Realpolitik’in Babası: Kardinal Richelieu (1585-1642)

”Eğer Tanrı varsa Kardinal Richeliu’nün hesabını vereceği çok şey olacaktır. Yoksa… o zaman başarılı bir yaşamı olmuştur.”

Papa VII. Urban

Fransızlar dünya üzerinde pek az milletin sahip olduğu bir şansa sahiptir. Pek az millet yakın periyotlarla büyük devlet adamları çıkarabilmiştir. Fransızların şansı da budur. Hemen her asırda büyük bir devlet adamı çıkarmayı başaran bu millet, 17. yüzyılda da bugün halen politikaları sayesinde yaşayan Kardinal Richelieu’yü dünya sahnesine çıkarmıştır.

9 Eylül 1585 tarihinde Paris’te dünyaya gelen Kardinal Richelieu, başyargıç bir babanın oğludur. Beş yaşında babasını kaybeden ve asıl adı Armand-Jean Cardinal du Plessis de Richelieu olan bu çocuk kimsenin tahmin bile edemeyeceği bir yaşam sürecektir. Babasının yokluğunda annesi ve kardeşleriyle birlikte oldukça sıkıntılı bir süreçte büyüdü. Çocukluğu, Prostestanlar ile Katolikler arasındaki çatışmalarla geçti. 1594’te dil ve felsefe öğrenimi için Paris’teki Navarre Koleji’ne gönderildi. Sonraki durağı da soylu çocukların gittiği bir askeri okul oldu. Ancak ağabeyinin Luçon piskoposluğunu reddetmesi üzerine buradan aldıkları paranın kesilmemesi için askerliğe devam edemeyecek, piskopos olmak üzere bir din okuluna gidecekti. 22 yaşında bu okulu bitirerek Luçon piskoposluğuna atandı. 1614’te henüz 29 yaşında iken Kral’ın Danışma Meclisi’ne din adamlarının temsilcisi olarak katıldı. Burada din adamları ile üçüncü sınıf burjuvalar, emekçiler ve esnaflar arasında çıkan çatışmalarda uzlaştırıcı bir rol üstlenerek Kral naibesi Marie de Medici’nin dikkatini çekti. Bu olaydan kısa bir süre sonra da Kral XIII. Louis’nin Avusturyalı eşi Anna’nın özel papazı yapıldı. 31 yaşında ise Dışişleri Bakanlığına getirildi. Ancak ertesi yıl XIII. Louis’nin saray darbesiyle annesinin naibeliğine son vermesi onun da görevinin sonu oldu.

Blois ve ardından Avignon’da sürgün hayatı yaşayan Richelieu, Mart 1619’da Paris’e geri çağrılarak Marie de Medici’nin maiyetine verildi. 1622’de kardinalliğe yükseltildi. Nisan 1624’te Denizcilik ve Ticaret Bakanı olarak Kraliyet Meclisi’ne girdi, birkaç ay sonra da Kraliyet Meclis Başkanı olmayı başardı. Tekrardan yükselişe geçen kariyeri, sonraları Başbakanlık adını alacak bu pozisyonuyla ölümüne kadar sürdü. Öldüğü 1642 yılına kadar Kral XIII. Louis’nin büyük desteğini alarak ülke yönetiminde büyük etkiler yaratacak kadar söz sahibi olmayı başardı.

ABD’li ünlü diplomat Henry Kissinger, Richelieu için pek az devlet adamının tarihte onun kadar etkili olduğundan söz eder. Aynı zamanda onu ‘’modern devlet sisteminin babası’’ olarak tanımlar. Raison d’etat kavramını uluslararası ilişkiler literatürüne katan bir deha için yerinde bir tanımlamadır bu. Devlet çıkarının her şeyin üzerinde olduğu görüşünü taşıyan raison d’etat Ortaçağ Avrupası için son derece çağdışı bir düşünceyi temsil ediyordu aslında. Bu bakımdan kabul edilmesi zor politikanın Fransa’yı zaman içerisinde Avrupa’nın zirvesine taşıması dünyayı tamamen değiştirecekti.

Dönemin Kutsal Roma İmparatoru II. Ferdinand, ülkesinin gücünü artırmanın yolu olarak Katolikliğin baskın gelmesi ve bu yolla Protestan prenslikler üzerinde otorite kurarak hakimiyetini pekiştirmek olarak görüyordu. 1618’de başlayan ve Avrupa’nın dini önceliklere dayanan bu son savaşı otuz yıl sürecekti. Richelieu 1624’te göreve geldiğinde Katolikler savaşı önde götürüyor, muzaffer olmaya yakındı. Avrupa’nın en büyük ikinci Katolik devleti olan Fransa da savaşa girecekti. Fransa’nın hem içeride güçlenmeye başlayan Prostestanlarla hem de dışarıda güçlenen Katoliklerle mücadele etmesi gerekiyordu. Dünya tarihinin seyrini değiştiren o karar, Richelieu’den çıkacaktı. Katolik Fransa dışarıda Katoliklere karşı savaşacaktı. Fransa’nın jeopolitiği ve çıkarları her şeyin üstünde olmalıydı. Tüm bunları bir din adamının tasarlıyor oluşuydu. Çünkü Richelieu bu savaşı dinsel bir eylem olarak değil Kutsal Roma İmparatorluğu’nun siyasi bir hamlesiydi. Bu yüzden oyunu Habsburgların gözünden oynayacaktı.

1625’te Britanya ile İspanya’ya karşı bir ittifak kurmuştu. O dönem Kuzey İtalya’da toprakları bulunan İspanya ile kardeş devleti Kutsal Roma’nın sınır komşusu olduğu gerçeği de Fransa’ya zarar veriyordu. İlk olarak Kuzey İtalya sorununu çözerek bu iki komşu ve akraba devleti birbirinden ayırdı.

1626’da iç problemlerini çözmek için İspanya ile barış antlaşması yaparak ülkesindeki Prostestanlarla mücadeleye başladı. 1598 Nantes Fermanı ile surlarla çevrili şehirler kurma ve silahlı asker gücü bulundurma hakkına sahip olan Prostestanların üzerine yürüyen Kraliyet Ordusu, 15 ay sonunda bu sorunu da çözdü. Protestanların Fransa içerisindeki siyasi gücü kırılmıştı. Ancak Kardinal Richelieu, onları daha da ezmek yerine dini ibadetlerini serbestçe yapabilme hakkı tanıyarak Protestanları devlete bağlamayı başardı.

İmzaladığı barış antlaşmasında yazmasına rağmen Protestanlarla olan mücadelesinde Fransa’ya destek vermeyen İspanya, Kuzey İtalya’yı da fırsattan istifade ederek işgale girişti. Mart 1629’da Richelieu tarafından bu işgal girişimi önlendi. İspanya’ya karşı giriştiği bu siyaset, ülkede halen büyük bir güce sahip olan Marie de Medici’nin tepkisini çekti ve Katoliklerin desteğini arkasına alan Medici ile de mücadele etmek zorunda kaldı. 16 Kasım 1630’daki bu saray girişimini de engellemeyi başararak Kral XIII. Louis’nin büyük desteğini kazandı. Sarayda kurduğu istihbarat ağı ile kendisine kurulan tüm tuzakları boşa çıkarmayı başardı.

Otuz Yıl Savaşları boyunca Kardinal Richelieu’nün en büyük amacı, Fransa’yı savaşın dışında tutmaktı aslında. Doğrudan savaşmadan galip gelmek istiyordu. Ancak Protestanların itici gücü ve büyük bir askeri deha olan İsveç Kralı II. Gustaf’ın 1632’de ölmesiyle işler bir kez daha değişti. Katoliklerin üstünlüğü yeniden ele geçirmesiyle, önceleri Protestanlara mali yardımda bulunan Fransa, 1635’te doğrudan savaşa katılmak zorunda kaldı.

Fransa’nın Protestanların yanında savaşa katılması, tarihin de akışını değiştirdi. Kardinal Richelieu öldüğü 1642 yılına kadar savaşın her bir gününü titizlikle yönetti. Savaş ekonomisinin sebebiyet verdiği zorluklar kırsal kesimlerde sık sık ayaklanmalarla sonuçlanıyordu. Bu durum karşısında Fransa’nın ekonomisini de düzeltmek ona kalıyordu. Üretime odaklı hamleler yapan Richelieu, dokuma sanayiinde büyük atılımlar gerçekleştirmekle kalmayıp denizaşırı ticaret şirketleri kurarak sanayi üretimini de artırmayı başardı. Kanada, Senegal ve Madagaskar gibi o dönemki denizaşırı topraklarını sömürgeleştirmeye başladı. Sanatın ve edebiyatın gelişimini desteklemek için kendi maaşını bile kullanmakla tereddüt etmedi.

Dış politikada ortaya koyduğu ve bugün halen devletlerin en temel politikası olan raison d’etat’a ek olarak yerel yönetimlerin güçlü olduğu ülkesinde merkeziyetçi yapıyı kurarak Fransa’nın dünya devleti olmasının önünü açtı. Uyguladığı politikalarla 1648’de kurulan Westphalian Sistem’in temelini attı. Kendisinden sonra gelen ve dünyada kalıcı izler bırakmış Napolyon, Talleyrand, Disraeli, Bismarck gibi devlet adamlarının ufuklarını genişletti. İncelikli siyaseti ve devlet çıkarını dinden soyutlayan bu laik tavırlı din adamı Realpolitik’in babası olmayı sonuna kadar hak ediyor.

Yararlanılan Kaynaklar:

Burckhardt, Carl Jacob, Richelieu, 4 Cilt, 1935-1967.

Federn, Karl, Richelieu, 1926.

Hanotaux, Gabriel, Histoire du cardinal de Richelieu, 6 Cilt, 1893-1947.

Kissinger, Henry, Diplomasi, 16. Baskı, İş Bankası Yayınları, Haziran 2017

Özdal, Barış, Karaca, Kutay, Diplomasi Tarihi I, Dora Yayınları, 2015

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?