Orta Gelir Tuzağında Gelişmekte Olan Türkiye Ekonomisi

Gündemden de takip ettiğimiz üzere Türk ekonomisi ciddi bir kriz ile karşı karşıya. Gayrı-resmi olarak devalüasyon yaşadığımız şu günlerde, dış borcumuz artmakta ancak, devalüasyon  olmasına karşın ihracatımızda belirgin bir artış yaşanmamaktadır. Türk ekonomisi böylelikle bir çıkmaza doğru sürüklenmektedir. Konumuz olan orta gelir tuzağı ise, gelişmekte olan ülkelerin uzun süre gelişmekte ülke olarak kalarak, gelir seviyesini orta gelirli ülkelerden üst gelirli ülkeler seviyesine çıkaramaması olarak özetlenebilir ve bu tuzak, gelişmekte olan ülkeler kategorisinde yer alan Türk ekonomisinin de yakalandığı bir tuzaktır.

Türk ekonomisi orta vadede Kemal Derviş’in ‘‘sürdürülebilir borçlanma’’ hedefini takip etti. Türkiye, tükettiğinden daha az ürettiği için borca ihtiyaç duyuyor ve buna bağlı olarak enflasyon ortaya çıkıyordu. Enflasyonu düşürmek için yurt dışından sermaye çağırılıyor ve böylece enflasyonu frenleniyordu. Ancak 15 Temmuz Darbe Girişimi ve Amerika ile 1950’den bu yana en sert ilişkilerin yaşanması, yabancı sermayeyi Türkiye’den çekti. Yabancı sermaye Türkiye’den çekilince döviz kuru yükseldi ve yükselmeye devam edecektir. Türkiye’nin en büyük iki iktisadi sorunu ise işsizlik ve enflasyon.

İşsizlik şu an için ‘‘idare edilebilir’’ düzeyde kalacaktır. Ancak enflasyonun yükselmesi ve döviz kurunun yükselmesi sürdürülebilir borçlanma imkanını da ortadan kaldırıyor. Türkiye yakın vadede ya yabancı sermayeyi çağırarak faizleri yükseltmelidir ya da ithalatı azaltarak ihracatı arttırmalıdır. Türkiye bunu 3-4 sene kadar önce akıllı telefonlarda denedi. Kredi kartı ile alışverişi kaldırdı ve 45 günde 2.5 milyar dolar ülkenin kasasında kaldı. Ama 45 gün sonra yasağın etrafından dolanarak, kılıf satılıp telefon hediye edilerek veya faturaya ek şekilde telefon satışları başladı ve bu tasarruf planı suyu düştü. Türkiye, Yunanistan gibi olmak istemiyorsa, ithalatı kısıp yerli üretimini arttırmalıdır

.

Şu an ise sürekliliği olan bir büyüme gerçekleşmediği için Türk Lirası değer kaybediyor. Ülkedeki paranın döndüğü inşaat sektörü ise ihtiyacımız olan sürekliliği sağlayamamakta. Binayı yaparsın, satarsın onun faydası orada biter. Türk ekonomisi orta gelir tuzağından çıkacak yapısal reformları gerçekleştirmediği takdirde daha da kötüye gidecektir. İstihdam oranımız maalesef AB ülkelerine kıyaslandığında çok düşük, işsizlik %11-12 seviyesinde, genç işsizlik oranı %23, 18-25 yaş arası her 4 gençten biri işsiz. İşsizliğin yakın zamanda azalması ise bir hayal, enflasyon daha da yükselecek, dış ticaret açığımız, cumhuriyet tarihimizde en yüksek seviyede, ihracatımız, ithalata bağlı şekilde arttığı için ihracatımız da yükseliyor gibi görünüyor ama bu sözde rakamsal bir artıştan öteye gidemiyor. Dış ticaret açığımız gittikçe büyümekte ve alınan dış borçlar ile de kapatılacak gibi değil, sorunlarımız yapısal, Türk ekonomisi takıldığı orta gelir tuzağından çıkarmanın yolu reformlar yapılmasıdır.

Türkiye ekonomisi büyüyor, ama aslında ‘‘büyüyormuş’’ gibi gösteriliyor, büyük şehirlerde yaşayanlar çok daha rahat dediğimi anlayacaklardır, koca şehirde inşaat sektörü dışında, büyüyen, gelişen, yeni iş olanakları açan, tek bir sektör bile bulunmamakta. Bugün yirmi sene önce hayatımızda yer almayan yeni meslekler ortaya çıktı grafik tasarımcı gibi yirmi sene sonra da bugün adını duymadığımız yeni meslekler ortaya çıkacaktır, Türk ekonomisi elindeki genç nüfusu nitelikli şekilde kullanmalıdır. Alınan borçları döndürme de bir ülkenin ekonomisi etkileyen etkenlerdir biridir, örneğin Japonya, GSMH’nin %120 oranında borçludur ancak bu borcu ödeyecek şekilde üretim yaptığı için ülke ekonomisi ‘‘süreklilik’’ arz eden şekilde büyümektedir. Türkiye’nin uzun yıllardır ‘‘orta gelir tuzağında’’ sıkışıp kalmasının nedeni de budur. Türkiye’nin kişi başına düşen milli geliri, yıllık 9-10 bin $ seviyesine seyretmekte ve üst orta gelirli ülkeler grubunda yer almaktadır, yüksek gelirli ekonomiler seviyesine çıkamamaktadır.

Ayriyeten Türkiye’nin, uluslararası kredi derecelendirme kurumları tarafından sürekli puanı kırılmakta ve küresel sermayenin Türkiye’ye yatırım yapması engellenmektedir. Maalesef izlediğimiz günlerde Türk lirası değer kaybetmeye devam edecek. Yapılabilecek şey ise Türkiye’ye yatırım yapmak ve istihdam oranı arttırmaktır. Türk ekonomisi, kendi iç dinamiklerine dönerek, 80 öncesinde olduğu gibi en azından tarım ve hayvancılık konusunda kendi kendine yeten ülkeler arasına girmek yerine, inşaat gibi sürekliliği bulunmayan sektörlere maddi gücünü harcayarak kendi fişini çekmemeli, orta gelir tuzağından kendini kurtararak gelişmiş ülkelerin arasına katılmalıdır.

İbrahim Cav

 

 

 

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?