Otuz Yıl Savaşları ve Devlet Çıkarının Önemi

f9c4b48f3d40t

Augsburg Barışı (1555) ile yeni bir döneme giren Avrupa, din savaşlarını bitirmiş görünüyordu. Augsburg’da ”Cujus Regio, Ejus Religio” yani ”Kimin Bölgesi, Onun Dini” anlayışı benimsenmişti. Ancak bu barış kısa sürecekti. Özellikle Alman coğrafyasının parçalanmış yapısı çok ciddi bir kırılma yaratabilirdi. Nitekim savaş orada patlak verecektir.

Kutsal Roma İmparatoru II. Rudolf’un, Bavyera Kralı I. Maximilianus’tan Katolikliği baskın hale getirmesini istemesi Augsburg Barışı’nı ihlal olarak görülüyordu. Yine Bohemyalı Protestanlara II. Rudolf tarafından verilen imtiyazların sonraki imparator II. Ferdinand tarafından geri alınması mezhep savaşlarını kaçınılmaz kılmıştır. 1618’de Bohemya’da başlayan isyan, kısa sürede tüm Avrupa’ya yayılmış ve 30 yıl boyunca yüzbinlerce insanın hayatına mal olmuştur.

Otuz Yıl Savaşları öncesi Avrupa’nın siyasi ve ekonomik açıdan en güçlü devleti Kutsal Roma İmparatorluğu ve dolayısıyla da İspanya Krallığı idi. Bilindiği üzere Habsburglar o dönem İspanya’yı da yönetmiş, İspanyol krallarını Kutsal Roma tahtına çıkarmıştır. İngiltere ise I. Elizabeth dönemiyle dünya sahnesine çıkmış, savaş öncesinde de Elizabeth sonrası varisin olmaması sebebiyle İskoç hükümdarları tarafından yönetilmekteydi. Osmanlı Devleti ise Avrupa ile ilgilenemeyecek durumda, iç sorunlarla boğuşmaktaydı. Fransa ise Otuz Yıl Savaşları öncesinde sürekli bir gelişim içerisinde ve Avrupa’nın zirvesine yol almak arzusundadır.

Bohemya İsyanı ile başlayan savaş, temelde Alman coğrafyasında, Fransa ile İsveç arasında ve o yıllarda devam etmekte olan Hollanda ile İspanya arasında şekillenmiştir. Bohemya’daki Palatina Savaşı’nı Katoliklerin kazanması Fransa’yı endişelendirmiştir. Aynı yıllarda Osmanlı Devleti de II. Osman’ın emriyle Prag Sarayı’na elçi göndererek Bohemya İsyanı’na destek olmuştur. Kutsal Roma İmparatorluğu’nun en büyük müttefiklerinden Polonya-Litvanya Birliği de bu olay üzerine Osmanlı’ya savaş açmış ancak savaştan muvaffak ayrılan taraf olmamıştır. 1621’de imzalanan Hotin Barış Antlaşması ile bu cephe kapanmış ve Osmanlı Devleti Otuz Yıl Savaşları’ndan elini çekmiştir.

Danimarka’nın da Kutsal Roma İmparatorluğu’na yenilmesi ile 1629’da Lübeck Antlaşması imzalanmıştır. Bunun üzerine İsveç, Baltıklar’a hakim olmak için savaşa girmek zorunda kalmıştır. İsveç, savaşı önde götürmesine karşın Kral II. Gustaf’ın ölmesiyle savaşı kaybetmiştir. 1635’te sonlanan savaş yine Kutsal Roma İmparatorluğu’nun zaferiyle sonuçlanınca Fransa’nın devreye girmesi gerekmiştir. Katolik olmasına karşın Protestanların yanında savaşa giren tek devlet olan Fransa’nın bu politikası tamamıyla Kardinal Richelieu’ye aittir. Richelieu, devlet yönetiminde ”raison d’etat” yani ”devlet çıkarı” ilkesini benimsemiştir. Bu olay Avrupa’nın da gelecek yüzyıllardaki seyrini bu yönde değiştirmesine sebep olmuştur.

Fransa’nın savaşa girmesiyle üstünlük zamanla Protestanlara geçmiş, 1648’e kadar Fransa pek çok zafer kazanmıştır. 1609’da İngiltere’nin desteği ile bağımsızlığını kazanan Hollanda’nın İspanya tarafından tehdidi Otuz Yıl Savaşları’nın sonuna kadar sürmüştür. O yüzden Seksen Yıl Savaşları da bu bağlamda değerlendirilebilir.

Otuz Yıl Savaşları Avrupa’da güç dengesini baştan aşağı değiştirmiştir. İspanya ve Kutsal Roma İmparatorluğu, Avrupa’daki yerinden edilmiştir. Avrupa, Fransa’nın liderliğinde yeni bir döneme evrilmiştir. Otuz Yıl Savaşları, Osmanlı açısından karlı olmuştur. Osmanlı Devleti yaşadığı iç sorunlara rağmen dış tehdit algılamamıştır. Otuz Yıl Savaşları’nda Kutsal Roma İmparatorluğu’nun başarısızlığa uğraması, Osmanlı’yı II. Viyana Kuşatması için cesaretlendirmiştir. İngiltere ise taht birliğini sağlamış ancak iç savaşa sürüklenmiştir.
Avrupa’da Alman coğrafyasındaki ikilik keskin bir şekilde oluşturulmuştur. Daha sonra Prusya’ya dönüşecek olan Brandenburg Prensliği, Avusturya’ya karşı güçlenmeye başlamıştır. Almanya coğrafyasında ikili (Alman Düalizmi) 1871’deki birleşemeye kadar sürecek ve bu süre zarfında Fransa istediği kadar güçlenecektir. Papalık ve dinin etkisinin azalması, Avrupalı devletlerin siyasetinde ”devlet çıkarı” ilkesini benimsemelerine sebep olmuştur. İspanya ise Avrupa liderliğini kaybettiği gibi 1640’ta Portekiz’in bağımsızlığına razı almış, 1648’de ise Hollanda’nın bağımsızlığını kesin bir şekilde tanımak zorunda kalmıştır. İspanya, Otuz Yıl Savaşları süresince, denizlerden tehdit algılamamak için de Osmanlı’ya sürekli ateşkes tekliflerinde bulunmuştur. İspanya’nın Osmanlı ile ateşkes yapmasını engellemek içinse Fransa ve İngiltere büyük uğraş vermiştir.

Sonuç olarak Otuz Yıl Savaşları, Avrupa’nın yeni bir döneme evrilmesine sebep olmuş, Avrupa’da yaşanan din savaşlarının sonuncusu olmuştur. Alman coğrafyasını kesin olarak bölmeyi başaran Fransa’nın liderliğinin de kesinleşmesi dünyada yeni sorunlara sebep olacak, İngiltere’deki iç savaş da Fransa’ya yarayacaktır. Büyük Fransız Devrimi’ne kadar ise başat güç Fransa olacaktır. Rusların yükselişi de aynı paralelde gelişecek, Türklerin ve İspanyolların hızla gerilemeye başladığı dönemin kapıları aralanacaktır. Almanlar ise 200 yıllık bir uykuya dalacaktır.

Yorumlar (2 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?