Osmanlı’nın Kuruluş Döneminde Gaza ve Cihat

Osmanlının kuruluş döneminde gaza ve cihat anlayışıyla Bizans’a doğru yapılan seferlere hepimiz az çok aşinayız. Halil İnalcık şöyle der; İlhanlı Moğol hanlığı Suriye’yi istila girişimlerinde bulunuyor, Papalık ve Bizans ile diplomatik ilişkilere giriyordu. İşte bu durum karşısında İslam dünyasında kutsal savaş, gaza bir ölüm kalım sorunu olarak ortaya çıktı.

Osmanlı Kuruluş dönemindeki fetih politikaları ile ilgili ortaya birçok fikir atılmıştır. Bu tezlerin en önemlilerinden biri Avusturyalı tarihçi Paul Wittek’e aittir. Wittek Osmanlı fetih politikalarının temelini gaza politikasına bağlamıştır. Ona göre Osmanlı Devleti’nin görkemli yükselişinin temel sebebi, İslam mücahitleri olan Türk göçebelerinin varlığıdır.[1] Ancak bu noktada şöyle bir gerçek vardır ki gazayı gerçekleştirebilecek savaşçılar ancak Müslüman olabilirdi. Halbuki özellikle Osman ve Orhan Beyler döneminde devlete bağlı olan birçok Ortodoks tabi de bulunduruyordu. Bu noktada bir diğer soru işareti de Bizans İmparatorluğu ve diğer Türk beylikleri ile olan ilişkilerde vuku bulmaktadır. Bizans ile olan ilişkiler yalnızca düşmanlıkla sınırlı kalmamıştır. Orhan Bey döneminde gerçekleşen barış ve sonrasında alınan bir Bizans prensesi ile birlikte Osmanlı Beyliği ile Bizans imparatorluğu arasındaki ilişki olumlu yönde etkilenmiştir. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğunun içinde bulunduğu karışıklık ve iç savaş şeklinde nitelendirilebilecek dönemde Orhan Bey’in kayınpederi V. Cantacuzenus’a yaptığı yardımlar göz ardı edilmemelidir. R. Paul Linder bu noktada Wittek’ten farklı bir tez ileri sürmüştür.

Lindner’e göre de Osmanlı kuruluş döneminde kabile ve kabilecilik dinsel motivasyondan daha önemli idi. Bu göçebe kabilelerin doğasında ise yerleşik popülasyon ile savaşmak vardı. Sonuç olarak Lindner’e göre bu göçebelerin temel amacı dinsel bir motivasyondan kaynaklanan gaza anlayışı değil yağma idi. Osmanlı Devletinin ilk fetihlerinden biri olan Karaca Hisar’ın fethi de buna örnek olarak gösterilebilir. Osmanlı Devletinin komşu Germiyan Beyliği emirinin yönettiği bu toprakları ele geçirmesi alışılagelmiş gaza anlayışından farklıdır. Yine aynı şekilde Karesi Beyliğinin topraklarının ele geçirilmesi de Osmanlı fetihlerinin sadece gaza anlayışına yani o dönemki coğrafyanın koşullarına bakıldığında sadece Bizans toprakları üzerine şekillenmediğini görebiliriz. Yine aynı şekilde Lindner, The Tent of Osman makalesinde şu şekilde bir ifadeden “Bir gazinin en önemli görevlerinden biri sayılabilecek olan kâfir topraklarını müslümanlıştırma, dönemin Osmanlı politikaları arasında görülmez.” şeklinde bahseder. Ne Osman ne de Orhan Beyler döneminde böyle bir girişimde bulunulmamıştır. Ayrıca Orhan Bey dönemi de dahil olmak üzere birçok Hristiyan’ın devlet görevlisi olarak hizmet ettiği görülebilir. Yine aynı şekilde Hristiyanları Müslümanlıştırma için bir baskı ya da idam gibi zorlayıcı yöntemler kullanılmadığı da dönemin kaynaklarından çıkarılabilir. Elbette ki topluca bir halkı Müslümanlıştırma gibi bir politikanın neden olmadığı sorusuna verilebilecek en iyi yanıtlardan biri de ekonomik getirilerdir. Osmanlının elinde tuttuğu topraklardan elde ettiği cizye vergisi hazine için önemli bir kaynaktır. Gayrimüslim tebaa ise bu verginin toplanması için kaçınılmaz bir gerekliliktir.

Kabileciliği ele aldığımızda ise Osman Bey’in ailenin diğer üyeleriyle beraber hareket ettiği oldukça açıktır. Karacahisarın fethinden sonra subaşılık görevine kardeşi Gündüz Alp geçmiştir. Yine Osman Bey döneminde Samsa Çavuş, Akça Koca ve Gazi Abdurrahman gibi önemli figürler uçta sürekli akına atanmışlardır. Sadakat ile Osman Bey’e hizmet eden bu kişiler zamanla Osman Bey’in yoldaşları olmuşlardır. Bu yoldaşlardan biri olan Köse Mihal de Osman’a bir Hristiyan olarak hizmet etmiş sonunda İslamiyet’i kabul etmiştir. Orhan Bey zamanında oluşmaya başlayan devlet bürokrasisine kadar Osmanlı Devleti’nin feodal yapısı egemen olunan topraklarda sürdürülmüştür. Bu anlayış ise tipik bir Orta Asya Türk imparatorluğunda görülebilen Türklerde alp Moğollarda ise Noyan şekliyle adlandırılan soylu ailelerden gelen kumandanlara oldukça benzemektedir. Akın ve yağmayı adeta bir meslek haline getiren Türkmenler uç bölgelerinde ganimetler toplamışlardır.

 

 Halil İnalcık, bu noktada Lindner’den farklı bir şekilde Türkmenlerin motivasyonlarının gaza üzerine şekillendiğinden bahseder. Ona göre akın ve yağmayı meslek edinen Türkmenler kabile bağları dışında gaziyan örgütüne katılmış, yeni bir yaşam tarzı sonucu kendi aşiret grubundan kopmuş sosyal bakımdan farklılaşmıştı[2]. Alp etrafında oluşan bu gaza birlikleri her bir uçta gaza faaliyetlerinde bulunmaktaydı. İnalcık’a göre Osman Gazide bu beylerden biridir ve onu öteki beylerden farklı kılan ise Şeyh Edebali’ye yakınlığı olmuştur. Elbette ki kendi maddi kazançlarını düşünen Türkmenler kendileri için en çok yarar sağlayan akınları ve bu akınları yönetecek beylere yoldaş olmayı tercih ederlerdi. Bu noktada gaza politikası önemli bir yer tutar. Osman Gazi’nin başarılı akınları Türkmenleri yanına çekmiştir ve yanına Köse Mihal’de olmak üzere birçok yoldaş katmıştır. Türkmenleri bir arada tutabilecek bir otoriteye sahip olan Osman Bey ise kendi kabilesinin genişlemesinde ve zenginleşmesinde bu Türkmenleri oldukça verimli bir şekilde kullanmıştır. Bu noktadan bakıldığında Wittek’in gaza politikası argümanı oldukça sağlam bir kanıt bulmaktadır.

Wittek ve Lindner’in birbirinden oldukça farklı hipotezlerini incelediğimizde çıkarabileceğimiz sonuçlar elbetteki farklıdır. Ancak şu da kaçınılmaz bir gerçektir ki Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında geliştirdiği politikalar tamamen Ortodoks ya da Heterodoks bir çerçeveye oturtulamaz. Osmanlı Devletinin gelişip büyümesinde elbette dini motivasyonlarında etkisi olmuştur. Ancak dönemin siyasi, ekonomik ve politik şartları ve bu şartların doğurduğu sonuçlarda en az dini motivasyon kadar önemlidir.Sonuç olarak, Osmanlı Devleti göz önüne alındığında katı bir Ortodoks devlet anlayışı beklememeliyiz. Devletin tatbik ettikleri, herhangi bir ideolojik çerçeveyle sınırlandırılamayacak kadar geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir.

– Berke Çetinkaya

Dipnotlar:

[1] Gazi tezi üzerine bazı düşünceler R.C.Jennings s1

[2] Halil İnalcık Devlet-i Aliyye Türkiye İş bankası yayınları s.32

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye, Türkiye İş Bankası Yayınları 2017

R.C.Jennings,Gazi Tezi Üzerine Bazı Düşünceler

Rudy Paul Lindner, TheTenth of Osman

Caroline Finkel, Osman’sDreamTheStory Of TheOttoman Empire 1300-1923

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?