Mimar Sinan: Mimarların Şahı

 

Öncelikle merhaba değerli okurlar. Bir önceki yazım Barbaros’u biraz uzun tutmuş, yazmaya ve tarihte yaptığımız yolculuğa, kendimi aşırı derecede kaptırmıştım. Elimden geldiğince akıcı, keyif verici ve öğretici bir yazı yazmaya çalışacağım. Şimdiden keyifli okumalar dilerim. Zira bu yazımda dünyaya gelmiş geçmiş en iyi mimarlardan birinden, yapıların efendisinden, Koca Sinan’dan bahsedeceğiz…

1489’da, Kayseri Ağırnas’ta dünyaya geldi Koca Sinan. Babası Abdülmennan, Kayseri’nin önde gelen dülgerlerindendi (marangoz). Küçük yaşta babasına yardım ederek dülgerlik öğrendi. Eski bir Rum evi olan evlerinin altında, Romalılardan kalma bir mahzen ve tünel vardı. Gençliğinin baharını, yaşıtlarının aksine evlerinin altındaki tünelin mimarisini inceleyerek, çevredeki en heybetli yapıların inşasını hayal ederek geçirdi. En büyük hayallerinden biri de asker olmaktı. Asker olup, ülkesi için savaşmak… Diğer askerlere göre daha geç olsa da 21 yaşında bu hayaline ulaşıyordu Sinaneddin Yusuf- pek kullanılmasa da gerçek adıdır-.

Takvimler 1511’i gösterdiğinde İstanbul’a yola çıkan Sinan, Acemi Oğlanlar Ocağına alındı. Uzun yıllar boyunca Yeniçeri olarak kalan Sinan’ın, bugün tanıdığımız Mimar Sinan olmaya başlaması 1533’ü bulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman’ın I. İran Seferi’ne giderken Van Gölü üzerinden koca orduyu geçirebilmek için büyük gemiler gerekir. Kanuni bu sorunu aşmak için damadı Lütfü Paşa’yı görevlendirir. Lütfü Paşa kısa bir araştırmadan sonra maharetli bir dülger olması hasebiyle Sinan’ı görevlendirir. Sinan on gün içerisinde üç tane gemi inşa edip orduyu sağ salim karşıya geçirir. Bu arada, az evvel söylediğimiz tarihe dikkat çekerim, biraz sonra değineceğim ama zaten bu tarih dikkatli gözlerden kaçmamıştır. Bu başarısından sonra Sinan’a ordu içinde ağızdan ağza Mimar Sinan denmeye başlanır. Kısa sürede ordu içinde ve paşalar arasında hatırı sayılır bir üne kavuşan Mimar Sinan’ın kendisine ün getiren başarısı ona daha ne kapılar açacaktır?

Aradan beş sene geçmiş, takvimler 1538’i gösterirken, Kanuni ve ordusu Prut Nehri’nin kıyısına gelmişti. Nehir azgın, tabanı balçıktı. Ne köprüler denendiyse de bir türlü orduyu karşıya geçirebilecek mukavemete sahip bir köprü yapılamamıştı. Nehir dev kalasları batırıyor, kayaları içine çekiyordu. Bu sebepten Sultan Süleyman sinirliydi ve bir an önce sorunun giderilmesini istiyordu. Bu sorunu da Lütfü Paşa’ya halletmesi için vermişti. Lütfü Paşa ise beş sene evvelki başarısı aklına gelince, hiç düşünmeden bu görevi Sinan’a vermişti. Ustalıkla köprüyü inşa eden Mimar Sinan orduyu sağ salim karşı kıyıya geçirmişti. Bu başarısından sonra Sultanın huzuruna çıkan Sinan, artık bir asker değildi. Devleti Aliyye Osmanlı’nın baş mimarı Mimar Sinan’dı. Peki, kaç yaşındaydı? Ben size söyleyeyim: kırk dokuz! Yani hayatı boyunca üç yüzü aşkın eser veren bu adam bu eserleri de kırk dokuzundan sonra yapmıştı. Kendisine baş mimarlığı getiren köprüyü ise, Lütfü Paşa’nın ”Yanına bir kale inşa edelim, koruyalım, ayakta kalsın” dediği köprüyü, kendi emeğine acımadan “Olmaz paşam! Biz gittikten sonra elin Avusturyalısı gelir kaleyi de, köprüyü de alır. Sonrada Osmanlı’nın kalesini aldım diye çalımlanır” diyerek Paşa’yla sürtüşme noktasına gelmiştir. Fakat sonra Sinan’ın dediği olmuş köprü yıkılmıştır.

Selimiye Camii

Hayatı boyunca 81 cami, 51 mescit, 55 medrese, 26 darül-kurra, 17 türbe, 17 imarethane, 3 darüşşifa (hastane), 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 de hamam yapmıştır. Her eseri birbirinden farklı ve ayrı ayrı güzel olsa da, sanatını en çok, yaptığı camilerine yansıtmıştır. Yaptığı seksen küsur camiden en bilinenleri Şehzadebaşı Camii, Süleymaniye Camii ve Selimiye Cami’leridir. Kendi inşa etmese de Ayasofya’yı unutmamak lazım. M.Ö 532’de inşa edilen Ayasofya, 16. yüzyılda dünyanın en büyük kubbesine sahipti. 31 metre çapıyla ulaşılmaz gözüken Ayasofya’nın kubbesi her zaman Koca Sinan’ın hedefi olmuştur. Vaktiyle 537 yılında III. Ayasofya’nın açılışında İmparator Jüstinyanus “ Ey Süleyman, seni geçtim!” diyerek Kudüs’te bulunan Süleyman Mabedi ile yarıştığını ve ondan daha büyük bir kubbe yaparak onu geçtiğini söylemek istemiştir. Mimar Sinan da hayatı boyunca Jüstinyanus ile rekabet içinde olmuştur. Ayasofya, Mimar Sinan’ın değişiyle “Hastalıklı bir yapıdır”. Üstat bu deyişiyle de çok haklıdır. Dev bir kubbe ve devasa bir çatı sistemine sahip olan Ayasofya’nın bu yükü taşıyacak yeterli kuvveti yoktu. Mimar Sinan gerek yaptığı desteklerle gerekse devasa minarelerle Ayasofya’yı günümüze kadar ayakta tutmuştur. Koca Sinan, mimari dehasını göstererek kendi tarzı ince minare olmasına rağmen dev/kalın minareler koyarak, yapıya destek vermiş, Ayasofya’nın ayakta durmasını sağlamıştır. Ve günün birinde tekrar kilise yapılmaya çalışılırsa, yani minareler kaldırılırsa Ayasofya yana doğru çökecek, akıp gidecektir. İste büyük usta, ince düşünüp hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar için hayati öneme sahip olan bu yapıyı, daha günümüzden beş asır önce Hristiyanların elinde kilise olamayacak duruma getirmiştir. Eğer Mimar Sinan’ın eli değmemiş olsaydı, şüphesiz ki Ayasofya güzümüze ulaşamayacaktı…

Yazımın geri kalanına Şehzadebaşı, Süleymaniye ve Selimiye Camii ile, Mimar Sinan’ın hayattaki en büyük hedefi olan Ayasofya’yı geçmesini anlatacağım.

Şehzadebaşı Camii

1543-1548 yılları arasında yapılmıştır. Mimar Sinan’ın ‘çıraklık eserim’ dediği camidir. İnşasını Sultan Süleyman kendi için istemiştir fakat sonradan 1543 Saruhan Sancağı’nda yirmi iki yaşında ölen oğlu Şehzade Mehmet için yapılmıştır. İçinde Şehzade Mehmet, Şehzade Cihangir ve Rüstem Paşa’nın türbesini bulundurur. Mimar Sinan yaptığı bütün camilerde olduğu gibi Ayasofya’nın kubbesini, 31 metre çapı geçebilmek için yaptığı deney ve uğraşlara devam edecektir. Kubbesi 18 metre çapındadır.

Süleymaniye Camii

1551-1557 yılları arasında yapılan Mimar Sinan’ın kalfalık eserim dediği yapıdır. Kanuni Sultan Süleyman adına yapılmıştır. Bahçesinde Sultan Süleyman, Hürrem Sultan gibi isimler yatıyor. Bu eserin kubbe çapı ise 27,5 metredir -gittikçe Ayasofya’ya yaklaşıyor-.

Bu arada, Mimar Sinan’ın eli değen yapılar, aradan asırlar geçmesine rağmen sapasağlam ayakta duruyor. Şaşırtıcı derecede sağlam olan yapılar onlarca deprem görmesine rağmen başlarına bir şey gelmemiştir.

Selimiye Camii

Devleti Aliyye Osmanlı’nın elli sene baş mimarlığını yapan Koca Sinan, doksan dokuz yaşında, 1588’de evinde vefat etmiştir. Mezarı Süleymaniye Camii avlusundadır. 1568-1575 yılları arasında yapılmıştır. II. Selim adına yapılan camiyi Sultan Selim maalesef  göremeden vefat etmiştir. Günümüzde kendisi de içinde medfundur. Mimar Sinan camiyi yaptığında kaynaklara göre seksen beşli yaşlarındaydı. O büyük amacına da bu eserinde ulaşıyor Koca Sinan. Kubbe 38 metre çapında yapmıştır. Minareleri o kadar muntazamdır ki, Edirne’ye girildiğinde uzaktan görülen cami iki minareli olarak gözükür. Yakınlaştıkça arkasından diğer iki minare de çıkar. Minareler arka arkaya simetrik bir şekilde durduğu gibi o meşhur dev kubbesi ise tam daire olup görenleri hayrete düşürmektedir. ( Ayasofya’nın kubbesi tam daire değildir. 31,87-30,86 metredir.) Nitekim Mimar Sinan bir yazısında kendi Selimiye Camisi’ni överek Ayasofya’nın tam daire olmamasına değinmiş, kendi camisinin ise çok muntazam olduğunu söylemiştir.

Devleti Aliyye Osmanlı’nın elli sene baş mimarlığını yapan Koca Sinan doksan dokuz yaşında 1588’de evinde vefat etmiştir. Mezarı Süleymaniye Camii avlusundadır.

Öğrencilerinin Büyük Başarıları

Öğrencisi Sedefkâr Mehmed Ağa, Sultan Ahmet Camii’nin mimarıdır.

Bir diğer öğrencisi Üstat İsa, Hindistan’da bulunan meşhur Tac Mahal’in mimarlarından biridir.

 

Kaynakça:

Kanuni’nin Aklı Oyunları, Talha Uğurluel

Taşlar Yerine Oturdu, Talha Uğurluel

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?