Pelliot, T’oung Pao, Second Series, Vol. 38, Livr. 1, 1947, pp. 1-15

Elisseeff, Serge – Paul Pelliot: 1878-1945, Archives of the Chinese Art Society of America, Vol. 1, 1945/1946, pp. 11-13, 4-5

Monnet, Nathalie – Two Inseperable Names, Dunhuang and Paul Pelliot, The Journal of Oriental Studies, Vol. 27, The Institute of Oriental Philosophy, 2017, pp. 57-60

Sinor, Denis – Paul Pelliot, 1878-1945, Journal of the American Oriental Society, Vol. 119, No. 3, Jul. – Sep., 1999, pp. 467-472

Temir, Ahmet – Moğolların Gizli Tarihi, TTK, Ankara, 2016

Thote, Alain – Paul Pelliot: A Bridge Between Western Sinology and Chinese Scholarship, Orientations, Vol 26, Number 6, June 1995, pp.38-44

Zeren, Mehmet; Yıldırım, Kürşat – Türk Tarihi’nde Dunhuang’ın Önemi, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı 213, 2014, s.163-180

Zeren, M. Ebru – Yayın Değerlendirme(Paul Pelliot, Carnets de Route 1906-1908), Bilig, Sayı 85, Bahar 2018, s.333-338

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?