Osmanlı’ya Yapılan Yahudi Göçleri

 Osmanlılar, 14.yy’ın ilk yıllarına büyük bir politik ve askeri güç olarak çıkış yaptılar. Hanedanlığın kurcusu Osman, daha sonradan geniş bir İmparatorluk olacak küçük bir prensliğin başındaydı. Osmanlıların başarıları, Güney Akdeniz’de yüzyıllardır hakim Yunan nüfuzunu kırarak bölgede İslam egemenliğini başlattı. Osmanlılar zamanla Avrupa kıtasının içlerine doğru Hristiyanlar için önemli bir şehir olan Viyana’ya kadar genişledi.

İspanya’dan ve Portekiz’den göç eden ve daha sonraları “Romaniots” veya “Gregos” olarak anılacak yunanca konuşan Yahudi toplulukları İstanbul’un fethi zamanında (1453) Osmanlı hakimiyeti altında yaşamaktaydılar. -Osmanlı Devletindeki- bir diğer önemli grubu teşkil eden Arapça konuşan Yahudiler ise (İberyalı mültecilerin deyimiyle “Mustarabs”). Mustarabslar, I.Selim ve Oğlu Süleyman’ın fethettiği Arabistan topraklarında yaşamaktaydılar ki bu fetihler Yahudiler için bir kurtuluştu çünkü Memlük ve Bizans egemenliğindeki 14-15. yy’daki durumlarına göre, gördükleri muamele, çok farklıydı.

İspanya’da ve Portekiz’de Yahudilere ülkeyi terk etmeleri için uygulanan baskıların ardından (1492) on binlerce İberyalı Yahudi, Osmanlı topraklarına göç etti. Mültecilerden sadece belli miktarda vergi ve İslam’ın üstünlüğünün kabul edilmesi istendi. Böylelikle Osmanlı İmparatorluğu Yahudiler için bir sığınak oldu.

 16.yy’ın başlarına gelindiğinde, Osmanlı dünyadaki en büyük Yahudi topluluğuna sahipti. İstanbul ve Selanik şehirlerinin her birinde yaklaşık 20.000 Yahudi yaşamaktaydı. İber yarımadasındaki göç hareketi 16.yy boyunca dalga dalga devam etti ve Osmanlı Yahudiliğinin karakterini oluşturdu. Bölgelerindeki Yahudi halkından daha fazla olan İspanyol ve Portekizliler, kısa bir zaman sonra Romaniotları bastırdı ve yerel nüfus yeni mülteciler kültür ve topluluklarında asimile edildi. II.Mehmed, İstanbul’un fethinden sonra şehri büyük bir İmparatorluğun başkentine yakışır bir şekilde büyütmek istedi ve çeşitli bölgelerden birçok insanı buraya getirtti. Bu göç hareketi de Yahudileri etkiledi ve Bizans dönemi Yahudiliğinin karakterini değiştirdi. -Göç edenlerin- Maddi durumları iyileşmiş, inanç özgürlükleri de aynı şekilde sağlanmıştı. Ancak birkaç Romainot Cemaati ise dağılmış ve unutulmuştu. İsimleri sadece İstanbul’daki belirli sinagoglarda hatırlanıyordu. Başkentte, Selanik’te, Batı Anadoluda ve Tiriya’da  bulunan cemaatlere mensup Yahudiler İspanyolca konuşurlardı.

Toplumsal olarak Yahudi cemaatler üyelerinin kökenlerine göre organize olmuşlardı. Yahudiler tüm dini, eğitim ve sosyal organizasyonlarını bu sinagoglar etrafında, özerk bir sosyete oluşturarak gerçekleştiriyorlardı. 16.yy’ın sonlarına kadar bu kurumlar geniş bir esnekliğe sahip oldular. Daha sonradan cemaatlerde kökenler önemini kaybetti ve cemaatlerin gelişimi çelişkili çıkarlara sahip zengin kişilerin ve grupların iktidar mücadelesiyle sürdürülmeye başlandı. 16.yy boyunca Osmanlı’da bulunan Yahudiler olağanüstü şekilde refaha sahiptiler. İmparatorluk hızla büyüyordu ve doğal olarak tüketimde talep de artıyordu. Yahudiler de kolaylıkla Avrupa ile ticaret yapabiliyor, yün dokuma tarzı endüstri işleriyle uğraşarak kendilerini bu alanlarda geliştiriyorlardı. Zamanla, Don Joseph Nasi ve Solomon ibn Yaish gibi liderlerin izinde, dünya çapında aile ağlarının avantajını ve Avrupa ilişkilerindeki bilgilerini kullanarak Bab-ı Âli’nin endişelerini arttırdılar.

Bu zaman, aynı zamanda kültürel gelişmelerin de yaşandığı bir zamandı. Joseph Caro, tüm Yahudilerin ortak kodu haline gelecek İbranice kanunu (Shulhan Arukh) zenginleştirdi. Aynı zamanda Yahudi mistisizminde en etkili eserlerden biri de (Lurianic Kabbalah) Ha-Ari tarafından Filistin’de yazıldı. Sürgünde uğramış bu Yahudi toplulukları, böylelikle aniden yok olma tehlikesinden kurtulmuş ve yüzyıllarca süren zulüm yüzünden boğulan kültürel güçlerin patlamasını ifade edebilmişlerdi.  

–  Eli Barnavi

Çevirmenin Notları: Yazının orijinal haline https://www.myjewishlearning.com/article/the-ottoman-empire/ bağlantısından ulaşabilirsiniz. Yazının orijinal sitesinde herhangi bir kaynak veya dipnot belirtilmemiş olunup, yazı 2017 yılında çevrilmiştir. Eğer çeviride hata varsa veya daha sonradan orijinal yazıda değişiklik olursa bildirebilirsiniz.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?