Prusya-Avusturya ”Kardeşler” Savaşı 1866

 

(Alman Dualizmini Temsil Eden Bir Karikatür)

 Prusya-Avusturya savaşı, bir diğer adı Kardeşler Savaşı olan bu savaş Orta Avrupa tarihinin en önemli dönüm noktalarından birisini teşkil etmektedir. Öyle ki bu savaş, Prusya Kralı II.Friedrich (Büyük)’in Silezya’yı ilhakıyla başlayan (1748) Alman Dualizmini (Alman ikiliği de denir) sonlandıran bir savaştır. Bu ikilik kabataslak bir tabirle, iki büyük Alman devletinin küçük Alman devletleri üzerinde etkilerini arttırmak ve Almanya’yı kurmak için girdikleri rekabettir.

 19. yüzyılda, alakalı tüm dünya devletleri, Almanya’daki rekabeti sonlandıracak olan Prusya-Avusturya savaşını öngörmekteydi, ancak Alman coğrafyasında tek bir İmparatorluğa hiçbir dünya devleti sıcak bakmadığı için, iki kardeş devlet arasında gerçekleşecek savaş sürekli olarak Fransa, Rusya ve Birleşik Krallık tarafından gerçekleştirilen diplomatik manevralarla sürekli olarak ertelendi. Az önce saydığım devletler, Bismarck isminde sevilmeyen bir adamın, Almanya üzerine oynanan oyunları bozabileceğini nerden bilebilirlerdi ki? Konuya giriş yapacak olursak. Öncelikle iki devletin de bir iki yıl öncesine kadar müttefik olarak Danimarka’ya karşı yan yana çarpıştıklarını bilmeliyiz. Çünkü Danimarka savaşının sonuçları, bu iki Alman devleti arasında gerçekleşecek savaşın bahanelerini oluşturacaktır.

Schleswig ve Holstein Eyaletleri

Avusturya’nın Danimarka savaşındaki amacı, Danimarka’dan alınan Schleswig-Holstein eyaletlerinde, Alman Federal Meclisinde her daim Prusya aleyhinde oy kullanacak bağımsız iki orta boy Alman devleti daha oluşturmaktı. Fakat Bismarck çeşitli hamlelerle Schleswig eyaletini Prusya’nın, Holstein’ı da Avusturya’nın almasını sağlamıştı. Bismarck, Schleswig’i Prusya topraklarına katarak hem ülke içindeki muhaliflerini yumuşatmış hem de Almanya’yı birleştirme yolundaki ilk adımı atmıştı. Avusturya ise istediği Alman devletlerini oluşturamamakla beraber kendi sınırından iki yüz mil uzakta kendisine yük olacak Holstein eyaletini almak zorunda bırakılmıştı. Böylece ‘’Kardeşler Savaşı’’ adını vereceğimiz Prusya-Avusturya Savaşının temelleri atıldı.

Şimdi gelelim asıl konumuza. Öncelikle iki devlet de Danimarka Savaşı sebebiyle ekonomik sıkıntılar çekmekteydi. Prusya’da devlet adamlarının büyük çoğunluğu, finansal olarak ülkenin en güçlü ailelerinden biri olan Rothchild ailesinden borç alınması gerektiğini düşünmekteydi. Ancak bir Alman Milliyetçisi olan Bismarck (Bu milliyetçilik anlayışı ırkçı olmamakla beraber Hitler milliyetçiliğinin temelini oluşturur), Yahudilere borçlanmak yerine Liberal bir tavır takınmış ve çeşitli demiryollarında özelleştirmeye giderek bu Ekonomik sıkıntıyı çözmüştür. Yaklaşık 15 milyon taler civarındaki para Prusya ekonomisini savaşa hazırlamaya yetiyordu. Avusturya ise bu açığı kapatmak için Paris borsasından %9 gibi yüksek bir faizle kredi sağlayabildi. Avusturya bu borcu ödediğinde borç aldığı 90 milyon guldeni, 157 milyon gulden olarak ödemek zorunda kalacaktı.

Almanya’da Demir Yolları Mesafeleri

Prusya Genelkurmay Başkanı Helmuth von Moltke savaş öncesi, Danimarka savaşından sonra yeni stratejiler geliştirmeye başlamıştı. Şahsi fikrimi sorup, Alman tarihindeki ilk dördü say derseniz dördüncü sıraya yerleştirebileceğim Mareşal von Moltke, o zamanlarda yaygın olarak kullanılan Napolyon tarzı iletişimin ve asker sevkiyatının büyük felaketlere yol açmaya eğilimli olduğunu düşünmekteydi ve bu konuda kendine özgü bir yöntem geliştirdi. Alman Mareşali ilerleyen zamanlarda askeriyede demir yollarının kalelerden daha önemli olacağını düşünüyordu. Bu kapsamda Almanya’daki demiryolu ağında geliştirmeler yapıldı ve yeni hatlar açıldı. Demir yolları sayesinde Prusya birlikleri parça parça ve hızlı bir biçimde hareket edebileceklerdi. Bu hareket tarzı günümüze bile ışık tutan bir taktiğe dönüşmüştür ve artık Mareşal von Moltke ile özdeşleşmiştir.  ‘’Ayrı ilerle, beraber vur’’ Moltke tarzı savaşın sloganı olmuştur. Prusya’nın askeri önlemleri kenarda dursun, biz 19.yy.ın en büyük silahı olan diplomasi’de alınan önlemlere bir göz atalım.

 Bu konuda Prusya’nın Avusturya savaşına müdahale edebilecek iki devlet vardı: Rusya ve Fransa. Rusya’nın, geçmişte Kırım Savaşı sebebiyle Avusturya’ya karşı olan husumetini göz önüne alınca, savaşa Prusya aleyhinde müdahale etmesi olanaksız gözüküyordu. Bismarck’ın asıl dikkat etmesi gerek konu Fransa’ydı.

Bismarck ile III.Napolyon arasında gerçekleşen görüşmeler sonucunda resmi bir bildiri imzalanmasa da Bismarck’ın; Fransa’dan, herhangi bir savaş sırasında tarafsızlığının sözünü aldığını, Bİsmarck’ın sağlamcı kişiliğinden anlayabiliyoruz. Kimse Bismarck-Napolyon ikilisi arasında neler konuşulduğu bilinmiyor. Ancak kimi tarihçiler Lüksemburg eyaletinin Fransa’ya bırakıldığı konusunda uzlaşıldığı yönünde. Görüşüldüğü tahmin edilen bir diğer mesele ise Venedik ile alakalıydı. Venedik’in Avusturya’da bulunması Fransa’nın 1858 Plombieres programına uymamaktaydı. Bu programa göre Venedik İtalya’da olmalıydı. Bismarck daha sonra da İtalya’yı bu savaşta yanına çekmek istediği için Napolyon’a Venedik konusunda bazı güvenceler vermiş olabilir.

Prusya-Avusturya savaşının önemini göz önüne aldığımızda aslında Fransa, Lüksemburg gibi bölge karşılığında veya Venedik karşılığında Almanya’nın büyük ölçüde kurulmasını kabul ediyor gibi gözüküyor. Ancak tabii ki Fransa’nın da kendi planları var. Fransa’nın planlarına göre, uzun zamandır birbirleriyle rekabet içerisinde olan bu devletlerin iki yüz yıllık bir meseleyi bir iki yıllık bir savaşla sonuçlandırabilmeleri mümkün değil. Avusturya’yı, en nihayetinde savaşı kazanacak devlet olarak görürken aslında savaş sırasında kaybettiği güç sebebiyle Almanya’daki etkisini arttıramayacak. Prusya da yenilerek güç kaybettiğine göre Orta Avrupa’da bir güç boşluğu oluşacak. Bu boşluğu ise Fransa dolduracaktı.

Bismarck, Fransa’nın tarafsızlığını sağladıktan sonra İtalya’ya ittifak teklifinde bulundu. Prusya’ya güvenmeyen İtalyanlar, Fransa’dan Venedik konusunda garanti aldıktan sonra ittifaka razı oldular. Ancak anlaşmaya üç ay içerisinde savaş başlamazsa bu ittifaka katılmayacaklarını da belirten bir madde eklemeyi de gerekli gördüler.

Dış politikanın da savaşa uygun hale getirilmesiyle savaş için yalnızca bir bahane gerekiyordu. Bismarck’ın bu konuda zorlandığını yaptığı görüşmelerin kaydından ve ülke içerisindeki ve kraliyet ailesindeki muhaliflerinin mektuplaşmalarından anlayabiliyoruz. Veliaht Prensin, General von Schweinitz’e yazdığı mektuba göre:

 

‘’Kral savaş istemiyor. Fakat Bismarck aylarca meseleleri öyle çarpıttı ki, zavallı Efendimiz giderek hiddete kapılacak. Bismarck onun bu hiddetini körükleyerek neticede tüm Avrupa’yı sarsacak bir savaş başlatmaktan başka bir şey yapamayacak hale getirecek…’’[1]

 

 Bir savaş bahanesinin bulunamamasına karşın Mareşal von Moltke sınıra üç yüz bin kadar asker sevk etmişti bile. Bismarck bahane ararken Avusturya Başbakanı çok büyük bir hata yaptı. Holstein eyaletindeki Valilerine dükalık meclislerini toplama talimatı verdi ki bu da Danimarka Savaşının ardından imzalanan Bad Gastein sözleşmesini tek taraflı ilga etmek demekti. Anlaşmanın tek taraflı feshedilmiş olmasının üzerine Prusya Avusturya’ya savaş ilan etti. Alman Konfederasyonu da Avusturya yanında savaşa dahil oldu.

Lord Loftus, Bismarck ile cepheye çok uzak olmayan bir beldede gece yarısı yaptıkları görüşmede yaşanan dramatik bir olayı şöyle aktarıyor:

 

 ‘’… Bismarck saatini çıkardı ve dedi ki: ‘Şu anda birliklerimiz Hanover, Saksonya ve Hesse-Kassel Elektrölüğü’ne yürümektedirler. Sert bir savaş olacak. Prusya kaybedebilir fakat her halükarda cesaretle ve şerefle çarpışacaktır. Şayet yenilirsek’ dedi Kont Bismarck, ‘Buraya dönmeyeceğim, son taarruzda öleceğim. İnsan sadece bir kere ölebilir ve yenilirse, ölmek daha iyidir.’’[2]

 

Sağlamcı kişiliğe sahip ve her zaman kendisinden emin biri olan Bismarck bile zaferden şüpheliydi. Bismarck ile beraber Mareşal von Moltke de kendisinden emin bir şahsiyet olarak bilinir. Ancak Mareşalin de zaferden emin olmaması ve şüphelenmesi, adeta durumun belirsizliğini somutlaştırıyor ki zamanın ileri gelen şahisyetleri Avusturya’nın galip geleceği konusunda hemfikirlerdi. Ordu mevcutları arasında bile bir uçurum söz konusuydu.

 Moltke savaşta ordusunu dörde böldü. Birinci birlik Saksonya kuvvetleri ile çarpışacak, ikinci kuvvet batıda Hanover ve Hesse-Kassel prensliklerini mağlup edecekken diğer iki ordu ise asıl zaferin kazanılacağı Avusturya’ya ilerleyeceklerdi. Komutanlara baktığımız zaman Prusya’da Moltke, Veliaht Prens Friedrich ve Kral’ın yeğeni Prens Friedrich Karl orduların komutasındalardı ve bu isimler 19.yy.ın en müthiş saha kumandanlarıydılar. Avusturya ordularının başında ise ‘’Taarruz ustası’’ sıfatıyla tanınan ve başarılı bir geçmişi bulunan Ludwig von Benedek vardı. Ancak saha generali olarak başarılı olan Benedek, aynı başarıyı tüm ordunun başındayken gösteremeyecekti. Avusturya’nın güney ordusuna da Arşidük Albrecht komuta etmekteydi ve arşidük, güneyde İtalyanları mağlup etmeyi başarmıştır.

Diplomasinin ve generallerin rekabet ettiği bu savaşta başka bir alanda da rekabet vardı: Teknoloji. Prusyalıların ‘’iğneli tüfek’’i, Avusturyalılar ise ‘’Lorenz’’ tüfeğinden çok daha üstün bir teknolojiyle üretilmişti. Prusyalıların iğneli tüfeği 210 metreden yüzde 43 isabetle dakikada beş defa ateş edebilen kuyruktan dolma, ölüm püsküren bir aletti. Avusturyalı rütbesiz bir askerin eşine yazdığı mektuptan, Avusturya askerlerinin psikolojilerini anlayabiliyoruz:

 

‘’Sevgili Peppi, tahmin ederim seni bir daha göremeyeceğim, çünkü Prusyalıların açtığı ateş herkesi öldürüyor.’’ [3]

 

 Ve gerçekten Avusturyalılar Prusyalılardan 3 kat fazla zaiyat vermişlerdi. Ancak her şeye rağmen savaş yavaş ilerlemekteydi ki bu iki tarafın da bunalmasına yol açıyordu. Prusya için daha da kötüsü Moltke çok ileri düzeyde bir iletişim sorunu yaşıyordu.

 

Moltke, tek parça halinde bekleyen Avusturya ordularının karşısına üç ayrı ordu ile çıkacaktı ancak orduların biriyle iletişimi koptu. Avusturya’nın tüm ordusu karşısında Prusya’nın sadece 1. Ordusu bulunuyordu. İkinci ve üçüncü ordular iletişim aksaklığı sebebiyle henüz birleşip almaları gereken düzeni alamamışlardı. Bu ordular planlana göre birleşip bir çevirme harekatına girişeceklerdi. Avusturya Ordusu kumandanı Benedek, ikinci ve üçüncü ordular birleşmeden Prusya’nın 1. Ordusuna saldırsaydı savaş burada Prusya için bitecekti. Avustuya ordusundan Mareşal Mollinary savunmasız bir şekilde bekleyen Prusya kuvvetlerinin sol cenahına hücüm etmek için izin istedi ancak Prusya kuvvetlerinin çevirme harekatına niyetlendikleri istihbaratının gelmesine rağmen karargahtan izin çıkmadı. Çevirme harekatının bu kadar hızlı bir şekilde gerçekleşebilmesinin olanaksız olduğunu düşünen Benedek’in en büyük hatası ise bu oldu.

 Aynı gün Veliaht Prensin ordusu yüksek teknolojili silahlarıyla çevirme harekatını tamamlayıp Avusturya kuvvetlerinin kanatlarını yardı. Olaylar o kadar hızlı gelişmişti ki Benedek raporları getiren subayına olayları abarttığı için fırça bile atmıştır. Yaklaşık iki saatlik bir muharebe sonucunda Avusturyalı Mareşal Gablenz, Prens Friedrich Karl ile görüşüp mütareke yapılmasını istediklerini belirtti. Prens şaşırmış bir Halde ‘’Neden mütareke istiyorsunuz? Ordunuzun buna ihtiyacı var mı?’’ dedikten sonra Avusturyalı Mareşalden aldığı yanıt, her şeyi özetleyecek şekildedir:

‘’İmparatorumun artık ordusu kalmadı; imha olmuş kabul edebilirsiniz.’’ [4]

 

 Bu söz üzerine daha fazla yazmaya lüzum görmüyorum. Prusya 350.000 askeriyle 850.000 mevcutlu bir ittifakı, Moltke’nin taktiği ve hızı ile tarihi bir yenilgiye uğratmıştı. Bu savaştan sonra Prusya orduları Viyana’ya doğru harekete geçtiler. Barış şartlarının ne olacağı konusunda Prusya tarafında bir çatışma vardı. Kral ve generaller savaşın uzayıp kesin bir galibiyetle şartları daha da ağırlaştırmak isterken, Bismarck (büyük bir ihtimalle tek başına) barış şartlarının hemen konuşulması konusunda ısrar ediyordu. Bismarck’a göre savaşın uzaması hem güç kaybına sebep olacak, hem de Avusturya’yı Prusya’dan daha fazla uzaklaştırmaktan başka bir şeye yaramayacaktı. Bismarck ilerleyen zamanlarda Avusturya’ya dış politikada ihtiyaç duyuyordu ki gelecekteki müttefikinin zayıf düşmesini istemezdi.

 

Kral I.Wilhelm ve Bismarck

Bismarck’ın tutumuna en çok Kral karşı çıkmıştır ve bu konuda en çok Kral ile girdiği münakaşalar dönemin generalleri tarafından hatıralara konu olmuştur. Kralın çok sert karşı çıkmasına rağmen Bismarck Kralı manipüle edip ikna edebilmeyi başarmıştır. Bismarck, yirmi sekiz yıllık başbakanlık kariyerini akıl oyunlarına ve kral üzerine kurmuş olduğu şahsi güce borçluydu.  

Prusya ile Avusturya arasındaki barış görüşmeleri Prag’da yapıldı. Anlaşmada, Schleswig ve Holstein da Prusya egemenliğinin kabulünün yanında Avuturya Venedik’i de İtalya’ya bırakıyordu. Anlaşmanın en önemli ve iki yüz yıllık Alman Dualizmini sonlandıran maddesine göre de Avusturya artık Alman konfederasyonundan çıkartılıyordu. Yeni konfederasyon Protestan prensliklerin katılımıyla Prusya liderliğinde Kuzey Alman Konfederasyonu ismiyle kurulacaktı. Bismarck’ın bu hamlesi ile, Almaya’daki etkisini arttırmayı düşünen Fransa da binevi Prag’daki masaya gömülmüş oluyor. Fransa artık dış politikada, iç işlerine karışabileceği bloklaşmış bir Almanya yerine tek yürek bir Almanya ile karşılaşacaktı. Kuzey Alman Konfederasyonu ile Fransa savaşında görüşmek üzere…

 

Dipnotlar:

[1] Veliaht Prens’ten Schweinitz’e, 1 Nisan 1866, Bismarck 292.

[2] Lord Loftus, 60.

[3] Craig, Fontane. 87.

[4] Walter, 64.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar I,II. ciltler

Jonathan Steinberg, Bismarck

Fahir Armaoğlu, 19.yy Siyasi Tarihi

Cambridge Savaş Tarihi

Kazım Ecer, YTÜ İF, Lisans Bitirme Tezi

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?