Avrupa Bütünleşme Tarihi

Yazar: Faruk Aydın

Ocak 21st, 2020

1.1. Avrupa’da Bütünleşme Fikirleri ve İlk Örnekleri

Avrupa’nın bütünleşme tarihi kıtanın kendi tarihi kadar eski olmasa da yüzyıllara dayanan fikirsel bir geçmişe ve bazı pratiklere sahiptir. Kıtada yaşanan Büyük Fransız Devrimi (1789) ulus devlet anlayışını yüceltmiş, milliyetçi fikirleri beslemiş ve merkezi krallıkların zayıflama sürecine girmesine yol açmıştır. 18. ve 19. yüzyıl tüm bu gelişmelerin yanında Avrupa bütünleşmesi fikirlerinin de daha sık dile getirildiği önemli dönemeçler olmuştur. 1819’da Prusya’da Maasen Tarifesi’nin kabulü ve 1834’te Alman devletleri arasında Zollverein adlı Gümrük Birliği’nin kurulması pratikte gerçekleşen ilk bütünleşme hareketleridir.[1] Ancak bu bütünleşmenin devamı gelmediği gibi, Avrupa kıtası 20. yüzyılın ilk yarısında iki büyük dünya savaşının çıkışında rol oynayacaktır. Milyonlarca insanın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan dünya savaşlarından özellikle de ikincisi, Avrupa’yı yerle bir edecektir.

1.2. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’na Giden Süreç

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa genelinde Fransa’da Devlet Planlama Müsteşarı Jean Monnet’nin çalışmaları ve Birleşik Krallık’ın İDS yıllarında Başbakanı olan Winston Churchill’in 19 Eylül 1946 tarihli konuşması bütünleşme tarihi açısından önemlidir. 9 Mart 1947’de Birleşik Krallık ile Fransa arasında imzalanan savunma amaçlı Dunkirk Antlaşması ve 17 Mart 1948’de Birleşik Krallık, Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalanan yine savunma amaçlı Brüksel Antlaşması, Churchill’in teklifinin somut adımları olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ağırlaşan ekonomik şartlar, Avrupa devletlerinin savaş yıllarından pek az hasarla çıkan ABD’ye bağımlılığını artırmıştır. Keza Yalta Konferansı ile başlayan Soğuk Savaş’ın dünyayı iki kutba bölmesi, Avrupa’yı savunma anlamında da ABD’nin güçlü kollarına itmiştir. 4 Nisan 1949’da savunma paktı NATO’nun kurulması ve aynı yıl Churchill’in önerisinin ikinci ayağı olarak kurulan Avrupa Konseyi de bütünleşme sürecinin başlamasına yardımcı olmuştur.

Ekonomik ve askeri yönden ABD’nin yardımlarına mecbur olan Avrupa’ya ilk umut ışığı ABD Dışişleri Bakanı Marshall’ın kendi ismini taşıyan Marshall Planı oldu. Kıtaya toplamda 13 milyar doları bulan ciddi bir yardım paketi sunan ABD bu yardımları, 1953’e kadar devam ettirdi. Avrupa Ekonomik İş Birliği Örgütü (OECC) ile yürütülen bu süreç sonunda, ekonomisi toparlanan ve Ortak Pazar yoluna girmeye başlayan, ekonomik bütünleşme sürecini başlatacak bir Avrupa ortaya çıktı.[2] Dönemin ekonomisinin lokomotifi olan kömür ve çelik üretimini kontrol altına almak için Birinci Dünya Savaşı sonrası yıllarının aksine Federal Almanya’yı da sürece dahil eden Avrupalı elitler, Fransa’nın Yeniden Yapılanma Programı Yöneticisi Jean Monnet’nin taslağını hazırladığı ve Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın Schuman Deklarasyonu adı altında kamuoyuna sunduğu 9 Mayıs 1950 tarihli metinle, 18 Nisan 1951 tarihinde Paris’te Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kurdu.[3] AKÇT içerisinde ‘’Altılar’’ olarak bilinen Federal Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg yer aldı.

1.3. Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nun Kuruluşu ve İlk Dönem

Siyasi olarak NATO’nun şemsiyesi altına giren Avrupa devletleri, savaş yıllarından yeni çıkılması, ulus devlet figürünün kuvvetli oluşu ve siyasi güvensizliklerin devam etmesi gibi nedenlerden ötürü savunma ve siyasi bütünleşme çalışmalarında ilerleme sağlayamadı. Başarısız olan Avrupa Savunma Topluluğu ve Avrupa Siyasi Topluluğu yerine, başarılı olan ve meyvelerini vermeye başlayan AKÇT’nin daha farklı sektörlerde görev yapacak yeni ekonomik topluluklara dönüştürülmesi hedeflendi. Fransa’nın atom enerjisi önceliği ile Federal Almanya’nın ortak pazar hedefi temel alınarak[4] 25 Mart 1957’de Roma’da Altılar tarafından Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET) kuruldu. Kurulan Avrupa Toplulukları, her birinin ayrı olmak üzere Asamble, Konsey, Komisyon ve Adalet Divanı organlarından oluşmuştur.[5] AET Antlaşması, topluluğun amacını gümrük birliği kurmak, ortak pazar oluşturmak, ortak tarım politikası, ortak ulaşım politikası oluşturmak şeklinde belirlemiştir.[6]

1958 yılı itibarıyla üç Avrupa Topluluğu da farklı tüzel kişiliklerini devam ettirmiş ancak kurumsal yapıları zaman içerisinde ortak bir yapıya kavuşturulmuştur. 1958 yılında üç topluluğun Adalet Divanı ve Asamblesi birleştirilmiştir. 1967 yılında ise Konsey ve Komisyon üç topluluk için de ortak hale getirilmiştir.[7] Topluluk kurumlarının ortak hale getirilmesine karşın üç ayrı topluluk da kendi alanlarında faaliyetlerine devam etmiştir.

Ocak 1960’da Birleşik Krallık’ın öncülüğünde yedi kurucu üye devletten oluşan Avrupa Serbest Ticaret Birliği (EFTA)[8], Avrupa Ekonomik Topluluğu’na alternatif olarak geliştirilmiş ve sadece Serbest Ticaret Alanı kapsamlı bir ekonomik örgüttür. Aynı yılın mayıs ayında uygulamaya geçen EFTA, AET kadar başarılı ve etkili olamamıştır. AET bu başarısı Ağustos 1961’de derin ekonomik ve siyasi entegrasyon karşıtı Birleşik Krallık’a üyelik başvuru kapısını çaldırtmıştır. Birleşik Krallık’ın üyelik talebi 1963’te Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle tarafından veto edilmiştir.

1963 ve 1964 yılları, topluluk hukukunda yer alan iki önemli karar nedeniyle Avrupa bütünleşmesinde çok önemli bir konumda bulunmaktadır. Adalet Divanı, Şubat 1963’te Van Gend en Loos kararı ile topluluk hukukunda doğrudan etki ilkesini kabul etmiş; Temmuz 1964’te de Costa v E.N.E.L kararı ile Topluluk hukukun öncelik/üstünlük ilkesini tesis etmiştir.[9][10] Bu gelişmeler Topluluk hukukun üye devletlerin ulusal hukuklarından belirli konularda üstün olduğunun ve yine üye devlet ülkelerinde Topluluk hukukun bazı kurallarının doğrudan etki doğurduğunun göstergesi olmuştur.

Bakanlar Konseyi’nde alınan bazı kararların nitelikli çoğunlukla alınması, Topluluğun uluslarüstü yapısın son derece önemli bir katkı sunmaktadır. Nüfusu fazla olan devletlerin politik çıkarlarını, az nüfuslu devletlere karşı korumak olarak amaçlanan nitelikli oy çokluğu, tarım ülkesi olan Fransa’nın Ortak Tarım Politikasının finansmanı konusunda diğer ülkelerle yaşadığı kriz sonrası başlattığı ‘’boş sandalye’’ krizi ile yeniden gündeme gelmiştir. Yedi ay boyunca süren kriz, Lüksemburg Uzlaşısı ile Ocak 1966’da Fransa’nın lehine çözümlenmiş, üye devletlerin ulusal çıkarlarını tehdit eden konularda veto hakkını serbest bırakmıştır.[11] Bu kriz, Avrupa bütünleşmesinin sancılı geçeceğini ancak Avrupalı liderlerin bu tip krizlerden daha fazla entegrasyonla çıkarak başarıya ulaşabileceğini göstermiştir.  Nitekim 1967’de Konsey ve Komisyonun Topluluklar için ortak hale getirilmesi entegrasyonu kuvvetlendirmiştir. Ancak Lüksemburg Uzlaşısı, hükümetlerarasıcılığı güçlendirdiği için bütünleşmenin hızı ve niteliği açısından sorun teşkil edebilmekteydi.

Temmuz 1968’de planlanandan tam 18 ay önce AET üyelerinin Gümrük Birliği’ni tesis etmeleri AET’nin kuruluşundan bu yana yaşanan en büyük gelişme olmuştur[12]. AET, Gümrük Birliği ile entegrasyonu bir adım daha ileri götürmeyi başarmıştır. Bu başarı Topluluğun özgüven depolamasını sağlamış, daha derin entegrasyon hedefleri belirlenmiştir. Aralık 1969’daki Lahey Zirvesi, ekonomik ve parasal birliğin tesisi ve siyasi birleşme ile alakalı çalışmaların istendiği bir zirve olmuştur. Lahey’de ayrıca genişleme yönünde de olumlu karar çıkmıştır. Aralık 1969’da Ortak Pazar’ın 12 yıl öngörülen süresi de dolmuş ancak karar alma mekanizmasındaki tıkanıklıklar ve uluslararası para istikrarsızlığını başlaması bu hedefin gerçekleşmesini engellemiştir.[13] 70’li yılların ekonomik istikrarsızlığı, daralan ekonomiler, artan enflasyon ve Petrol Krizleri üye devletlerin ulusal politikalar izlemesine yol açacak, Ortak Pazar’ın kurulmasını daha da geciktirecektir.

1.4. Bütünleşme Sürecinin Durgun Yılları

Lahey Zirvesi’nin ilk meyvesi, Mart 1970’deki Konsey görevlendirmesi ile alınmıştır. Wegner başkanlığındaki grubu ekonomik ve parasal birlik için plan yapmakla görevlendiren Konsey; Davignon başkanlığındaki grubu da siyasi birleşme konusunda bir rapor yazmakla görevlendirmiştir. Ancak yukarıda nedenleri verilen 70’li yılların istikrarsızlıkları ekonomik ve parasal birlik ile siyasi birleşme gündemini de sürekli olarak erteletmiştir. Yine de ilgili raporlar Ekim 1970’te tamamlanmış, Wegner Planı da Mart 1971’de kabul edilmiştir.

Nisan 1970’de I. Bütçe Antlaşması ile üç Topluluğun öz kaynaklara geçiş süreci başlatıldı.[14] Üç topluluk tek bir bütçeye geçip, bütçe üzerinde Avrupa Parlamentosu’nun (AP) yetkileri artırıldı.[15] Öz kaynaklar sistemi ile üye devletlerin üçüncü ülkeler kaynaklı ithalattan aldıkları gümrük vergilerinin 1975’e kadar tamamının bütçeye aktarılmasına karar verilmiş, üye devletlerin bütçeye doğrudan sunacağı katkının oranları da belirlenmiştir. Böylelikle bütünleşme yolunda önemli bir aşama daha geride bırakılmıştır.

Avrupa Siyasi İş Birliği (ASİB) Lahey Zirvesi’nin ikinci meyvesi olmuştur. Belçika Dışişleri Bakanlığı’nda görevli olan Etienne Davignon başkanlığındaki gruba rapor hazırlaması istenmiş ve 1970 yılında ilgili rapor yazılmıştır.[16] Siyasi bütünleşmenin ilk dönemeçlerinden biri olan ASİB, dışişleri bakanlarının düzenli toplantılarıyla görevine başlamıştır.

1970’ler uluslararası para istikrarsızlığı, petrol krizleri vb. ekonomik ve siyasi temelli gelişmelerin yaşandığı bir dönem olduğu için Avrupa bütünleşmesi için zayıf bir süreç yaşanmıştır. Topluluk üye devletlerinin ulusal politikalara yönelmesi Topluluklara ilgiyi azaltmıştır. Toplulukların yeniden canlandırılması ve içeride güçlenme amacıyla Ocak 1973’te Birleşik Krallık, İrlanda ve Danimarka, üye kabul edilmiştir.[17] Söz konusu bu üyelerin katılımı, 70’ler ortamında Topluluklara hem güç kazandırmış hem de özellikle Birleşik Krallık ve Danimarka’nın ulusalcı politikaları bütünleşmenin hızını iyice düşürmüştür.

Temmuz 1975’te II. Bütçe Antlaşması ile öz kaynaklar sistemine geçişin tamamlanması ve Sayıştay’ın kurulması, Toplulukların mali özerkliği ve mali denetimi açısından önemli bir adım olmuştur. II. Bütçe Antlaşması, Haziran 1977’de yürürlüğe girmiş ve süreç tamamlanmıştır.[18]

Haziran 1976’da uluslararası terörizmle, radikalizm ve şiddetle mücadele etmek için üye devletlerin içişleri ve adalet bakanlarının katıldığı TREVI Grubu toplantılarının ilkini gerçekleştirdi.[19] Sabit bir yapıya sahip olmayan TREVI Grubu, 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile birçok adli ve polis konusuna ayrıldı. TREVI Grubu, üye devletlerin terörizm, radikalizm ve şiddetle mücadele için birlikte hareket etmesini ve ortak politikalar üretmesini savunarak bu alanda tam bir entegrasyonu hedeflemektedir.

1979 yılı Gümrük Birliği ve ortak bütçe oluşturulmasının ardından bütünleşme tarihinin en önemli dönemeçlerinden biri oldu. Eylül 1976’da kabul edilen karara göre, AP’nin doğrudan ve genel seçimler ile oluşması karara bağlanmıştı.[20] Haziran 1979’da ise ilk kez doğrudan ve genel seçimler yapılarak AP üyeleri belirlenmiştir. Bu gelişme AP’nin ve hatta Toplulukların demokratik meşruiyetini kuvvetlendirmeye yönelik çok büyük bir adım olmuştur. Önceleri ulusal parlamentolardan seçilen üyelerin AP’de de görev alma dönemi bitmiş, ulusal parlamentolar ile AP arasında bir sınır daha çizilmiştir.

1.5. Akdeniz Genişlemesi ve Avrupa Tek Senedi

Türkiye ile birlikte 1959’da AET’ye ortaklık başvurusunda bulunan Yunanistan, Atina Antlaşması çerçevesinde belirlenen süre içerisinde Gümrük Birliği’ne dahil olacak, ardından da üyelik ihtimali değerlendirilecekti.[21] Temmuz 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs adasına müdahalesi ile Yunanistan’da devrilen cunta rejiminin yerine göreve gelen Karamanlis, Gümrük Birliği yolunu bypass ederek 1975’te üyelik başvurusunda bulunmuştur. Yunanistan’ın üyelik sürecinin 1981’de tamamlanması, Avrupa bütünleşmesinin önemli dönüm noktalarından biridir. Yunanistan’ın üyeliği ile Batı medeniyetinin doğduğu yer de artık Avrupa medeniyetinin bir parçası haline gelmiştir. Yunanistan’ın üyeliğinin bir diğer sonucu da Akdeniz genişlemesinin kaçınılmazlığı olmuştur. 1932-1968 yılları arasında Portekiz’i yöneten Diktatör Salazar ile 1939-1975 yılları arasında İspanya’yı yöneten Diktatör Franco’nun ölümü, bu ülkeleri de Yunanistan’ın izlediği yola paralel olarak Avrupa Toplulukları içerisinde demokratikleşme hedefine götürmüştür.

İspanya ve Portekiz’in üyelik sürecine paralel olarak Avrupa’da iç pazarın tamamlanması için 80’ler önemli kolaylıklar sağlamıştır.[22] Soğuk Savaş’ın yumuşak bir geçişle etkisini yavaş yavaş yitirmesi, neo-liberal politikaların etkisinde ekonomik gelişmelerin yaşanması ve teknolojinin geldiği memnuniyet verici nokta, iç pazarın tamamlanması için Avrupalı liderlere itici güç olmuştur. Haziran 1985’te Komisyon’un hazırladığı Beyaz Kitap’ın kabul edilmesi üzerine süreç hızlanmıştır.[23]

Şubat 1986’da imzalanan ve Temmuz 1987’de yürürlüğe giren Avrupa Tek Senedi, ortak Pazar projesinin güncellenmiş bir versiyonu olarak sunduğu İç Pazarın tesisi için en önemli adımdır. [24]Gümrük Birliği’nde gerçekleştirilen malların serbest dolaşımına ek olarak hizmetlerin, kişilerin ve sermayenin de serbestçe dolaştığı, iç sınırları olmayan bir alan olarak tanımlanan iç pazar, Avrupa bütünleşme tarihinin o güne kadarki en önemli dönüm noktası olmuştur. Avrupa Tek Senedi ile birlikte, İç Pazarın kuruluşu ve işleyişine dair alınacak kararların Konsey’de oybirliği yerine nitelikli çoğunlukla alınacak olması ve AP açısından iş birliği usulünün getirilmesi iç pazarın 1992 yılı sonuna kadar tamamlanmasını sağlamıştır.[25]

Avrupa Tek Senedi ile birlikte Avrupa Topluluğu, sadece ekonomik boyutlu bir entegrasyon modeli olmaktan çıkmış, sosyal politikalar yönünden de entegrasyon hedefleyen bir kurum haline gelmiştir.[26]

Uzun bir aranın ardından Avrupa bütünleşmesinin yeniden canlanması, bütünleşme sürecini de hızlandırmış; iç pazarın ardından ekonomik ve parasal birlik için de çalışmalar başlamıştır. Nisan 1989’da açıklanan Delors Raporu ile siyasi birlik öncesi entegrasyonunun son adınının da tamamlanması hedeflenmiştir.[27] Aynı yılın sonlarında Berlin Duvarı’nın yıkılması, Almanya’nın birleşmesi ve Soğuk Savaş’ın da sona ermeye başladığının güçlü bir işareti olmuştur.

1.6. Avrupa Bütünleşme Tarihinin Dönüm Noktası: Maastricht Antlaşması

Avrupa bütünleşme tarihinin en önemli dönemeci olan Maasricht Antlaşması, ekonomik açıdan Avrupa Tek Senedi’nin itici gücü ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle Almanya’nın birleşmesi ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin yüzlerini AET’ye çevirmesiyle değişen Avrupa siyasi konjonktürü üzerine inşa edilmiştir. 1989 Madrid ve 1990 Dublin Zirvesi, ekonomik ve parasal birliğin yanı sıra siyasi birlik için de hükümetlerarası konferanslar yolu ile adımların atılmasını sağlamıştır.

Toplanan iki farklı hükümetlerarası konferans ile ortaya çıkan Maastricht Antlaşması, 7 Şubat 1992’de imzalanmasına karşın, Danimarka ve İrlanda referandumları sebebiyle 1 Kasım 1993’te yürürlüğe girebilmiştir. Antlaşma sürecinde oluşan hava, Danimarka’daki referandum sonucunda ‘’hayır’’ çıkması nedeniyle dağılmış; bütünleşme süreci sekteye uğramıştır. Danimarka’ya verilen tavizler, ikinci referandumda antlaşmayı yürürlüğe sokacak neticeyi vermesine rağmen siyasi birliği kurmanın kısa vadede mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

Maastricht’in oturtulduğu üç sütunlu yapıda Avrupa Toplulukları sütunu, uluslarüstü yapı olarak konumlandırılmıştır. Ulusal egemenlik açısından hassas konulardan olan Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ikinci sütunda, Avrupa Siyasi İş Birliği’nin devamı olarak hükümetlerarası bir yapıda oluşturulmuştur. TREVI Grubunun devamı niteliğindeki Adalet ve İçişlerinde İş Birliği konusu da üçüncü sütunda hükümetlerarası bir yapıda kurulmuştur.

Maastricht’in oluşturduğu üç sütunlu yapının yanı sıra AET’nin Avrupa Topluluğu (AT) adını alması entegrasyonun kapsamını genişletmesi şeklinde yorumlanabilir.[28] Avrupa Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi’nin kurulması da ekonomik ve parasal birliğin araçları olarak görülebilir.[29] AP’nin yasama sürecine ‘’ortak karar usulü’’[30] ile katılım gösterme yetkisi, Konsey’in nitelikli çoğunlukla alabildiği kararların kapsamının genişlemesi de entegrasyonun derinleşip AT kurumlarının ön plana çıkarıldığının bir göstergesidir. Maastricht ile birlikte bütünleşmenin yeni aşaması olarak işlemeye başlayan ekonomik ve parasal birlik, üç aşamada gerçekleştilecek ve son aşaması ortak para birimine geçişin tamamlanması şeklindedir. Temel hakların kurucu antlaşmada zemin kazanması ve birlik vatandaşlığının tesisi Avrupa bütünleşmesinin bireyi önceleyen ve Topluluğu diğer uluslararası örgütlerden ayıran çizgisini belirtmektedir.

Maastricht Antlaşması sonrası hızlı bir derinleşme ve genişleme sürecine giren AT, 1995’te bünyesine Avusturya, İsveç ve Finlandiya’yı kabul etmiştir.[31] Avrupa bütünleşme tarihinin en sorunsuz genişlemesi böylelikle gerçekleşmiştir. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yüzünü Avrupa’ya dönen Orta ve Doğu Avrupa devletleri de AT üyeliği için sıra beklemektedir. Derinleşme yönünde ise demokrasi açığı, meşruiyet sorgusu gibi konular ön plana çıkmaktadır. Maastricht’le birlikte AET’nin AT’ye dönüşmesi Topluluğun salt ekonomik bir örgüt olmayıp sosyal ve siyasi konularda da bütünleşme çalışmaları yapacağından Amsterdam Antlaşması ile sonlanacak sürecin temeli atılmıştır.[32] 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe giren bu antlaşma ile AT ilkelerinin kurucu antlaşmaya dahli ve bu ilkelerin ihlali durumunda yaptırım mekanizması; ODGP Yüksek Temsilcilik makamının oluşturulmuş ve karar alma usullerinde değişiklikler ile AP yeni yetkiler kazanmıştır.[33] Yine 1999 yılında ortak para birimi Euro’nun kullanılmaya başlanması ile ekonomik ve parasal birlik de tamamlanmıştır.

Bütünleşme yolunda önemli kazanımlar sağlayan Amsterdam Antlaşması beklenen etkiyi yaratamasa da önemli bir sürecin tamamlanmasına yardımcı olması bakımından önemlidir. Ortak para biriminin yakınsama kriterlerini sağlayabilen ülkeler tarafından isteğe bağlı olarak kullanılma durumu da parasal birliğin ne derece sağlandığı konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Ancak ortak para birimi bugüne kadar dünya üzerinde hiçbir ekonomik bütünleşme sürecinin başaramadığı değerde bir entegrasyon zaferi olarak da görülebilir.

1.7. Büyük Genişleme ve Lizbon Antlaşması

1 Şubat 2003’te yürürlüğe giren Nice Antlaşması, 2004’teki ‘’Big Bang’’ olarak adlandırılan genişleme öncesi AT’nin yapısında gerçekleştirilen kurumsal değişiklikleri içermekte olup, bu devletlerin Topluluktaki yerini hazırlamaktadır. 2004’te gerçekleşen genişleme ile Estonya, Letonya ve Litvanya’dan oluşan Baltık ülkeleri; Slovakya, Çekya, Macaristan ve Polonya’dan oluşan Orta Avrupa ülkeleri; Malta ve Kıbrıs adaları ile Balkanlar’dan Slovenya’nın katılımı tamamlanmıştır.[34] Bu büyük genişleme bir sonraki derinleşmenin de sinyalini vermiştir.

Ekim 2004’te yeni üye devletlerle birlikte Avrupa bütünleşme tarihinin en önemli adımlarından biri daha atılarak siyasi entegrasyonu önceleyen Avrupa Birliği Anayasal Antlaşması imzalanmıştır.[35] AT’yi AB’ye ve de siyasi birliğe dönüştüren; anayasa ve marş kazandıran bu antlaşma Topluluğun kurucu üyelerinden Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlarda reddedilerek ağır bir yenilgi almıştır. Bu beklenmeyen yıkım sonrası ağır yara alan bütünleşme sürecinden vazgeçilmemiş, anayasa konsepti dışarıda bırakılarak Lizbon Antlaşması’nın temelleri atılmıştır.[36] 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın da üye olmasıyla Lizbon sürecine bu devletler de dahil olmuştur. Kapsamlı değişiklikler ve derin entegrasyon içeren Lizbon Antlaşması da İrlanda’nın ikinci referandumda kabul etmesiyle ancak 2009’da yürürlüğe girebilmiştir.

Lizbon Antlaşması bütünleşme sürecinin 2000’lerdeki en önemli halkasını oluşturmaktadır. Lizbon’la birlikte, AT, Avrupa Birliği’ne dönüştürülerek tek tüzel kişilik kazandırılmıştır. AB’nin yetki alanları sınıflandırılarak düzenlenmiş; AB’den ayrılma maddesi ilk kez kurucu antlaşmalara eklenmiştir. Yasama süreçleri düzenlenmiş; AP ve Konsey’in yetkileri artırılmıştır. Nitelikli oy çokluğu ile karar alınan konuların kapsamı daha da genişletilmiştir. Esas köklü değişiklik adalet sisteminde yaşanmış, ABAD’ın yetki alanı özgürlük, güvenlik ve adalet alanının tümünü kapsayacak hale getirilmiştir.[37]

1.8. AB Bütünleşmesi 2010’lu Yıllar

Lizbon Antlaşması sonrası da genişlemeyi sürdüren AB, 1 Temmuz 2013’de Hırvatistan’ın üyeliği ile son genişlemesini gerçekleştirmiştir. 2005’ten beri Türkiye, 2012’den beri Karadağ ve 2014’ten beri de Sırbistan ile üyelik müzakereleri yürütülmektedir.

2010’lu yılların ilk yarısı 2008’de başlayan Avro krizi[38] ile ekonomileri batma noktasına gelen üye devletleri kurtarmakla geçmiştir. İrlanda, İtalya, Portekiz, İspanya ve Yunanistan’ın ağır yara aldığı Avro krizi AB bütünleşmesi adına olumlu etkiler doğurmuş ve Birlik üyelerine yardımlar yapılmıştır. Özellikle Yunanistan’a verilen kurtarma paketleri Birlik bütünleşmesinin ne kadar benimsendiğini göstermesi bakımından yorumlanabilir.

2011’de Arap ülkelerinde yaşanan değişimler ve iç savaşlar sonucu başta Libya ve Suriye kaynaklı olmak üzere çıkan mülteci krizi[39], AB’nin 2010’larda uğraşmak zorunda kaldığı en büyük sorunlardan biri olmuştur. Mülteci krizine paralel olarak 2014’te yükselişe geçen aşırı sağın, Birliğin geleceğine yönelik şüpheli ve olumsuz bakışı da büyük bir sorun olarak AB’nin önünde durmaktadır.

Haziran 2016’daki BREXIT Referandumu ile Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılma kararı alması Birlik içerisinde deprem etkisi yaratmış, kısa vadede belirsiz bir sürecin yolunu açmıştır.[40] Lizbon Antlaşması ile kurucu metinlere giren ayrılık maddesi (50. Madde) ilk kez 2017’de işletilmiştir. İki yıl süren zorlu süreç Aralık 2019’da tamamlanmış ve 31 Ocak 2020 itibariyle Birleşik Krallık, AB’den ayrılan ilk devlet olarak tarihe geçecektir. Birleşik Krallık’ın ayrılık kararı ve başlattığı süreç, mülteci krizi ve aşırı sağın yükselişi AB’nin kriz yaşayan bütünleşmesi önündeki güncel engeller olarak durmaya devam etmektedir.

*Bu yazı, Marmara Üniversitesi Avrupa Siyasi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı yüksek lisans öğrencisi Ö. Faruk Aydın’ın ”Avrupa Bütünleşmesinin Biricikliği Üzerine Bir İnceleme Makalesi”nden alınmıştır. Hiçbir şekilde izinsiz alınamaz ve çoğaltılamaz.


[1] William Otto Henderson, The Rise of German Industrial Power, 1834-1914, California, University of California Press, 1975, s. 36 ve 93.

[2] Çağrı Erhan, ‘’Ortaya Çıkışı ve Uygulanışıyla Marshall Planı’’, A.Ü. S.B.F. Dergisi, C: 51, Sayı. 1-4, 1998, s. 284.

[3] John McCormick, The European Union, Westview Press, Oxford, 1999, s. 46-48.

[4] Tuğrul Arat, Sanem Baykal ve İlke Göçmen, ‘’Avrupa Bütünleşmesi: 1957-1993 Arası’’, Avrupa Birliği Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar, Belgin Akçay ve İlke Göçmen (ed.), Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara, 2016, s. 62.

[5] AAETA md. 3(1).

[6] AETA md. 2.

[7] [1967] OJ 152.

[8] 1960 yilinda AET’ye katılmayan ve Birleşik Krallık gibi katılmasına izin verilmeyen devletler tarafından İsveç’te kuruldu. Birleşik Krallık, İsveç, Norveç, Avusturya, Danimarka, İsviçre ve Portekiz kurucu ülkelerdir.

[9]Case 26/62 (Court of Justice) NV. Almegene Transporten Expeditie Onderneming Van Gend en Loos v. Nederlandse Administrie der Belastingen [1963] ECR 1.

[10] Case 6/64 (Court of Justice) Costa v. Ente Nazionale per l’Energia Elettrica (ENEL) [1964] ECR 585.

[11]Lüksemburg Uzlaşısının metni için bkz. Bulletin of the European Communities, March 1966, 3-66, s 5-11.

[12] Bkz. AETA md. 2, 3 (a,b), 9.

[13] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 65.

[14] [1971] OJ L 2.

[15] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 66.

[16] Bulletin of the European Communities. November 1970, 11, s. 9-14.

[17] Sinem Akgül Açıkmeşe, ‘’Avrupa Birliği’nde Genişleme’’, Avrupa Birliği Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar, Belgin Akçay ve İlke Göçmen (ed.), Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara, 2016, s. 527.

[18] [1977] OJ L 359.

[19] Detaylı bilgi için bkz. https://www.trevigroup.com/it/

[20] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 66.

[21] Detaylı bilgi için bkz. Jonida Begaj, ‘’AB’ye Katılımı Hazırlayan Ortaklık Anlaşmalarının Tarihi ve Siyasi Süreç Kapsamında Şekillenmesi ve AB Üyeliği Üzerindeki Etkisi’’, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi Cilt:15, No:1 (Yıl: 2016), s. 29-72.

[22] Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Onikiler Topluluğu: İspanya ve Portekiz’e Merhaba, Ankara, 1986, s. 10.

[23] Beyaz Kitap, üye devletler arasında ticarete yönelik fizik, teknik ve mali engellerin kaldırılması ile tek ya da iç pazara 1992 sonunda ulaşılmasını hedeflemektedir.

[24] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 68.

[25] İ.b.i.d. s. 68.

[26] İ.b.i.d. s. 73.

[27] Conclusions of the Presidency-Hanover, June 27-28, 1988, pt. 5.

[28] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 78.

[29] ABA md. G(7) ile değişik ATA md. 4a.

[30] Bu usul için bkz. ATA md. 189b. Örnek olarak bkz. ATA md. 49, 56(2), 57 (1 ve 2), 126(4), 129(4), 129a(2).

[31] Bkz. Fraser Cameron, ‘’The European Union and the Fourth Enlargement’’, Journal of Common Market Studies, Cilt: 33, No: 1, 1995, s.18.

[32] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 87.

[33] Amsterdam Antlaşması itibariyle ODGP ile ilgili olarak bkz. Barış Özdal ve Mehmet Genç, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın Türkiye-AB İlişkilerine Etkileri, Aktüel, Bursa, 2005, s. 130-145.

[34] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 732.

[35] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 94.

[36] Akçay ve Göçmen (ed.) s. 95.

[37] Getirilen yetkiler konusunda bkz. Akçay ve Göçmen (ed.) s. 98-103.

[38] Avro krizi için bkz. Caner Övsan Çakaş, ‘’ Euro Krizinin Nedenleri ve Sonuçları Üzerine Bir İnceleme’’ Alanya Akademik Bakış Alanya Academic Review Yıl:2019, C:3, S:1, s.73-84.

[39] Mülteci krizi için bkz. Mülteci Politikası: Avrupa Birliği ve Türkiye Karşılaştırması, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 201, Cilt: 14, Sayı: 39, s. 1-30.

[40] BREXIT Süreci için ayrıca bkz. ‘’Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden Ayrılma Referandumu: Brexit Süreci ve Sonuçları’’, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, Eylül 2018, ss. 90-110.

Kaynakça

Basılı Kaynaklar

Açıkmeşe, Sinem Akgül, ‘’Avrupa Birliği’nde Genişleme’’, Avrupa Birliği Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar, Akçay, Belgin ve Göçmen, İlke (ed.), Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara, 2016.

Arat, Tuğrul, Baykal, Sanem ve Göçmen, İlke ‘’Avrupa Bütünleşmesi: 1957-1993 Arası’’, Avrupa Birliği Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar, Akçay, Belgin ve Göçmen, İlke (ed.), Seçkin Yayıncılık, 3. Baskı, Ankara, 2016.

Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, Onikiler Topluluğu: İspanya ve Portekiz’e Merhaba, Ankara, 1986.

Behrens, Henning ve Noack, Paul, Theorien der Internationalen Politik, Dtv, München, 1984.

Canbolat, İbrahim S., Uluslarüstü Sistem Avrupa Birliği, Alfa Yayıncılık, 2. Baskı, İstanbul, 2001.

Standford University Press, California, 1964.

Henderson, William Otto, The Rise of German Industrial Power, 1834-1914, California, University of California Press, 1975.

Karakaş, Yusuf, Avrupa Birliği’nde Siyasal Entegrasyon, Siyasal Kitabevi, Ankara, 2002.

Nye, Joseph S., Peace in Parts: Integration and Conflict in Regional Organization, Littl Brown and Company, Boston, 1971.

McCormick, John, The European Union, Westview Press, Oxford, 1999.

Özdal, Barış ve Genç, Mehmet, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın Türkiye-AB İlişkilerine Etkileri, Aktüel, Bursa, 2005.

Makale

Aras, İlhan ve Günar, Altuğ, ‘’ Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden Ayrılma Referandumu: Brexit Süreci ve Sonuçları’’, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, Cilt 6, Sayı 2, Eylül 2018, ss. 90-110 (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Begaj, Jonida, ‘’AB’ye Katılımı Hazırlayan Ortaklık Anlaşmalarının Tarihi ve Siyasi Süreç Kapsamında Şekillenmesi ve AB Üyeliği Üzerindeki Etkisi’’, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt:15, No:1 (Yıl: 2016), s. 29-72. (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Cameron, Fraser, ‘’The European Union and the Fourth Enlargement’’, Journal of Common Market Studies, Cilt: 33, No: 1, 1995, ss. 7-31.

Çakaş, Caner Övsan, ‘’ Euro Krizinin Nedenleri ve Sonuçları Üzerine Bir İnceleme’’ Alanya Akademik Bakış, Yıl: 2019, C: 3, S: 1, ss. 73-84. (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Çakran, Şebnem ve Eren, Veysel, ‘’Mülteci Politikası: Avrupa Birliği ve Türkiye Karşılaştırması, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Yıl: 201, Cilt: 14, Sayı: 39, ss. 1-30. (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Erhan, Çağrı, ‘’Ortaya Çıkışı ve Uygulanışıyla Marshall Planı’’, Anadolu Üniversitesi S.B.F. Dergisi, C: 51, Sayı. 1-4, 1998, ss. 275-287 (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

ABAD Kararları

Case 6/64 (Court of Justice) Costa v. Ente Nazionale per l’Energia Elettrica (ENEL) [1964] ECR 585.

Case 26/62 (Court of Justice) NV. Almegene Transporten Expeditie Onderneming Van Gend en Loos v. Nederlandse Administrie der Belastingen [1963] ECR 1.

İnternet sitesi kaynakları

Detaylı bilgi için bkz. https://www.trevigroup.com/it/ (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Bulletin of the European Communities, March 1966, 3-66, s 5-11. (Erişim Tarihi: 15.01.2020)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?