Antik Yunan Çevresinde Yaşanan Veba Salgını Ve Pandemi’nin Sonuçları

Yazar: Çağatay Çeliktaş

Ocak 25th, 2021

Kimi tarihçilerce Afrika da ortaya çıktığı düşünülen, Atina ve çevresinde yaşanmış olan veba salgınını siyasi, ekonomik ve kültürel kollarıyla ele almadan önce, dönemin koşullarını daha iyi anlayabilmek adına Peloponnesos savaşından bahsetmemiz gerekmektedir. Zira savaşın bir kısmı, tarihsel olarak bahsettiğimiz salgına denk gelen bir hadisedir.

Atina Vebası, Michiel Sweerts, 1652–1654

Peloponnesos Savaşı (M.Ö. 431-404)

Atina’nın izlediği emperyal siyaset nedeniyle ve kaynaklarının giderek güç kazanması hasebiyle, diğer şehir devletleri için oluşan stresli ortam, Peloponnesos Savaşı’nın zeminini oluşturmuştur.

Savaşın ilk bahanesi, Kerkyra ile Korinthos’un Adriyatik’in zengin kentlerinden Epidammos için yaptıkları savaşa Atina’nın müdahale etmesidir. Bu desteğin sonucu ise; zenginliği ve filosuyla ünlü Kerkyra’nın Attika-Delos Deniz Birliği’ne katılması ve Atina ile Korinthos arasındaki körüklenen düşmanlık olmuştur. İkinci bahane olarak gösterebileceğimiz olay da yine Korinthos’la ilgilidir. Khalkidike yarımadasındaki Poteidai kenti, Korinthos’un kolonisi olmasına karşın Attika-Delos Deniz Birliği’ne girmek zorunda kalmış, sonrasında Korinthos’u arkasına alarak birlikten ayrılmıştır. Bu hareketin benzer isyan hareketlerine sebep olabileceğini gören Atinalılar ise sert önlemler almaya başlamış ve donanmasını güçlendirmeye başlamıştır. Savaşın üçüncü bahanesi ise, Atina Halk Meclisi’nin, Korinthos’un müttefiki Megaralıların Konfederasyon limanlarında ticareti yasaklama kararı alması (M.Ö. 432) olmuştur; bu karar ticareti oldukça fazla etkilemiştir. Ve neticede müttefiklerinin bu olayları kendisine şikâyet etmeleri bahanesiyle Sparta konuya dâhil olmuştur. [1]

M.Ö. 431 yılında baş gösteren, Atina önderliğindeki Attika-Delos Birliği ile Atina’nın kronik rakibi Sparta’nın başını çektiği Peloponnesos Birliği arasında gerçekleşmiş olan bu büyük savaş 27 yıl sürüp M.Ö. 404 yılında son bulmuştur. Bu olay bütün Hellen dünyasında derin izler bırakmış ve tarihin akışını oldukça etkilemiştir.

“Veba Salgını”

Savaş sırasında baş gösterdiği belirtilen (yaklaşık olarak M.Ö.430-426 yılları arasında) ve Pire yoluyla doğudan geldiği düşünülen salgın hastalık, dönemin Hellen dünyasının en kalabalık ve kozmopolit kenti olan Atina’da hızla yayılmış ve oldukça fazla insan hayatını kaybetmiştir. Günümüzde hala bu salgın hastalığın tam olarak ne olduğunu saptayamadığımız için adı, bu gibi durumlarda genel bir isim olarak kullanılan, “veba salgını” olarak tanımlanmıştır.

Salgına yakalananlar arasında olan Thukydides’in de anlattıklarından yola çıkarak, savaş sebebiyle aşırı kalabalık halde ve bir arada duran askerler arasında hızlıca yayılan hastalığın güçlü etkisi savaşın seyrini tamamen değiştirmiştir. Dönemin önemli isimlerinden biri olan Atinalı devlet adamı Perikles de hayatını bu veba salgınında kaybetmiştir. Yine Thukydides’den öğrendiğimiz kadarıyla salgının sebebini, dini sebeplere bağlayan halk, Delos adasında arınma törenleri düzenlemiş, özellikle Zeus, Apollon ve Herakles’den medet umulmuş, şifa dilenilmiştir. Sayılar kesin olmayıp, birbirinden farklı bir sürü yorum olsa da nüfusun %25’nin kaybedildiği genel olarak kabul edilmiştir. [2]

Miğfer takan Perikles büstü

Salgının Siyasi Sonuçları

Bu denli büyük bir salgının siyasi sonuçları düşünüldüğünde, elbette Atina’nın en önemli kayıplarından olan, kıvrak zekâsıyla nam salmış usta devlet adamı Perikles’i konuşmak gerekir. Thukydides’in söylediğine göre 60’lı yaşlarında iken, savaşın başlamasından 2 yıl, altı ay sonra hayatını kaybetmiştir.

Burada ilk görüş, Atina’nın bütün dümenini elinde tutan ve savaş hamlelerini planlayan kişinin kaybedilmiş olması, elbette kentin siyasi olarak bu salgın sonucu olumsuz etkilenmiş olmasıdır. Periklesin’in ölümü tam bir ulusal felaketti.[3] Siyaset adamlarının yanı sıra salgın dolayısıyla etkilenen ordu sebebiyle de kentin savaşı kazanamadığı yine salgının olumsuz siyasi etkileri arasında gösterilebilmektedir.

Bununla birlikte bazı yorumlar ise farklılık göstermektedir. Perikles’in zaten 60’larına geldiği ve artık yaşlı sayılabileceği, dolayısıyla başka bir hastalıktan da vefat etmiş olabileceği, salgının askeri olarak Atina’yı çok etkilemediği ve dolayısıyla güçlü bir siyasi etkisinin de olmadığını söyleyen tarihçiler de vardır. Bu sebeple aslında konu tartışmaya açıktır.  Fakat bizim bir tahminde bulunmamız gerekirse, döneminin en güçlü siyasi ve askeri yapılanmasına sahip olan Atina’nın Sparta’yı yenememiş olması ve sonrasında kaybettiği siyasi gücü düşünüldüğünde bahsi gecen veba salgının, kenti mutlaka siyasi açıdan olumsuz etkilenmiş olmalıdır. Bugün bile ülkelerdeki salgın kaynaklı siyasi krizleri gözlemleyebiliyorsak, antik çağda ve savaş sırasında olan bir uygarlığın da böyle bir olay karşısında mutlaka büyük bir siyasi kriz geçirmiş olması oldukça olasıdır.

Salgının Ekonomik Sonuçları

Arkeolojik verilerden yola çıkarak özellikle bu dönemde azalan inşaat faaliyetleri göz önüne alındığında hem savaşın hem de hastalığın etkisiyle ekonomik bir sıkıntının da başlamış olduğu düşünülebilir. Tarihçi Thukydides’in aktardığı üzere “Hastalığın yaygınlaşması kentte başka bazı sorunların da ortaya çıkmasına neden oldu. Örneğin kısa bir süre için ölen zenginlerin mallarından yararlanan bazı fakirlerin zenginleştikleri görüldü. Zenginleşen insanlar da başka zevklerin ve kazanç kapılarının peşinden gitmeye başladılar. İnsanlar artık ahlaklı bir yaşam sürmek istemiyorlardı. Çünkü ne kadar süreyle yaşayacakları belli değildi.” bu satırlar bizlere salgının ekonomiyi altüst ettiği bir manzara çizilmektedir.

Yine Thukydides’in aktarımı olan “Fakat kuşatmanın devam edebilmesi için Atinalılar’a daha fazla para gerekiyordu. Önce vatandaşlar iki yüz talanton topladılar. Ayrıca müttefiklerden vergi alınması gerekiyordu. Bu nedenle Lysikles komutasında gemiler görevlendirildi. Lysikles vergi alabilmek için bir süre müttefik kentlerde zaman harcadıktan sonra Karia’daki Maiandros’tan Mytune’den ve Sandios’a kadar dolaştı.” sözlerinden anladığımız kadarıyla kentin ekonomik olarak zorluk içerisinde olduğu görülür.

Fakat bu anlatımda bir abartının olduğunu düşünen tarihçiler ve arkeologlar da vardır. Atina’nın hiç bu kadar kaotik bir hal almadığı ve gerileyen ekonominin sebebini de o sırada yaşanan Peloponnesos Savaşı olduğu söylenmektedir.[4] Yine bizce bir tahmin yapmak gerekirse, sadece hastalık sebebiyle ölen insan sayısı düşünüldüğünde bile ticaret sarsılmış ve gerilemiş olmadır. Kaldı ki savaş başlı başına bir ekonomik yükken, bir de üzerine gelen salgının mutlaka ağır etkileri olmalıdır. Ekonomik sarsılmayı da bugün modern zamanda yaşadığımız Covid-19 salgınında net bir şekilde gördük ve görmeye devam etmekteyiz.

Salgının Kültürel Sonuçları

Salgının insanları psikolojik olarak etkilemesi ve dolayısıyla aynı insanların oluşturduğu toplumun da kültürel olarak bu salgından etkilenmesi işten bile değil. Bugün de örneklerini gördüğümüz üzere, salgından korunmak ve bir an önce sona ermesini isteyen halk inanışları gereğince çeşitli dini ritüellere başvurmuştur. Burada Delos’da düzenlenen arınma törenlerinin yanı sıra salgın hastalıklarda Aleksikakos sıfatını taşıyan Zeus, Apollo ve Herakles’e çeşitli adaklar adandığı da bilinmektedir. Aleksikakos kötülüğü defeden anlamına gelmektedir ve bu sıfatı taşıyan tanrıların hastalıkları temizlediklerine inanılmaktadır.[5]

Thukydides büstü.

Tarihçi Thukydides’in “Tapınaklarda ölenlerin cesetleri hiç kimse tarafından kaldırılmıyordu. Salgın öylesine yayılmıştı ki insanların tanrısal ve kutsal şeylere karşı olan saygılarında azalma meydana gelmişti. Mezarlar ve cenaze törenleri ile ilgili gelenekler ortadan kalmaya başladı” sözleri ve “İnsanlar artık ahlaklı bir yaşam sürmek istemiyorlardı. Çünkü ne kadar süreyle yaşayacakları belli değildi. Böylece insanların hoşlarına gidecek her şeye ulaşma yolları faydalı bir şey olarak görülmeye başlandı. Artık insanlar tanrılardan da korkmaz olmuşlardı. Çünkü dindar olanlar da olmayanlar da salgından nasibini almışlardı. Suç işleyenlerin yaptıklarının hesabını verecekleri kadar uzun bir süre hayatta kalamayacaklarına inanılıyordu. İnsanlar yargı kararlarını önemsemeksizin sadece içinde bulundukları anın tadını çıkarmaya çalışıyorlardı” bu ve benzeri doğruluğu tartışmaya açık anlatımlarından yola çıkarak insanlar bu hastalıkla ağır bir travma yaşamış, ölüler doğru düzgün gömülememiş, hastalıktan ölen veya ölmek üzere olan insanlar ateşlere atılıp yakılmış, insanlar Atina sokaklarında çırılçıplak dolaşmaya başlamış, sağlıklı olsun, olmasın zaten eninde sonunda öleceğini düşünen insanlar dinlerine eskiden gösterdikleri saygıyı göstermemeye başlamışlardır. İslenen suç oranında da artışlar olmuştur.

Ne var ki aynı dönemin bir başka kültürel ürünü olan Tragedyalara bakıldığında ise Atina’daki salgın kaynaklı bu denli bir kaos hiç resmedilmemiştir. Bu durumun bu kadar şiddetli bir karmaşa olarak anlatan tek yazarın Thukydides olması ve aynı dönemin yazılı kaynaklarınca kimsenin bu olayı bu şiddette ele almaması büyük bir çelişki doğurmaktadır. Bununla birlikte şehirde özellikle dini yapıların inşaatları büyük ihtimal ekonomik sebeplerle aksayış gösterse de devam etmiştir. Belki de kültürel olarak Thukydides’in anlattığı kadar büyük bir kriz söz konusu değildi. Ya da belki de kültürdeki yansımalarının oldukça az olmasının sebebi, kötü dönemleri hatırlamamak ya da üzerini örtmek adına yapılmış bilinçli bir davranıştı.

Sonuç olarak salgın sırasında yaşanan olayların hiçbiri kendisinin de hastalığa yakalandığı ve muhtemelen abartma sebeplerinden birinin de bu olduğu düşünülen Thukydides’in anlattığı kadar yıkıcı olmamış olabilir. Fakat bütün bu anlatılanlardan sonra genel bir tahmin yürütmek gerekirse, Afrika kökenli böyle bir salgın hastalığın Atina da sert bir şekilde vuku bulmuş olması çok muhtemeldir. Bunu savaşta üstün gelememe nedenlerinden biri olarak görmek hiç de abesle iştigal değildir. Zaten yaşlanmış olan Perikles’in de bu hastalığa kurban gitmesi gayet mantıklıdır. Siyaset hem devlet adamları hem de askerlerin ölümüyle etkilenirken ekonominin ve yaşayan, sürekli değişim halinde olan kültürün bundan etkilenmemesi eşyanın tabiatına aykırıdır. Her zaman olduğu gibi bu olgular zincirleme olarak hem etkilenmiş hem de birbirini etkilemişlerdir.

Kaynakça

DİAKOV V. – KOVALEV S. (2014), İlkçağ Tarihi I Ortadoğu, Uzakdoğu, Eski Yunan, Çev. Özdemir İnce, Yordam Kitap, Ankara

ÖZTÜRK, Bülent (2016), ‘Karadeniz Ereğli Müzesi’nden Herakles Aleksikakos’a Sunulan Bir Adağın Düşündürdükleri’, Vir Doctus Anatolicus – Sencer Şahin Anısına Yazılar, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul

TURAN, Olcay (2018), ‘Thukydides’in Aktarımına Göre Atina Salgınının Gerçek Etkileri’, Tarih ve Gelecek Dergisi, 4/2:89-108

MANSEL, Arif Müfid (2014), Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara


[1] S. Kovalev – V. Diakov, İlkçağ Tarihi I Ortadoğu, Uzakdoğu, Eski Yunan, (Çev. Özdemir İnce) , Yordam Kitap, Ankara, 2014, s. 331

[2] Olcay Turan, ‘Thukydides’in Aktarımına Göre Atina Salgınının Gerçek Etkileri’, Tarih ve Gelecek Dergisi, 2018, 4/2, s. 95

[3] Arif Müfid Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014, s.321

[4] Olcay Turan, ‘Thukydides’in Aktarımına Göre Atina Salgınının Gerçek Etkileri’, Tarih ve Gelecek Dergisi, 2018, 4/2, s. 103-104

[5] Bülent Öztürk, ‘Karadeniz Ereğli Müzesi’nden Herakles Aleksikakos’a Sunulan Bir Adağın Düşündürdükleri’, Vir Doctus Anatolicus – Sencer Şahin Anısına Yazılar, Kabalcı Yayıncılık, İstanbul, 2016, s. 687

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?