Nutuk Üzerine: Tarih Yazan Tarih Yapana Sadık Kaldı mı?

Atatürk TBMM’de “Büyük Nutuk”u Okurken

Nutuk, hayatımızın herhangi bir yerinde bize temas etmiş, bazen okullarda okutulması çok elzem olarak aktarılan, bazen “baş ucu kitabı” olarak nitelendirilen bir metin. Peki Nutuk bize ne anlatır? Anlattıkları her zaman doğru mudur? Gerçekten baş ucu kitabımız olmalı mıdır? Türk Kurtuluş Savaşını ve daha sonrasını ilk ağızdan anlatan bu metin, erken Cumhuriyet Tarihi için en önemli kaynaklardan birisi olmasının yanı sıra dönem Cumhuriyeti ve sonrası için “Resmi Tarih” temelini oluşturur. Öyle ki 1931 yılında liseler için basılan Tarih kitabında neredeyse tek referans Nutuk’tur. Peki bu resmi tarihin bize anlattığı her şey kesin doğruluk içerir mi? Böyle bir beklenti içine girilmeli midir?

Diğer bir bakış açısıyla “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Sözünden yola çıkarak, Nutuk’ta tarih yazan tarih yapana sadık kalmış mıdır?  İsmi ile müsemma olan Nutuk adı üstünde bir konuşmadır. Hiç kuşkusuz ki insan doğası gereği bu konuşmaya bazı duygular, düşünceler gibi beşerî etkenler müdahil olmuştur. Peki bu etkenler Nutuk’un genel muhtevasını ne kadar değiştirmiştir? Bu konular ile beraber Nutuk’un kaynak olarak önemini, yazıldığı atmosferi, arka planını ve gayesini incelemeye çalışacağım.

Yazım, Okunuş, Baskı Aşamasında Nutuk

 Gazi, Nutuk’u 1927 Yılında yazmaya başlamış çok yoğun ve yorucu bir tempo neticesinde haziran ayının ortalarına doğru bir kalp spazmı geçirerek çalışmalarına ara vermiştir. Daha sonra 8 yıldır gitmediği İstanbul’a 30 Haziran akşamı geçerek çalışmalarına orada devam etmiştir. Nutuk’un çalışmaları yaz ayları süresince Dolmabahçe Saray’ında devam etmiştir. Bu yazma seansları genellikle çok tempolu ve yorucu olmuştur. Yazım aşamasında ise söylediklerini kâğıda geçiren katipler mevcuttur. Dikte ederken bazen ayakta bazen ise oturarak yüzlerce belge arasından ilgili belgeleri seçip yazdırmış veya kendisi yazmıştır. Bu tempo bazen öyle yoğun bir hal almıştır ki dikte ile görevli genç kâtipler birisi yorgunluktan bayılmıştır.[1] Uzun süren yazma seanslarından sonra katipler uykuya gittiklerinde Gazi, rutin olarak hazırlanır ve o gün yazdıklarını okutmak ve üzerinde düşünmek için sofraya iner.[2] Bu sofralar sarayın büyük salonlarından birinde olmuş ve her yazım akşamı toplanılmıştır. Gazi, burada Büyük Nutuk’undan bazı parçalar okumuş, okutturmuş ve o parçalar hakkında açıklamalar yapmıştır. Bunun üzerine gerekiyor ise düzeltmeler yapılmış, dönemin aydınları ve çevresi ile mütalaa edilmiştir.[3]

  Nihai olarak çalışmalar ve yazımlar bitince 15-20 Ekim 1927 tarihinde CHF 2. Kurultayında Nutuk okunmuştur.[4] Bu okuma 36 saat 31 dakika sürmüştür. Okuma sırasında ABD’nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew de salonda bulunanlar arasındadır. Hatıralarında “Başlangıçta sesi zayıf çıkıyordu, fakat çok müzikal bir sesi var; iyi okuyor. Belgelere sıra geldiğinde bunları Ruşen Eşref Bey’e verip okutuyordu. Sık sık alkışlar yükselmekteydi.”[5] Şeklinde o anları aktarmıştır.

 Bu okuma seansları üçer saatlik periyotlar halinde gerçekleşmiştir ve Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın “Gençliğe Hitabesiyle” son bulmuştur. Gençliğe Hitabe yazım aşamasındayken son halinden farklıdır. “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” Cümlesinden sonra “Efendiler, son kuvvetini kendi mefkuresinden ve damarlarında bulan Türk evlatlarının elinde istiklal ve Cumhuriyet’in ilanihaye mahfuz ve masun olacağına Cumhuriyet sancağının itibarı daima yüksek bulunacağına…” Şeklinde devam edilmiş ancak cümle tamamlanmadan bu son kısım üstü çizilerek çıkarılmıştır.[6] Mehmet Asım Us ve Yusuf Akçura, Gazi’nin Gençliğe Hitabı okurken bazı yerlerde sesinin titrediğini ve gözünden yaşlar geldiğini aktarmaktadırlar.[7] Gazi’nin Nutuk ile ilgili gözünün yaşardığı bir diğer örnek ise Yahya Kaptan’ın şehit olma hadisesidir. Yazım esnasında Yahya Kaptan ile ilgili Ruşen Eşref Ünaydın’a okutturduğu pasaj Gazi’yi duygulandırmış ve gözlerinin yaşarmasına sebep olmuştur.[8]

 Ayrıca okunuş sırasında kayıt dışı olarak söylenen ve bu nedenle Nutuk metnine dahil olmayan bir bölüm de vardır. Gazi Paşa bu bölümde Büyük Taarruzun mali yönden nasıl hazırlandığını ve geçilen dokuz yıl boyunca, Millî Mücadele ve sonrasında tarafına yapılan yardımların, verilen paraların nerede kullanıldığını, kullanıldıktan sonra iade edilmesini ve çeşitli bölgelerde kendisine hediye edilen evler hakkında bilgi aktarıp hesabını vermektedir.[9]

Nutuk dönemin dili bakımından çok önemli ve zengin bir eserdir. Cümle ve gramer hatası bulunmazken kelime zenginliği üst düzeydir. Kendisi çok iyi bir hatip olan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’unda dönem dilini çok ustalıkla kullanmış Türkçesi olmayan kelimeler için Farsça yerine Arapçasını tercih etmiştir.[10] Ayrıca anlam bütünlüğünü bozan devrik, düşük cümle gibi hataların olmaması çok iyi bir redaksiyondan geçtiğine de işarettir. Dil devriminden önce yazıldığı ve yayımlandığı için Namık Kemal mektebi üslubundadır. Falih Rıfkı’ya göre Atatürk’ün bağlı olduğu edebi üslup budur.[11] Ancak Yusuf Akçura’ya göre Gazi’nin üslubunda Namık Kemal’i etkisi kabul edilse bile o bu etkiden sıyrılıp tamamen üstüne çıkmıştır.

  Nutuk, ilk basıldığında üç cilt olarak basılmıştır. İlk cildi 1919-1920 yılları arasını konu alır. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı ile başlayan süreci, devletin genel durumunu, örgütlenme, kongre çalışmalarını, Heyet-i Temsiliye ve ona karşı gelişen engelleme çabalarını anlatır. İkinci Ciltte ise resmi olarak 1920-1927 yazar ancak gerçekte Nutuk’ta 1924 sonrası için çok az bahsedilmiştir. Mustafa Kemal Paşa 1925-27 yılları arasını çok kısa bir şekilde özetlemiştir. 2. cilt Türk Kurtuluş savaşını, Büyük Millet Meclisini, İtilaf devletleri ile olan siyasi görüşmeleri, Cumhuriyetin ilanını aktarır. Son cilt ise yazışma evrakını ve diğer belgeleri bulunduran vesikalar cildidir.[12] Nutuk 1927 yılında Türk Tayyare Cemiyeti tarafından basılmıştır. Gazi Paşa’nın direktifi ile Nutuk’un telif hakkı ve geliri yine aynı Türk Tayyare Cemiyeti’ndedir. Nutuk’un basımında iki ayrı versiyon vardır. Birisi milletvekilleri, diplomatlar ve devlet erkanı için yapılmış özel ciltli lüks versiyon diğeri ise halk için yapılan normal versiyondur. Lüks baskı 2 bin, normal baskı ise 2 kere 50 bin şeklinde basılmıştır. Normal baskılar 5, lüks baskılar 10-500 lira arasında fiyatlarla satılmıştır.[13]   Dönemde okuma yazma oranı, nüfus gibi etkenler göz önüne alındığında 100 bin bugün için bile çok fazla bir rakamdır.

Bir Resmi Tarih Olarak Nutuk

Nutuk, bir siyasi partinin kongresinde okunan siyasi bir söylevdir. Resmi tarih özelliklerini taşır. Bunun sebebi ise inkılabın lideri ve devletin kurucusunun yani tarih yapanın kurduğu devlette, yaptığı tarihi yazması şeklinde görülebilir. Bu nedenle Lord Kinross, Nutuk’un Julius Sezar’ın Galya Savaşı adlı eserine benzetildiğini aktarır. Aynı zamanda Kinross, Nutuk’un Rauf Bey (Orbay) ve arkadaşlarını gözden düşürmek isteğiyle, tek yönlü olduğunu ve Kemalist Devrim’in klasik bir anlatısı olduğunu söyler.[14] Bu doğru ancak eksik bir yaklaşımdır. Nutuk’u belli bir zümre üzerine tanımlamanın yanlış olduğu kanaatindeyim. Nutuk gerçek anlamda Türk İnkılabı’nın yapıcısı tarafından ve ilk ağızdan resmi bir anlatıdır. Ancak Nutuk’ta bir hesap verme aynı zamanda bir hesaplaşma da mevcuttur. Gazi, Nutuk’u okumaya başlamadan önce kongrede şunları aktarır, Senelerden beri devam eden ef’al ve icraatımızın milletimize hesabını vermek vazifem olduğu kanaatindeyim”[15] İlginçtir ki hesap vermenin en önemli kısımlarından biri olan ve daha önce yukarıda bahsedilen Büyük Taarruz’un hazırlığı ve Millî Mücadele’de yapılan yardımların hesabı gibi konular kayıt dışı olarak söylenmiştir.

 Nutuk’ta hesaplaşma bölümü daha öne çıktığı söylenilebilir. Gazi’nin gözünden politik ve askeri şahsiyetler analizi yapılır ve ona göre Millî Mücadele’ye beraber başlayan yolculardan bazıları, milli hayatın bugünkü Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet Kanunlarına kadar gelen tekamülatında, kendi fikriyat ve ruhiyatlarının kavrayış hududu bittikçe bana mukavemet ve muhalefete geçmişlerdir.”[16] Gazi’nin bu değerlendirmesi ve bahsedilen hesaplaşma elbette ki kişisel bir yargıdır. Bununla beraber Gazi, maksadını şöyle dile getirir Filhakika, Meclisin zabıtnamelerinde, vekâletlerin dosyalarında, matbuat koleksiyonlarında, bu vakayi ve hadisatın vesaikı mazbut ve mahfuz bulunmaktadır. Binaenaleyh, ben, bütün bu vakayiin yalnız istikameti umumîyesini işaret ve tespit etmekle iktifa edeceğim. Maksadım, inkılâbımızın tetkikinde, tarihe medarı sühulet olmaktır.[17] Görüleceği üzere Nutuk’u sadece belli bir zümre üzerine tanımlamak eksik olmaktadır. Tabi ki burada bahsedilen maksat, kendi gözünden tarihe bakılmasını sağlamaktır. Bu konuya ileride değineceğim. Burada üstünde duracağım konu bu değerlendirmenin diğer tarafında olanların bu sava karşı en azından Gazi hayattayken bir savunma yapamamalarıdır. Bu durum bir resmi tarih örneğidir.

 Kazım Karabekir, bir nevi Nutuk’a cevap olarak kendi anılarını yazmış ve yayınlamaya çalışmış ancak yayınevi basılmış ve kitaplar toplatılmıştır. Bir nüshası Gazi’ye verilmiş Gazi, adeta kendisine cevap olarak yazılmış eseri okumuş ve “çocukça!”, “şantaj!” veya “tetkik edilecek” gibi adeti olarak derkenarlar bırakmıştır.[18] Görülüyor ki resmi tarih o an için kendisinden başka anlatıya izin vermemiştir. Bir devrimin üstüne inşa edilen devletin ve bu devrimin yapıcılarının, rejimin bekası adına bu gibi tutumları olması eşyanın tabiatı gereği doğaldır. Tarihte olduğu gibi “Devrim kendi evlatlarını yer” önermesi burada da geçerli olmuştur. Öte yandan baktığımız zaman resmi tarih algısında liseler için yazılan tarih kitaplarının önemi büyüktür. Maarif Vekaleti tarafından basılan Tarih kitabında Cumhuriyet kısmının neredeyse tamamı Nutuk’u referans gösterir, artık Nutuk resmi öğretinin yegâne kaynağı olmuştur. Bu kitapta Nutuk’u şöyle tanımlamıştır.

Ben Türküm, Türk vatandaşıyım! diyen her fert Büyük Nutku bir değil, birçok defalar dikkatle, hassasiyetle, hürmet ve tanzim ile okumak mecburiyetindedir. Bu Nutuk Türkün tükenmez kudret ve kuvvetini, Türk Milletinin ezelden gelen istiklal ve şeref aşkını anlattığı kadar, Türk Milletinin yetiştirebileceği reislerdeki büyüklüğün, başka milletlerin yetiştirebileceklerine nispetle ne ölçü tanımaz bir yükseklikte olduğunu göstermesi itibarile Türkler için bir iftihar destanı ve her satırı istifadeli bir muazzam derstir.”[19]

 Resmi tarihin yerleşmesinde ve inşa edilmeye çalışılan toplumda Nutuk baş aktör olmuş, ders kitaplarında devletin resmi öğretisi olarak yer almış, kendine Türk diyen ve kendini Türk vatandaşı olarak görenlerin Nutuk’u dikkatli bir şekilde okumasının mecbur olduğu düşünülmüştür. Göreceğiz ki o an için bu öğretiye karşı çıkmak da pek mümkün görülmemektedir. Öte yandan Falih Rıfkı Atay, Nutuk’un bu Resmi Tarih algısını eleştirmiştir. Ona göre Nutuk hiç yazılmamalı, kullanılan belgeler ve tutanaklara bir yorum getirilmeyerek tarihçinin hükümlerinde serbest bırakılması gerektiğini savunmuştur.[20]

 Nutuk’un CHF Kurultayında okunmasının siyasi niteliği taşıdığını aktarmıştım. Kurultayda okunmasının başka bir önemi ise fırka kongresi tarafından olduğu gibi onaylanmasıdır. Erzurum Milletvekili Necip Asım Bey tarafından “Gazi Hazretleri’nin Nutuklarını tamamen ve harfiyen tasvip ve millet namına Kongre Heyet-i Umumiyesinin imzalarıyla, tahriren, arz-ı teşekkür ve takdir edilmesini, Büyük Kongre arz ve teklif ederim.” Şeklinde bir takrir sunulmuş ve oybirliği ile kabul edilmiştir.[21] Bu tek partinin ve dolayısıyla devletin Nutuk’u resmi tarih olarak gördüğünü, tümüyle kabul ettiğini, sorumluluğu ve savunma görevini üstlendiğini göstermektedir.

 Hatta savunma görevi Nutuk kabul edilmeden ve bu dile getirilmeden önce ortaya çıkmıştır. Çürüksulu Mahmut Paşa, Nutuk okunurken Gazi’ye bir telgraf çekerek Nutuk’ta bir yanlışlık olduğunu ve kendisinin doğu illerinden bir kısım arazinin Ermenilere verilebileceği gibi bir açıklamayı herhangi bir gazeteye yapmadığını belirterek, bu yanlışın düzeltilmesini istemiştir. Burada CHF’nin savunma görevi ortaya çıkmıştır. Bu telgrafa cevap Gazi tarafından değil CHF Genel Sekteri Saffet (Arıkan) Bey tarafından verilmiştir. Cevap ise Nutuk’un vesikalar kısmı yayımlanınca gerçeğin ortaya çıkacağına yöneliktir. Gerçekten de vesikalar yayımlandığında görülmüştür ki Çürüksulu Mahmut Paşa’nın Le Bospore gazetesine beyanatı mevcuttur.[22]

Resmi Tarihe Neden Karşı Çıkılamadı?

  1927 yılına gelindiğinde Millî Mücadele’nin önder ve muhalif kadrosu siyasi olarak tasfiye edilmişti. Bu tasfiyelerden sonra siyasi çatışmadan galip çıkan liderin ağzından artık Millî Mücadele tarihi yazılabilirdi ve öyle de oldu. Bu yazılan tarihte Millî Mücadele’nin muhalifleri için yargılar, değerlendirmeler mevcuttur. Bu değerlendirmeler Sakallı Nurettin Paşa örneğinde olduğu gibi kimi zaman çok ağır olmuştur. O dönem için bu resmi anlatıya karşı çıkmanın pek mümkün görünmediğini belirtmiştim. Bunun anlaşılabilmesi için Nutuk’un okunduğu zamana, Nutuk öncesi genel manzaraya bakmak ve dönemin şartlarını görmek gerektiği kanısındayım.

 Önder kadrolarda ayrışma kesinleştiği zaman elbette güçlü ve kazanan taraf Gazi Mustafa Kemal Paşa’ydı. O Millî Mücadeleye beraber başlayan yolcuların ona karşı bir komplo içerisinde olduklarını düşünüyordu. Ona göre karşı taraf orduyu kendi lehine çevirip iktidarı ele geçirmek istiyordu. Bahsedeceğimiz gibi Gazi bu düşüncelerini Nutuk’ta aktarırken karşı taraftan hiçbiri kendini savunacak bir vaziyette değildi.[23] Yukarıda örneğini verdiğim gibi Kazım Karabekir’in Nutuk’a karşı kendi argümanını oluşturma denemesinin Gazi’nin sağlığındayken başarılı olamadığını ve yayınevinin basılıp kitapların toplatıldığını görüyoruz.

 Ali Fuat Paşa o günlerde ki siyasi çatışmanın durumunu kendi açısından şöyle anlatıyor; “Çok müteessirdim. Nasıl olmıyayım? Bir sene önce, Büyük Millet Meclisi Reisliğinden Ordu Müfettişliğine çıkan ben, hükümet tarafından muhaberatımın kontrol edilmesi ve takibedilmem yüzünden istifaya mecbur oluyordum. Amirim bulunan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi de bir çare bulamıyordu.”[24] 1924 Yılından itibaren bu ayrışma daha sert bir hale gelmeye başlamıştı. Öyle ki Kazım Karabekir Paşa ve Ali Fuat Paşa 1 Kasım 1924’de artık mücadele edebilecekleri tek alan olan Meclise girmeye çalıştıklarında kapıdan çevrilmişlerdi hatta Karabekir Paşa girdiği halde dışarı çıkarılmıştı. Bunun sebebi Askerlik görevlerini bıraktıkları zaman yerlerine gelecek komutanlara vazifelerini devretmemeleri idi. Geri ordularının başına dönüp yeni gelen komutana vazifeyi devrettikten sonra Meclise girebilecekleri aktarıldı.[25] Bu durumu bir anlamda göz dağı verme olarak da düşünebiliriz. Galibinin az çok belli olduğu siyasi bir savaş çoktan başlamıştı ve bu savaş o kadar uzun sürmeyecektir.

 İlk Meclis’te Gazi’ye karşı büyük bir muhalefet vardı. İkinci Meclis’te bu muhalefet çok büyük oranda tasfiye edilmişti. Özellikle İzmir suikastı yargılamalarından sonra hakikaten Cumhuriyette buz gibi bir hava esmekteydi. Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri ile neredeyse tüm muhalifler sindirilmişti. O dönem için devrim fırtınası arasında demokrasi rüzgarlarının pek belli olduğu söylenemez. Takrir-i Sükûn, Millî Mücadele dahil o güne kadar hükümete verilmemiş büyük ve kesin yetkiler içeriyordu. Bununla beraber olağanüstü yargı organı olarak tekrar İstiklal Mahkemelerini getiriyordu. Bu yetkiler hükümet tarafından İnkılapların yerleşmesi için kullanılabileceği gibi sert bir diktatörlüğe de sürükleyebilirdi.[26]

 Nitekim Gazi de böyle bir diktatörlüğü sezmiş olacaktır ki artık lüzumu kalmadığını söylediği İstiklal Mahkemelerinin çalışmasını 7 Mart 1927’de durdurdu. Bu durum İstiklal Mahkemelerine lüzum kalmamasından çok suistimal edilmesinden kaynaklanıyordu. Adeta hükümet içinde hükümet havası oluşmuştu.[27] Ancak Takrir-i Sükûn’un devam etmesine karar verildi. Gazi bu devam kararını Nutuk’ta savunusu yapmıştır. Ona göre bu olağanüstü sayılan tedbirler, kanuni idi ve hiçbir zaman kanunun üstüne çıkmak için bu tedbirler kullanılmadı. Bilakis devletin hayatı, geleceği, huzur ve güven ortamı için kullanıldı. Kısaca bu tedbirlerin bir diktatörlük için değil inkılapların yerleşmesi için kullanıldığını aktarmıştır. Mete Tunçay bunu Robespierre’in “Özgürlüksüzlüğe karşı özgürlüğün tiranlığı!” yaklaşımına benzetmiştir. Gazi Paşa’nın toplumsal istibdata karşı siyasal istibdat politikasını benimsediğini görüyoruz.[28] Bu yaklaşımın Türk İnkılabı’nın temelini oluşturan yaklaşımlardan birisi olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Ancak Tunçay’a göre bu politika gerçekleştirilebilir olsa bile o dönem için siyasal istibdatın toplumsal istibdatı kıramadığı yaklaşımı daha doğrudur.

 Meclis’e karşı İzmir Suikastı yargılamalarıyla başlayan 1927 yılında artarak devam eden bir ilgisizlik vardı. Bu Takrir-i Sükûn’un uzatılması teklifinde ve diğer tekliflerde mebusların katılımından görülüyordu. Oylamalara ret oyu verilmiyor ancak katılım çok az oluyordu. Meclis’in yarı nüfusundan fazlası oylamalara katılmıyordu. Bu durum haziran ayında daha göze batar hale gelmişti. Teklifler ve tasarıların çoğu görüşülmeden oylanıyor, kabul ediliyor ve kanunlaşıyordu. Bu mebusların bir nevi pasif direnişi idi. Nitekim bu süreçte bu şekilde görüşülmeden 100 kanun çıkarıldı.[29] Ancak bu pasif direniş uzun süremeyecektir. 1 Kasım 1927’de açılacak Meclis’in üçüncü dönemi için seçimlerde Gazi bu sisli havayı görmüş ve oluşan bu havadan memnun olmamıştır. Cumhuriyet’i dikta gibi ithamlardan kurtarmak amacıyla, alınan olağanüstü tedbirlerin lüzumu kalmadıkça kaldırıldığını aktarmış ve seçimlere İstiklal Mahkemelerinin kaldırılmış olarak girildiğine dikkat çekmiştir. Gazi’nin burada ki amacını Nutuk ile siyasi çekişmeleri sonlandırmak, kendi gözünden geçmişi aydınlatmak ve böylece eski defterleri kapatarak siyasi çatışmalara son vermek olarak görebiliriz. Bunun sonucunda meclisin yeni dönemine o sisli hava dağılmış, yeni inkılaplar ve yeni hamleler için uygun bir vaziyette girilmesi amaçlanmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi

 Ancak yeni döneme girilmeden önce bir şey dikkati çekmektedir. Seçimlerden önce bir tüzük değişikliği yapılarak Gazi’nin seçimlerde tek seçici olması sağlanmıştır.[30] Yani mebus adaylarını seçme yetkisi Mustafa Kemal Paşa’ya verilmiş ve mebusları Mustafa Kemal Paşa seçmiştir. Kısacası Gazi’yi mebuslar seçmemiş, Gazi, mebusları seçmiştir.[31] Bu durum bize Gazi’nin iktidar ve siyasi gücü hakkında bir tablo çizmemize yardımcı oluyor. İşte Nutuk bu hava içerisinde uzun yıllardır süren siyasi çekişmenin ve rekabetin tek galibinin ağızından okunmuştur. Bu nedenlerle o dönem Nutuk’a karşı kendi savunusunu yapabilecek veya karşı argüman üretecek ne bir ortam ne de bir kişi vardır.

Bir Hatırat Olarak Nutuk

 Nutuk, salt bir hatıra örneği olmasa da hatıra özellikleri taşımaktadır. Öznel bir metindir ve bu öznelliğe vurgu yapılmaktadır. Daha önce Nutuk’a karşı bir savunu yapılamamasının bazı nedenlerinden bahsettim. Şimdi ise Nutuk’u Gazi’nin cephesinden ele almanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Nutuk’taki yargıların ve öznelliklerin sebebi ve Nutuk ile sağlanmak istenen amacı görmek için, olayların tarihsel gelişimine bakmanın ve bahsedilen öznelliğin değerlendirilmesinin kanısındayım. Tarih metodolojisi gereği hiçbir kimsenin veya eserin salt objektif olması beklenemez ve beklenmemelidir. Nutuk öznel bir metindir, içerisinde çok defa bu belirtilmiştir.

1924-1927 Arası Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini oluşturan birçok devrim “tepeden inmeci” denilen bir yaklaşımla gerçekleştirilmiştir. Bu yıllar gerçekten de devrim rüzgarlarının en sert olduğu yıllardır. 1925’in şubat ayında Nutuk’ta Şark isyanı olarak geçen Şeyh Sait isyanı ile Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri gelmiştir. Terakkiperver fırkanın kapatılmasında ve İzmir suikastı yargılamalarında Takrir-i Sükûn ve İstiklal Mahkemeleri’nin rolü son derece büyüktür. Bunların yanı sıra kılık ve kıyafet inkılabı, tekke, türbe, tarikatların kapatılması, Danıştay’ın yeniden örgütlenmesi, takvim ve saat inkılabı, aşar vergisinin kaldırılması, yurttaşlık yasası gibi devrimlerde yine İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükûn gölgesi altında yapılmıştır.[32] Gazi, Takrir-i Sükûn’un yapılan devrimlerde yardımcı olduğunu belirtir Nutuk’un son bölümünde savunusunu yapar.

Böylesine bıçak sırtı olan bir dönemde, yeni kurulan Cumhuriyet yurdun çeşitli yerlerinde isyanlar ile karşılaşırken, geniş bir inkılaplar silsilesi ile adeta yeni bir toplum oluşturmaya çalışılırken ve İzmir’de kendisine karşı bir suikast girişimi bertaraf edilmişken söylenmiştir Nutuk. Bu nedenle içerisindeki yargıların tek taraflı ve genellikle sert olması, genç Cumhuriyet’in kurucusu olarak, aklında ki Cumhuriyet ve devrimlere uyuşmayanlara karşı tutumu insan tabiatı gereği doğaldır. Gazi Mustafa Kemal Paşa her şeyden önce bir inkılabın lideridir. Nutuk, bu inkılaba kuşkulu bakanlar veya karşısında olanlar için bir hesaplaşma, haklılığını kanıtlama ve zafer metnidir. Artık zaferi kazanmış olan Gazi’nin ve genç Cumhuriyet’in yıllardır süren siyasal ideoloji tartışmalarına zamanı yoktur. Türk İnkılabı’nı oluşturan “arasız devrimler” içinde bu rekabetin yeri yoktur. Şevket Süreyya Aydemir, Gazi’nin eski arkadaşları hakkında sert görülen davranışlara başvurmak zorunda olduğunu aksi halde inkılap hareketinin zarar göreceğini ve bir takım iç çatışmalara yol açılacağını aktarır.[33] Nutuk ile yıllardır süren siyasi rekabetin unsurları bir anlamda tarih sahnesinden silinmiştir. Bu işlevi nedeniyle Emre Kongar, Nutuk’u doğrudan Atatürk Devrimleri arasında sayar.[34]

Nutuk bir hatırat olarak değerlendirilemese de hatırat özellikleri taşıdığını belirtmiştim. Tarih biliminin ve metodolojisinin en temel kurallarından biri hatırat türüne daha fazla ihtiyatlı yaklaşmak ve dikkatli kullanmaktır. Nutuk’u da bir hatırat olarak ele alırsak karşımıza şu soru çıkmaktadır; Nutuk her zaman doğruyu mu anlatır? Nutuk’un öznel ve hatırat özellikleri taşıyan bir metin olduğunu göz önüne alarak bu soruya cevap verdiğimizde, her hatıra metininde olduğu gibi bir şeyleri kanıtlama, savunma veya kendi istediği gibi gösterme örnekleri karşımıza çıkar.

Nutuk’ta, İstanbul Hükümeti’nin Anadolu’da bulunanları ikna etmek ve vazgeçirmek için Anadolu’ya gönderdiği Nasihat heyetlerinin başında ki kişi olarak Ahmet Fevzi Paşa isimli bir zattan bahsedilmektedir ve bu bahsi oldukça kısa tutulmaktadır.[35] Ancak İstanbul Hükümeti’nin görevlisi olarak ikna ve nasihat için gelen isim Ahmet Fevzi Paşa değil Mustafa Fevzi Paşa (Mareşal Çakmak)’dır. Ali Fuat Paşa anılarında, Kazım Karabekir ile Fevzi Paşa’nın görüştüğünü ve Fevzi Paşa’nın, Karabekir’e

Mustafa Kemal ve Ali Fuat Paşalar muhteris ve menfaat düşkünüdürler, yalnız sana istinat ediyorlar. Şunu iyi bil ki, eğer Mustafa Kemal Paşa resikara geçerse ilk işi seni imha etmek olacaktır. Bu hususta tanıdığım bazı kimseler hatta en itimat ettiğim İsmet Bey (İnönü) ile Şefik Bey de bu kanaattedirler. Mustafa Kemal ve Ali Fuat Paşaları derdest ve izam vazifemdir. Kendilerini derdest ederek İstanbul’a götüreceğim. Sen mümanaat etme.”[36]

Dediğini belirtiyor. Karabekir Paşa da anılarında benzer şeyleri yumuşatılmamış bir şekilde aktarıyor.

Yegâne istinadgâhları sen olan Mustafa Kemâl Paşa muhteris ve menfaat düşkünüdür. Maksadı, şekli hükümeti değiştirmek, diktatör olmaktır.  Ahlâkça herkesçe fena tanılan bu zatın milletin başına belâlar getireceğini seni seven bütün arkadaşlarınız ve ben yakinen biliyoruz. Ali Fuat Paşa da muhterisin biridir.”

 Fevzi Paşa bu sözleri sarf ettikten sonra Karabekir, Fevzi Paşa’ya Mustafa Kemal’e reisliği kendisinin teklif ettiğini ve böyle bir tehlike olmadığına ikna ettiğini, Fevzi Paşa’nın da Milli Mücadeleye katılmasını gerektiğini söylediğini aktarıyor.[37]  Mustafa Kemal Paşa, daha önceden kendisini böyle tenkit eden ve derdest edeceğini söyleyen, daha sonra Millî Mücadele’ye geç katılmış olsa bile çok büyük fayda sağlayan ve belki de daha önemli olarak Cumhuriyet’ten sonra kendisine bağlılığını sürdüren Fevzi Çakmak’ı Nutuk’ta İstanbul Hükümeti’nin adamı olarak göstermek istememiş onun yerine Ahmet Fevzi Paşa[38] isimli bir şahsın ismini nasihat heyetlerinin başında olarak göstermiştir. Burada belirtmenin lüzum olduğunu bir nokta var. Nasihat heyetlerinin başında gelen kişi kesin olarak Mareşal Fevzi Paşa’dır. Ancak Fevzi Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya hakaret noktasına varabilecek sözleri Karabekir’in anılarında geçmektedir. Tüm hatıratlarda olduğu gibi bu sözlerin gerçekten söylenip söylenmediğine ihtiyatla yaklaşılması gerekmektedir.

 Bir diğer örnek ise Gazi’nin Nutuk’ta anlattığı Erzurum Kongre’si kararları ile gerçek kararların tamamen aynı olmadığıdır. Ancak dikkat çeken bir nokta vardır, Gazi kararları belirtmeden önce “bu prensiplerin ve kararların bence daha o zaman nelerden ibaret telakki edilmiş olduğunu işaret edeyim” demektedir. Burada kararlardan anladığını aktaracağını belirtmektedir. Böylece öznelliğe de vurgu yapmaktadır. Nitekim gerçek kararlar daha farklıdır Nutuk’ta kararlar 7 madde olarak belirtilirken gerçek kararlar 10 maddedir.
1. Madde olarak; Hududu milliye dahilinde bulunan bilcümle aksamı vatan bir küldür… denirken orijinal metinde; “Vilâyât-i Şarkıyye ve Tırabuzon Vilayeti ve Canik Sancağı gayrikaabili infikâk ve câmia-i Osmaniyenin bir rükknü olmak üzere bir küll teşkil eder.” Şeklindedir, yani Doğu illerini ilgilendiren bir karar Nutuk’ta tüm yurt için alınmış şeklinde gösterilmiştir. Bunun yanı sıra orijinal kararlarda geçen Hilafet ve saltanatın bekası için şeklinde geçen cümleler Nutuk’a alınmamıştır.[39] Tüm kararları metine almak metnin hacmini büyüteceği için tek bir madde üzerinden örnek verdim. Tüm kararların karşılaştırılması için Fahrettin Kırzıoğlu’nun Bütünüyle Erzurum Kongresi isimli eserine bakılabilir.

Nutuk’un vesikalar cildinde olan Erzurum Kongresi açılış konuşması da kongre tutanaklarında ki nutuk ile aynı değildir.[40] Benzer şekilde Nutuk’ta Heyet-i Temsiliye üyelerinin arasında Kazım Karabekir’in adı geçmemektedir. Mazhar Müfit Kansu anılarında Kazım Karabekir’in de listede olduğunu ancak halen ordu müfettişliği görevinde olduğu için resmi listeye alınmadığını belirtir.[41] Gazi, bu nedenden dolayı resmi listeye alınmayan ismi Nutuk’ta belirtmemiş olabilir. Hatıratlarda sıkça karşılaşıldığı gibi, Nutuk’ta da bazı olaylar belli amaçlarla daha farklı gösterilmeye çalışmış, tarih, yapanın ve yazanın gözünden bize istediği gibi aktarılmıştır.

Sonuç

 Nutuk, içerisinde çok sayıda belge bulunduran ve bu belgeleri ustaca kullanan bir hesap verme ve siyasi hesaplaşma metnidir, içerisinde dönemin koşullarının gerektirdiği bir takım öznel yargılar, sert tutumlar barındırır. Gençliğe Hitabe dışında Nutuk bir öğüt kitabı veya o minvalde bir baş ucu kitabı değildir. Eğer Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın fikir ve düşüncelerini içeren bir eser baş ucu kitabı yapılacaksa bu Nutuk’a nazaran içerisinde çok sayıda nutuk barındıran ve olaylar karşısında Gazi’nin düşüncelerini daha iyi aktardığını düşündüğüm Söylev ve Demeçler olmalıdır. Çünkü Nutuk, belli bir zaman aralığını konu almış ve Gazi’nin o zaman ki düşüncelerini, tutumlarını içerir. Söylev ve Demeçler ise neredeyse vefatına kadar olaylar karşısında tutum ve düşüncelerini çok daha iyi anlatmaktadır. Nutuk için sıklıkla söylenen; farklı tarihlerde yazılsaydı içeriği farklı olurdu söyleminin de haklı bir söylem olduğu kanısındayım.

 Tarih metodolojisi gereği hiçbir kimsenin veya eserin salt objektif olması beklenemez ve beklenmemelidir. Nutuk öznel bir metindir, içerisinde çok defa bu belirtilmiştir, nesnel olma gibi bir iddiası yoktur.  Her ne kadar salt bir hatırat örneği olmasa da içerisinde hatırat özellikleri taşır. Bu nedenle her hatırat gibi bir şeyleri anlatma, gün yüzüne çıkarma, savunma gibi amaçlar göze çarpar. Afet İnan’ın Gazi’nin Nutuk nedeniyle bir tarihçi olduğunu aktarır[42] ancak bu çok doğru bir yaklaşım değildir. Nutuk, belgeler ile desteklenmesine ve belgeleri çok iyi kullanmasına rağmen bir tarih kitabı değildir. Bu nedenle ve kişisel bir anlatım olması sebebiyle anlattığı dönemler içerisinde geçen Komünist Parti’nin kurulması, Enver Paşa ile yazışmalar, Ali Şükrü Bey’in öldürülmesi gibi önemli olaylardan bahsetmemektedir. Mustafa Kemal Paşa bir tarihçi değildir[43] o nedenle bir tarihçi kadar objektif bir tarih yazması beklenemez. Nutuk’u tür bakımından bir yere koymak ise oldukça zordur. Ancak İsmail Arar’ın vurguladığı gibi Nutuk’u ister bir hitabe, ister hatırat, ister tarih, ya da tarih çalışmalarında başvurulacak bir kaynak olarak ele alalım onun polemik üslubu içinde yazılmış olduğunu inkâr edilemez.”[44] Belki de en doğru yaklaşım Şevket Süreyya Aydemir’in olacaktır. Nutuk ne bir tarihtir, ne de bir anıdır. Nutuk gerçek manasıyla tarihi değerde siyasi bir belgedir.”[45]

Ufuk Er ufuk.uer@gmail.com | twitter.com/ufukuer

 

Dipnotlar:

[1] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul, s. 560

[2] A.g.e, s.626

[3] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, 17. Baskı, İstanbul, 2017, s. 440

[4] Esasen bu kongre CHF’nin ilk büyük kongresidir. 2. Olarak adlandırılmasının sebebi Sivas kongresinin ilk kurultay olarak kabul edilmesidir.

[5] John Grew, İlk ABD Büyükelçisinin Türkiye Hatıraları Atatürk ve İnönü, Çev. Muzaffer Aşkın, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 2000, s. 80

[6] İnan, A.g.e, s.446

[7] İsmet Giritli, “Okunuşunun 75. Yılında Büyük Nutuk”, Yetmişbeşinci Yılında Büyük Nutuk’u Anlayarak Okumak 17-18 Ekim Ankara Bildirileri, ATAM Yayınları, Ankara, 2002, s. 2

[8] Ruşen Eşref Ünaydın, “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat”, Türk Dili, Cilt V, Sayı 56, 1956, s. 475

[9] İsmail Arar, “Büyük Nutuk’un Kapsamı, Niteliği, Amacı”, Atatürk’ün Büyük Söylev’inin 50. Yılı Semineri, TTK Yayınları, Ankara, 1980, s. 128

[10] Yusuf Akçura, Aktaran: İsmail Arar, a.g.m, s. 153

[11] Atay, A.g.e, s.626

[12] Semih Yalçın, Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin Kaynakları, Berikan Yayınevi, 5. Baskı, Ankara, 2015, s. 278

[13] Cezmi Eraslan, “Nutuk”, TDV İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nutuk

[14] Lord Kinross, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 2018, s. 510

[15] “Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III”, Cilt 1, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1997, s. 370

[16] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1961, s. 16

[17] A.g.e, Cilt 2, s.433

[18] Andrew Mango, Atatürk Modern Türkiye’nin Kurucusu, Çev. Füsun Doruker, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2017, s. 531

[19] Tarih IV Türkiye Cümhuriyeti, Maarif Vekaleti, İstanbul, 1931, s. 175

[20] Atay, A.g.e, s. 625

[21] Giritli, A.g.m, s.6

[22] Arar, A.g.m, s. 143

[23] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt III, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2017, s. 188

[24] Ali Fuat Cebesoy, Siyasi Hatıralar, Cilt II, Temel Yayınları, İstanbul, 2002, s.104

[25] Aydemir, A.g.e. s. 189

[26] A.g.e, s. 205

[27] Abdurrahman Çaycı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2002, s. 346

[28] Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2015, s. 186

[29] Mahmut Goloğlu, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Devrimler ve Tepkileri, Türkiye İş Bankası Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2017, s. 243-245

[30] Tunçay, A.g.e, s. 180

[31] Mete Tunçay, “1927 Yılında Türkiye Tartışmalar ve Açıklamalar Kısmı”, Atatürk’ün Büyük Söylev’inin 50. Yılı Semineri, TTK Yayınları, Ankara, 1980, s. 75

[32] Emre Kongar, “Söylev Hangi Koşullar Altında Söylendi?”, Türk Dili (Okunuşunun 50. Yılında. Söylev Özel Sayısı), S. 314, Ankara, 1977, s. 377

[33] Aydemir, A.g.e., s. 288

[34] A.g.m, s. 376

[35] Atatürk, A.g.e, s. 282

[36] Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıralar, Vatan Neşriyatı, İstanbul, 1953, s. 250

[37] Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 391

[38] İsmi geçen Ahmet Fevzi Paşa, 1889 Doğumlu, Fevzi Çakmak’tan 6 yıl önce Harp Akademisini bitirmiş, İstanbul Muhafızı, Harbiye Nezareti Müsteşarı. Adnan Önelçin, Nutuk’un İçinden, Yüce Yayınları, İstanbul, 1981, s.9

[39] Fahrettin Kırzıoğlu, Bütünüyle Erzurum Kongresi, Ankara, 1993, s. 243

[40] A.g.e., s. 17

[41] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, TTK Yayınları, Ankara, 1997, s. 112

[42] İnan, A.g.e., s. 385

[43] Arar, A.g.m., s. 155

[44] A.g.m., s. 143

[45] Aydemir, A.g.e., s. 286

 

Kaynakça:

ARAR, İsmail, “Büyük Nutuk’un Kapsamı, Niteliği, Amacı”, Atatürk’ün Büyük Söylev’inin 50. Yılı Semineri, TTK Yayınları, Ankara, 1980, ss. 119-173

ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Cilt I, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1961

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, Cilt 1, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 1997

ATAY, Falih Rıfkı, Çankaya, Pozitif Yayınları, İstanbul

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, Cilt III, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2017

CEBESOY, Ali Fuat, Millî Mücadele Hatıralar, Vatan Neşriyatı, İstanbul, 1953

CEBESOY, Ali Fuat, Siyasi Hatıralar, Cilt II, Temel Yayınları, İstanbul, 2002

ÇAYCI, Abdurrahman, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara, 2002

ERASLAN, Cezmi, “Nutuk”, TDV İslam Ansiklopedisi, https://islamansiklopedisi.org.tr/nutuk

GİRİTLİ, İsmet, “Okunuşunun 75. Yılında Büyük Nutuk”, Yetmişbeşinci Yılında Büyük Nutuk’u Anlayarak Okumak 17-18 Ekim Ankara Bildirileri, ATAM Yayınları, Ankara, 2002, ss. 1-9

GOLOĞLU, Mahmut, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Devrimler ve Tepkileri, Türkiye İş Bankası Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2017

GREW, John, İlk ABD Büyükelçisinin Türkiye Hatıraları Atatürk ve İnönü, Çev. Muzaffer Aşkın, Cumhuriyet Yayınları, İstanbul, 2000,

İNAN, Afet, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Yayınları, 17. Baskı, İstanbul, 2017

KANSU, Mazhar Müfit, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, TTK Yayınları, Ankara, 1997

KARABEKİR, Kazım, İstiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960

KIRZIOĞLU, Fahrettin, Bütünüyle Erzurum Kongresi, Ankara, 1993

KİNROSS, Lord, Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 2018

KONGAR, Emre, “Söylev Hangi Koşullar Altında Söylendi?”, Türk Dili (Okunuşunun 50. Yılında. Söylev Özel Sayısı), S. 314, Ankara, 1977, ss. 374-380

MANGO, Andrew, Atatürk Modern Türkiye’nin Kurucusu, Çev. Füsun Doruker, Remzi Kitapevi, İstanbul, 2017,

ÖNELÇİN, Adnan, Nutuk’un İçinden, Yüce Yayınları, İstanbul, 1981

Tarih IV Türkiye Cümhuriyeti, Maarif Vekaleti, İstanbul, 1931

TUNÇAY, Mete, “1927 Yılında Türkiye Tartışmalar ve Açıklamalar Kısmı”, Atatürk’ün Büyük Söylev’inin 50. Yılı Semineri, TTK Yayınları, Ankara, 1980, ss. 71-91

TUNÇAY, Mete, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 2015

ÜNAYDIN, Ruşen Eşref, “Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal’le Mülakat”, Türk Dili, Cilt V, Sayı 56, 1956, s. 475

YALÇIN, Semih, Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin Kaynakları, Berikan Yayınevi, 5. Baskı, Ankara, 2015

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?