Yemen Türküsünün Tarihi ve Yemen’in Sırları

Bu yazımda, Yemen türküsünü ve türkünün tarihiyle ilgili bilgiler vereceğim bildüklerim ölçüsünde. Bu türküyü hemen hemen herkes bir yerlerden duymuştur. Yemen deyince; “Burası Huş’tur. Yolu yokuştur. Giden gelmiyor; Acep ne iştir?” dörtlüğü kulağımızda çınlar. Gelin, bu türküyü ve ilginç hikâyesini tanıyalım.

 

Havada bulut yok, bu ne dumandır?
Mahlede ölü yok, bu ne figandır?
Şu Yemen elleri ne yamandır?

Ah o yemendir, gülü çimendir.
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Burası Huş’tur, yolu yokuştur.
Giden gelmiyor, acep ne iştir?

Kışlanın önünde redif sesi var.
Bakın çantasında acep nesi var?
Bir çift kundurayla bir de fesi var.

Ah o yemendir, gülü çimendir.
Giden gelmiyor, acep nedendir?

Burası Huş’tur, yolu yokuştur.
Giden gelmiyor, acep ne iştir?

 

Yemen, Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethetmesinden sonra Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Yemen, coğrafi olarak değişik bir bölgededir. Yemen’in bir tarafı çöl, bir tarafı denizdir ama çoğu bölgeler dağlıktır. Bu dağlar ülkemizdeki dağlara nazaran çok daha büyüktür. Ve en küçüğünün yüksekliği bile, hemen hemen 3000 metreden başlar. İklim koşulları çok zor olan bu bölgede, Osmanlı dört asır hüküm sürmüştür.

Osmanlı, bölgeyi savunmak ve idare etmek amacıyla her yıl Anadolu’dan binlerce Türk askeri gönderiyordu bu diyarlara. O zamanlarda bir askerin Yemen’e tayini çıktığında, sanki ölüm fermanı yazılmış gibi evinde ailesi ağıtlar yakar ve asker de sanki ölüme gidiyormuş gibi bütün işlerini halleder, sevdikleriyle helalleşirdi. Peki ya neden giden askere öldü gözüyle bakılıp, bir daha gelmeyeceği düşünülüyordu? Şöyle özetleyebilirim:

Askerlerin Yemen’de telef olmasının sebebi, ani iklim değişiklikleridir. Öncelikle, bir Osmanlı askerinin Yemen’e giderken izlediği yola bakalım isterseniz. Trabzon’dan kalkan büyük yolcu gemileriyle önce İstanbul’a, sonra İzmir’e ve İskenderun’a (Hatay) uğranırdı. Her bir limanda yüzlerce asker alıp yola devam eden gemiler Mısır’a gelince, günümüzde kullandığımız Süveyş Kanalı bulunmadığından, orada iner; Süveyş Kanalı’nın olduğu yerden yaya veya atlı olarak Kızıl Deniz’e kadar yollarına oradan devam ederlerdi. Kızıl Deniz’e ulaştıklarında tekrar bir gemiye binip, Yemen’in Hudeyde limanında inerlerdi. İlk defa Yemen’e ayak basan askerler, Mısır kuraklığı ve Kızıl Deniz’in yelinden sonra kıyı Yemen’in rutubetli ve nemli havasından etkilenirlerdi. Ulaşacakları Yemen dağlarına giderken, iklim sıkıntıları bunlarla bitmiyordu elbet. Gündüzleri 50o  olan Yemen çöllerinde, geceleri dondurucu bir ayaz olunca, askerlerin ölümleri yavaş yavaş başlıyordu bu iklim şartlarında. Çölden kurtulabilen askerler 3000 metre yüksekliğindeki dağlara yaya olarak tırmanınca, belli bir mesafeden sonra değişen hava sıcaklıkları, rüzgar hızı, oksijen miktarı, vb. etkenlerden ötürü, askerlerin büyük çoğunluğu da böyle can veriyordu. Yemenlilerin iklime alışık olmalarından ve belli bir bölgede sabit kaldıklarından ötürü, onlara bu iklim bir şey yapmasa da, bu duruma alışık olmayan Osmanlı askerleri hareket halinde olduklarından, onlara bu iklim ve coğrafya çok pahalıya patlamıştır. Bu yüzden de; “Burası Huş’tur. Yolu yokuştur. Giden gelmiyor. Acep nedendir?” sözleri söylenmiştir…

Eski Yazarımız: Yunus Aydoğan (yunusaydogan@outlook.com)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?