Augustus ve Tiberius Dönemlerinde Roma-Germen Çatışması

Yazar: Misafir Yazarlar

Aralık 19th, 2020

Augustus Döneminde Ren Politikası

            Caesar’ın, Germenler üzerine yapmış olduğu başarılı seferler neticesinde Ren bölgedesindeki Roma nüfuzu oldukça artmıştı. Bu sebeple Roma’nın, Ren’in doğusunda kontrolü tamamıyla olmasa da kısmen tesis ettiği sonucuna ulaşabiliriz. Caesar’ın ölümüyle beraber Augustus’un yönetimi ele alması Roma devletinin Ren topraklarında izlemiş olduğu politikayı da değiştirmiştir. Oktay Akşit’e göre Roma devletinin bu topraklarda yapmış olduğu seferlerin en büyük avantajı Germen kabileleri arasında bir birliğin var olmamasıydı. Augustus döneminde Germen kabileleriyle ilk ciddi çatışma İ.Ö. 16 yılında Aşağı Germania’da Legatus Marcus Lollius ile Sugambri, Usipetes ve Tencteri güruhları arasında vuku bulmuştur. Bu mücadelede Roma ordusunun Germenler karşısında aldığı yenilginin ardından Augustus, Ren bölgesinde önlemler almak zorunda kalmıştır. Bu yenilgiden sonra başlayan hareketlilikten sonra Augustus’un Ren politikasını ve stratejisini iki döneme ayırabiliriz: Bunlardan ilki Teutoburg Muharebesi öncesi, Germen unsurlarına karşı saldırıya yönelik izlediği stratejidir. Bu dönemlerde ilk olarak Roma komutanları Drusus, daha sonra ise Tiberius’un Germenler üzerine yaptığı seferler öne çıkmaktadır. Seferlerin amacı, Gallia bölgesindeki Roma hakimiyetini sağlamlaştırmak ve Ren nehrinin doğusundan devlete insan gücü sağlamaktır. Ayrıca Augustus, bu araziyi kontrol altına alarak  Ren’in doğusundaki topraklardan gelecek saldırılara karşı bölgeyi muhafaza etmek istemiştir. Karadan yürütülen bir takım seferler, Ren nehrinin sağladığı avantaj sayesinde donanma ile desteklenmiş ve Drusus’un Elbe’ye kadar ilerlemesine olanak sağlamıştır. Drusus’un ölümünden sonra ise bölgede yürüttüğü agresif stratejiyle Tiberius ön plana çıkmıştır.

İ.Ö. 3 yılında Nero’nun büyükbabası olan Lucius Domitius Ahenobarbus, Augustus tarafından Ren bölgesine atandı. Lucius, Augustus adına bölgede dini bir anıt inşa ettirdi. Cheruscilerle [bölgedeki Germen bir kabile (e.n.)] oldukça dinamik siyasi ilişkilerde bulundu. Lucius’un bölgedeki politikaları, oldukça büyük önem teşkil eder. Bunun sebebi Germenler üzerine yapılan seferlerin ardından yaşanabilecek olan muhtemel savaşların, Germenleri pasifize ederek durdurulmasıydı. Her ne kadar savaşçı bir lider olmasa da, Lucius’un politikaları Cheruscileri kendi topraklarında tutmaya yetmiştir. Ne var ki Augustus kendisini bir yıl sonra İ.Ö. 2’de Roma’ya geri çağırdı. Daha sonra yerine Tiberius atandı ve Roma’nın agresif Ren politikası tekrar başladı.[1] Tiberius İ.S. 4 yılında Ren topraklarında Roma idaresini tam olarak sağlamak amacıyla harekete geçti. Tiberus’un bu seferi, Romalıların bu bölgeye olan son saldırıları olacaktır.

Augustus devrinde Ren bölgesinde izlenen ikinci politika ise Teutoburg savaşı ile başlar. Augustus’un bölgeye baskısı İ.S. 7 yılında bu bölgeye atanan Quinctilius Varus ile birden artmış, bölgenin tüm yetkileri bu komutanın üzerine toplanmıştır. İ.S. 9 yılında Teutoburg savaşında alınan ağır yenilginin ardından Augustus’un Ren politikası birden tersine dönmüş ve bölgede tamamen savunma politikası başlamıştır. Germanicus bu yenilginin ardından bölgeye gönderilmiş ve Teutoburg Muharebesi’nin intikamını kısmen almış olsa da Roma, bu tarihten itibaren ne kaybettiği insan gücünü ne de bölgede tesis ettiği nüfuzu bir daha kazanamamıştır.

Drusus’un Faaliyetleri

          Julius Caesar’ın ölümünün ardından bölgeye atanan Marcus Lollius, Roma’nın, Ren Nehri’nin doğusundaki nüfuzunu devam ettirmek istedi. Ancak Caesar’ın ölümü ile beraber Germen kitleleri barışı bozarak harekete geçtiler. Germenler Lollius komutasındaki Roma lejyonlarını İ.Ö. 16 yılında mağlup ettiler. Sugambri, Tencteri ve Usipetes kabilelerinin saldırıları öylesine şiddetli oldu ki bu çatışmalar sırasında Roma lejyonu V Alaudae bu muharebeler sırasında kartalını dahi kaybetti. Augustus ise bu sıralarda Galya topraklarında bu kabilelerle mücadele halindeydi. Augustus’un Ren Nehri’ne ilerlemesiyle birlikte bu kabileler Ren Nehri’nin doğusuna kaçtı. İ.Ö. 17-12 yılları arasında Sugambri kabilesi, Roma topraklarına hücumlarda bulunmaktaydı. Bunun üzerine Augustus kuzeydeki karışıklığa çözüm bulmak amacıyla Drusus’u (İ.Ö 38–9) İ.Ö. 12 yılında Ren bölgesine gönderdi. Bu kararın alınmasında Tiberius’un da büyük payı vardır. Tiberius, Augustus’u sürekli olarak Germenler üzerine yapılacak bir sefer için teşvik ediyordu. Bunun asıl sebebi Germania’nın doğrudan Roma hakimiyetine girmesinin İtalya ve Gallia’nın savunmasını mümkün kılmak için oldukça gerekli olmasıydı. İmparator da bu faktörün farkındaydı. Ayrıca Germania’nın ele geçirilmesi Roma için daha fazla köle ve önemli oranda kereste kaynağı vadediyordu. Drussus’un asıl amacı ise buradaki Germen kabilelerini itaat altına almak, Sugambri tehlikesini bertaraf etmek ve onların düşmanca faaliyetlerini engellemek olacaktı.[2]

Drussus’un bölgeye gönderildiği andan itibaren hedefi daima Elbe Nehri’nin kontrolünü ele geçirerek Germen kabilelerini Ren Nehri’nden uzak tutmak oldu. Bu planı hayata geçirirken piyade desteğinden ziyade, donanmadan da yararlanma niyetindeydi. Ren nehrinin doğusunda, Germania’da beklentisinden de büyük bir donanmaya sahip olmuştu. Bu donanmayı ayrıca keşif ve gözdağı verme amacıyla kullandı. Augustus bu donanmaya “classis mea” (benim donanmam) diyordu. Donanma kuzeye açılabildiği kadar açıldı ve Cimbri topraklarına vardı.[3] Temelini attığı Kuzey Donanması o denli kuvvetliydi ki, kendisinden sonra Germanicus zorlanmadan 1000 parça donanma kurmuştu. Drusus bu amaç doğrultusunda ilk olarak Vidonissa’dan[4] harekete geçti. Nehri takip ederek ordusuyla beraber Batavia bölgesine doğru ilerledi. Buradan Castra Vetera’ya uzanan yol üzerindeki Bonna’yı tahkim ettirerek Mogantiacum’a ulaştı. İ.Ö.12 de Sugambri ve müttefikleri Chatti, Frisii, ve Batavi kabileleri, Drusus’tan önce davranarak saldırıya geçtiler. Fakat Drusus onlara Ren’i geçtikleri sırada saldırarak ani bir zafer elde etti. Doğuya göç halinde olan Germen kabilelerine karşı aldığı zaferinin ardından Westphalia’ya[5] ilerleyen Drussus, burayı ele geçirdi. Kuzey denizine ulaşmak için Ren ve Meuse nehirlerini kontrol altına aldı. Daha sonra Ems bölgesine ulaşmak için donanmasıyla Frisia sahillerinden hareket etti ve Chauci kabilesinin bulunduğu bölgede karaya çıktı. Drusus daha sonra Weser nehrini geçmek için Lippe’yi geçerek Usipetes’lerle savaştı. Bu çatışmalar sırasında Drusus, Roma müttefiği olan Chatti kabilesini korumak için Ren ve Lippe boyunca küçük tahkimatlar oluşturdu.

İ.Ö. 10 yılında Drusus; Main, Lippe, Weser ve Ren nehirlerini bölgedeki, müttefik Chatti kuvvetleriyle işbirliği yaparak kontrol altına aldı. Tüm bunlar Elbe’ye ulaşmak için bir hazırlıktı ve önünde artık bir engel kalmamış gibi gözüküyordu. Drusus’un bu seferinde öne çıkan bir başka isim ise Domitius Ahenobarbus’tur[6]. Domitius Ahenobarbus, Germen toprakları içlerine düzenlenen seferlerde yer almış hatta Yukarı Elbe’de Augustus adına bir sunak inşa ettirmiştir. Drusus, İ.Ö. 9 yılında Mainz’deki karargahından ayrılarak kesin harekata başladı. Chatti, Marcoman ve Suev topraklarını aşarak Weser’e vardı. Bu yolculuğu sırasında Marcoman kabilesiyle girmiş olduğu çatışmadan zaferle ayrıldı. Daha sonra nehri geçerek ve Elbe’ye ulaştı ancak bu zaferlerin ardından daha ileri gidemedi. Dönüşü sırasında attan düşerek yaralandı ve yazlık karargahına gittiği sırada öldü. Onun ölümüyle beraber tüm Roma’da yas ilan edildi. Onun adına Forum’da büyük bir cenaze töreni düzendi. Drussus, her ne kadar Germenleri Elbe’nin doğusunda kontrol altında tutamamış olsa da onun Germenler karşısında aldığı zaferler ve Ren Nehri’nin doğusunda kurduğu nüfuz sayesinde Augustus, İ.Ö. 9 – İ.Ö. 8 yılları arasında Germania Magna olarak adlandırdığı Ren Nehri’nin doğusundaki toprakları tamamıyla imparatorluğunun bir parçası olarak görmekteydi.[7] Drusus’un bölgede bırakmış olduğu kalıcı miraslardan biri ise İ.Ö. birinci yüzyılın sonlarında kurulan Koblenz[8] şehridir. Şehir günümüzde Almanya topraklarında, Ren ve Moselle nehirlerinin buluşma noktasında bulunmaktadır.

Tiberius’un Faaliyetleri

            İ.Ö. 14 yılında Augustus’un ölümüyle beraber tahtına imparatorun evlatlık oğlu Tiberius çıkmıştır. İktidara geldiğinde hem Illyrcum’da hem de Germania’da askeri ayaklanmalar çıkmıştı. Askerler, praetorlara [imparator muhafızlarına verilen isim (e.n.)] denk maaş istiyorlardı. Ek olarak Germania’daki askerler kendilerinin istemediği bir önderi kabul etmiyorlardı.[9] Germania’da, imparatorluğun diğer bölümlerine kıyasla fazla askeri personelin bulunması, imparatorlukta dengeleri bu şekilde bozmaya başlamıştır.

Tiberius ilk olarak Augustus’un yasalarını devam ettireceğini ilan etmiştir. İ.Ö. 16’da Drusus ve Tiberius komutasındaki iki Roma ordusu Alpenvorland Plateau [bugünkü İsviçre toprakları (e.n.)] [10] topraklarına sefere çıkarak bölgedeki Germen kabilelerini kontrol altına aldı. Britanyalı tarihçi Malcolm Todd bu seferden bahsederken Kuzey İtalya’nın söz konusu bölgeden herhangi bir tehdit altında olmadığını, bu sebepten dolayı Roma saldırısının bir bakıma anlamsız olduğunu savunsa da Roma’nın bu saldırısı, elinde bulundurduğu Illyria eyaleti gibi Balkan eyaletlerini korumak adına gerçekleştirdiği savunulabilir. Bu görüş, Caesar’ın Gallia seferinden hemen sonra Ren’i geçerek bölgedeki Germen kabilelerini hakimiyet altına alarak Gallia’yı tehdit edebilecek bu unsurları Gallia’dan uzak tutmak istemesiyle örtüşmektedir.[11]

Drusus İ.Ö. 9 yılında öldüğünde Germen topraklarında kısmi bir sükut sağlanmış olsa da Germen halkları kesin olarak Roma’ya boyun eğmemişlerdi. Bunun sebebi, Drusus’un seferleri her ne kadar başarılı olsa da, önemli askeri gücü bulunan Marcomanni kabilesinin hala boyun eğmemesiydi. Her şeye rağmen Velleius Paterculus’a[12] göre, İ.Ö. 8 yılında Tiberius Germania’daki kontrolü eline almış ve burayı haraca bağlamıştı.[13] Ancak Germania toprakları Roma için elde tutması zor olmasının yanı sıra geliri de oldukça azdı. Değerli metaller veya mısır tarlaları için yeterli ekim alanı yoktu. Germania’nın insan gücü haricinde Roma nezdinde çok da önemli bir getirisi olduğunu söylemek güçtür.[14]

Augustus, Germenlerin  hemen harekete geçeceğini bildiği için fazla zaman kaybetmedi. Tiberius’un komutasına verdiği orduyla onu Germania’ya yolladı. İ.Ö. 9-7 arasında Tiberius, Sugambrilerin üzerine yaptığı bu seferde 40.000 köle ele geçirdi. Binlerce Germen evlerini terk ederek ormanlık alana saklanmak zorunda kaldı. Tiberius daha da ilerleyerek Roma’nın Hedemünden’de bulunan Werrer kalesini tekrar ele geçridi. Tiberius Eski Oberaden istihkamı terk edilerek 20 mil uzağına Aliso’da (Haltern) yeni ve daha sağlam bir istihkam inşa ettirdi[15]. İ.Ö. 5 yılında ise tekrardan Germania’ya gitmek zorunda kaldı. Bu sefer karışıklığın sebebi Roma’da askeri eğitim aldıktan sonra Germania’ya kaçan ve Bohemia[16] merkezli olarak Roma’ya isyan eden Maroboduus adındaki liderdi. Roma legatusları, Maroboduus’u bölegedeki üsleri olan Mainz ve Carnuntum’da  tuzağa düşürmek istese de bunu başaramadı. Roma kuvvetleri tarafından Mainz’in kuzeyinde bulunan Marktbreit’a bir saldırı düzenledi ancak saldırı tam anlamıyla başarılı olmadı ve burası hiçbir zaman tamamen ele geçirilemedi.[17]

 İ.Ö. 4 yılına kadar bölgede sükut bozulmamış olsa da Roma İmparatorluğu’nun ulaştığı geniş sınırları muhafaza edebilmesi açısından sınır bölgelerini kontrol altında tutmak zorunlu bir vazifeydi. Bu sebepten ötürü Drusus’un ani ölümünün ardından bölgeye Tiberius komutan olarak atandı. İ.S. 3 yılının baharında Tiberius, Elbe’ye olan seferinden hemen önce Jutland [Bugünkü Danimarka’nın kuzeyi (e.n.)][18] sahillerine yelken açtı. Elbe topraklarında Chauci ve Langobard kabileleriyle savaşarak onları kontrol altına aldı. İ.S. 4 yılında çıkan küçük isyanlar sonucu Tiberius, bölgedeki faaliyetlerini artırdı. Ani bir saldırıyla Lippe nehrinin kuzeyindeki Bructerileri mağlup etti. Cherusci kabilesini tekrar itaat altına aldı. Cherusci kavminin boyun eğmesi ile bu kavmin yönetici sınıfı ya tamamen ya da çoğunlukla Roma’ya bağlandı. Cherusci kabilesinden Sigimer oğlu Flavus ve Arminius Roma vatandaşı oldular. Bu kabileden öne çıkan diğer isim Segestes’de Roma vatandaşlığı almış, oğlu Sigimund ise Köln’de Ubii Augustus sunağında rahip olmuştu.[19] Ardından Germenlerin askeri ve nüfus bakımından en güçlü kabileleri olan Marcomanni ve Sueviler üzerine yürüdü. Marcoman Kralı Maroboduus, Boiohaemum’dan (Boi memleketi Bohemya) Boiileri sürüp orada hükümdarlığını ilan etmişti. Maroboduus’un krallığı Roma için tehdit unsuruydu çünkü İtalya sınırına üç yüz kilometre mesafeden daha yakındı ve yetmiş bin piyade ile dört bin süvariye sahip olduğu söylenirdi.[20] Tiberius, birliklerini ikiye bölerek biri Carnuntum’dan diğeri kuzeyden on iki lejyondan oluşan harekat planı yapıldı ancak uygulamaya geçilemedi çünkü Tuna’dan Makedonya’ya kadar çıkan Pannonia ayaklanması sonucu Maroboduus ve krallığı kurtulmuş oldu. Pannonia ve Illyricum topraklarında çıkan isyanlar sırasında Germen kabileleri Roma İmparatorluğu’na bağlı kalmışlardır. Ancak Tiberius’un bu toprakların komutanlığını üstlendiği dönemlerde Germen kabileleri her ne kadar daha önceki dönemlerin aksine daha faal olarak kalmışlarsa da İ.S. 7 yılında bölgenin komutanlığına Quinctilius Varus’un atanmasıyla ve İ.S. 9 yılındaki Teutoburg felaketiyle bölgenin tüm güç dengesi değişecektir.

Teutoburg Muharebesi

            Publius Quinctilius Varus, İ.Ö. 13 yılında konsüllük görevi yapmış, Roma tarihinin en ünlü generallerinden biridir. Roma’daki en soylu ailelerden birine mensup olan Varus, Augustus’un büyük yeğeniyle evlenmiştir. İ.S. 7 yılında Germania’da bulunan üç Roma lejyonunun komutasına atanmış ve Büyük Germania olarak anılan Roma topraklarında bulunan Aliso kalesinde konuşlanmıştır.[21] Velleius’a göre Varus, Roma’da bulunduğu sırada Forum’da adaleti tesis eden başarılı bir Praetor’dur. Ancak ona göre Varus, hiçbir zaman Germania’nın kalbine gönderilmek için doğru kişi olmamıştır. Varus, Germenia’da ne savaşarak ganimet kazanma ne de topraklarını genişletme zahmetine girmemiş, hatta tüm yaz mevsimini ordugahta resmi birkaç prosedürü gözden geçirerek harcamıştır. [22]

Varus ile beraber bölgeye gelen bir başka önemli şahıs ise Arminius’tur.[23] Arminius küçük yaşta Roma tarafından yardımcı kuvvet olarak askere alınmış, Roma gelenek ve askeri sistemine göre eğitim görmüştür. Zamanla Roma askeri kademelerinde yükselen Arminius, Varus’un samimiyetini kazanmış, hatta Romalı tarihçi Cassius Dio’ya göre onunla aynı yemek masasını paylaşır hale gelmiştir. [24]

İ.S. 4-5 yılları arasında oldukça büyük sayılabilecek bir orduya komuta eden Varus’un elinde bu ordunun yanı sıra Kuzey Denizi ve Elbe Nehri’ni kontrol eden bir de donanması bulunuyordu. Bir sene sonra Sentius Saturninus, Maiznz’de emrinde bulunan askerle beraber Bohemia üzerine hareket etti. Bu saldırının amacı, Maroboduus’un Germenleri isyana teşvik edici hamlelerini geç olmadan bastırmaktı. Ancak yakın zamanda Pannonia ve Dalmatia’da çıkan isyanlar sonucu Saturninus askerlerini Ren in batısına çekmek zorunda kaldı. Bu sayede bölgede yetkin sayılabilecek tek kişi Varus kalmış oluyordu.[25]

            Varus, İ.S. 9 yılına kadar bölgedeki pasif siyasetini sürdürdü. Bu sırada, soylu bir Çerusker olan ve aynı Ariminius gibi Roma gelenek ve askeri sistemine göre eğitim alan Segestes, Varus’u Arminius’ a karşı sürekli olarak uyarmaktaydı. Aynı yıl kuzeydeki Germen kabilelerinin ayaklandığı haberi Varus’a ulaştı. Varus, bu haber üzerine aniden Eylül veya Ekim ayından önce, Ren’e kış kampı kurulmadan önce 9 yılının Temmuz veya Ağustos’unda kuzeye yöneldi. Roma ordusu, bu harekatı sırasında emrindeki komutanlarından biri olan Arminius’tan yardım aldı. Arminius’un amacı Varus’u Lippe Nehrinden Weser’e götürmekti ve götürdüğü bu yolda bir tarafta sık ve yüksek ağaçlar diğer tarafta ise dağların[26] olduğu Dio tarafından kaydedilmektedir.[27] Germenler pusu bölgesine kısa ancak kendilerini gizleyebilecekleri uzunlukta bir duvar inşa ettiler. Yaklaşık 18.000 Germen savaşta yer aldı. Bunların 5.000’i sözünü ettiğimiz duvarın arkasında, 5.000’i ağaçlık alanda, 7.000’i tepelik bölgede 1.000’I ise muhtelif bölgelerde konuşlanmıştı.[28] Varus, komuta ettiği üç lejyonu ve yardımcı birlikleriyle beraber Teutoburg Ormanı’na[29] vardığı sırada dar ve aşılması oldukça zor olan bir arazide Germen kabilelerinin pusu saldırısına uğradı. Muharebeden hemen önce Arminius taraf değiştirerek Germen saflarına katıldı. Düzen alamayan Roma lejyonları saldırının da şokuyla panik halinde kendisini korumaya çalıştı. Lejyonlar ve komutanları arasındaki iletişimin kesilmesi[30] ve arazi şartları sonucunda çarpışma Roma aleyhine sonuç verdi. Muharebe yaklaşık üç gün sürdü ve tahminen 20.000 ile 30.000 Roma lejyoneri, komutanları Publius Quinctilius Varus ile beraber savaşta öldürüldü. Savaştan önce Varus’un komutanlarından olan Segestes, Varus’u sürekli olarak kendisine karşı yapılması muhtemel olan bir suikast planına karşı uyarıyordu. Savaşın bu denli hızlı sonuç vermesi ve hatta Varus’un savaşın hemen hemen hiçbir anında kontrolü ele alamaması Roma ordusunun komutanına karşı yaşadığı bu güvensizlikle de açıklanabilir.[31] Savaştan sonra Arminius, Varus’un kesik başını Bohemia’da hüküm süren Kral Maroboduus’a yolladı. Daha sonra Kral da kesik başı Augustus’a yolladı.[32] Savaşa kendi iradeleriyle katılmış veya zorlanmış Bructeri, Marsi ve Chattiler ile beraber yaklaşık bir düzine kabile Cherusciler ile ihya oldular ve Germenlerin kurtuluşuna öncülük ettiler. Savaşta yer alan XVII, XVIII, ve XIX. Lejyonlar Germen saldırısı sonucu tamamıyla imha edildi. Ayrıca muharebede iki Roma kartalı kaybedildi. Muharebeden sonra Arminius’un Germen ordusu kısmen dağılmış ve Roma’nın korumasız vaziyette bulunan topraklarına akınlarda bulunmamıştır. Bu durum Roma için bir felaket olabilecekken Germen kıtalarının dağılması Roma için büyük bir şans olarak yorumlanabilir. Arminius komutasındaki Germenler hızla hareket ederek tek bir istihkam hariç Ren Nehri’nin doğusunda kalan tüm Roma istihkamlarını, kale, karakol ve gözlem noktalarını ele geçirdi. Germen istilasına dayanan tek yerleşim yeri ise Cassius Dio ve Velleius’un bashsettiği Aliso kalesidir. Müelliflerin ikisi de kale komutanı Lucius Caedicius’un kahramanca savunmasının  Germenlere geçit vermediğini aktarır.[33] Daha sonra ünlü Yunan coğrafyacı Strabo, İ.S. 18 yılında bu olayı “Arminius’un, Romalılarla dehşet verici bir pusu yoluyla anlaşmaya gitmesi.” şeklinde yorumlamıştır.[34]

Teutoburg Muharebesi’nin ardından Roma garnizonları, Claudius Drussus Lahn, Lippe ve Main Nehri’nde bulunan kış istihkamlarını kısa sürede terk ederek tamamıyla Ren Nehri’nin batısına çekilmek zorunda kaldı. Germen kabilelerinin, büyük bir şans eseri Ren Nehri’ni geçerek akınlara devam etmemeleri sayesinde zaman kazanan Roma legatusları, Gallia Belgica eyaletinde iki yeni Roma istihkamı kurdurdu. Bu tarihten itibaren Yukarı Germania olarak anılan bölge legatus Gaius Silius tarafından Mogantiacum’dan[35], Aşağı Germania olarak anılan bölge ise legatus Aulus Caecina Severus tarafından Ara Ubiorum’dan yönetilmeye başlandı. Buna göre Gaius Silius, Ren Nehri’nin yarısından itibaren Orta Alplere kadar, Aulus Caecina ise nehrin geri kalan kısmından kuzey denizine kadar olan bölgeyi korumak üzere görevlendirilmiş oluyordu.

Savaştan sonra Suetonius’un aktardığına göre Augustus kafasını duvarlara vurarak “Varus, bana lejyonlarımı geri ver!” dediği aktarılır. Augustus’un Ren nehri politikasının ikinci evresi ise bu savaşın sonuçlanması ile başlar. İ.S. 9 yılından itibaren artık Germania Magna[36] bölgesi bir Roma eyaleti değildir. Bu tarihten itibaren Roma kuvvetleri savunma pozisyonuna çekilirler. Muharebede kaybedilen XVII, XVIII, ve XIX. Lejyonlar bir daha asla Roma ordusunda görülmezler. Roma İmparatorluğu, tarihi boyunca gücünü dolaylı olarak hep sınırlarını genişleterek ve insan gücünden faydalanarak almıştır. Bu muharebeden sonra Roma ordusu, Germenlere daha farklı bir strateji ile yaklaşmak zorunda kaldı. Tiberius’un onlarla savaş halindeyken tutumunu değiştirmesi ve daha temkinli yol alması buna örnek teşkil eder. Suetonius, Tiberius’un aldığı önlemleri şöyle aktarır; “Açık alanda yemek yenecek, çoğu kez geceleri çadır kurulmayacak, ertesi günün emirleri geceden verilecek, ani görev durumları yazılı olarak bildirilecek, birisi bir kuşku duyarsa zaman ayırt etmeksizin kendisine başvuracaktı.”[37] Augustus ise vasiyetinde tekrar bu bölgelerde genişleme yapılmaması konusunda haleflerini uyarmıştır. Diğer yandan Arminius, Germenlerce ulusal kahraman ilan edildi. Öyle ki Lippe’de bulunan Hermannsdenkmal adıyla anılan bir heykel onun ruhuna ithaf edilmiştir. Savaşın kazanılması sadece Germen kabilelerinin bağımsızlığı açısından değil, bu savaşçıların adlarını Dünya’ya duyurması açısından da büyük önem teşkil eder. Antik dünyanın en donanımlı ordusunun, Teutoburg’da aldığı bu ağır darbe, Germen kimliğinin Avrupa ve Yakın Asya’nın sınırlarına sıçramasına sebep oldu.[38] Savaştan yüzyıllar sonra 1987-1988 yıllarında Teutoburg Muharebesi’nin yapıldığı bölge olan Kalkriese’de[39] yapılan arkeolojik çalışmalar ışığında 4.000 Roma kalıntısı ele geçirildi.[40]

Germanicus

            Drusus’un oğlu olan Germanicus Julius Caesar, (İ.Ö. 15-İ.S. 19) kardeşi Claudius ile beraber anneleri Antonia sayesinde küçük yaşlardan itibaren sıkı bir eğitim almıştır. İ.S. 4 yılından sonra Roma senatosunda etkin bir rol oynayan Germanicus, babasının ölümünün ardından imparator Tiberius tarafından evlat edinildi. İ.S. 7 yılında Tiberius ile beraber Pannonia ve Dalmatia üzerine üç yıl süren bir sefere çıkmıştır. İ.S. 11 – 12 yıllarında Germania’da bulundu. Teutoburg mağlubiyetinin ardından İmparator Augustus, Ren sınırına destek kuvvet göndermeyi reddetmiş ancak İ.S. 14 yılında onun ölümü ve Roma tahtına Tiberius’un geçmesiyle beraber Ren sınırındaki hakimiyet mücadelesi tekrar başlamıştı. Tacitus, Germanicus’un Augustus için daima çok azimli bir şekilde çalıştığını kaydetmiştir.

İ.S. 9 yılındaki Germen isyanının Teutoburg baskını ile başlaması Kuzeybatı sınırlarında değişiklik meydana getirdi. Ren nehrinin doğusunda kalan Roma kampları bu yenilgiden sonra boşalmıştı. Gallia Belgica’nın yeni yeni kurulan iki askeri bölgesi büyük zarar görmüştü. Bunlardan ilki Gaius Silius tarafından Mogontiacum[41] merkezli olarak yönetilen Germania Superior[42]’du. İkincisi ise Aulus Caecina tarafından Ara Ubiorum’dan, Cologne[43] merkezli yönetilen Germania Inferior’du.[44] İki askeri bölge de legatus Augusti pro preatore rütbeli Germanicus Caesar’ın kumandasına verilmişti. Başlangıçta burada dört Roma lejyonu konuşlanmıştı. Classis Germanica ise Kuzey Denizi ve Ren Nehri’ni muhafaza ediyordu. Aynı zamanda donanmanın tüm yetkileri de Germanicus’un emrine verilmişti.  Germanicus, ilk Germania seferine Augustus’un ölümüyle beraber İ.S. 14 yılında başladı. Germanicus bölgeye ilk geldiğinde askerlerinin bağlılığından şüphe duymaktaydı. Bu oldukça önemli bir faktördü çünkü Tiberius’un düşündüğünün aksine, Germanicus bölgeye geçici olarak değil, Ren’den Elbe’ye tam zamanlı  bir saldırı harekatı için fırsat kolluyordu. Askerlerinin güvenini kazanmak için ise zaman gerekiyordu. İlk çarpışmaların ardından lejyonlarının hakimiyetini sağladığını düşünen Germanicus, Tiberius’un düşündüğünün ve umduğunun aksine Elbe sınırına kadar ilerlemek için plan yapmaktaydı. Germanicus’un bu hırsının sebeplerinden biri de babasının izini takip etmek istemesiydi.[45] Aynı yılın Eylül ayında dört lejyon; yaklaşık 12.000 Roma askeri, 26 müttefik cohortları ve Marsi[46] topraklarından toplanan sekiz süvari cohortuna komuta ediyordu. [Roma ordusunun yapısı hakkında bkz. Caesar Dönemi Roma-Germen Çatışmaları (e.n.)] Marsi kabilesini hazırlıksız yakalayan Germanicus, onlara tanrıça Tamfana adına düzenledikleri bir kutlama sırasında aniden saldırarak mağlup etti.[47] 50 mil[48] içerisinde bulunan tüm köyleri talan etti, halkı ise katletti. Bu olayın ardından hızlıca geri dönerek ordusunu Ren’e yöneltti. Bu bölgede ise Bructeri, Tubantes, ve Usipetes kabilelerini bertaraf eden Germanicus’a, aynı yıl bu başarısı dolayısıyla senato tarafından bir zafer alayı düzenlendi. İ.S. 14 – 15 yıllarında kışın Ren’deki lejyonlarını Germania içine büyük bir operasyon için hazırladı. Teutoburg Muharebesi’nde alınan zafere rağmen Angrivarii, Batavi, Cananefates, Chauci ve Chatti kabileleri Roma’ya bağlı kalmıştı. Marsi kavmi ise Teutoburg  savaşında Arminius’a verdiği destekler sebebiyle Germanicus tarafından İ.S. 14 yılında kukla haline getirildi.

Germen kabileleri Arminius’un önderliğinde bir konfederasyon kurmuşlardı. Germanicus, ordusuyla beraber Ren’e hareket ettiği sırada Arminius, Roma yanlısı olan Chatti kavmi üzerinde baskısını artırıyordu. Germanicus bunun üzerine Yukarı Ren’de bulunan birliklerini Chatti başkentine desteğe yolladı, aynı zamanda Aulus Caecina Severus, Aşağı Ren’de bulunan dört lejyonu komutası altına alarak Vetera’dan Ren dolaylarına harekete geçti. Tüm bunlara rağmen Arminius, Chatti başkenti Mattium’u ele geçirdi ve şehri ateşe verdi. Buradan da Ren nehrine yürüyüşe geçti. Mattium’un yakılmasının ardından Germanicus müttefik Chatti kavminin varisini bularak onu tekrar Chatti tahtına çıkarmak istiyordu ancak Segestes, Ariminius’a teslim oldu. Bununla beraber Arminius, Roma’ya karşı Germania’da Ren Nehrinden Elbe’ye kadar uzanan bir savaş başlatmıştı.

Savaşın ilk aşamasında Germanicus Traiectum’dan[49], denize açıldı. Zeider Zee’yi geçerek Kuzey denizi içlerine doğru ilerledi. Daha sonra İ.Ö. 12 yılında Drusus’un ve İ.S. 5 yılında Tiberius’un izlediği rotadan ilerleyerek Frisia sahillerinden Ems nehrine döndü. Bu sırada Roma süvari birliği generali Albinovanus Pedo Kuzey Germania’da Frisia bölgelerinde ve günümüz Hollanda’sında keşif hareketleri yürüttü. Bu sırada Caecina, bir önceki rotasını takip ederek yeniden Ren nehrini geçti. Aşağı Ren’in Kuzeydoğusuna doğru hareket ederek Ems’i kontrol altına almaya çalıştı. Nehir boyunca ilerleyen bu iki kuvvet, Germanicus’un ordusu ile birleşerek Germania’nın içlerinde yaklaşık 80.000 kişilik bir orduyu meydana getirdi. Germanicus ilk olarak Lucius Stertinius’u 4.000 kişilik süvari birliği ile öncü kuvvet olarak atadı. Bu ordu, Bructeri başkentine doğru harekete geçti. Lucius Stertinius’un birlikleri Teutoburg’da kaybedilen XIX. Lejyonun altın kartalını burada buldu. Bu olaylar sırasında Germanicus, ordusu ile beraber Teutoburg ormanına Varus felaketinin yaşandığı bölgeye doğru harekete geçti. Germanicus ve ordusu burada Roma askerlerinin cesetleriyle karşılaştı. Bazı askerlerin kafatasları ağaçlara çivilenmişti. Bunun yanı sıra çukurlara atılan Romalıların, Germen tanrılarına adanmış cesetleri bulundu. Onların düzgünce defin edilmesini sağlandı. Daha sonra Germanicus, Lippe kıyısına gelerek burada babası Drusus’un öldüğü Aliso kalesine ulaştı. Kaleyi tahkim etti ve burada yardımcı birlikleri kaleye garnizon olarak bıraktı. Caecina, Germanicus’un emriyle I. ve V. Alaudae, XX. ve XXI. Rapax lejyonlarıyla beraber Ren nehrine yöneldi.

Germanicus ise İ.S. 15 yılının yaz mevsiminde, deniz yoluyla Hollanda’ya dönerken Albinovanus Pedo ise süvarilerin komutasını alrak Frisia yolu üzerinden Ren’e giden en kısa yol olan Pontem Longus ya da Long Bridges olarak anılan bölgeye vardı. Arminius ise kendi toprakları içerisinde bulunan bu yolu çok iyi biliyordu. Caecina’nın, Ren’ e ulaşmak için bu yolu kullanacağı haberini alır almaz bölgede avantaj sağlamak adına tepe bölgeleri ele geçirdi ve askerlerini buralarda konuşlandırdı. Caecina vadiye vardığında ve yıllar önce Domitius tarafından inşa edilen köprülerin kullanılamaz hale geldiğini, dolayısıyla geri dönemeyeceğini anladığında Arminius ile savaşın kaçınılmaz olduğunun farkına vardı. Caecina, tecrübeli bir komutandı dolayısıyla geri dönmenin diğer Germen kabileleriyle çatışmak olduğunu, ilerlemenin ise kendisini güvenli yola çıkaracağını biliyordu. Caecina, ordusunu iki gruba böldü. İlk grup köprüleri sağlam hale getirecek, ikinci grup ise olası bir saldırı karşısında ilk grubu koruyacaktı.[50] Arminius ise kendi topraklarında olmanın avantajını kullanarak Caecina’nın kuvvetlerine ani baskınlar yaparak onları yıpratma stratejisi izledi. Lejyonerler, tüm gün boyunca gelen saldırılara karşı direndi. Karanlık çöktüğünde ise Germenler vakit kaybetmeden tepede hendekler kazarak akıntının yönünü değiştirdi ve nehrin akıntısını Romalıların tüm gün boyunca inşa ettikleri köprülerin iskeletlerine yönelterek onları yıkmaya çalıştılar. Germenlerin bu stratejisi kısmen de olsa başarılı oldu. Ertesi gün Roma askerleri inşa ettikleri iskeletleri tekrar inşa etmeye giriştiler. Günün sonunda Caecina’nın emriyle beraber Roma birlikleri kampı terk ederek tepelere doğru yürüyüşe geçtiler. Germen güruhları korkutucu seslerle Roma ordusunun maneviyatına zarar vermeye çalıştı. Gün batımında Roma ordusu düzene geçti. I. Lejyon merkezde, V. Alaudae sağ kanatta, XXI. Rapax sol kanatta yerini aldı. XX. lejyon ise ihtiyat birliği olarak geride kaldı. Roma orduları, geçtikleri günlerde sürekli olarak çalıştıklarından dolayı oldukça yorgun düşmüştü. Caecina’nın emriyle beraber V. ve XXI. Lejyonlar geniş ve kurak araziye doğru harekete geçti. Bunun sebebi yeni bir kamp kurmak ve olası bir Germen saldırısına karşı burayı tahkimat olarak kullanmaktı. Roma’nın en büyük korkusu tam da Varus’un yaşadığı hezimetin gerçekleştiği bu bölgede ikinci bir felaketin yaşanmasıydı. Germenler, çığlıklar ve ürkütücü seslerle beraber saklandıkları ağaçlık bölgelerden Roma orduları üzerine hücuma geçtiler. Inguomerus, bizzat Caecina’nın bulunduğu bölgeye saldırdı. Saldırı sırasında I. Lejyon komutanı Gaius Caetronius Roma ordusunun yüklerini korumak için geriye döndü. Saldırının şiddetiyle atını kaybeden Caecina, zorlukla da olsa Germenlerin çoğunun Roma yüklerine saldırdığını görünce askerlerine yükleri terk etme emri verdi. Germen saldırısı sert olsa da kesin  sonucu olan bir çarpışma olamadı, Inguomerus bu çarpışma sırasında ağır yaralanmıştı. Akşamüstü çöktüğünde Caecina kamp kurma emri verdi ve komutanlarıyla yaptığı istişare sonucunda bir plan kurdu. Caecina’nın planı sabah olduğunda ordusuyla beraber kamptan ayrılarak Ren Nehrine doğru harekete geçmekti. Arminius, amcası Inguiomerus ve diğer kabile şeflerinin ısrarıyla şafakta Roma kampına saldırma kararı aldı. [51] Gün doğumuyla beraber Germenler kampa saldırıya geçtiler. Roma ordusu hızlıca düzen aldı ve duvarlardan kampın içine girmeye çalışan Germenlere karşı savunmaya geçti. Caecina ise daha önceden yerleştirmiş olduğu süvari birliği ile onları arkadan kuşattı. Bunun üzerine Germen ordularının maneviyatı dağıldı ve kaçmaya başladılar. Arminius ve İnguiomerus savaş alanından kaçtılar, Arminius yara almasa da Inguiomerus bu çarpışmada ağır yaralandı. Diğer yandan Caecina da dört lejyonuyla beraber Ren nehrine ilerlerken ordusu oldukça kötü durumdaydı. Ordu, Vetera’ya geldi oradan da Ren nehrinin batısına geçti. I. lejyon ise bu muharebenin ardından Germanica unvanını kazandı.

İ.S. 16 yılının yaz ayında Germanicus yeni inşa ettirdiği 1000 parçalık donanma ile Germania’nın kalbine, Arminius ve onun takipçilerine karşı harekete geçti. Weser tarafından Cherusci merkezine ilerlemek isteyen Germanicus ilk olarak Cheruscilerin kuzey komşuları Angrivarierlerin topraklarından geçti. Yürüyüş geceye kadar devam etti. Arminius ilk olarak yedi sene önce Varus’a Teutoburg’da da uyguladığı gibi Germanicus’un üzerine de birkaç sığınmacı yollayarak onları yem olarak kullandı. Arminius muharebenin yapılacağı bölge için tercihini Romalıların Idistavisus olarak adlandırdıkları konumda olarak belirlemişti. Idistavisus; Weser nehri yakınlarında, ovalık, alçak tepelerden oluşan, doğusunda ise sık ve yüksek ormanlık alanlar bulunan yer yer yükseltiler bulunan bir bölgededir Porta Westfalica yakınlarında campus Idistaviso’da Arminius ile Germanicus karşılaştılar. Arminius’un ordusunun temelini kendi kabilesinden topladığı Cherusci savaşçıları oluşturmaktaydı. Bunun haricinde ise Germen ordusu; Arpus ve onun Chatti’li savaşçıları, Mallovendus’a bağlı Marsi kabilesi, Fosi, Usipetes, Turbantes, Bructeri ve Varus’un kartalını ele geçiren Cauchi kabileleri oluşturmaktaydı. Roma ordusu ise 28.000 lejyoner, Gaul, Raetia, Batavia, Hispania ve Syria eyaletlerinden toplanan 30.000 yardımcı kuvvet, müttefik Germen kabilelerinden 6.000 kişilik kuvvet, 8.000 kişilik süvari ve İmparator Tiberius’un bu sefer için özel olarak sağladığı 2.000 kişilik Preatorian muhafız birliğinden meydana geliyordu. Kaynaklar, Roma ordusunun sayısını yaklaşık 74.000  kişi olarak aktarır. Ayrıca kaynaklar bize Germanicus’un Germen ordusunu karşısında bir anda gördüğünde soğukkanlılığını koruduğunu ve Roma lejyonerlerinin morallerinin oldukça yüksek olduğunu da aktarmaktadır.  

            Arminius’un daha önce yollamış olduğu casuslar, gizlice Roma kampının içlerine karışarak Roma askerlerine taraf değiştirmelerini teklif etmişlerdir. Casusların, Roma askerlerine toprak, 100 sestertius [sesterce, Antik Roma’da kullanılan sikkedir (e.n.)] ve kadın vaat ettikleri, bu söylentiyi duyan Germanicus’un ise “Günün doğmasına izin ver, savaşın yapılmasına izin ver! Sonrasında topraklarınız ve eşleriniz bizim olacak” dediği aktarılır.[52] Ertesi gün Roma ordusu üç sıra halinde düzen aldı. Ordunun birinci hattında I. ve V. Alaudae, XX. ve XXI. Rapax lejyonları bulunuyordu. Germanicus ise ordunun merkezinde preatorian muhafızları ile beraber konuşlanmıştı. Ordunun üçüncü kısmını ise II. Augusta, XIII. ve XIV. Gemina, XVI. Gallica lejyonları oluşturuyordu. Germanicus, süvari komutanı Lucius Stertinius ve birliklerine taarruz emri verdi. Roma süvarisi ise oldukça deneyimliydi, Germenlerin asıl taarruzuna kadar beklediler. Bir süre sonra rakibinin moralini bozan çığlıklarla beraber Arminius’un ana ordusu taarruza geçti. Roma ile Germen ordularının çarpışmaya başladığı sırada Stertinius ileri atılarak emrindeki süvarileriyle beraber Germen ordusunu çevreledi ve Roma ordusu düşmanı iki ateş arasında bıraktı. Germen ordusu disiplinini kaybetti ve ormanlara doğru kaçmaya başladı. Bu ricat sırasında Arminius’un kaçmayı başardığı ancak yaralandığı aktarılır. Tacitus ise savaş alanının on Roma mili boyunca cesetlerle kaplandığını aktarır. Latin tarihçi savaşın sonucunu Germenler için tam bir felaket olarak nitelendirir.

Idistavisus’un ağır ve ezici yenilgisinden sonra Arminius, Germanicus’tan intikam almak istiyordu. Geçmiş yıllarda Angrivari kabilesi Çeruskerler ile savaştaydı. Angrivariler iki kabileyi ayıracak setler inşa etmişlerdi. Weser nehri de bu bariyerin yanından akıyordu. Arminius ise bu bariyeri kullanarak Germanicus’a karşı bir pusu saldırısı planlamaktaydı. Ancak casusları sayesinde Germanicus’un tuzaktan haberi oldu. Muhtemelen  Arminius bu bariyerin yakınlarındaki ormanlarda süvarileriyle beraber bekleyecekti ve Germanicus bariyere saldırdığında etrafını kuşatacaktı. Germanicus bunun üzerine bir karşı plan yaparak birkaç atlıyı Arminius ile anlaşmak için ormanlara gönderdi. Kendisi de bariyere doğru yürüyüşe geçti. Bu sırada ordusunu ikiye ayırmıştı. Plana göre ilk ordu doğruca bariyerler üzerinden Germenlere hücuma geçecek, ikinci ordu ise Germanicus ile beraber yamaçlardan ormanlara girecekti. İ.S. 16 yılında Germanicus planını uygulamaya soktu. Birinci ordu Germenlere karşı kanatlardan sürpriz bir saldırı düzenledi. Ancak Roma ordusu bariyerleri kuşatmak için yeterli teçhizatı olmadığı için geri çekilmek zorunda kaldı. Bunun üzerine Germanicus askerlerini geri çekti. Roma ordusu bir süre ikinci saldırıya hazırlandı ve ordu mancınıklarla donatıldı. İkinci hücum mancınık atışları ile başladı. Genel taaruza ise Germanicus bizzat kumanda etti. Bariyer aşıldığında Inguiomerus ve birlikleri kan donduran çığlıklarla Roma lejyonlarını püskürtmeye çalıştılar. Savaş saatlerce devam etti. Germanicus ise lejyonlarına düşmanı esir almama, tümüyle imha etme emrini verdi. Çarpışma her iki tarafta da dengeli bir şekilde devam ediyordu. Uzun süren çarpışmanın sonunda Roma lejyonları üstünlüğü ele geçirdi ve düşmanı ormanlara doğru itmeye başladı. Ormandaki bataklık Germenlerin çekilebileceği son noktaydı, daha geriye kaçmaları mümkün değildi. Akşamüzeri olduğunda savaş sona ermişti. Germenler bariyerden çıkarılmış ve binlercesi öldürülmüştü. Inguiomerus kaçmayı başarmıştı ve daha sonra bu direnişte rol almayacaktı. Gece vakti Germanicus’un atlı birliği komutanı Seius Tubero Germanicus, ana orduya katıldı. Germanicus sahada çarpışırken Tubero ve birlikleri savaş alanının arkasında kalan Arminius’un ordusuyla savaşmış, Roma ordusunu çevrelemek isteyen Arminius’u püskürtmüştü. Buna rağmen Tubero, Arminius’a karşı zafer kazansa da onu ele geçirememişti. Savaşın ardından Roma ordusu kuzeye yürüyüşe devam etti. Ayrıca Roma donanması, savaşın yapıldığı sırada Hollanda sahillerinde şiddetli bir fırtınada zarar görmüştü. Germanicus daha fazla ilerlemenin mantıksız olduğunu düşünerek ordusunu yeniden düzene soktu ve Ren nehrine doğru yürüyüşe geçirdi. Bu iki muharebe göstermişti ki Germanicus’un ömrü Germania’yı tekrardan Roma’nın hakimiyetine alması için yeterli olmayacaktı. Bunun sebebi Germania’yı elde tutmanın bölge halkını sistemli ve istikrarlı bir pasifleştirme politikası, askeri noktaların tekrardan hızlı bir şekilde inşasını ve kapsamlı iletişim ağının varlığını gerektiriyordu. Roma İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durumu değerlendirirsek bunu başarmak oldukça uzak bir ihtimaldi.[53] Senato bu sıralarda Germanicus’u ihya ediyordu. Şöhreti tüm Roma’da dilden dile dolaşıyordu. Muzaffer komutan, İmparator Tiberius’un emriyle Roma’ya geri döndü. İ.S. 26 Mayıs 17 yılında başkentte zafer alayıyla karşılandı. Kısa süre sonra Arminius üzerine tekrar sefere çıkma isteği, senato ve imparator tarafından reddedildi. Tiberius döneminde Ren nehrinin doğusuna tekrar geçilmeyecekti. Germanicus ise büyük rütbeler ile imparatorluğun doğusunda göreve gönderildi.

Yazarlar: Yağız BOZKAN ve Emre Mirza GÜNEY


Dipnotlar:

[1] George Wells,The Battle That Stopped Rome,s.175.

[2] Dyck,Roman Conquest,s.188.

[3] Erdkamp Paul, A Companion to the Roman Army, s.208

[4] Günümüzde İsviçre sınırlarında yer alan antik kent.

[5] Westphalia, günümüzde Almanya’ya bağlı olan, Ren Nehri’nin doğu sınırında yer alan bölgedir.

[6] Domitius, İ.Ö. 58 yılında praetor, İ.Ö. 55 yılında consul ünvanlarını üstlenmiş dönemin önemli aristokratlarındandır.

[7] Augustus döneminde Haltern’de bulunan Roma istihkamı, Ren Nehri’nin doğusundaki Germen faaliyetlerini gözlemlemek ve bölgedeki Roma nüfuzunu korumak adına önemli bir role sahiptir.

[8] Kurulduğunda Confluentes adıyla anılır.

[9] Suetonius, On İki Caesar’ın Yaşamı, çev. Fafo Telatar-Gül Özaktürk, TIB,XXV

[10] Günümüzde Aşağı Almanya’da bir bölge.

[11] Malcolm Todd,The Early Germans,s.46.

[12] Romalı tarihçi.

[13] Todd,Early Germans,s.47.

[14] Todd,Early Germans,s.49.

[15] Dyck,Roman Conquest,s.192-193.

[16] Günümüz Çekya toprakları.

[17] Todd,Early Germans,s. 48.

[18] Günümüzde büyük bir kısmı Danimarka, geri kalan küçük bir kısmı ise Almanya sınırları içerisinde kalan yarımada.

[19] Herwig,Germenler,s.47

[20] Velleius Paterculus II 109, 2-4

[21] Encylopedia of the Roman Empire, Matthew Bunson, s. 40.

[22] Velleius,II,CXVII.

[23] Kaynaklarda adı Hermann olarak geçmektedir.

[24] Cassius Dio,RH,LVI,19.

[25] Wells,The Battle,s.83-84.

[26] Weser Tepeleri.

[27] Dio,RH,LVI,19.

[28] Wells,The Battle,s.183-184.

[29] Günümüzde Kalkriese.

[30] Saldırının şiddetiyle beraber lejyonlar ve legatusları arasındaki iletişim tamamiyle kopmuştu. Düzen almadan savaşmaya alışık olmayan ve can güvenliğini sağlamak için paniğe kapılan Roma askerleri, kaçmak zorunda kaldı.

[31] Wells,The Battle,s.42.

[32] Tacitus,A,I,61.

[33] Stephen Dando-Collins,Legions,s.238.

[34] Wells,The Battle,s.38.

[35] Günümüzde Mainz kenti.

[36] “Büyük Germania” (Germania Magna) olarak adlandırılan bu bölge, aslında hiçbir zaman resmi olarak bir Roma eyalet olmamıştır. Yine de tarihçiler, Roma İmparatorluğu’nun Drusus ile başlayan ve Teutoburg Savaşı’na kadar devam eden dilimde Roma’nın, Ren Nehri’nin doğusundaki topraklarını bu şekilde imlemiştir.

[37] Suetonius,On İki Caesar’ın Yaşamı, çev. Fafo Telatar-Gül Özaktürk, TIB, XVIII

[38] Wells,The Battle,34-36.

[39] Günümüzde Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaleti içerisinde bulunur.

[40] Collins,Legions,s.229.

[41] Modern Mainz şehri.

[42] Yukarı Almanya.

[43] Modern Köln.

[44] Aşağı Almanya.

[45] Nic Fields,the Roman Army of Principate,s.47.

[46] Ruhr ve Lippe nehirleri arasında bulunur.

[47] Matthew Bunson,Encylopedia of the Roman Empire,”Martial”,s. 353.

[48] 80 kilometre.

[49] Günümüzde Utrecht.

[50] Tac.,A,I, 64.

[51] Tac.,A,I, 68.

[52] Tac.,A,II,16.

[53] Nic Fields,the Roman Army of Principate,s.47.


Kaynakça:

Barrow Reginald H., Romalılar,çev. Ender GÜROL, İstanbul, 2006

Beard Mary, The Roman Triumph, London, 2007

Bishop B.C., Handbook to Roman Legionary Fortresses, UK, 2012

Braund David C., Augustus to Nero: A Sourcebook on Roman History 31BC-AD 68, Sydney,2001

Breeze David J.- Jilek Sonja, Frontiers of The Roman Empire The European Dimension of a World Heritage Site, Edinburgh, 2008

Bunson Matthew, Encylopedia of the Roman Empire,“Martial”, New York, 2002

Campbell Brian, War and Society in Imperial Rome 31BC-AD284, UK, 2002

Caroll Maureen, Romans, Celts and Germans The Germans Provinces of Rome, Great Britain, 2001

Collins-Stephen Dando, Legions of Rome The Definitive History of Every Imperial Roman Legion, United States, 2010

Cook S.A.- F.E. Adcock-M.P. Charlesworth, The Cambridge Ancient History, Vol X. The Augustan Emp. 44 B.C.-A.D. 70, Cambridge, 1934

Derks Ton-Roymans Nico, Ethnic Constructs in Antiquity The Role of Power and Tradition, Amsterdam, 2009

Dyck Ludwig Heinrich, The Roman Barbarian Wars The Era of Roman Conquest, Great Britain, 2015

Erdkamp Paul, A Companion To The Roman Army, Oxford, 2007

Erdoğan Turgay, Tacitus’un Monografileri: Agricola’nın Yaşamı ve Germania’da Kaynak Kullanımı,Tez Dan.Prof Dr. Filiz ÖKTEM, Ankara, 2006

Eutropius, Roma Tarihinin Özeti, çev. Çiğdem MENZİLCİOĞLU, İstanbul, 2007

Fagan Garrett G., The History of Ancient Rome, Virginia, 1999

Freeman Charles, Mısır Yunan ve Roma, çev. Suat Kemal ANGI, Ankara, 2003

Gaius Julius Caesar, The Gallic War and Other Commentaries, çev.W.A. Macdevitt, London, 1944

Gibbon Edward, The Decline and Fall of The Roman Empire Vol I., İstanbul, 2019

Gilliwer Catherine M., The Roman Art of War: Theory and Practice, London, 1993

Goldsworth Adrian, Caesar, çev.Efe Kurtoğlu, İstanbul, 2010

İplikçioğlu Bülent, Hellen ve Roma Tarihinin Anahatları, İstanbul, 2007

Jones Brian W., The Emperor Domitian, New York, 1993

Kaya, Mehmet Ali. “Marius Reformlarından Önce Roma Ordusu.” Tarih Yazıları- Doğumunun 65. Yılında Prof. Dr. Tuncer Baykara’ya Armağan. s. 324-352, 2006.

Keleş Nejdet,İndo-Germenler ve Türklerin Avrasya İlişkileri Karışımları ve Etkileşimleri

Le Roux Patrick, Roma İmparatorluğu, çev. İsmail YERGUZ, Ankara, 2006

Mathisen Ralph W.-Shanzer Danuta, Romans Barbarians and the Transformation of the Roman World Cultural Interaction and the Creation of Identity in Late Antiquity, Great Britain, 2011

Merivale Charles, History of Rome, London, 1937

Millar Fergus-Segal Erich, Caesar Augustus Seven Aspects, Oxford, 1984

Modzelewski Karol, Barbarların Avrupası, çev.

Momigliano Arnaldo, Claudius The Emperor And His Achievement, çev. W.D.HOGARTH, New York, 1961

Mrozewicz Leszek, Roman Empire During The Reign of the Flavians Principal Trends of Development and Threats, Uniwersytetu Warszawskiego, 2010

Nic Fields,the Roman Army of the Principate 27 BC-AD 117, Oxford, 2009             

Parker H.M.D., The Roman Legions, London, 1958

Ployer René-Polak Marinus-Schmidt, The Frontiers of The Roman Empire a Thematic Study and Proposed World Heritage Nomination Strategy, Vienna/Nijmegen/Munich, 2017

Potter David S., A Companion To The Roman Empire, Oxford, 2006

Powell Lindsay, Roman Soldier Versus Germanic Warrior, New York, 2014

Roymans N., Ethnic Identity and Imperial Power. The Batavians in The Early Roman Empire, Amsterdam, 2004

Suetonius, The Twelve Caesars, çev. Michael GRANT, New York, 1979

Sumner Graham, Roman Army Wars of the Empire, UK, 1997

Tacitus, Germania, çev. J.B. RIVES, Oxford University Press, 1999

Tacitus,Germania Halklarının Kökeni ve Yerleşim Yeri,çev.Mine Hatapkapulu

Todd Malcolm, The Early Germans, USA,2004

Velleius Paterculus, Res Gestae Divi Augusti, çev. Frederick W.SHIPLEY, 1961

Webster Graham, The Roman Imperial Army of The First And Second Centuries A.D., Chatham, 1969

Wells Peter S., The Battle That Stopped Rome, London, 2003

Wells, C.M., The German Policy of Augustus, Oxford, 1972-The Roman Empire (2. Böl, London, 1992).

William Smith-Eugene Lawrence, The History of Rome From Early Times To The Establishment Of The Empire,UK, 2010

Wolfram Herwig, Germenler, çev. Tuğba İsmailoğlu KACIR, İstanbul, 2020

Wolfram, Herwig. The Roman Empire and Its Germanic Peoples. Berkeley: University of California Press, 1990

Yürüyen Taylan, Roma Lejyonları,Tez Dan. Prof Dr. Hamdi ŞAHİN, İstanbul, 2019

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?