Prusya-Fransa Savaşı ve Almanya’nın Birleşmesi

 

Benjamin Disraeli

19. yüzyıl; devrimleriyle, teknolojik gelişmeleriyle ve savaşlarıyla modern dünyanın temellerinin atıldığı bir yüzyıl olmuştur. Zaten lügatımızda da yer aldığı gibi bu yüzyıl daha sonradan “En Uzun Yüzyıl” olarak anılacaktır. Avrupa’da ve dünyada büyük değişimlerin yaşandığı bu yüzyılda, Avrupa devletleri arasındaki bloklaşmaların temellerini atıp, bizi Birinci Dünya Savaşına götürecek olan en önemli olaylardan biri de Prusya-Fransa savaşıdır.

Prusya-Fransa Savaşı farklı bir açıdan da Avrupa tarihindeki önemli dönüm noktalarından biridir. Çünkü bu savaş, ilk defa topyekün halde Fransa’ya karşı savaşa giren Alman krallıklarının yüzlerce, hatta binlerce yılın ardından ilk defa birleşmelerini sağlamış ve İngiliz diplomat Benjamin Disraeli’nin deyişiyle “Alman Devrimi”ni gerçekleştirmiştir.

 

“Fransız Devriminden daha büyük bir siyasi hadise niteliğindeki Alman Devrimini temsil eden şey savaştır… Artık yeni bir dünya, etkisini gösteren yeni etkiler, baş edilmesi gereken yeni tehlikeler ve unsurlar vardır. Güçler dengesi bütünüyle yerle bir olmuştur.” [1]

 

 Savaşın asıl sebebini öğrenebilmemiz için 1866 Prag Barışına gitmemiz gerekiyor. Fransa, Prusya-Avusturya savaşından son derece karlı çıkmayı beklerken Prusya Şansölyesi Bismarck’ın manevraları neticesinde iki Alman devleti arasındaki barıştan zararlı çıkmıştı. Bu meseleden Prusya-Avusturya Savaşını anlattığım bir yazıda bahsetmiştim ancak bu konuyu ilgilendiren kısmından kısa bir şekilde burada da bahsetmek istiyorum.

Avusturya ile Prusya arasındaki, “Alman İkiliği”ni bitirecek olan savaş büyük devletler tarafından daha önceden tahmin edilmekteydi. Ve dönemin başarılı diplomatları Avusturya’nın kazanacağını öngörmekteydiler. [2] Fransa’nın planlarına göre, Prusya ve Avusturya savaşa tutuştukları vakit Avusturya, Prusya içlerine ilerleyecek ve güç kaybedecekti. Yüz yıldan daha uzun süredir birbiriyle rekabet eden bu devletler birbirlerine karşı kolay pes etmeyeceği için iki taraf da güç kaybedecek ve bu güç boşluğunu en son Fransa dolduracaktı. Nitekim savaşı Prusya kazandı ve Prusya Başbakanı Bismarck, büyük gayretlerle iki tarafa da güç kaybettirmeden Prag Barışıyla savaşı sonlandırmayı başardı ve Almanya’yı kısmen (Kuzey Alman Konfederasyonu) birleştirdi. Fransa ise bu barışa ancak seyirci kalabildi.

Sadowa Savaşı (Avusturya – Prusya)

Fransa ile Prusya’yı savaş götüren görünürdeki mesele ise Avrupa’da “Hohenzollern Adaylığı” ismiyle anılan bir krizdir. [3] İspanya’da bazı generaller muhtıra ile başa gelen Kraliçe II.Isabella’yı devirdiler.  Dolayısıyla İspanya’da bir Hanedanlık-Veraset krizi doğmuş oldu. İspanya Hükümeti Portekiz, Fransız ve İtalyan prensleriyle görüşmelerini sürdürürken, Bismarck’ın girişimleriyle Hohenzollern Hanedanlığından –Prusya Kraliyet Ailesinden- iki prens de İspanya tahtı için aday oldu. [4] Yapılan adaylığın İspanya tarafından kabul edilmesi üzerine Fransa’da tedirginlik oluştu –Nitekim bu adaylık meselesi daha sonradan Hohenzollern tarafındaki kararsızlıklardan dolayı sürekli olarak sekteye uğrayacaktır [5]-. Çünkü Fransa, iki Hohenzollern Devleti (Prusya ve İspanya) arasında kalmayı istemiyordu. Bu şekilde, 1868’de Berlin’deki Fransız Ateşesinin “Çıkması sadece tek bir olaya bağlıdır” dediği savaşın görünürdeki sebebi de gerçekleşmiş oluyordu. [6]

Prag Barışından sonra Avrupa’da bir Fransız-Alman savaşının çıkması öngörüldüğü için 1866’dan sonra Fransa’da bir ittifak arayışı görüyoruz.[7]  Fransızlar ilk olarak Prusya’dan henüz darbe yemiş ve 1866’nın intikamını almak isteyeceğini düşündüğü Avusturya’ya başvurdular. Ancak Avusturya’nın Prusya’dan evvel ilgilenmesi gereken bir Rusya meselesi vardı. Avusturya, Kırım Savaşında Rusya’ya ihanet etmesinin cezasını diplomatik kriz ile çekmiş ve halen çekmekteydi. Dolayısıyla Avusturya agresif bir pakta katılmaya gönülsüzdü. İkinci bir ihtimal Rusya’ydı ancak Fransa, Rusya ile yakınlaşırsa Osmanlı ile kurmuş olduğu münasebeti tehlikeye atabilirdi. Zaten Abdülaziz Han’ın Paris’i ziyareti de bu yıllarda gerçekleşiyor. [8] İngiltere ile ittifaklık meselesinin o yıllarda bahsi bile yapılamazdı. Zira bu iki devlet Mısır üzerine anlaşmazlık yaşamaktaydılar. İtalya ile de arasında benzer bir sıkıntı (Tunus) yaşayan Fransa, sonuç itibariyle Orta Avrupa’da yeni doğan dinamik bir gücün karşısında yalnız başınaydı. (Bkz. Bismarck’ın İttifaklar Sistemi)

Mitralyöz

Fransa teknoloji açısından Avusturya’dan çok daha iyi durumdaydı. Prusya’nın Avusturya savaşındaki en büyük artısının teknoloji olduğunu düşünürsek, bu savaş Prusya için Avusturya savaşından daha zorlu olacaktı. Fransa teknolojik olarak Prusya’dan kimi konularda daha üstün, kimi konularda ise daha zayıftı. Mesela Fransızların “Chassepot” tüfeği Prusyalıların “Zündnadelgewehr” iğneli tüfeklerinden daha ileri teknolojideydi. Prusyalıların ise topları Fransızlardan daha gelişmişti. Buna karşın Fransızların Mitralyöz’ü (ilk makineli tüfek) de vardı ancak kullanımı pek yaygın değildi. Teknolojik durumların yanı sıra Prusya subayları ve askerleri yakın zamanda iki büyük savaştan -1863 Danimarka ve 1866 Avusturya- geçmişlerdi ve bu konuda tecrübelilerdi. Ancak Fransa’nın yakın zamanda girmiş olduğu bir savaş yoktu dolayısıyla bu alanda Prusya’dan daha zayıftılar. [9] Dolayısıyla Prusya halen en büyük artı olan düzen, lojistik ve karargâh konularında üstündü. Ayriyeten Fransızların tamamen hazırlanmadan cepheye sevk edildikleri de Moltke’nin raporlarında belirtilmiştir:

 

“Alaylar barış zamanı ordugâh mevcutlarını tamamlamadan ve teçhizatlarını beklemeden acele cepheye gönderilmişti. Bu esnada askere çağırılan yedekler ikmal istasyonlarında birikmiş, tren istasyonları ağzına kadar doldurulmuş ve trafiği tıkamışlardı.” [10]

 

Savaş için ortam hazırdı ancak Prusya Başbakanı Bismarck savaş yanlısı tutumunu dünya kamuoyuna yansıtmak istemiyordu. Bu sebeple Bismarck açısından savaş ilanının Fransa tarafından yapılması uygun olacaktı. Burada Bismarck’ın yine şeytani oyunlarından birine tanık olma fırsatını yakalıyoruz. Bismarck savaşı Fransa’nın başlatması için Prusya Kralı I.Wilhelm’ın Fransa’ya gönderdiği sıradan bir mektubu, anlamını değiştirmeden daha tahrik edici ve çarpıtıcı bir dille ifade edip sanki Fransız elçiyi küçük düşmüş gibi göstererek mektubu Paris’e göndermiştir.

Mektubun orijinali,

 

“Benedetti’nin (Fransız Büyükelçi) esasen Paris’ten öğrendiklerinin teyidini şimdi Prens’ten aldığımı ve Büyükelçiye başka bir şey söyleyeceğimin olmadığını bir yaver vasıtasıyla Büyükelçiye bildirdim”

 

şeklinde iken Bismarck’ın müdahalesinin ardından Paris’e giden mektup şu şekildedir:

 

“Majesteleri Kral bunun üzerine Fransız Büyükelçisini bir kez daha kabul etmeyi reddetmiş ve bir yaver vasıtasıyla Majesteleri tarafından Büyükelçiye iletilecek başka hususun bulunmadığını bildirmiştir.” [11]

 

Bu olayın ardından küçük düşürüldüğünü düşünen Fransa Prusya’ya savaş ilan etmiştir. Ancak savaş başlangıcında Fransızların sınırda yalnızca 244.000 askeri bulunmaktaydı. Buna karşın Prusya ve Kuzey Alman Konfederasyonu Fransa sınırına 380.000 asker sevk etmişti. Ayriyeten, Avusturya’nın “intikam” duygusunun her türlü siyasi kriz karşısında ağır gelebilme ihtimaline karşın Prusya Genelkurmay Başkanı Helmuth von Moltke’nin her zamanki sağlamcı kişiliği, Avusturya sınırını ihmal etmemiş ve sınırına 95.000 asker sevk etmişti. [12]

 

 Sınırı ilk geçen Fransızlar oldu. Sınırı yaklaşık üç kilometre geçen Fransızlar, bir daha savaşın sonuna kadar Almanya’dan daha içeri giremeyecekti. [13] Almanlar ise tam takım saldırı için hazırlanmışlardı. Saldırıyı efsanevi isim Mareşal Helmuth von Moltke idare edecekti. Moltke yine meşhur “Ayrı ilerle, beraber vur”  taktiğini kullanacaktı. Bu sebeple Ordusunu üçe ayırdı. Orduların ikisinin başında kraliyetten, başarılı saha komutanları Prens Karl ve Veliaht Prens Friedrich bulunmaktaydı. Aynı dönemde sadece kraliyetten böyle büyük saha komutanları çıkartabilmek Prusya militarizminin bir göstergesi olsa gerek.

Savaşa Almanlar üst üste zaferlerle başladı ancak iki taraf da çok fazla kayıp verdi. Veliaht Prens’in Wörth’te Fransız Mareşal MacMahon ile yaptığı muharebeden sonra savaş güncesine şunları kaydetmiştir:

 

“…Bize yine büyük sayıda subay ve askere mal olan, ordumun büyük kısmının savaştığı bu karşılaşma gerçek bir muharebe olarak görülebilir… Fransız tarafının kayıpları olağanüstü ağır olmalı; ölüler her yerde tümsekler halinde yatıyor ve üniformalarının kırmızı rengi, gözün eriştiği her yerde fark ediliyor.” [14]

 

Veliaht Prens aynı raporda altı bin Fransızın esir alındığından da bahsetmektedir. Mac Mahon gibi önemli bir komutanın yenilmesinden sonra Fransızlar Alsas’tan çekilmeye başladılar ve Metz’de toplandılar. Bu noktada Moltke, hesaplarında olmamasına rağmen Metz’i kuşatmak zorunda kaldı. Metz’in ardından Paris’e çekilmek isteyen Mareşal MacMahon, İmparator Napolyon’un muhalefetiyle karşılaştı. İmparator ordusuna Belçika sınırına ilerleyip Alman Ordusunu arkadan vurmayı emretti. Yaptığı son hata da bu oldu. Çünkü Mareşal Moltke Napolyon ve ordusunu Sedan’da yakalayarak büyük bir mağlubiyete uğrattı ve Napolyon’u da esir aldı. [15]

 

Yaveri Krala Sedan Savaşının kazanıldığı raporunu iletiyor. Kralın arkasında ise Başbakan Bismarck, Mareşal Moltke ve Savunma Bakanı Roon

 III.Napolyon’un esir düşmesiyle birlikte Paris’te bir devrim yaşandı. Kısa süre sonra ise Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet ilan edildi. [16] Devrim sebebiyle savaşın artık kazanıldığını düşünen Almanların, yanıldıklarını anlamaları uzun sürmedi. Çünkü artık karşılarında bir imparatorun ordusu değil, halkın tam desteği alan bir halk ordusu vardı. Bir gerilla savaşıyla karşılaşan Almanlarda fikir çatışmaları ve huzursuzluklar baş göstermeye başladı. Bu iktidar çatışmalarının en büyüğü Başbakan Bismarck ve Genelkurmay arasında yaşandı. Fransa Milli Müdafaa Hükümeti beklendiği gibi topyekün savaş ilan etti. Bunun üzerine Almanya açısından işler sarpa sardı. Başbakan Bismarck, diğer Avrupa devletlerini savaşında dışında tutmak için Paris’in kuşatılmaması gerektiğini düşünüyordu ve ateşkes istiyordu ancak Genelkurmay buna yanaşmadı. Mareşal Moltke, ilerleyişi sürdürdü ve Paris’i kuşattı. [17]

Paris’in kuşatılmasıyla Milli Müdafaa Hükümeti tüm Fransız ulusunu gerilla hareketine teşvik etti ve Almanların ikmal hatlarına yönelik saldırılar gerçekleştirildi. Bu konuda da siyasetçilerle ordu arasındaki fikir ayrılıklarının yanında Alman Genelkurmayında da çeşitli fikir ayrılıkları baş göstermeye başladı. En büyük çatışma, Paris’in bombalanıp bombalanmaması meselesiydi. Bir diğer konu ise Genelkurmay’ın askeri meseleler hakkında Başbakan Bismarck’ı hiçbir şekilde bilgilendirmemesiydi. [18]

Başbakan Bismarck, en başından beri bu savaşın mümkün olabildiğince kısa sürmesi gerektiğini ifade etmekteydi ve uğraşları da (Bkz. ateşkes talebi) bu yönde oldu. Çünkü savaşın uzun sürmesi, farklı devletleri de bu savaşa dahil edebilirdi. Bu sebeple Paris’in kuşatılmasına her zaman karşı çıktı. Ancak bu konuda Mareşal’e mağlup oldu. Alman Orduları Paris’i kuşatıp gerilla saldırılarına maruz kalınca da savaşın hızla bitirilmesi için şehrin bombardımana tutulması gerektiğini ifade etti. Moltke ve Veliaht Prens bombardımana karşı çıkarken Savunma Bakanı Roon ise Bismarck ile aynı fikirdeydi. Dolayısıyla tüm önemli aktörler arasındaki fikir çatışması doğal olarak ordu moralini olumsuz yönde etkiledi. Her şeye rağmen Bismarck bu konuda galip geldi ve Paris’in bombardımanı 4 Ocak 1871’de başladı. [19] Ancak ordu ve Bismarck arasındaki çatışma, Başbakanın istifa ettiği 1990 yılına kadar devam edecek ve Başbakan bu süre içerisinde Moltke dışındaki tüm generallerin ayaklarını kaydırıp onları harcayacaktı.

Bismarck’ın, savaşa farklı devletlerin dahil olma korkusu sürerken Rusya 1856 tarihli Paris Anlaşmasını feshettiğini duyurdu. [20] Fransa-Prusya Savaşına dahil olma ihtimali yüksek olan Birleşik Krallık bu anlaşmanın feshiyle büyük sıkıntıya düştü. Çünkü artık Rusya’ya karşı yanında savaşabilecek bir Fransa yoktu. Eğer Prusya’ya da müdahale ederse Prusya’yı da kaybedebilir, hatta Prusya’yı karşı tarafa bile itebilirdi. Dolayısıyla bütün bu gelişmeler Bismarck’ı gayet rahatlatmıştı.

Versay Sarayında Alman İmparatorluğunun ilan edilişinin tasviri. İmparator yüksek bir platformda taş giyerken Bismarck ise beyaz kıyafetiyle kendisini kutluyor.

Alman İmparatorluğunun İlanı

Alman Devletleri, neredeyse ilk defa tamamen milli bir koalisyonla ebedi düşmanları Fransa’ya karşı büyük bir galibiyet kazanmışlardı. Bavyera Kralı, büyük bir milli zaferin ardından, 1866’da Alman Konfederasyonunun feshi ile bir milli oluşumun dışında kalan Güney Alman Devletlerini para ve toprak karşılığında “İmparatorluk” altında toplanmaya ikna edebileceğini Bismarck’a bildirdi. Bismarck ise Bavyera Kralına gizli bir şekilde yalnızca para ödemekle Bavyera Kralını ikna etti. [21]  Bavyera, Güney Alman Prensliklerinin en büyüğü olarak onları ikna etmekte fazla zorlanmamıştı. Tüm prensliklerin katıldığı birkaç toplantının ardından hemen hemen anlaşmaya varılmıştı. En büyük ihtilaf ise Prusya Kralı’nın “Alman İmparatoru” olarak mı, yoksa “Almanya İmparatoru” olarak mı tahta çıkacağı konusunda çıktı. [22]

 Artık, Alman İmparatorluğunun kurulması önündeki tek engel ise birleşme yasasının Güney Prensliklerinin meclislerinden geçmesiydi. Güney Prenslikleri Katolik ve Liberal olduklarından birleşme yasası karşısındaki muhalefet çok büyük olmasa da çok katıydı. Çünkü Prusya “Kan ve Demir” politikasıyla militarist bir vizyona sahipti. Özellikle Bavyera’da yasanın geçmeme olasılığı bile gündemdeydi. Birleşmeye önayak olan devletin meclis sebebiyle birleşmeye dahil olamaması çok ironik olabilirdi. Nitekim yasa, Bavyera meclisinden yalnızca iki oy farkla geçti. [23]

İmparatorluğum ilanı 18 Ocak’ta Versay’da “Aynalı Saray”da yapıldı. Fransa’nın tam kalbinde Alman İmparatorluğunun ilan edilmesi Fransızlara çok dokunmuş olmalı ki bu ilandan kırk sekiz yıl sonra, 1919’da, Almanya’ya ağır barış şartlarını yine aynı sarayda imzalatılmıştır. [24] Versay’da kurulan İmparatorluk Versay’da yıkılarak Fransızlar intikamlarını almıştır.

Barış öncesi Federal Alman İmparatorluğu sınırları ve eyaletleri.

Frankfurt Barışı

Yapılan mütarekenin ardından barış görüşmeleri Frankfurt’ta yapıldı. Fransa bu barış ile Almanya’ya Alsas-Loren bölgesini bırakmış ve yüklü miktarda savaş tazminatı ödemeyi kabul etmiştir. [25] Yapılan bu barış, Almanya Başbakanı Bismarck ile Kraliyet arasındaki ipleri tekrar germiştir. Başbakan Bismarck şiddetle Alsas-Loren bölgesinin alınmasına karşı çıkmıştır. Ancak Krala ve özellikle Kraliçeye karşı bu konuda bir tesir yaratamamıştır.

Bismarck’ın dış politikasını kendi ifadesiyle bir satranç tahtası gibi düşünebiliriz. Satranç tahtasındaki her bir karenin kapatılmasıyla oyun alanı daralmakta ve on altı karesi kapandığı zaman teorik olarak satranç oynanamamakta. Dolayısıyla Bismarck için dış politikada mümkün olduğu kadar karenin açık kalması gerekmektedir. Almanya, Alsas-Loren’i aldığı vakit Fransa ile iyi ilişkiler kurmak veya bu ülkeyle ittifak olmak artık söz konusu olamayacaktır. Çünkü ipler sürekli bu eyaletler sebebiyle gergin olacaktır. Böylelikle Bismarck için satranç tahtasındaki karelerin bir kısmı kapanacaktır. Bismarck bundan sonraki dış politikasında Fransa’nın “düşman” tavrını dikkate alarak oluşturacağı “İttifaklar Sistemi”ni, Fransa’yı yalnızlaştırmak üzerine kuracaktır.

Sonuç

Fransa-Prusya Savaşı, Fransa ve Prusya arasında başlamış ve Fransa ile “Alman İmparatorluğu” arasında sona ermiştir. Benden savaşı tek cümleyle özetlememi isteseydiniz size muhtemelen bu cümleyi kuracaktım. Bismarck’ın “Kan ve Demir” politikasıyla 1862’de Başbakan olmasından dokuz yıl sonra Bismarck 1971’de bu büyük ulusu tek çatı altında birleştirmiştir. Tek çatı altındaki Almanya kısa sürede, İngiltere’yi geride bırakıp Sanayi Devriminin lideri olmuş, dünyanın en güçlü ve teknolojik ordusuna sahip olmuş, İngiltere’den sonraki en kuvvetli donanmayı kurmuş ve oluşturulan yeni “Güçler Dengesi” ile dünyayı 1914’e kadar büyük bir savaştan uzak tutmuştur.

– Fatih Karaman

 

Dipnotlar:

[1] The Life of Benjamin Disraeli, W. F. Monypenny ve G. E. Buckle sf. 473

[2] Jonathan Steinberg, Bismarck, İş Bankası Yayınları 2013, sf. 303

[3] 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Fahir Armaoğlu, Timaş 2016, sf.324

[4] Steinberg, a.g.e. sf. 339

[5] Steinberg, a.g.e.  sf. 340

[6] Hatıralar ve Düşünceler II.cilt, Bismarck, MEB, 1992 / Armaoğlu a.g.e.  sf. 324

[7] Armaoğlu a.g.e. sf. 322

[8] http://sultanabdulaziz.com/abdulaziz-haberleri/sultan-abdulaziz-haber/sultan-abdulazizin-avrupa-seyahati/

[9] Cambridge Savaş Tarihi, Geoffrey Parker İş Bankası Yayınları 1. Baskı sf.269

[10] Steinberg a.g.e. sf. 350

[11] Steinberg a.g.e. sf. 348

[12] Geoffrey Parker a.g.e. sf. 270

[13] Armaoğlu a.g.e. sf. 328

[14] Steinberg a.g.e sf. 353

[15] Steinberg a.g.e. sf.354

[16] Armaoğlu a.g.e. sf. 329

[17] Steinberg a.g.e. sf. 355

[18] Steinberg a.g.e. sf. 364

[19] Emperor Frederick’s Diary, sf. 241

[20] http://birdeburadandinleyin.blogspot.com.tr/2012/10/1877-1878-osmanl-rus-savas-93-harbi-ve.html

[21] Steinberg a.g.e. sf. 366

[22] Steinberg a.g.e. sf. 368

[23] Steinberg a.g.e. sf. 368

[24] https://www.ushmm.org/outreach/tr/media_nm.php?MediaId=1013

[25] https://www.turkcebilgi.com/frankfurt_bar%C4%B1%C5%9F%C4%B1

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Bismarck, Jonathan Steinberg, İş Bankası Yayınları

19. Yüzyıl Sİyasi Tarihi, Fahir Armaoğlu, Timaş Yayınları

Hatıralar ve Düşünceler II.cilt, Bismarck, MEB, 1992

Cambridge Savaş Tarihi, Geoffrey Parker, İş Bankası Yayınları

Kazım Ecer, YTÜ İF, Lisans Bitirme Tezi

Yorumlar (3 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?