Avrupa’nın Büyükannesi: Kraliçe Victoria

Yazar: Behlül Ömer Bilen

Nisan 30th, 2019

”Kraliçelerimizin saltanatları her zaman ses getirmiştir. Tarihimizin en yüce dönemleri onların hükmü altında gerçekleşmiştir.”

Sir Winston Churchill

Winston Churchill bu cümleyi Kral VI. George’un 6 Şubat 1952 tarihinde vefatı üzerine yaptığı konuşmada sırasında kullanmıştır. Churchill bu sözü, şahit olduğu ve etkisi altında kaldığı Viktoryen döneme binaen söylemiş olması Britanya tarihinin en güçlü hükümdarlarından biri olan Kraliçe Victoria portresini karşımıza çıkarmaktadır.

Avrupa’nın 19. yüzyılda, denizlerde en güçlü devleti haline gelen Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı’nın hükümdarı IV. William’ın 20 Haziran 1837 tarihinde vefatı üzerine yeğeni olan ve ”Avrupa’nın Büyükannesi” lakabı ile bilinecek Victoria, 18 yaşında tahta çıkmıştır.

İngiltere Kralı III. George’un dördüncü oğlu olan Kent Dükü Edward ve Saxe-Coburg-Saalfeld (Gotha) Dükü’nün kızlarından olan Mary Louis Victoria’nın kızı olarak 24 Mayıs 1819 tarihinde Kensington Sarayı’nda dünyaya geldi. Alman mürebbiyesi Louis Lezhen’den ötürü kendisinin sert bir mizacı vardı. Almanlara has ağır bir disiplinle yetiştirilen Victoria’nın annesi ile bağının kopuk olduğu bilinmektedir. Bunun sebebi, annesinin ona karşı fazla ilgi göstermemesidir. Annesi ile arası ne kadar açık olmuşsa da babası ile de bir o kadar yakınlık kurmuştur. Hafta sonları balolara babası William ile katılan Victoria, onunla sık sık sohbet ederdi. Annesinin bu durumdan şikayetçi olması, Victoria’yı annesinden daha da uzaklaştırmıştır.

Kral William’ın vefatı üzerine tahta çıkan Victoria, Lordlara şöyle seslenmiştir: ”Eğer bir hükümdara karakterine göre isim verilecek olsa Ekselansları kesinlikle yurtsever bir kral olarak tanınırdı.” (1) Kraliçe Victoria’nın tahta çıkışında bazı sorunlar yaşanmamış değildir. Bu sorunların sebebi, amcası IV. William’ın, o dönemin bilinen isimlerinden Dorothy Jordan ile yürüttüğü yasak ilişkiden dolayı dünyaya gelen ve tam sayısı belli olmasa da 10 tane olduğu tahmin edilen gayrimeşru çocuğun olması ve asıl eşi Adelaide’nin iki kızını küçük yaşta kaybetmesi, tahta çıkma olasılığı düşük görülen genç prenses Victoria’nın önünü açmış diyebiliriz. (2)

Yeni Kraliçe döneminde Avrupa, bir küreselleşme döneminden geçmekteydi ve ülkesi adına tacı taşıyan kişi, bu atılımın öncülerinden olmak zorundaydı. Amcası William’ın dönemin şartlarına göre yapmış olduğu anayasa reformları onu ülkesi içinde önemli ve aydın bir şahsiyet haline getirmişti. Büyükbabası III. George da, hükümdarlığı döneminde Amerika’daki kolonilerin Yedi Yıl Savaşları (1756-1763) ile elden çıkmış olması büyük bir sorun olmasına rağmen, ülke içerisindeki duruşu ve yapmış olduğu reformlar ile halkın sevgisini kazanmayı başarmıştı. Kraliçe Victoria’nın da iyi bir portre çizmesi için halkına karşı duruşunu ve monarşinin reformcu gücünü göstermek zorundaydı. Ancak bundan evvel daha öncelikli bir konu olan evlilik meselesinin halledilmesi gerekiyordu. Kraliçe’nin amcası ve aynı zamanda Belçika Kralı olan I. Leopold’ün de desteği ile Saxe-Coburg-Gotha’lı Albert, bu evlilik için seçilmiş aday oldu. Prens Albert’ın, Kraliçe Victoria’nın kuzeni olması ve kendisinin hemofili hastalığı taşıması, ileride dünyaya gelecek dokuz çocuğunda da bu hastalığın görülmesine neden olacaktı. 1840 yılında yapmış oldukları bu evlilik Victoria’nın mizacında bir değişikliğe sebep olduğunu göstermektedir. Kraliçe, dünya tarihinde bir ilk olarak düğününde beyaz gelinlik giymesi ile bilinmektedir. Kendisinin soğuk, ciddi ve yeri geldiği zaman çok sinirli bir yapıya sahip olması eşi Albert’ın onun aklından şüphe duymasına ve büyükbabası III. George ile aynı hastalığa yakalanmasından korktuğunu dile getirmesine sebep olmuştur. (3)

Prens Albert, Britanya’nın monarşisini, hukukunu ve toplumsal yapısını anlamak için yoğun zaman harcamış ve bazı çalışmalarda bulunmuştur. Bu çalışmalar sonucunda, Monarşi’nin, politikada tarafsız olması gerektiğini ve yapılacak reformalarda Kraliçe’nin hükümet ile arasındaki samimiyetin ya da sorunların bir köşeye bırakılması gerektiğini savunmuştur. Bu doğrultuda ilk olarak, Victoria’nın çok desteklediği ve güvendiği Lord Melbourne’den yana olan tavrının daha az samimi ve tarafsız olması gerektiğini ileri sürmüştür. Albert’ın bu durumu değiştirmesi, ileride birçok siyasi ismin hükümette yer alabilmesi için uygun ortamın yaratılmasına neden olmuştur. Prens Albert’ın bu hususa bu şekilde bakmasının altında yatan sebeplerin başında Britanya’nın tarihi yatıyordu. Kraliçe Anne döneminde İspanya Veraset Savaşları (1702-1714) ile İngiltere’nin girmiş olduğu ittifaklar sonucu XIV. Louis Fransası’na karşı yürütülen savaşların maliyetinin yükselmesi ve Kraliyet Orduları Komutanı Lord Marlborough’un Fransızlar karşısında savaş kazanamaması ile barış görüşmeleri istenmiştir. Aslında bu görüşme talebi savaşın ortalarında iletilmiş, lakin Lord Marlborough’un eşi Sarah Marlborough’un da içinde bulunduğu grubun Kraliçe Anne’e yaptığı baskı bunun önüne geçmiştir. (4) Prens, bu durumdan ötürü Kraliçe’nin, konumunu gözden geçirmesini istemiştir.

Britanya monarşisinde çok farklı bir duruş sergileyen Prens, görev aldığı birçok yardım kuruluşunda sağladığı faydalar ile ülkede önemli bir isim haline gelmiştir. Kendisi sanata düşkünlüğü ile bilinmektedir. Bundan dolayı, 1834 yılında Westminster Sarayı’nın parlamento binasının yanması üzerine Charles Barry öncülüğünde yürütülecek 30 yıllık restorasyon sürecinde fresklerin belirlenmesi için oluşturulan Kraliyet Komisyonu’nun başkanlığına getirilmiştir. 1843 yılında ise Güzel Sanatlar Derneği’nin başkanı olarak dönemin ilerleyişini şu sözlerle değerlendirmiştir:

”Mekanik becerileri üstün sanatla eşleştirmek Güzel Sanatlar Derneği’nin varlığına ve kapsamına uygun bir görevdir.” (5)

Prens Albert

Prens Albert’ın bu sözünden anlaşılacağı gibi gelişen teknoloji ve sanayinin yanında sanatın yerini ve önemini belirtmesi, onu aydın bir kişilik olarak karşımıza çıkarmaktadır. 1851’deki Hyde Park’taki sergi çağdaş kişiliğinde bir dönüm noktası olarak görülmektedir. Kraliçe Victoria’nın ilerleyen dönemlerde Prens’in etkisi altında kaldığı ve aldığı kararları ona danışmadan almadığı görülmektedir. Döneminde yaşanan yoğun endüstrileşme ve ortaya çıkan sınıfsal sorunlar karşısında Prens Albert kadar duyarlı ve etkili olamamıştır. Prens, sosyal huzursuzlukların Monarşi için ciddi bir sorun olduğunu ve bunların çözüme kavuşturulması konusunda hassas bir şekilde davranılması gerekliliğinin tarafı olmuştu.

Avrupa’da 1830 yılında başlayan ve birçok hükümetin bu hareketten dolayı devrildiği veyahut ciddi sıkıntı çektiği Çartizm Hareketi, Prens Albert’ın üzerinde durduğu bir konu haline gelmiştir ve yaşanan sorunları ”İlerlemenin ayaklanmalar ile değil, işçilerin kendi gayretleriyle sağlanabileceğini” beyan etmiştir. Çartist ayaklanmayı kendileri için bir fırsat gören başta Londra ve bütün İngiltere halkı, alınan yüksek vergilere karşı çıkmıştır. 1850 yılına gelindiği zaman, Kraliçe Victoria ve Prens Albert’ın duruma el atması ile hükümet, 1833 yılında başladığı halkı memnun eden yasalara yenilerini eklemeyi sürdürmüştür. 1839 yılındaki Eyalet Polis Yasası’nın gözden geçirilmesi ve daha da genişlemesi ön planda tutulmuştur. Bu yasa neticesinde memurlara ödenen maaşlar tekrardan düzenlenmiştir. Lakin aynı yıl parlamentonun Çartistlerin verdiği imzalı 1.3 milyon dilekçeyi reddetmesi ile sorunun ciddiyeti tekrardan artırdı ve 1842 yılında Çartistler bir kez daha harekete geçmiştir. (6) Kraliçe Victoria ile Prens Albert, denetim konusunda son derece hassas davranmışlardır çünkü denetimi iç huzuru sağlayacak en önemli husus olarak görüyorlardı. Bu doğrultuda sağlık ve eğitimin devlet denetimi altına girmesi önemli atılımlardandır. Kraliçe, parlamentoda yaşanan belirsizlik sürecinin önüne geçilmesi konusunda hükümete baskılarını sürdürmüştür ve 1852 yılında Aberdeen başkanlığında bir koalisyon hükümetinin kurulmasını sağlamıştır.

1853 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında başlayan Kırım Savaşı, batılı devletler için son derece önemliydi ve Kraliçe Victoria bunun farkındaydı. Kraliçe, parlamentoda yaptığı konuşma sırasında bu savaşın Britanya için neden önemli olduğunu ve savaşa girilmesi gerektiğini söylemesi ile Osmanlı İmparatorluğu ile iyi ilişkiler Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde de devam etmiştir. Victoria döneminin önemli olaylarından biri de Fransa ile ilişkilerin düzelmesidir. Buna binaen İngiltere Kralı VIII. Henry’den beri hiçbir İngiliz hükümdarın adım atmadığı Fransa topraklarına III. Napolyon’un daveti üzerine 1855 yılında eşi Albert ile birlikte resmi bir seyahatte bulunmuştur.

14 Aralık 1861 tarihi Kraliçe Victoria için son derece kötü bir gün olarak bilinmektedir çünkü eşi Prens Albert bu tarihte tifodan vefat etmiştir. Eşine çok düşkün olan 42 yaşındaki Kraliçe, bu tarihten sonra sessizliğe bürünmüş ve halktan uzaklaşarak yıllarca sürecek matemini yaşamaya başlamıştır. Prens Albert’ın giysilerine önem göstermiş, onları sarayın salonunda sergilemiştir. Kraliçe’nin bundan sonraki hayatını Windsor Sarayı’nda geçirme kararı ve siyah elbise giyinme tercihi ile kendisine ”Windsor Dulu” lakabı takılmıştır. Oğlu Edward bu duruma binaen ”…giysiler insanın ruhsal durumunu ve düşüncelerini başkalarının sezinlemesine yararlı olur.” demiştir. (7)

Kraliçe döneminde Britanya, dünyanın en büyük deniz gücü olarak bilinmektedir. 1750 yılından itibaren başlayan ve ardından Napolyon Savaşları’na (1803-1815) kadar denizlerde artan gücü, rakiplerinin sayısını da artırmıştır. 1778 yılında Fransa ile arasındaki Amerika ve Hindistan bölgelerinin hakimiyeti için yapılan mücadeleler Britanya’yı ciddi anlamda zorlarken, kendisine karşı olan savaşa 1779’da İspanya ve 1780 yılında Hollanda’nın da katılması ile denizlerde ciddi bir mücadele içine girmesine neden olmuştur. Bu mücadeleler esnasında donanmaya ciddi şekilde harcama yapılmış ve ilerleyen dönemlerde Britanya’nın denizlerdeki gücünü James Thomson şu dizeler ile dile getirmiştir:

”Hükmet Britanya, dalgalara hükmet, Britanyalılar asla köle olmayacaklar.”

James Thomson

Denizlerdeki gücü, Amerika’daki on üç kolonisini kaybetmesine engel olamazken; Hindistan’da Hollanda ve Fransa ile yaptığı mücadelelerde galip çıkmasını sağlamıştır. 1805 yılında Amiral Horatio Nelson’ın Fransız ve İspanyol donanmasını yenmesi, denizlerde o dönem için rakipsiz güç haline gelmesine neden olan etmenlerin başında gelir. İngiliz ve Fransız gemilerinin arasında bir fark olmadığı bilinmektedir fakat asıl fark donanmaya komutanlık edecek amirallerde ortaya çıkmaktadır. Fransız deniz subayları aldıkları eğitimle İngiliz deniz subaylarından önde olmalarına karşın uygulamada geri planda kalmıştır. (8) Kraliçe Victoria döneminde ise Kraliyet Donanması beceri ve üstünlük olarak önde bir konumdadır. Ardından onu Fransa ve Osmanlı donanmaları takip etmektedir. Lakin Osmanlı İmparatorluğu, girdiği savaşlar ve mali sıkıntılardan ötürü Sultan Abdülaziz döneminde önemli harcamalar ile inşa edilen donanmayı devletin çıkarları doğrultusunda kullanamamış ve denizlerdeki konumu önemli ölçüde sarsılmıştır.

Kraliçe Victoria, döneminin ihtişamına ve Londra halkının sık sık dile getirdiği kasvetli yaşam biçimine ve denizlerdeki gücüne binaen 1876 yılında hükümet ile saray maiyetinin ortak kararı neticesinde kendisini Hindistan İmparatoriçesi ilan etmiştir. İngilizler 1600 yılının başlarından 1613 yılına kadar Hollanda Kumpanyası ile mücadele ederek Hindistan’da önemli limanlar elde edip en ön sırada baharat olmak üzere çeşitli ticari kazanımlar elde etmek istiyordu. Bu doğrultuda Doğu Hindistan Ticaret Kumpanyası kurulmuştur. Hollandalılar ile mücadele 1688’e kadar devam etmiştir. 1688 yılında Hollanda ile yapılan birleşme sonucunda İngilizler, maliye alanında pek çok teknik bilgiyi Hollandalılar’dan öğrenmiş ve bunun sonucunda 1694 yılında İngiliz Bankası kurulmuştur. (9) Hollandalılar ise bu tarz bir yapıyı 85 yıl evvelinden hayata geçirmişlerdi. Bu birleşme ile İngiliz gemileri Hint Okyanusu’nda Fransa ile mücadelenin şiddeti artıncaya kadar rahatlıkla gezme hakkına sahip olmuştur.

Kraliçe Victoria, kendisini Hindistan İmparatoriçesi ilan ederek aslında dünyanın en önemli ticari pazar ve nüfus bölgelerinden birini de imparatorluğun bir parçası haline getirmiştir. Bu dönemde gücünü artıran Britanya İmparatorlu için ”Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk” sıfatı kullanılmakla beraber bu durum, İngiliz küstahlığının da ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu küstahlık en belirgin biçimde Kraliçe Victoria’nın son dönemlerinde kendini göstermiştir. O kadar ki Kraliçe yemeğini bitirdiği vakit, gelen resmi davetlilerin önünden yemek tabaklarının alındığı bilinmektedir. Kraliçe, eşi Albert’ın 1861’deki vefatının ardından artık yas tutan ve huysuz bir kimliğe bürünmüş; saray dışına çıkmamaya başlamıştır. Dönemin başbakanlarından William E. Gladstone ve onun izlemiş olduğu politikalar Kraliçe Victoria’nın hiç hoşuna gitmemiş ve onunla yıldızı hiç barışmamıştır. Gladstone, alışılmadık bir politika izleyen kişiliğe sahipti ve Kraliçe bundan dolayı Benjamin Disraeli’yi daha çok desteklemiştir. Gladstone’un doğu politikası o dönemlerde önem verdiği müttefiki Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkilerini zedeleyebileceği için Kraliçe, kendisinden uzak durmayı uygun bulmuştur.

Kendisi için önemli olan bir diğer husus, çocuklarının ve torunlarının Avrupa’daki diğer monarşilerle yapacakları evlilikler olmuştur. Dokuz çocuğundan sekizi, Avrupa monarşilerinde evlilik yapmıştır. Sadece Fransa ve Osmanlı bu evliliklerin dışında kalmıştır. Torunları da aynı şekilde bu evlilik siyasetinin devamını oluşturmuştur. Torunları içerisinde öne çıkanlar: Alman Kayzeri II. Wilhelm ve Rusya Çarı II. Nikolay’dır. Bu nedenle Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) bir bakıma Kraliçe’nin torunları birbirleriyle savaşmıştır. Torunlarından II. Wilhelm büyükannesi Kraliçe’yi çok sever ancak İngilizlerden de bir o kadar nefret ederdi. Bunun en büyük sebebi ise, doğumundan önce geçirdiği bir hastalık sonucu annesinin ısrarı üzerine İngiliz doktorlarının muayene etmesine izin verilmesi ve sol kolunun sağ koluna göre 15 cm kadar daha kısa kalmış olmasıdır. Kayzer II. Wilhelm, Kraliçe Victoria vefat etmeden önce onu görmek için İngiltere’ye gitmiştir.

Yazarın Çizimi

Kraliçe’nin Prens Albert’tan sonra mutsuz olduğu ve kimseyi sevmediği biliniyor ama yapılan son araştırmalar onun ruhsal ve özel hayatına dair daha fazla ipucu sunmaktadır. Bu araştırmalar doğrultusunda Kraliçe’nin John Brown adında bir İskoç uşağa yakın alaka gösterdiğini görmekteyiz. Ancak bu ilginin ne derece olduğu bilinmemektedir. Lakin o dönem İngiltere’de cumhuriyetçi kesimin Kraliçe’ye John Brown ile yakın ilişkisinden ötürü ”Bayan Brown” diye hitap ettiği bilinmektedir. Kraliçe, John Brown adına heykeller yaptırmış olsa da oğlu VII. Edward, Brown’dan nefret ettiği için bu heykellerin çoğunu yok etmiştir. (10) Hizmetlilerine olan ilgisi sadece Brown ile sınırlı kalmayan Kraliçe, Hindistanlı bir müslüman olan Muhammed Abdülkerim’e de oldukça yakın davranmıştır. Abdülkerim, Kraliçe Victoria’nın İngiliz tahtındaki 50. yıl kutlamaları adına sarayda görev yapması için Hindistan’dan Londra’ya gönderilmiştir. Abdülkerim’e, Kraliçe’ye hediye edilmek üzere Hintliler için önemli olan bir
altın para verilmişti. Abdülkerim’den etkilenen Kraliçe, onu, ilerleyen zamanlarda Hintçe öğretmen anlamına gelen ‘’Munshi’’ olarak ilan etmiştir. Kaynakların bazılarında Kraliçe’nin Abdülkerim’den Hintçe öğrendiğini yazmaktadır. Abdülkerim’i sürekli yanında tutan Kraliçe, onun ve ailesinin
İngiltere’ye yerleşmesini istemiş ve adına bir ev tahsis edilmesini sağlamıştır. İlerleyen zamandalarda Abdülkerim’in etksinde o kadar çok kalmıştı ki, Windsor Sarayı’nın salonlarından birini Hint mimarisi ile
tekrardan restore ettirmiştir. Bu durumdan saray maiyetinin ve oğlu Prens Edward’ın memnun olmadığı bilinmektedir ve hatta Kraliçe’ye bu konuda baskı yaptığı bile söylenmektedir.

Kraliçe Victoria ve hizmetlisi Abdülkerim’in yakın dostluğu, onun 22 Ocak 1901 tarihinde sağlık durumundan dolayı vefat etmesi ile son bulmuştur. Yerine geçen oğlu Edward VII, Abdülkerim ve ailesinin tekrardan Hindistan’a dönmelerini sağlamış ve onlardan kalan her şeyi yok etmiştir. Hindistan’a dönen Abdülkerim de 1909 yılında Agra’da vefat etmiştir.

Hannover Hanedanı’ndan gelen soyu sebebiyle kanı Alman olduğunu gösterse de yaptıkları ve bulunduğu dönem itibarıyla ülkesinin dünya üzerindeki konumu nedeniyle İngiliz tarihinin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Kraliçe Victoria, günümüz Avrupa monarşilerinin birçoğunun da soyundan gelmesini sağlayarak daha büyük bir üne kavuşmuştur. Kraliçe Victoria’nın izleri bugün bile başta Birleşik Krallık ve Hindistan olmak üzere Britanya’nın pek çok eski toprağında hissedilmektedir.

Yazar: Behlül Ömer Bilen @behlulomerbilen

DİPNOTLAR
(1) Black Jeremy, Kısa İngiltere Tarihi, s.151.
(2) Black Jeremy, Kısa İngiltere Tarihi, s.151.
(3) Bradford Sarah, Dünyanın Sevgilisi Elizabeth, Kraliçe, Eş ve Anne, s.3.
(4) Roberts Morris John, Avrupa Tarihi, s.360
(5) Black Jeremy, Kısa İngiltere Tarihi, s.152.
(6) Merriman John, Rönesans’tan Bugüne Modern Avrupa Tarihi, s.666.
(7) Bradford Sarah, Dünyanın Sevgilisi Elizabeth, Kraliçe, Eş ve Anne, s.5.
(8) Erbaş Fatih, Doğu Akdeniz’de Güç Mücadelesi, 19. Yüzyılda Donanmalar, s.25.
(9) Ferguson Niall, İmparatorluk, Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, s.45
(10) Bradford Sarah, Dünyanın Sevgilisi Elizabeth, Kraliçe, Eş ve Anne, s.4.


KAYNAKÇA
Kearney, Hugh, Britanya Adaları Tarihi, İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2015.
Hirst, John, Kısa Avrupa Tarihi, Say Yayınları, İstanbul, 2018.
Bradford, Sarah, Dünyanın Sevgilisi Elizabeth, Kraliçe, Eş ve Anne, Sabah Yayınları, İstanbul, 1997
Black, Jeremy, Kısa İngiltere Tarihi, Say Yayınları, İstanbul, 2017.
Erbaş, Fatih, Doğu Akdeniz’de Güç Mücadelesi, 19. Yüzyılda Donanmalar, 1. Baskı, İş Bankası
Yayınları, İstanbul, Şubat 2017.
Gilbert, Martin, Churchill, 2. Basım, İş Bankası Yayınları, Ocak 2013.
Davies, Norman, Avrupa Tarihi, 2. Basım, İmge Yayınları, Haziran 2011.
Merriman, John, Rönesans’tan Bugüne Modern Avrupa Tarihi, 1. Baskı, Say Yayınları, İstanbul, 2018.
Roberts, John Morris, Avrupa Tarihi, İnkılâp Yayınları, İstanbul, 2015.
Ferguson, Niall, İmparatorluk, Britanya’nın Modern Dünyayı Biçimlendirişi, 5. Baskı, Yapı Kredi Yayınları,

Yorumlar (1 Yorum)

  • Açık ve bilgilendirici bir makale olmuş. Elinize, avcunuza sağlık.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?