Karşı Reform

ÖZ

Katolik karşı reformu kavramı, Hristiyan din tarihinde büyük bir kırılma noktasını temsil eder. Martin Luther’in fikirlerini benimsemiş Protestan reformistlerin istek ve uygulamaları, papalık makamının dini otoritesini ciddi derecede tehdit etmiştir. Bu tehdit, ya barış ve uzlaşma yoluyla, ya da daha agresifmetodlarla çözülmeliydi. Bu metod, Katolik karşı reformu ve sonuçlarıydı.

GİRİŞ

Hristiyanlık, tarih boyunca farklı yorumlamalara ve yönetimlere maruz kalmıştır. Önceleri Roma İmparatorluğu dönemi içerisinde bir şekilde kabul edilen din, Roma İmparatorluğunun ikiye bölünüşüyle iki farklı yorum ve merkeze ayrıldı. Bu bölünme ve farklılaşma süreci, Batı Roma’nın yıkılışı ve mirasçılarının Haçlı Seferleri dönemindeki tutumları ile iyice sivrildi. Mezheplere bölünmüş bu dinin coğrafyasında doğuda Ortodoksluk, batıda ise Katoliklik toplum içinde önemli bir yere sahipti. Ancak belirli bir kilisenin ve bir papanın otoritesine, kısıtlayıcı kurallarına ve Hristiyan bireylerin ruhani bağımlı olarak görülmesine karşı çıkanların sayısı da az değildi.

 

                           John Calvin

Protestanlık ve Karşı Reform

1530’lara kadar Hristiyanlık dini Ortodoks ve Katolik olarak ikiye bölünmüş durumdaydı. 1530’ların ardından ise bu din, Ortodoksluk, Katoliklik ve Protestanlık olmak üzere üçe bölünmüştü. Protestanlar da tek parçalı hâlde değillerdi, Fransa’da John Calvin’in liderlik ettiği ve Luther’in nispeten ılımlı tavırlarına karşılık daha sert ve saldırgan olan Kalvinist fikirleri içeren Protestanlığı Lutherci Protestanlar kabul etmiyor, Kalvinistler ise Luther fikir ve felsefesini eleştiriyordu. Bu parçalanma o kadar büyük ve sosyal hayatın içindeydi ki, Otuz Yıl Savaşları denilen Fransız mezhep savaşlarına dahi yol açmıştı. Hristiyanlar artık bir din bütünlüğünden değil, kıtasal bir ortaklık olarak, Avrupa’dan bahsetmekteydi. [1] [2] Bununla birlikte Roma Katolik Kilisesi, ahlaki çöküntü, dini istismarlar, yolsuzluklar ve kayırmalar sebebiyle halkın gözünde daha da değer kaybetmişti.[3]

Luther ve fikirleri Hristiyan dünyasını sardığında, ve papanın bu denli güç kaybettiği bir dönemde, Katolik tarafında halihazırda kilisenin Papa ve kilise temel görüşlerine bağlı kalarak, birçok alanda reform yapılması gerektiğine inanan bir grup mevcuttu. Bu kişiler, Desiderus Erasmus’un reformal görüşlerinin etkisindeydi ve Lutherci reformistlerle ortak bir fikri noktada uzlaşabileceklerini düşünüyorlardı. Papalık sarayında bu yönde reformcu bir grup oluştu ve faaliyetlerde bulundu. Bununla birlikte, papalık otoritesi ve geleneklere büyük bir sadakatle bağlı olan, ve başını kardinal Oliviero Carafa’nın (ki daha sonra Papa IV. Paul olarak papalık tahtına çıkmıştır) çektiği başka bir grup daha oluşmaya başladı. Reforma karşı tam bir ters tepkiyi temsil eden bu parti, Luthercilerle çeşitli uzlaşma girişimlerinin başarısız oluşundan güç alarak papalık siyasetine hâkim oldular.[4] Lutherci reformistlerin reformlarını gerçekleştirmeye başlamasından önce de kilisede bazı reform hareketleri dile getirildi ve kısmen uygulandı. Ancak bu girişimler bu kesimler tarafından aşağı ve hor görülmüş, daha fazla taviz ve özgürlük beklentilerini karşılamayan sonuçlarının ardından Luther’ledoruk noktasına ulaşan ve Katolik Kilisesinden fiili ayrılıkla sonuçlanan reform girişimi gerçekleşmiş, ve sonrasında Katolik Kilisesinden cevap olarak gelen Karşı Reform hareketinin tetikleyicileri olarak görebiliriz.[5]

Karşı reformun başarı nedenleri olarak şunları gösterebiliriz[6]:

  • Katolikliğe bağlı büyük monarşilerin (Avusturya, Fransa ve İspanya gibi) karşı reform hareketlerini desteklemeleri
  • Katolik dünyasında büyük bir kalkınma hareketinin gözlemlenmesi
  • Cezvit (Jesuit) tarikatının kazandığı güç ve papalığa olan sonsuz sadakatleri
  • Rönesans düşünce yapısının çökmesi ve papalığın bu çöküşü yönlendirmekte başarılı oluşu.

Papalık Siyasetinin Değişimi

 III. Paul (1534-1549), esasen merkezde ilk reform girişimleri ile ortaya çıktı. Paul, ‘ılımlı’ reformist olarak görebileceğimiz Erasmus’un taraftarlarını etrafında topladı. Fakat kardinal Oliviero Carafa’nın temsil ettiği, uzlaşmaya karşı olan grup ağırlığını hissettirdi. Carafa, papalık sarayında uzun zaman kardinal olarak görev yaptıktan sonra 1555’te IV. Paul unvanıyla papa seçilmiştir. Başa geçtiğinde, Rönesans papalarından kendini kuvvetle ayıran işlere imza attı. Papalığı döneminde kilise engizisyonunu (lnquisition) canlandırmış, Theatin’ler tarikatını kurmuş, Cezvit tarikatının güçlenmesinde rol oynamıştır. Engizisyonu protestan harekete karşı ‘temizlik’ için kullanmıştır. Engizisyon, İtalya’dan başlayarak hükümdarlarının izin verdiği tün ülkelerde harekete geçmiştir. Carafa’nın koyduğu engizisyon kuralları şu şekildeydi[7]:

  • Sadece propaganda yaptıkları kanıtlanan heretikleri (kafirler) değil, şüphelileri de cezalandırmak
  • Tanınan, sevilen ve büyük kişileri de cezalandırmak, hatta özellikle onları, halka açık bir şekilde,ibret olması açısından cezalandırmak
  • Hükümetler çevresindeki şüphelileri toplamak
  • Ve en önemlisi, hiçbir şekilde merhamet etmemek.

Bu süreçte sapkın sayılan binlerce kişi, pişman olup tövbe etmedikleri için ölüme mahkum edilmişlerdir ve Katolik kurumları, bu engizisyon sistemini Ortaçağ boyunca devam ettirmişlerdir. [8]

Carafa, 1559’da papa iken ölmüştür ve yaşadığı dönem içerisinde de, öldükten sonrasında da kendisine nefret ve lanetle bakılmıştır ki kendisi öldükten sonra, kardeşi Kardinal Carlo (bu nefretle ilintili olduğunu tahmin ettiğimiz şekilde) boğazlanmıştır.[9]

Cezvitler (Jesuits)

Cezvit tarikatını, alt seviyeden bir İspanyol soylusu ve aske rIgnace de Loyola (1491-1556) kurdu. Savaşta aldığı bir yaradan sonra askerliği bırakmak zorunda kaldı ve kendisini dine verdi. Dominiken keşişleri yanında dini eğitim aldı 1523’te Kudüs’e, hacca gitti. On beş yıl boyunca İspanya’da ve Paris’te vaazlar verdi. 1534 yılında Paris’te bir dini grup kurdu. 1540’ta, Roma’ya gitti ve papaya Cizvit tarikatının esasını oluşturan keşiş prensiplerinden ibaret 5 maddeyi onaylattı ve bu şekilde diğer keşiş tarikatlarındaki gibi bütün ayrıcalıkları Papa’dan elde etmiş oldu. De Loyola’nın ordu geçmişinden de gelerek Cezvitlerin yapılanmaları tarikattan çok orduyu andırıyordu. Cezvitler, birincil amaç olarak Protestanları tekrar papaya bağlılığa ve Katolikliğe geri getirmeyi hedefliyorlardı, aynı zamanda eski ve yeni kıtalarda Katolik inancını tesis etmek için çalışmalarda bulunuyorlardı. Osmanlı sultanları, Protestanları destekliyor da olsa Fransa ile dostluk dolayısıyla 17. yüzyılda Cezvitlerin Osmanlı ülkesinde faaliyetine izin verdi.[10]

Trente Konsili

Trent Konsili, önceki konsillere kıyasla en uzun süren, değişikliklere ve kesintilere en fazla uğrayan konsildir. Bir önceki Bale Konsili’nin 11 senede tamamlanmıştır, daha önceki konsiller ise en fazla bir sene içerisinde sonuca varmaktaydı. Trent Konsili ise, açılışından itibaren 18 yıl kadar sürmüş ve 25 oturumda gerçekleşmiştir. Esasında 1542’de, yani konsilden 3 yıl önce bir konsil toplama fikri ciddi bir şekilde gündeme gelmiş, ancak çeşitli nedenlerle gerçekleşmemişti. Bu konsil düşüncesinde III. Paul için öncelikli hedefin, Protestanların sapkın görüşlerini mahkum edip engellemek ve yapabildikleri kadar onları tekrar Katolikliğe kazandırmak idi. Bunun yanında konsilin hedeflerinden biri de Avrupa’nın siyasi açıdan beraber hareket etmesine ön ayak olmak ve Osmanlı gibi tehditlere karşı güç toplamaktı.[11]

Konsilde çeşitli gruplar arasında anlaşmazlıklar oluştu. Papalığın tercihi, papanın kilise üzerindeki mutlak otoritesini korumak ve ibadet yöntemleri konusunda gelenekler üzerinde hiçbir değişikliğe izin vermemekti. Buna karşın prensler, milli kiliselerin papalıktan asgari düzeyde bağımsız olmasını istiyorlar ve ülkelerindeki isyan, iç savaş ve bölünmüşlükleri bitirebilmek için reformları gerçekleştirmeyi planlıyorlardı.[12]

Alınan Kararlar

Konsilin ilk toplantısında, (1545-1549)  akideler konusunda Papa’nın sunduğu görüşler kabul edildi. Kutsal metinleri yorumlama hakkının sadece ruhbanlarda olduğu, incilin önceden kabul edilmiş Latince tercümesi dışındaki çevirilerin reddedilişi ve yedi takdis ayininin gerekliliği kabul edildi ve onaylandı. Protestanlığın itiraz ettiği bu konuların kabulü, Protestanlık ile Katoliklik arasındaki tüm uzlaşma köprülerini atıyordu.[13]

1551’de konsil tekrar toplandığında, Luthercilerin tezlerini savunmalarına izin verilmişse de Moritz Grafvon Sachsen’ın Protestan ordusunun Tirol’e saldırması üzerine konsil dağılmak zorunda kaldı.[14]

 1560’ta ise konsil son kez toplandı. Bu toplantıda, İspanyol delegeler ile Fransız ve Alman delegeleri arasında şiddetli tartışmalar geçti, çünkü İspanyollar reform konusunda ödün vermeyi reddediyorlardı. Ancak Kutsal Roma İmparatorluğu, Almanya’daki ayrılıklar dolayısıyla, Fransızlar ise Gallicanizm dolayısıyla kendi reform planlarını kabul ettirmeyi istiyorlardı. Papalık diplomatlarının hamleleri sayesinde bu itirazlar yatıştırıldı ve Papalığın görüşleri tekrar kabul edildi. Papa, Hristiyan kilisesinin mutlak başkanı olarak tekrar tanındı. Bunun yanında, ruhbanlar ve kilise mensupları hakkında bazı düzenlemeler de kabul edildi. Alınan kararlar birçok Katolik ülkece tamamen kabul edilmişken, Fransa gibi bazı devletler tarafından resmen kabul edilmedi. Portekiz, Polonya ve Avusturya gibi monarşiler ise kararları olduğu şekliyle kabul ettiler.[15]

SONUÇ

Konsilde alınan kararlar, engizisyonun uygulanışı, iki tarafın da uzlaşı ve tavizden kaçınması gibi sorunlar neticesinde, Katolik ve Protestan mezhepleri birbirinden ayrılmış, Protestan kilisesi teşkil olunmuş ve iki taraf da birbirini heretik kabul etmiştir. Bu sorunlar ve ayrılıklar, günümüzde dahi Hristiyan topluluğun tek parça olmayışının ve Avrupa Birliği gibi laik ve birleştirici kurumlara duyulan ihtiyacın başlıca nedenleridir.

 

Misafir Yazar: Eray Özer

 

Dipnotlar:

[1]Davies, N (2006) “Avrupa Tarihi” Kılıçbay, M.A (çev. ed.) İstanbul:İmge s.509

[2]Bishop, P. A. (2014). “Martin Luther andtheProtestantReformation”.HillsboroughCommunityCollege s.11

[3]Tanilli, S.(1991) “Yüzyılların Gerçeği ve Mirası: İnsanlık Tarihine Girişİstanbul:Say c. III, s. 100.

[4] İnalcık, H (2011) “Rönesans Avrupası: Türkiye’nin Batı Medeniyetleriyle Özdeşleşme Süreci”İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları s.223

[5] Şahin, M (2014) “Katolik Karşı Reformu Olarak TrenteKonsili ve Katolik Geleneğe Etkisi” İstanbul Üniversitesi Sosyal ;Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi

[6] İnalcık, H (2011) a.g.e. s.224-225

[7] İnalcık,H a.g.e. s.224-225

[8] Şahin, M. a.g.e. s.19

[9] İnalcık, H a.g.e. s.224

[10] İnalcık, H a.g.e. s.226-227

[11]Ch. Gril, Abbé (1869) “HistoriqueduConcile de Trente” Paris  s.2 (akt. Şahin M.)

[12] İnalcık, H. a.g.e. s.229

[13] İnalcık, H. a.g.e. s.229

[14]İnalcık, H. a.g.e. s.229-230

[15] İnalcık, H. a.g.e. s.230

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Bishop, P. A. (2014). “Martin Luther andtheProtestantReformation”.HillsboroughCommunity
  • Davies, N (2006) “Avrupa Tarihi” Kılıçbay, M.A (çev. ed.) İstanbul: İmge Yayınevi
  • İnalcık, H (2011) “Rönesans Avrupası: Türkiye’nin Batı Medeniyetleriyle Özdeşleşme Süreci” İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Şahin, M (2014) “Katolik Karşı Reformu Olarak TrenteKonsili ve Katolik Geleneğe Etkisi” İstanbul Üniversitesi Sosyal ;Bilimler Enstitüsü Yüksek Lisans Tezi
  • Tanilli, S. (1991) “Yüzyılların Gerçeği ve Mirası: İnsanlık Tarihine Giriş” İstanbul:Say

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?