Şeyh Bedrettin Tarihi

Şeyh Bedrettin torunu Hafız Ali’nin  Menakıbname-i Şeyh Bedreddin adlı eserinde anlattığına göre, Bedreddin’in Abdülaziz adındaki dedesi  Selçuklu sultanları soyundan geliyor. Osmanlılar Rumeli’yi istilaya başladığında katıldığı Dimetoka Savaşında şehit düşmüş. Abdulaziz’in oğlu İsrail, Dimetoka Rum beyinin kızıyla evlenmiş ve 1357-1359 yılları arasında, Melek adı verilen bu kadından Bedreddin dünyaya gelmiştir. Bedreddin Mahmud’un doğum yeri, Edirne yakınlarında bugün Yunanistan’da bulunan Karaağaç-Dimetoka arasında bulunan Simavna (Samona) Kalesidir. Babası burada kadılık görevinde bulunduğundan, Simavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin adıyla tanınmıştır.

Bedrettin’in babasının Semerkand’da eğitim gördüğü ve donanımlı bir kişi olduğu bilinir. Bedrettin’in bu sayede küçük yaşlarından itibaren fıkıh, hadis, kelam, belagat, sarf-nahiv, tefsir gibi Kuran’a ve Arap diline dayalı öğrenime tabi tutulmuştur.

Doğduğu yerdeki öğretimin ardından Bedreddin’in önce Bursa’ya gittiği, bir süre Konya’da kalıp okuduğu bilinir. Yüksek öğretimi, Kahire’de dönemin bilginlerinden ders alarak tamamlamıştır. Çok değerli üstadlardan ilahiyat, felsefe ve mantık dersleri gören Bedrettin fikirlerini  oluşturmaya başlamıştır. Tebriz’de Aksak Timur’un oluşturduğu ulema sohbetlerinde potansiyeli ortaya çıkmıştı. Dine ve tasavvufa Batıni bir yaklaşımı olduğu ortadaydı. Bedrettin daha sonra Memluk Sultanı Melik Zahir Berkük’ün oğlu Ferec’in hocalığına getirildi. O dönemde ilk eserlerini kaleme almaya başladı. 1397’de Kahire’de o dönemki Şeyh’i ölünce Şeyh mertebesi kazandı.

Şeyh Bedrettin Anadolu’yu dolaşmaya başladı ve dönemin Alevi Türkmen aşiretlerle haşır neşir oldu. Şeyh Bedrettin’in fikren belli bir noktaya ulaştığı ve artık yaptığı seyahatlerin bütünsel bir faaliyete dönüştüğü anlaşılıyor. Allah’a, tasavvufa, felsefeye, insana ve hayata bakış açısı diğer insanları etkilemeye başlamıştı.

O dönemde Yıldırım Beyazıd sonrası karmaşa hakimdi. Fetret dönemi ekonomisi çok kötüydü. Toprakağaları ve çeteler savunmasız halka ait arazilere çökmüştü. Ticaretin de önemli ölçüde yavaşlaması halkı perişan etmişti. Şehzadelerden Musa Çelebi Edirne’de hükümdarlığını ilan etmiş ve Şeyh Bedrettin’i kazasker  olarak tayin etmişti. Kazaskerliği süresince Şeyh Bedrettin’in eserleri, sohbetleri, fikirleri, aldığı kararlar, halkla olan  iletişimi ve dürüstlüğü büyük ün yapar. Bu sürede başta Trakya insanı olmak üzere Anadolu’nun her yerinden müritleri oluşmaya başlar. Şeyh Bedrettin’in yolunu tutanlar arasında Aleviler ve Rumlar da vardır.

Şeyh Bedrettin Varidat isimli eserinde özetlediği üzere, herkesin Allah’ın bir parçası olduğunu ve her türlü platformda eşit olduğunu anlattı. Allah’tan başka kimseye tapılmaması ve kimsenin ayrıcalıklı olmaması gerekliliği üzerinden; dünya üzerindeki herşeyin (eşleri dışında) herkese ait olduğu ve eşit paylaşımın esas olduğunu ortaya koydu. Bu eşitlikçi fikirleri halkta büyük ilgi ve merak uyandırıyordu. Musa Çelebi’nin Edirne’deki hakimiyeti bitmeden önce hiçbir ayaklanma emaresi gözükmedi. Ekip biçilen alanların toprak ağalarından çıkarılıp ortak kullanıma dönüştürülmesi için çalışmaları oldu. Daha önce böyle bir şeyle karşılaşılmamış hatta duyulmamıştı. Şeyh Bedrettin’den etkilenenler arasında daha sonra  takipçileri haline gelecek Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal de vardı.

1413’te Musa Çelebi, Çelebi Mehmet tarafından mağlup edilince olaylar başka bir boyuta geldi. Çelebi Mehmet Şeyh Bedrettin’i Kazaskerlikten azletti. Son derece normal bir karardı. Devirdiği Musa Çelebi’nin tüm tayinlerini azletmesi beklenen bir şeydi. Şeyh Bedrettin’e büyük saygı duyan Çelebi Mehmet onu İznik’e memur olarak tayin etti. Çocuklarıyla beraber orada hür olarak yaşayacak ve eserlerini yazmaya devam edecekti. Fakat bu durum çok sürmedi.

Şeyh Bedrettin’i kaybeden halk büyük hayal kırıklığına uğrar. Trakya ve Batı Anadolu’da kamuya tabi olan verimli topraklar tekrar ağalara verilmeye başlamıştır. Huzursuzluk ve hareketlenmeler başlamıştır. Şeyh Bedrettin’in yönlendirmesi olup olmadığı bilinmese de Aydın’da Börklüce Mustafa tarafından, Manisa’da da Torlak Kemal tarafından Bedrettin söylemleri yayılmış ve bu isimlerin etrafında örgütlenilmeye başlanmıştı. Burada tarihi belgelere dayalı olarak Şeyh Bedrettin’in Börklüce ve Torlak Kemal’i yönlendirdiğine dair hiçbir kanıt yoktur. Şeyh Bedrettin’in silahlı bir isyandan bahsettiğini de kendinden duyan çok fazla kimse yok. Fakat isminin isyanlarda anılması ve kendi öz fikirlerinin kullanılması tarihi bir gerçektir. İznik’te gelinen noktayı haber alan Şeyh Bedrettin olayların kendisine bağlanacağını bildiği için harekete geçme kararı alır.

 Bu noktada dikkat edilmesi gereken ve ilgi duyanların detaylıca araştırmasını tavsiye ettiğim konu Şeyh Bedrettin’e gönül veren, onu takip edip isyana ortak olan halkların çeşitliliği. Anadolu’da ve Balkanlar’da  Şeyh Bedrettin’den önce de; Osmanlı Devleti’ne, Derebeylik sistemine ve Bizans’tan miras alınmış devşirme stratejisine karşı tepkiler vardı. Daha çok siyasi olan bütün  bu tepkiler, Şeyh Bedrettin’in dini altyapıyla yoğurduğu düşünce sisteminde kendilerini bulmalarını ve ortak bir anlayış buluşmalarını sağladı. Ortak paylaşım, eşitlik, otoritenin kritik edilmesi ve insanın odak noktada olduğu bu düşünce sistemi temel alındı. Çünkü Ortaçağ’da herhangi bir düşünce akımının dini bir temeli olmaması düşünülemez bile. Zaten Hristiyanlık içinde kendini dışlanmış hisseden Bulgar Bogomiller, Anadolu’da baskı gören Kalanderi, Bektaşi, Hurufi, Alevi grupları Şeyh Bedrettin çatısı altında birleşti. İşin ilginç yanı Şeyh Bedrettin’in Kazaskerliğinde aldığı kararlarda da, sohbetlerinde de, eserlerinde de Sünni tavrı hiç bırakmadığını anlıyoruz. Fakat felsefesi tüm anlayışları kabulleniyor tek bir potada eritiyordu.

Padişaha hacca gideceğini söyleyip İznik’ten ayrılarak Kastomonu’ya, oradan da Sinop’a geçerek bir gemiyle Eflak’a gider. Şeyh Bedreddin, Balkanlar’da önce Zağra, Silistre, Dobruca, daha sonrada Osmanlının egemenliği altındaki Bulgaristan’ın Deliorman bölgesine yanındaki büyük bir mürit topluluğuyla gelir. Bu yolculuk neden kadar sürdü bilmiyoruz ama tamamlandığında Şeyh Bedrettin İsyanı resmen başlamış olur. Deliorman’da daha önce bahsettiğimiz Bogomiller ve diğer bazı gruplar hazır bekliyordu. Şeyh Bedrettin’in böyle bir şeyi  hesapladığına ve yaratmaya çalıştığına dair hiç bir veri yoktur.

Sosyal adaletsizliğin ve otoriye boşluğunun oluşturduğu yoksulluk ve ezilmişliğin yaşandığı bölge Şeyh Bedrettin’in gelişiyle coşar. Deliorman’da durum artık ciddi bir devrimci harekete dönüşmüştü. Tabi karşı tarafta koskoca Osmanlı vardı. Böyle bir devrim mümkün dahi değildi ama geri dönüş yoktu. Amaç Şeyh Bedrettin hükümdarlığında bölgesel bir yönetim oluşturmaktı.

Çelebi Mehmet’in emriyle Beyazıt Paşa ve Şehzade Murat büyük bir orduyla Aydın’a Börklüce Mustafa’nın üstüne gider. İlk karşılaşma Tire’de olur. Büyük bir meydan savaşında binlerce insan ölür, Karaburun’a gerileyen devrimciler orada yenilirler ve direniş biter. Osmanlı ordusunun 2-4 Bin kişiyi esir aldığı ve hepsini bir meydanda kılıçtan geçirip öldürdüğü bilinir. Börklüce sağ olarak ele geçirilmiştir. Bir devenin üstünde çarmıha gerili olarak köy köy, şehir şehir  gezdirilir; ölene kadar işkence edilir.

Sıra Torlak Kemal’e ve Manisa’daki direnişçilere gelmiştir. Torlak Kemal ve beraberindekiler  başlarına gelecekleri çok iyi bilmelerine rağmen kaçmamışlardır. Hayal ettikleri gibi yaşamayacaklarsa meydanda savaşarak ölmenin daha doğru olacağına karar vermişlerdi. Manisa yakınlarında çıkan çatışma sonucunda Osmanlı ordusu tek bir kişiyi dahi sağ bırakmadan isyanı bastırmıştır.

Aynı şekilde Deliorman’a varan Osmanlı ordusuna direnilmiş fakat hiçbir sonuç elde edilememiştir. İsyancılar tarumar edilmiş, Bedrettin teslim alınarak Serez’e getirilmiştir. Kurulan mahkemede durum tartışılmış ve Şeyh Bedrettin idama mahkum edilmiştir. Serez çarşısında çıplak olarak asılmıştır. (1420)

Eğer iktidar savaşını Musa Çelebi kazansaydı asla bunlar olmayacaktı. En azından Şey Bedrettin açısından. Şeyh Bedrettin, Musa Çelebi yenildiğinde bir anda kendini meşru olmayan tarafta bulmuştu. Bu durum rastlanılmamış fikirlerle birleşince durum kontrolden çıkmıştı. İznik’i terk etmemesi mümkün müydü, olabilir. Yine de asılırdı büyük ihtimalle, isminin isyancıların söylemlerinin en tepesinde olduğunun fark edilmesi an  meselesiydi. Varsayımlara girmeye de gerek yok, olanlar ortada. Sosyalizmi benimsemiş olmama rağmen, Şeyh Bedrettin’in sosyalist bir devrim kahramanı olmanın ötesinde bir kişi olduğunu düşünüyorum. Hem daha fazlasıdır Şeyh Bedrettin, hem daha azı. Bedrettin sadece siyasi bir amacı olan bir kişi olmamıştır. Felsefi ve tasavvufi yanı  siyasi yanından daha aşağı kalır değildir. Bunun dışında bir devrim önderinin stratejik derinliğinden de çok uzaktır. Şeyh Bedrettin tarihimizdeki önemli şahsiyetlerden biri. Onu daha iyi anlamaya çalışmalı ve hakkında okumaya devam etmeliyiz.

Şeyh Bedrettin yakalandığında kurulan mahkemede din alimleri olur vermekte zorlanmaktadırlar. Beyazıd Paşa’nın yönlendirmesiyle ulemanın büyük saygı gösterdiği Heratlı Mevlana Haydar Şeyh Bedrettin hakkında “Malı haramdır amma bunun kanı helâldir” şeklinde fetva vermiştir. Şeyh Bedrettin’e de kendi idamıyla ilgili söz hakkı verildi. İtiraz edip karşı koyması beklenen Şeyh Bedrettin şöyle cevap verir: “Mademki bu kerre mağlubuz, netsek, neylesek zahid. Gayrı uzatmayın sözü; mademki fetva bize aid, verin ki basak bağrına mührümüzü”

Nazım Hikmet’in Şeyh Bedrettin Destanı isimli eserinin Bedrettin’in idamı ile ilgili bölümü ile yazımı noktalamak istiyorum:

“Yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.

Yağmur çiseliyor,
Serezin esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkânının karşısında
Bedreddinim bir ağaca asılı.

Yağmur çiseliyor.
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
          çırılçıplak etidir.

Yağmur çiseliyor.
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Yağmur çiseliyor.”

Not: Şeyh Bedrettin’i kendi kaynaklarım açısından ve tarihi-siyasi açıdan değerlendirdim. Kişisel yorumlarıma çok fazla girmemeye çalıştım. Nedeni ise konunun  teoloji boyutu hakkında değerlendirme yapacak bilgiye sahip olmamamdı. Teolojik ve tasavvufi donanımın kesinlikle Şeyh Bedrettin’in daha iyi anlaşılması için önemli olduğunu düşünüyorum.

 

Kaynakça:

İsmail Hakkı Uzunçarşılı: Osmanlı Tarihi 1. Cild

Hafız Ali: Şeyh Bedrettin Menakıbnamesi

R. İhsan Eliaçık: Şeyh Bedrettin

Nazım Hikmet: Simavne Şeyh Bedrettin Destanı

Michel Balivet: Şeyh Bedreddin Tasavvuf ve İsyan Tarih Vakfı Yurt Yayınları

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?