Orta Çağ Avrupa’sının Küçük İnsanları: Orta Çağ’da Çocuklar ve Çocuk Olmak

Yazar: Ahmet Ziya Akın

Şubat 28th, 2019

Tarih kitaplarının anlatılarında Doğu Roma İmparatorluğu’nun 1453’te yıkılması ile son bulan Orta Çağ dönemi hakkında birçok değerlendirme ve döneme dair sayılamayacak kadar fazla bilginin varlığı göze çarpmaktadır. Bu dönem “Avrupa” kimliğinin şekillenmesinde bir geçiş dönemi niteliğinde olmakla birlikte, sıklıkla bahsedildiği üzere kilise-kral-derebeyi arasında bir güç mücadelesi üçgeninde değerlendirilmiş ve “birey” kavramı “devlet çıkarından” daha geri plana atılmıştır. Kısıtlı şekillerde kral tarafından bireylere tanınan hakların varlığından bahsedilse de bu haklar modern anlamda toplumsal hareketler sonucunda kazanılan haklar şeklinde değildir. Orta Çağın karanlık atmosferini savaşlar, kıtlıklar ve salgın hastalıklar oluştururken öte yandan göz ardı edilen ve tüm bu atmosferin yükünü sırtlarında taşıyan toplumun içerisinde önemli bir grup vardı: Çocuklar…

Çocukluk kavramı 17. yy itibariyle şekillenen ve hukuki olarak 10 Aralık 1948 yılında BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ile tanımlanmıştır. Orta Çağ döneminde ise çocuklar beklediği değeri görememiş ve “eksik yetişkinler” olarak görülmüşlerdir (Özcan, 2017). Doğumundan yetişkinliğine değin geçen sürede çocuk bir nevi yetişkin gibi büyütülerek, bugünkü toplumsal rolünden çok farklı ve ağır bir toplumsal rol oynamak zorunda bırakılmıştır. Günümüze kıyasla Orta Çağ’da hayata gözlerini açan bir çocuğun hayatı tamamen dönemin maddi koşullarına göre şekillenmiştir. Tıbbi koşulların yetersizliği ve kötü yaşam koşullarının yaygın olması sebebiyle 13. yy’da çocukların yaklaşık altıda biri ilk yılında, dörtte biri ise beş yaşına kadar ölmektedir, ancak üçte ikisi 20 yaşına kadar yaşamaktadır (Jeffrey L. Singman, 1999). Kötü yaşam koşullarına ek olarak, 1347-1351 yılları arasında Orta Çağ’da meydana gelen “Kara Veba” sebebiyle ölen çocukların sayısı da bir hayli fazladır. Buna rağmen Orta Çağ’daki yaygın inanışlara göre çocuk, bolluk ve bereket simgesi olarak görülmekten de geri kalmamıştır. Öte yandan, tıpkı Arap Yarımadasında olduğu gibi kız çocuklar erkek çocuklara nazaran daha az önemli görülmüştür (Frugoni, 2005). Doğumundan kısa bir süre sonra çocuğun kaderi astronomik bir değerlendirme sonucunda yapacağı mesleğin belirlenmesiyle çizilmeye başlanacaktır. İlerleyen yaşlarda çocuğun yetiştirilme tarzı, ailesinin bulunduğu toplumsal konum ile paralel olarak şekillenecektir. Örneğin Orta Çağ’da soylu bir aileye mensup çocuk yine soylu sayılacak, köle bir anne veya babaya sahip çocuk ise tıpkı ebeveynleri gibi doğuştan itibaren bir köle olarak hayata başlayacaktır (Zeynep,Balcı &Yıldız,2017). Görüldüğü üzere ekonomik sınıfların toplumsal roller üzerindeki etkileri çocuklar üzerinden tarihsel süreç içerisinde acı bir şekilde okunabilmektedir. Aynı şekilde, ailelerinin statüleri sebebiyle erken yaşta anne sütünden yeterince faydalanamayan çocukların altı yaşına gelmeden hayatını kaybettikleri de bilinmektedir (Genç, 2016).

Bir Alman şövalyesi, eşi ve çocukları.

Orta Çağ çocukları, dönemin ruhuna uygun düşecek biçimde soylu ve sağlıklı erkek çocukların 15 yaşında tam anlamıyla bir şövalye olarak yetiştirilmiş olduğu, kız çocuklarının ise (eğer soylu değiller ise) ev işleri ile ilgilenecek şekilde yetiştirildiği, hatta buna yönelik dikiş dikme, tereyağı ve peynir yapımı, bahçe işleri, yün eğirme ve hazırlama, iplik yapmak için keten eğirme gibi işlerde çalıştırıldığı görülmüştür (Genç, 2016). Yerel endüstrilerde çıraklık yapan 7-12 yaş arası çocuklar hiçbir ücret almamışlar, bir oda, yiyecek ve belki küçük bir miktar cep harçlığı karşılığında çalışma hayatlarını sürdürmüşlerdir (McLaughlin 2004). Çocuğun yetiştirildiği bir diğer alan ise dini bir mabed olan manastırlar olmuştur. Ayrıca zeka geriliği veya fiziksel engeli olan çocuklar ve dul kadınlar da manastırlara gönderilmekteydi. Çocukların okula gönderilmeyerek bu şekilde yetiştirilmelerinin asıl sebebi ise Orta Çağ’da eğitim kurumları olan okulların fazlasıyla maliyetli olmasıydı.

Orta Çağ’da çocukların günümüzden farklı olarak çok küçük yaşlarda evlendiği ve aile kurumu ile çok erken tanıştıkları da bilinmektedir. Evlilik ile birlikteliğin 14 yaşında başlamasının yanında, kilise genellikle ergenlik yaşını kızlarda 12, erkeklerde 14 kabul etmiş ancak baskın ailelerde evlilikler daha erken yaşlarda gerçekleşmektedir (Brundage, 2000). Kız çocuklarının bu yaşlarda evlendirilmelerinin gerekçesi ise “koca evinde  iffetli ve düzgün bir yaşam sürmesinin” beklenmesidir. Bu duruma somut bir örnek olarak, Macaristan kralı Andrew’in kızı Elizabeth, 4 yaşında Thuringialı Landgraf ile nişanlanmış, aynı yıl Wartburg sarayına gönderilmiş ve 14 yaşında evlenene kadar burada yaşamıştır (Shahar, 1992). Öte yandan, evlilik yaşı aynı zamanda yasal anlamda yükümlülüklerin çocuk bireye yüklenmeye başladığı dönemin başlangıcına işaret eder. Çocukların bu yaşlarda idam edildiği, bazı dini gerekçelerle cadı vb. ithamlarla yakıldığı vak’alara rastlanmıştır. Yüzyıl Savaşları sonrasında İngiltere tarafından cadılıkla suçlanan ve 1341 yılında yakılarak idam edilen çocuk yaştaki  Jeanne D’Arc buna bir örnektir. Horwood (2012; 626) ise çarpıcı bir örnek sunarak 1338’de ise 13 yaşında bir kız hizmetçisi olduğu evin ev sahibesini öldürdüğü için yakılarak cezalandırıldığını belirtmektedir. 1181 tarihli bir İngiliz yasası erkeklerin askeri  hizmet yaşının 15 olduğunu belirtmekte, bu yasayla paralel olarak 1346 Crecy Savaşı’nda en öndeki kıt’anın komutanlığını yapan Prens Edward’ın 16 yaşında olduğu bilinmektedir (Mortimer 2010; 38 Aktaran: Genç, 2016; 258).

Görüldüğü üzere, Orta Çağ’da ataerkil bir çocuk yetiştirme anlayışına sahip olan ebeveynlerin, çocuklarını bu şekilde yetiştirmek istemesindeki temel nedenlerden birisinin dönemin ekonomik üretim biçimidir. Bu etki çerçevesinde şekillenen toplumsal rollerin, toplumun en küçük yaştaki bireyleri olan çocuklar üzerinde de ne denli sosyolojik ve ekonomik bir etki mekanizması kurduğu ortadadır. Doğumundan itibaren özgürlük anlayışından uzak biçimde dünyaya geldiği andan itibaren dönemin zor şartlarını sırtlayan bu bireyler, tarihin akışı içerisinde farklı roller üstlenecek ve tarihin her döneminde önemli bir zincir halkası olmaya devam edecektir. Orta Çağ’da feodal üretim biçiminin devamlılığının sağlanması ancak süzeren-vassal ilişkisine dayalı olarak devam etmesine bağlıydı. Orta Çağ Avrupa’sında da bu ilişkinin çocuklar üzerinden yürütülen kısmı göz önünde bulundurulduğunda savaş, kan ve kıtlıklar ile geçen büyük bir zaman diliminin sürekliliğinin nasıl devam ettirildiği de görülebilmektedir. İlerleyen dönemlerde 16. yy’dan itibaren kapitalist üretim biçiminin değiştireceği sosyal ve ekonomik düzen ile birlikte, artık çocuklar da kent devletleri dışında kurulan pazarlarda ticaretin yürütülmesinde bizzat rol alacak 18-19.yy’da gerçekleşecek olan Sanayi Devrimi’nde “aktif olarak çalışan çocuk bireyleri” ifade eden “çocuk işçi” kavramı ile anılmaya başlayacaklardır.

Kaynakça

Brundage A. James (2000), “Sex And Canon Law”, Handbook Of Medieval Sexuality, Ed.: V. L. Bullough, J. A. Brundage, Routledge, New York 2000, 39.

Erkut Zeynep, Balcı Serap, Yıldız Suzan. (2017). “Tarihsel Süreç İçerisinde Çocuk”. Çocuk ve Medeniyet, 17-28.

Frugoni, Chiara. (2005).  A Day In A Medieval City. University Of Chicago.

Genç, Özlem. (2016). “Çocukların Ortaçağ Avrupa’sındaki Yeri”. VAKANÜVİS- Uluslararası Tarih Araştırmaları Dergisi, Mart 2016, Yıl. 1, No. 1

Horwood, Alfred, L. O. Pike,Ed., Trans., Year Books Of The Reign Of King Edward The Third, Cambridge University Press, USA 2012, 626

Jeffrey L. Singman. (1999). Dailiy Life in Medieval Europe. Greenwood Press.

Mclaughlin, Martin Mary, (2004). “Children And Parents From The Ninth To The Thirteenth Centuries”, Medieval Families, Ed.: Carol Neel, The Medieval Academy Of America, Canada 2004

Özcan, Özge. (2017). “Orta Çağ’dan Erken Modern Döneme Çocukluğun Tarihsel Gelişimi”. Çocuk ve Medeniyet, 91-125.

Shahar, Shulamith.(1992) “Childhood In The Middle Ages”, Trans.: C. Galai, Routledge, London 1992.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?