Bir Bilirkişi Portresi “Benim Uzmanlık Alanım Değil!”

Yazar: Umut Köse

Mayıs 1st, 2020

GİRİŞ
Zaman, belki de üzerine en fazla anlam biçilen bir soyut kavramdır. Zamanın insanca varoluşuna verilen değere rağmen, insanların genelinin zamanlarını oldukça boşa harcandığı görülmekte ve onların hayıflanmaları işitilmektedir. Hayıflanmalar ve şikayetlenmelerle yaşayan insan türünün varlığı uzun süredir olağan bir duruma gelmiştir. Bu yazıda zamanının kıymetiyle yaşayan, zamanı bir şeye ayırıp, çoğu şeyden mahrum olan memnuniyetsiz bir portreyi sunacağım. Bunu yaparken kendi mesleğimden örnekler verecek olsam da, Çevre Mühendisi dahi kendisini burada bahsedilecek bir tarihçi portresine kendisini koyabilir. Çünkü artık evrensel bir değerimizle karşı karşıyayız.

1-) “SADECE TARİH KİTABI OKURUM ÇÜNKÜ DİĞER ALANLAR İÇİN ZAMANIM YOK OLSA BİLE BUNUN TARİHLE NE İLGİSİ VAR?”

Tarihçilerimizin çoğunluğunun en büyük hatası budur. Ne yazık ki sadece bir mesleğe mahsus bir durum değildir. Eğer öyle olsaydı, vakamızın kendisinden çok çabuk kurtulabilir ya da belirli bir yerde tutabilirdik. Ancak burada hemen hemen tüm bilimlerde yaşadığımız acı bir Türkiye gerçeği ile karşı karşıyayız. Bize dönecek olursak, Tarihin aynı zamanda bir felsefe, bir devlet yönetimi, bir psikoloji, bir sosyoloji meselesi, bir hukuk meselesi olduğunu unutanları çevremizde barındırıyoruz ve aynı yolda yürümeye devam ediyoruz, sormak isterim nereye kadar devam edebiliriz ? Tarih kitabı okuyarak tarihçi oldum denemez! Zamanınızı tamamen tarih kitaplarına yığamazsınız. ”Harbi” tarih kitaplarında bahsedilenleri anlamaya çabalamak için zamanınıza diğer bilimleri de 5-10 sayfa da olsa okuyarak eklemeniz gerekmektedir. Gün 24 saat.

2-) “BENİM ALANIM DEĞİL!”

Mesleğimizde oldukça yaygınlaşan bir vakadır. Yayılışını gözlemlemek oldukça kolaydır çünkü çok belirgindir. Elbette belirli bir alana ömür ayırmak gereklilik ve aynı zamanda sorumluluktur. Ancak bunu atomu bölecek hale getirmek ne kadar uygundur? Her insanda olduğu gibi bir tarihçi için de bazı mesafelerin olması gerekir. Örneğin hem Eski Çin tarihi uzmanı hem de II. Abdülhamid dönemi uzmanı olamazsınız, ama ikisinden birinde uzmanlaşıp diğerine dair birkaç kitaptan yola çıkarak bazı sorular ve tespitlerde bulunabilmek gereklidir. Aksi halde tarihçinin kendisini tarihten bu derece soyutlaması kabul edilebilecek bir şey değildir. Akademik metin olarak sadece Eski Çin’e dair yazabilir ancak kendi coğrafyasına dair bir- iki kelime edemeyecek hale de gelinmemelidir. Bilgimiz yoksa dahi sorular sorarak bir şeyler edinebilmemiz gerekmektedir. Yoksa bu vakanın ileri boyutu da kişinin kendi uzmanlık alanında oluşur iki örnek:

”Ben Abdülhamid (1842-1918) uzmanıyım, Abdülaziz (1830-1876) konuşamam”
”Ben Han uzmanıyım(MÖ 204-MS 220), T’ang Hanedanı (MS 618-907) konuşamam”

3-) “TÜRKÇE ESERLER BANA YETİYOR”

İleri seviye için bir vakamız budur. Başlangıç ve orta seviye için nispeten kabul edilebilir bir meseledir. Burada daha çok ileri seviye üzerine konuşmak gerekir. Çevirenlerin insan olduğunu hatırlatarak başlayalım. Hata yapabilirler, eksik çevirebilirler, sırf dil bildikleri için çeviri görevini üstlenmiş olabilirler. (burada tarihi hakikatlerden, coğrafi ya da felsefi bilgiden mahrum olabileceklerini kast ediyorum.) Ayrıca, Platon’un ”Devlet” çevirisini yapan Sabahattin Eyüboğlu’nun Platon’a önsöz yazarken dediği gibi ”Çeviri ister istemez bir eserin anlamını sınırlandırmadır. Çeviren ne kadar titiz de olsa sana eserin kendincesini, bir süzgeçten geçmişini verir (1) demesiyle, buradaki vakamıza bir argüman sunmuştur. Bu vakaya karşı son olarak söyleyebileceğimiz cümlemiz bir konuya dair 10 eser yayınlanıyorsa ancak 1-2 tanesinin çevrildiğini hatırlatmaktır.

4-) “ÖNCE ŞU YAZARIN KİTAPLARINI TAMAMEN BİTİREYİM, SONRA BİR DİĞERİNE GEÇERİM”

Bir diğer vaka da budur, 4 vakadaki belki de en hoşlanmadığım vaka budur. Sadece tarih kitabı okursun, ileri seviyeye geçmek ister ama sadece Türkçe Tarih bana yeter dersin, sadece kendi alanınla yetinirsin bunlara diş sıkılarak tamam denebilir, ama bir yazarla da ömür geçmez k! Dünyada o kadar yazar varken, bir yazara bağlı olmak, yani haftalar ve belki de aylarca tek bir yemek çeşidini yemek kadar anlamsız bir vaka ile karşı karşıyayız. Bu vaka azınlık durumunda olmasaydı birinci vakadan bile daha acındırıcı bir durumdadır. Geniş bir görüş, aydın fikirler adına, okuduğumuz eserin sahibi kim olursa olsun bir yazara yılda 1 ya da en fazla 2 kez müracaat edilmesi gerekmektedir.

SONUÇ:

Tarihçiliğe ya da daha genel bakarsak, bilimlerin hakiki işleyişine engel olan 4 vakaya kısa bir şekilde değinmek istedik. Vardığımız sonuç, 4 vakamızın aksine tarihçiliği devam ettirirken ilk olarak bir konuda gerçekten çok alakadar olup ve çalışmayı elden bırakmamakla birlikte diğer bölgeleri ve o bölgelerdeki tarihi, felsefi, coğrafi, iktisadi, edebi (bilhassa Türkiye tarihi ve coğrafyasında) meselelerinden kendimizi soyutlamamamız gerektiğidir. Son olarak, yazının başında değinilen zamanın değerini bilip, iş zamanını verimli kullanmaya gelince orada duran memnuniyetsiz insan tipinden kaçınılması gerektiği olmuştur.

“Zamanın kıymetli olduğunu söylemek yetmez, bunu uygula!”

DİPNOT:
Platon, Devlet, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, sayfa 5

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?