Sağ Siyasetin Türkiye’deki Tarihi

Siyasi yelpazede genelde liberal, muhafazakar ve milliyetçi kanadı temsil eden sağ görüş, Türkiye’ye uzun yıllar yön vermiştir. Türk seçmeni, seçimlerde genelde sağ görüşü, sol görüşe tercih etmiştir. Türk halkının geleneklerine bağlı olması bu durumda şüphesiz en büyük etkenlerden biridir. Peki Türkiye’de sağ görüş hangi aşamalardan geçti?

Bu soruyu cevaplamadan önce, sağcılığın dünyadaki tarihine kısaca bir göz atalım. Sağcılık ve Solculuk; Büyük Fransız Devrimi’nden sonra toplumsal  sınıfları  savunan monarşi yanlılarının parlamento başkanının sağında, halkçı ve radikal değişiklikleri savunanların ise, solunda oturmasıyla siyasi dile giren kavramlardır. Sağcılık ilk başta böyle doğsa da, sonraki süreçte doğal olarak değişikliklere uğramıştır. Birinci Dünya Savaşı ile birlikte monarşilerin çoğu yıkılmış, sosyalizm yükselmiştir. Sağ görüş bu pozisyonda antikomünist ve antisosyalist bir tavra bürünmüştür. Sosyalizmin Rusya’da zafer kazanması tüm Avrupa’yı etkiledi ve kıtada bir dizi devrimsel hareketin ortaya çıkmasına neden oldu. Fakat ilk etapta sosyalizm, Rusya’dan öteye gidemedi ve devrimsel hareketler genel olarak bastırıldı. İkinci Dünya Savaşına giden süreçte, Avrupa’da faşizm yükseldi ve sağ görüş, faşist diktatörlüklerle anılmaya başlandı. Fakat savaşın sonucunda diktatörlükler yıkılınca, sağ görüş liberal muhafazakar bir çizgiye evrildi.

Büyük Fransız Devrimi’nin Tasviri

Peki Türkiye’de bu süreç nasıl gelişti? Türkiye’de sağ ve sol kavramları 60’larda dillendirilmeye başlandı. Fakat tarihteki politikalarına bakarak Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Demokrat Parti, sağ görüşü temsil ediyor diyebiliriz. Cumhuriyet Halk Partisi ise devletçi yaklaşımıyla sol gibi görünse de aynı zamanda katı milliyetçi olmasıyla da merkezde duruyor gibiydi. 60’ların siyasi atmosferine kadar CHP sola yakın dursa da tam bir sol parti görüntüsü çizmedi. 1965 senesinde CHP lideri İsmet İnönü’nün ülkede özellikle öğrencilerde olmak üzere yükselen sosyalist solu dizginlemek ve parti içi muhalefeti yatıştırmak için yaptığı “CHP ortanın solundadır” açıklaması ile sağ ve sol kavramları siyasi dilimize resmen giriş yaptı. O zamanın AP lideri Süleyman Demirel, bu açıklamayı “Ortanın solu, Moskova’nın yolu” diyerek eleştirecektir. Yeni yeni kurulan sosyalist derneklere karşılık anti sosyalist çizgideki İslamcı ve milliyetçi derneklerle kutuplaşma derinleşiyordu. CHP’nin solu böyle açıkça sahiplenmesi siyasetteki rakibi Adalet Partisi’nin de sağı da aynı şiddette sahiplenmesine yol açtı. Demirel ilk başta İslamcı, milliyetçi gibi kimliklerle aralarında bölünmelerine rağmen sağı bir arada tutmayı başardı. Lakin 12 Mart Muhtırasına giden süreçte partisi büyük zarar gördü. Ferruh Bozbeyli liderliğinde partinin DP ardılı gibi davranmadığını ileri süren parti içi muhalefet yapan 41 vekil AP’den istifa ederek Demokratik Partiyi kurdu. Bu hareket, o sırada iktidarda olan partiyi zor duruma soktu ve nihayetinde 12 Mart muhtırası ile hükümet düştü. Bu zor dönemde İslamcılar da Necmettin Erbakan liderliğindeki Milli Nizam Partisi’ne katıldı. Bu bölünmeler ülkede sağı zayıflatmış oldu.

70’lere gelindiğinde ülkede tam bir kaos hakimdi. CHP’de yeni genel başkan olan Ecevit, partiyi tamamen sol çizgiye getirmişti. Bu dönemde siyasi arenaya yeni çıkan eski ihtilalci asker Alparslan Türkeş de Milliyetçi Hareket Partisi’ni kurarak milliyetçileri kendine çekmişti. MNP’nin kapatılmasıyla kurulan İslamcı parti Milli Selamet Partisi, AP içindeki İslamcılar için alternatif olmuştu.

Sağdaki bu büyük bölünme CHP’ye yaradı ve 1973’deki seçimden başarı elde eden solun tek partisi olarak zaferle ayrıldı. Fakat tek başına iktidar için yeterli sayıya ulaşamamıştı. Ecevit’in Erbakan’la yaptığı kısa süreli koalisyondan sonra kutuplaşma safları belirginleşmeye başladı. Bu koalisyon, Kıbrıs Harekatını başarıyla gerçekleştirse de fikir ayrılıklarından dolayı kısa sürede dağıldı. Demirel, sağdaki bölünmeye ve partisinin güç kaybetmesine rağmen diğer sağcılara yaptığı Milliyetçi Cephe çağrısına olumlu cevap aldı ve böylelikle meydanı sola bırakmadı. Milliyetçi Cephe koalisyonları 70’lere damga vurdu. Tek başına iktidar olduğu dönemde başarılı ekonomik hamleler yapmasına rağmen aynı başarıyı Milliyetçi Cephe ile gösteremedi. Bütün bunlara ek olarak Demirel, iktidarı kaybetmemek için İslamcıların ve milliyetçilerin devlette kadrolaşmasına göz yumdu. CHP ve AP arasındaki bu güç mücadelesi maalesef sokakların terörize olmasını hızlandıran bir etken oldu. AP, 1977 seçimlerinde kendinden kopan parçaların bazılarını geri çekebilse de yine de sağda tam birliği sağlayamadı. Buna rağmen Milliyetçi Cephe koalisyonu Güneş Motel Olayı’na kadar devam etti. Güneş Motel’de 11 AP’li vekilin bakanlık teklifi ile CHP’ye geçmesi Milliyetçi Cephe’yi çökertti. Bu olaydan sonra sertleşen siyaset sokakları da etkiledi. Politik şiddet aşırı derece arttı. Siyaset o kadar uzlaşılmaz hale geldi ki, meclis cumhurbaşkanı bile seçemeyecek duruma geldi.

Tam da bu şartlarda gelen 12 Eylül Askeri Darbesi ülke siyasetini tamamen değiştirdi. Darbeden sonra Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in siyasi yasak  almasıyla Türk siyaseti farklı bir hal aldı. 1983’te siyasi arenaya bu boşlukta giren Turgut Özal, Anavatan Partisi’ni kurarak büyük bir başarı sağladı. ANAP, kendini merkez partisi olarak tanımlasa da liberal ve muhafazakar kimliğiyle tam bir merkez sağ partisiydi.1987 yılında siyasi yasaklar kalkınca Demirel’in yeni kurduğu Doğru Yol Partisi ile aynı tabana hitap eden ANAP arasında büyük bir rekabet ortaya çıktı. ANAP şehirli tabandan daha fazla destek görürken, kırsal kesim daha çok DYP’yi tercih ediyordu. Özal bu dönemde popülarite kaybetmeye başlamıştı ve bunun farkındaydı. 1989 yılındaki yerel seçimde yaşadığı hezimeti, ona adeta milletin bir uyarısı niteliğindeydi. Özal, bu şartlarda yoğun eleştiriler altında cumhurbaşkanlığına aday oldu ve köşke çıktı. Özal cumhurbaşkanı olsa da siyaset üzerinden tamamen elini çekmedi. Yeni başbakan Yıldırım Akbulut’a sürekli müdahale etti. Sonunda bu durumdan dolayı oluşan rahatsızlık, parti içi muhalefetin yükselmesine neden oldu. 1991 kongresinde Mesut Yılmaz, Akbulut’u devirerek genel başkan oldu ve Özal’ın partiye dışarıdan müdahalesini kısıtladı.

Özal’ın cumhurbaşkanı olmasıyla DYP sağ tabanda ANAP’a karşı üstünlük kurdu. 1991 seçimlerinden partisi birinci çıkan Demirel sol bir parti olan Erdal İnönü liderliğindeki Sosyaldemokrat Halk Partisi ile koalisyon kurdu. Bu durum 70’lerin tansiyonu yüksek sağ-sol mücadelesinin 90’ların başında artık geride kaldığının bir göstergesiydi. 1993 yılında Cumhurbaşkanı Özal’ın zamansız vefatıyla köşke çıkan Demirel’den sonra parti lideri ve Başbakan Tansu Çiller oldu. Böylece Çiller, ilk kadın başbakan olarak tarihe geçti. Türk siyaseti kadın parti liderlerine pek alışkın olmadığından bu olay önemli bir devrim olarak görüldü. Fakat merkez sağın kalesi durumundaki ANAP ve DYP, yeni liderleriyle beklenen başarıyı sağlayamadı. Özal ve Demirel karşısında başarılı olamayan İslamcı çizgideki Erbakan liderliğindeki Refah Partisi, bu iki partideki düşüşü çok iyi değerlendirerek 1995 seçimlerinden zaferle ayrıldı. Fakat İslamcı olması ve laikliğe aykırı davrandığı düşünülmesi dolayısıyla, bürokratik engellerle karşılaştı. Çiller ile kurulan koalisyon, asker tarafından pek hoş karşılanmadı ve bu durum 28 Şubat Süreci’ne neden oldu. Sadece bir yıl süren bu koalisyon iktidarından sonra RP ve ardılı Fazilet Partisi ardı ardına kapatıldı. Bu durum FP’de parti içi muhalefetin yenilik çağrısı yapmasına neden oldu. Bu boşlukta MHP’de yeni lider olan Devlet Bahçeli, Türkeş’in sert milliyetçi söylemini yumuşatarak 1999 seçimlerinde en büyük sağcı güç haline geldi. Lakin Demokratik Sol Parti ve ANAP ile kurduğu koalisyon dönemindeki ekonomik kriz, seçmeni yeni bir seçenek bulma düşüncesine itecekti. 2001 ekonomik krizi, Türkiye’de çoğu şeyi değiştiren önemli bir olay oldu. Türkiye’de sağın kökleşmiş partileri olan DYP, MHP, ANAP ve Milli Görüş’ün yeni partisi Saadet Partisi büyük güç kaybetti. Seçmen farklı bir seçenek arıyordu.

Bu yeni seçenek, FP’nin yenilikçi kanadı olacaktı. Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kuran bu grup, İslamcı köklerine rağmen liberal tipik bir merkez sağ partisi vadetti ve bu vaatle seçmeni ikna etti. 2002 seçimleri köklü partiler için tam bir şoktu. DYP, ANAP, MHP ve FP’nin ardılı SP baraj altı kaldı. AKP ise sağ seçmeninden aldığı büyük destekle iktidara geldi. Bu seçimden sonra ise, ilk dönemde başarılı ekonomik atılımlarıyla pozisyonunu sağlamlaştırdı ve seçmene kendini kabul ettirdi. 2007 seçimleri ise adeta malumun ilanı oldu. AKP büyük bir zafer kazandı ve 2002’de darmadağın olan sağ partilerinden sadece MHP toparlanabildi. Artık Türkiye sağ siyasetinde günümüze kadar devam edecek AKP ağırlığı başlamıştı.

2002 Genel Seçimleri

Türkiye’de sağ parti karşıtları tarafından ezelden beri ”Amerikancı”, ”emperyalist uşağı”, ”halkı dinle uyutan sömürücü” gibi eleştirilere maruz kalır ve hala kalmaya devam ediyor. Fakat destekçilerine göre ise, bayındırlık konusundaki başarısıyla, yaptıkları yatırımlarla övülmeye değer işler yapmışlardır. Türkiye’deki seçimlere bakarsak, sağ partilerin oy toplamları her zaman sol partilerin toplamından üstün çıkmıştır. Günümüzde 70’lerin şiddetli çatışmalarından eser kalmasa da, seçmenin zihninde böyle bir ayrım hala mevcut. Ama kabul etmek gerek ki, şu anki siyasi atmosferde sağcılık ve solculuk en azından bizim ülkemizde birinci öncelik değil. Şartlar gereği bir solcu ve bir sağcı partinin başka bir sağcı partiye karşı rahatlıkla ittifak yapması, hatta sağcı ve solcu partilerin çekinmeden koalisyon yapması gibi durumlar 90’lardan beri yaşanmakta ve artık pek garipsenmemektedir.

Misafir Yazar: Kıvanç Kıymacı

Kaynakça:

  • İlber Ortaylı, Cumhuriyetin İlk Yüzyılı, Timaş Yayınları,2015
  • Defne Elmacı-Hakan Toy, Kronolojik Türkiye Tarihi Ansiklopedisi, Karma Kitaplar,2008
  • Tevfik Çavdar, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, 1983
  • Hasan Cemal, Özal Hikayesi, Bilgi Yayınevi, 1989
  • Tolga Uslubaş-Sezgin Dağ, İlk Çağlardan Günümüze Dünya Tarihi Ansiklopedisi, Karma Kitaplar,2013
  • Milliyet Gazetesi Arşivi
  • Hürriyet Gazetesi Arşivi
  • TRT Arşiv
  • O’nlar Belgeseli

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?