Metternich ve Viyana Kongresi

Metternich’in Kişiliği ve ‘’Metternich Çağı’’

Metternich’in başrolü oynadığı olayları tanımlamak, gerçekleştirdiği diplomatik görüşmeleri kâğıda dökmek ile Almanya’nın, İtalya’nın ve Avusturya İmparatorluğu’nun uluslararası ilişkilerini etkileyen politikalarını değerlendirmek, aslında XIX. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’nın tarihini yazmaktan başka bir şey değildir.[1]

XIX. yüzyılın ilk yarısı genellikle tarihçiler tarafından ‘’Metternich Çağı’’ olarak tanımlanır. Napolyon Savaşları’nın son yıllarında ünü artmaya başlayan ve yarım yüzyıl Avrupa’nın siyasal hakemliğini yapan Metternich, ‘’Avrupa’nın dizginlerini elinde tutan adam (the Coachman of Europe)’’ lakabını kazanmıştı.

‘’Olağanüstü bir diplomat ve kötü bir devlet adamı!’’ Avusturyalı yazar Franz Grillparzer’in 1839 yılında Metternich hakkında yazdığı sözcüklerdi bunlar.[2]

Prens Klemens von Metternich, 15 Mayıs 1773’te Koblenz’de doğmuş ve 11 Haziran 1859’da Viyana’da ölmüştü. Şansölye Kaunitz’in kızıyla 1795’te evlenen Metternich, Avusturya’nın asiller sınıfı ile bağını güçlendirmiş ve kendisine yüksek makamların yolunu açmıştı.

1801’de Saksonya Sarayı nezdinde diplomat, 1803 yılında da Berlin’e Avusturya büyükelçisi olarak atanmıştı. Uluslararası alanda kendini erkenden kanıtlayan Metternich, 1806’da Paris’e Avusturya Büyükelçisi olarak atandı. Kendini kanıtlayan Metternich’in bu göreve atanmasını da bizzat Napolyon istemişti. Bundan üç yıl sonra da, 1809’da Avusturya İmparatorluğu’nun Dışişleri Bakanlığı makamına oturan Metternich, bu görevini 1821’de Başbakan olarak devam ettirmeye başlamıştı. 1848’de çıkan ulusçu ayaklanmalar sonucunda istifa eden Metternich, İngiltere’ye sürüldü ve 1851’de Viyana’ya geri döndü. Sekiz yıl sonra da burada vefat etti.

Klemens von Metternich, Avrupa’yı diplomasi yoluyla şekillendirmeye el verdiği sürece işini büyük bir ustalıkla devam ettirmişti. Ancak Avrupa’da ulus-devlet paradigmasının ortaya çıkmasıyla kendisine güç veren ilkelerin artık geçerliliğini yitirdiğine tanık olmuştu. Bu konudaki fikirlerini Metternich şöyle dile getirmekteydi: ‘’Yaşamım çok kötü bir döneme rast geldi. Dünyaya ya çok erken ya da çok geç geldiğimi düşünüyorum; şimdi kendimi hiçbir işe yaramaz görüyorum. Eğer daha erken doğmuş olsaydım, zamanımın tadını çıkarmasını bilecektim. Eğer daha geç doğsaydım, dünyanın yeniden kurulmasında katkım olabilecekti. Bugün ise, zamanımı ancak çürümüş yapıları ayakta tutmaya çalışmakla geçiriyorum. 1900 yılında doğmalı ve önümde yirminci yüzyıl bulmalıydım.’’[3]

Fransız Devrimi’ne duyduğu nefret, Metternich’in tüm duygu ve düşünce dünyasına egemen olmuştu. Bu Devrim’e karşı yürüttüğü zorlu mücadele, O’nun tarihteki rolünü belirlemiştir.

Metternich kendisinin de belirttiği gibi kendi ülkesi ve hegemonyası için statükoyu bir dereceye kadar korumayı başarmış fakat yeni dünya düzenine karşı mutlak zafer elde edememiş, en sonunda da yenik düşmüştü.

Viyana Kongresi’nde Metternich’in arabuluculuğu ve yeteneği sayesinde, Avrupa’da uzun sayılabilecek yeni bir düzen kurulmuştu. Bir yarım yüzyıla ve düzene ismini kazıtmayı başarmıştı: Metternich Sistemi…

Viyana Kongresi Öncesi Metternich’in Stratejisi ve Düşünceleri

Farklı halk ve etnik grupların oluşturduğu Avusturya İmparatorluğu’nun bir yöneticisi olarak Metternich, halklara self-determinasyon ve ulus-devlet ilkesinin uygulanması Habsburg Devleti’nin parçalanmasına neden olacağını anlamıştı. Kozmopolit bir ülke ve coğrafyanın devlet adamı olan Metternich, doğal olarak Fransız Devrimi karşıtı bir strateji ve politikayı takip etmişti. Klemens Metternich gücünü ve yetkisini Fransız Devrimi’nin düşüncelerini bastırma doğrultusunda kullanmaya kararlıydı.

Viyana Kongresi sonucunda Avrupa’nın siyasal açıdan yeniden yapılanması, büyük ölçüde Metternich’in eseriydi. Metternich, Fransız Devrimi ve Napolyon Savaşları’nın yıkıntılarının ardından Viyana Kongresi ve kendi oluşturduğu ‘’Kongreler Sistemi’’ ile Avrupa’da genel sükûnet ve barış ortamının oluşmasını amaçlamıştı. Metternich’e göre Avrupa’nın ve Avusturya’nın çıkarları ortaktı.  Binaenaleyh, Avusturya demek Avrupa demekti O’na göre.

Birleşmiş Milletler Örgütü’nün kuruluşundan bir yüzyıldan fazla bir süre önce, Metternich; Avrupa’yı birbirlerinden ayrı ve birbirleriyle çatışan uluslar ve halklar topluluğu olarak değil, aksine tek ve bölünmez bir ulusun yaşadığı bir ‘’Avrupa Cumhuriyeti’’ olarak görmekteydi.[4] Metternich, ‘’Avrupa Uyumu (Le Concert Europêen)’’nu oluşturmakla, idealindeki hedefi gerçekleştirmişti.[5]

Metternich, tüm yaşamı boyunca, Avusturya İmparatorluğu’nu oluşturan farklı ulusların bu birliği bozmamaları için çalışmıştı. Filhakika, yalnızca Avusturya Devleti’nin değil, aynı zamanda tüm kıta Avrupası’nın dengesi bozulacaktı. Klemens von Metternich’in 1815’ten itibaren uyguladığı politikasına büyük ölçüde bu paradigmalar yön vermişti.[6] Devletlerdeki parçalanmalar ve çıkması olası ayaklanmalara karşı hükümetler arasında bir birlik oluşturulmalı ve müdahale ilkesine hiçbir sınırlama konulmamalıydı. Ancak, müdahale iktidardaki güçten yana olmalıydı.

Metternich’e göre hükümetin başlıca görevi, düzeni ve istikrarı sağlamak ve anarşiyi bastırmaktı. Metternich şöyle yazmaktaydı: ‘’1832’de Avrupa’da tek bir ciddi sorun vardır; o da, devrimdir. [7]

Avusturya İmparatorluğu’nun Demografik Yapısı

Avusturya’da sanayiciler, tüccarlar ve iş adamlarından oluşan güçlü bir orta sınıf bulunmaktaydı. Toplumdaki egemen sınıf aristokrasiydi ve nüfusun büyük kısmı köylülerden oluşmaktaydı.

‘’Avusturya halkı’’ diye bir olgu hiçbir zaman var olmamıştır ancak Avusturya Devleti’nin yönettiği halklar söz konusu olmuştur. Almanlar ne Avusturya’yı ne de imparatorluğun herhangi bir bölümünü kendi vatanları olarak kabul etmekteydi… Onlar için genel olarak Almanya, siyasal bir birlik olmayıp, coğrafi bir ad ve teorik bir kavramdan ibaretti.

1815 Viyana Kongresi

1789 Fransız Devrimi ve ardından bir müddet sonra vuku bulan Napolyon Savaşları sonucu altüst olan Avrupa haritasını yeniden onarmak, düzeni sağlamak ve yükselmesi olası olan anarşiyi engellemek için, 1814-1815 yıllarında Metternich’in ev sahipliği yaptığı Viyana Kongresi toplandı. Kongre sonrası bazı ufak değişikliklerle savaş ve devrimden önceki statükoya geri dönüş sağlandı.

1815-1848 yılları arasında Avrupa ayaklanma ve devrimlere sahne olmuştu lakin bu dönemde devletler arası ciddi savaşlar olmamıştı. Metternich Sistemi’nin de etkisiyle devletler birbiri ile çatışmak yerine ittifaklar kurup (bkz. Kutsal İttifak, Dörtlü İttifak) ayaklanmaları bastırmakla meşgul olmuştu.

Kongrenin ev sahipliğini Viyana’da Metternich yapmıştı. Kongrede Rusya; Çar I. Alexander, Prusya; Kral III.Friedrich William adına Başbakan Prens Hardenberg, İngiltere; Dışişleri Bakanı Lord Castlereagh, Fransa da; hünerli, kurt diplomat ve Napolyon’un Dışişleri Bakanlığını yapmış olan Talleyrand tarafından temsil edilmişti.

Viyana Kongresi’nde göz önüne alınan iki temel ilke, ‘’güç dengesi’’ ve ‘’yasallık’’ idi. Avrupa devletlerinde yasal gücün kaynağı mutlak monarşiler olmalıydı. Bundan dolayı İspanya’da, Fransa’da ve İtalya’da yasal monarklar yeniden iktidara getirilmiş ve desteklenmişti.

‘’Güç dengesi’’ sistemine gelince, bu sistemin en büyük yanlışı, ulusçuluk akımına gereken önemi vermemiş olmasıydı. Otorite, güç, monarşi ve hanedanlık kavramları üzerinde o kadar çok durulmuştu ki bu kavramlar, ekonomik ve ulusal çıkarların önünde tutulmuştu. Filhakika bu sistem yeni düzeni, ‘’modern’’ uluslararası ilişkileri reddediyor, sisteme XVI. ve XVII. yüzyılın sistemini aşılıyordu. Bundan dolayı, Viyana Sistemi; XIX. yüzyılın hızla hareket eden dünyasında ancak sınırlı bir hareket ve uygulama alanı sağlamıştı.

Kongre ve Devletler

Kongreye katılan devletlerden her biri, bir takım amaçlara ve bu amaçları gerçekleştirmek için bazı planlara sahipti. Her devlet, elbet kongreden kendisi için yarar ve çıkarlar sağlamayı düşünüyordu.

İngiltere’nin kongrede gerçekleştirmek istediği iki gayesi vardı. Birincisi, Avusturya gibi Avrupa’da güç dengesinin bozulmasını istemiyordu lakin İngiltere’ye göre bu Rusya ve Avusturya aleyhinde olmalıydı. Bunun için de Prusya’nın desteklenmesi gerektiğinin kanaatindeydi. İkincisi ise Napolyon Savaşları döneminde Fransa ve Hollanda’dan ele geçirmiş olduğu sömürgelerini elinde tutmak istiyordu. Amerika Bağımsızlık Savaşı sonrası çok kan kaybeden Birleşik Krallık hegemonyası, bu ele geçirdikleri sömürgeler ile tekrar eski gücüne ulaşmak ve Doğu’yu da kontrolü altına almak istiyordu. Ayrıca Manş kıyılarının tekrar Fransız kontrolüne geçmesinden çekinen Birleşik Krallık, Hollanda ve Belçika’nın birleştirilerek Fransa’ya karşı tampon bir devlet olması için çabalıyordu.

Avusturya ise Prusya ve Rusya’nın büyümelerine engel olmak istiyordu. Çünkü Rusya’nın Polonya’da, Prusya’nın da Saksonya’da gözü vardı.[8] Avusturya özellikle Prusya’dan Almanya’nın liderliğini ele alma olasılığından dolayı endişe ediyordu. Avusturya, ayrıca Fransa üzerinde baskı kurmak için Kuzey İtalya’yı kendisine istiyordu.

Rusya’ya dönecek olursak, Ruslar ilk olarak Polonya’yı ele geçirmek ve ardından da Osmanlı Devleti üzerindeki planlarını devreye sokmak niyetindeydi. Bu planlar genel olarak Grek Projesi idi. Ayrıca bu projeyi de kapsayan Avrupa’nın Şark Siyaseti’ni kongrede tekrar gündeme getirmek istiyordu. Osmanlı Devleti de tüm bunlardan çekindiği için kongreye katılmaktan kaçınmıştı. Rusların tüm bu planlarına karşın İngilizler de 1878 yılına kadar Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik politika izlemişti. Bu konuya ilerleyen paragraflarda tekrar geri döneceğim.

 

Prusya’ya gelince: Prusya hem Saksonya hem de Ren bölgesine yayılmak istiyordu. Almanların Ren tarafına genişlemek istemesi Avusturya’nın da işine geliyordu. Ama Prusya’nın Saksonya’ya yayılmak istemesi ve Almanların liderliğine konma niyetinden dolayı Avusturya ile

karşı karşıya geliyordu. Bundan dolayı, Prusya bölgede Ruslar ile işbirliği yapmak zorunda kalmıştı desek yanılmayız. Bu dört büyük devletin, kongreye gelirken kafalarındaki düşünceler aşağı yukarı bunlardı. [9] Katılan devletlerin belli başlı çıkar ve gayeleri vardı ve bunlar elbet çatışmaya sebebiyet verebilirdi.  Bu yüzden devletler, en küçük sorunu dahi hep beraber çözmeye çalışmışlar, küçük devletleri ve Fransa’yı işe karıştırmamaya uğraşmışlardır.

Kongrenin kaderini belirleyen en önemli iki şahsiyet, ev sahibi Klemens von Metternich ve Fransız Dışişleri Bakanı Charles Maurice de Talleyrand idi. Metternich’in planlarını ve nasıl bir diplomat olduğunu zaten anlatmaya çalışmıştım. Talleyrand’a gelince: O yenilmiş bir devleti temsil ettiği için durumu diğerlerine göre daha güçtü. Bundan dolayı, Fransa’yı kongreden olabildiğince az zararla çıkarmak istiyordu. Bunun için ‘’Meşruiyet İlkesi’’ denen bir ilke ortaya attı. Bu ilkeye göre, Napolyon Savaşlarından önceki meşru hükümdarlar, tahtlarına ve topraklarına iade edilmeliydi. Avrupa’nın eski, küçük krallıkları ve devletleri Talleydand’ın etrafında toplandılar ve Talleyrand kongrede büyük bir destek ve prestij elde etmişti.

Kongre karşılıkla politik oyunlarla devam ederken Napolyon’un Elbe’den kaçtığı ve Fransa’ya geldiği haberi bomba gibi patladı. Buna karşın devletler, alınmış olan kararları bir ‘’Act Final’’ yani bir ‘’Nihai Sened’’ haline getirip, 9 Haziran 1815’te imzaladılar ve tekrar Napolyon’un karşısına çıkmaya koyuldular.

Viyana Kongresi Kararları

Viyana Kongresi kararlarını ülkeler bazında özetleyecek olursak:

İngiltere: Akdeniz’de Malta adası ile Yedi Ada’yı, Güney Afrika’da Hollanda’ya ait Cape Colony’yi, Hint Denizi’nde Seylan adasını, Güney Amerika’da Guyan’ı, Trinidad adasını, Danimarka’dan Heligond adasını alarak, sömürge imparatorluğunu genişletiyor, okyanusların ve denizlerin jandarmalığını sürdürüyordu.

Germen Konfederasyonu: Napolyon’un Ren Konfederasyonu haline getirdiği Kutsal Roma İmparatorluğu, şimdi devletlerin çok büyük kısmı azaltılarak, 38 devletten meydana gelen bir Germen Konfederasyonu şekline sokuluyordu. Avusturya da bu konfederasyonun başına getiriliyordu.

Prusya: Eskiden Polonya’da sahip olduğu toprakları geri alıyordu. Bu topraklar da Poznan bölgesiydi. Saksonya’nın da neredeyse yarısını ele geçiren Prusya topraklarını esas itibariyle hem doğuya hem de batıya hem de kuzeye doğru genişletiyordu. Kuzeyde ele geçirdiği toprak parçası da İsveç Pomeranyası idi.

Avusturya: Belçika’daki topraklarını kaybeden Avusturya, Polonya’dan Doğu Galiçya’yı alıyordu. Keza İtalya’nın kuzeyinde bulunan Lombardiya ve Venedik’i de topraklarına katan Avusturya Po Nehri’ne dayanıyordu.

Rusya: 1807 Tilsit Antlaşması’nda ele geçirdiği Finlandiya’yı muhafaza eden Rusya, aynı antlaşmada Napolyon’un kurduğu ve Rusya’nın da tanıdığı Varşova Büyük Dukalığı’nın büyük kısmını ele geçiriyordu. Rusya’ya geçen Polonya toprakaları Almanya’nın kalbine saplanan bir hançer gibiydi. [10]

İsviçre: 22 kantondan meydana gelen, daimi tarafsız bir devlet olan İsviçre, Fransa ile Avusturya arasına sokulmuş bağımsız bir devlet olmaktaydı.

 Napolyon’un İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra Viyana’da kurulan Avrupa, bir bakıma düzenli ve görünüşe göre de birleşmiş bir görünüşe sahipti. Fakat bu birleşme, Napolyon’un idealindeki gibi, aynı düşüncelere sahip, kendisini tek bir vatanda hisseden insanlar arasında değil, Viyana’da düzenlenmiş olan Avrupa’yı bu şekilde koruma endişesiyle dolu hükümdarlar arasında yapılmış bir birleşmeydi. Samimiyetten uzak olan bu anlaşmada her hükümdar, Avrupa’da kendi otoritesinin korunması peşindeydi.

Viyana Kongresi ve Devlet-i Âliye

Viyana Kongresi’ne katılan devletler, neredeyse Fransa hariç hepsi; Napolyon’a karşı mücadele etmiş olan ülkeler idi. Kongreye katılmayan Osmanlı Devleti de, Napolyon’un Mısır Seferi dolayısıyla Fransa’ya karşı savaşmış olan bir devlet idi. Dolayısıyla Viyana Kongresi’ne katılması gerekirdi. Bu sebeple, Viyana’da bir barış konferansı toplanmasına karar verildiği zaman, Metternich, Osmanlı Devleti’ni bu kongreye davet etti. Osmanlı Devleti, bu davete olumlu cevap vermedi. Olacakları tahmin eden Metternich’in başlıca kaygısı, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının Avrupa kuvvetler dengesini bozacağı ve bunun genel bir savaşa yol açacağıydı.[11] Çünkü Rusya’nın Balkanlarda genişleme çabaları Avusturya’yı ürkütüyordu. İngiltere de, Rusya’nın Karadeniz’de yayılmasından ve Boğazlardan Akdeniz’e inmesinden korkmaktaydı.

Fransız tarihçisi A. Debidour, Viyana Kongresi’ni değerlendirirken, ‘’1815’in diplomatları, Avrupa’yı en kötü kanunlarla donatmak için  bir yıllarını verdiler. Bu fenalıkları tamir etmek için  de bir yüzyıl gerekecektir.’’ der.[12]

-Tunahan AKKOYUN

Dipnotlar

[1] Henry F. Schwarz, ed., Metternich, the Coachman of Europe, D.C. Heath and Company, Boston, 1962, s.viii.

[2] Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848), Hüner Tuncer, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s. 13.

[3] Metternich, Denkwürdigkeiten, Bd. 2, Georg Müller Verlag, München, 1921, s. 135.

[4] Peter Viereck, Conservatism Revisited, Charles Scribner’s Sons, New York, 1949, s. 79.

[5] 1815 yılında toplanan Viyana Kongresi’nden sonra, bu Kongre’ye katılan Büyük Devletler (Avusturya, Prusya, Rusya, Fransa ve İngiltere) arasında XIX. yüzyıl boyunca  birçok kongre düzenlenmişti. Bu toplantılara genel olarak ‘’Avrupa Uyumu’’ deniliyordu. ‘’Avrupa Uyumu’’ sistemi içinde yapılan başlıca kongreler şunlar olmuştu: 1818 Aix-la-Chapelle, 1820 Troppau, 1821 Laibach, 1822 Verona, 1856 Paris, 1878 Berlin, 1906 Algesiras ve Balkan Savaşlarından sonra toplanan 1912 Londra ile 1913 Bükreş Kongreleri.

[6] Franz Benjamin Schaeffer, Metternich, Bielefeld und Leipzig, 1933, s. 87.

[7] Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848), Hüner Tuncer, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s. 41.

[8] 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Fahir Armaoğlu, Timaş Yayınları, İstanbul, 2016, s. 92.

[9] Ayrıntılar için, bkz. 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi.

[10] Debidour, La Sainte Alliance, s. 68.

[11] Osmanlı ve Avrupa, Halil İnalcık, Kronik Kitap, İstanbul, 2017, s. 129.

[12] A. Debidour, Historie Diplomatique de’l Europe, cilt I, La Sainte Alliance, s. 69.

Kaynakça

ARMAOĞLU, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, 16. Baskı, Timaş Yayınları.

İNALCIK, Halil, Osmanlı ve Avrupa, 1. Baskı, Kronik Kitap.

PARKER, Geoffrey, Cambridge Savaş Tarihi, İş Bankası Yayınları.

TUNCER, Hüner, Metternich’in Osmanlı Politikası (1815-1848), 2. Basım,  Kaynak Yayınları.

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?