Kanuni’nin Macaristan Yolculuğu: Belgrad ve Mohaç Seferleri

Belgrad Seferi

Belgrad, konumu gereği Osmanlı’nın Avrupa’ya açılan kapısıydı. Osmanlı sınırının 20 km ötesinde bulunuyordu.  [1] Avrupa devletleri üzerine açılacak olası bir seferde kapı rolü üstlenen Belgrad Sultan Süleyman öncesinde iki kere kuşatılmıştır. Birinci kuşatma 2. Murat Han tarafından başlatılmış, kuşatmanın ilerleyen dönemlerinde kalenin mukavemeti ve askerdeki zayiat sebebiyle kaldırılmıştır. İkinci kuşatma Fatih Sultan Mehmed Han tarafından 1456 yılında başlatılmıştır. [2] Fatih, 150.000 kişilik dev bir orduyla Belgrad’ın üzerine yürümüştür. [3] Kuşatma sırasında bu dev orduya mukabil haçlı orduları yardıma gelmişti. Ağır çarpışmalar sonucunda Macar Kralı 1.Layoş ölmüş, Sultan Mehmed ise ağır yaralanmıştır. Konumu gereği kritik bir önemi bulunan Belgrad’ın üzerine yapılan iki sefer de hüsranla sonuçlanmıştı.

Süleyman Han, Ağustos 1521’de tahta geçmesinin üzerinden henüz bir sene geçmeden ilk seferine, Belgrad’a, çıkmıştı. Dedesi Fatih’in yaptığı hataya düşmeyip, Böğürdelen, Zemun ve Salankamen kalelerini fethedip çevrede Belgrad’a yardım edecek bir güç bırakmamıştı. Karadan ve sudan yapılan kuşatma yaklaşık bir ay sürmüştür. Şiddetli geçen çarpışmalara Osmanlı’nın lağım çalışmaları son vermiştir.

Kuşatma bittikten sonra Kanuni Sultan Süleyman şehirde on dokuz gün daha kalmıştır. 3000 asker ve 200 topu şehirde bırakmış, şehrin komutasını da Bosna Sancak Beyi Bali Bey getirilmiştir.

Dönüş yolunda Semendire civarlarında oğlu Şehzade Murad’ın vefat haberi gelmiştir. Aynı ayın sonlarında (Eylül ayı) ise Şehzade Mahmud’un ölümü vuku bulmuştur.

Mohaç Meydan Muharebesi

O dönemde iyice büyüyüp palazlanan Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu neredeyse Avrupa’nın tamamını izdivaçlar ile birbirine bağlamıştı.  Anne tarafından dedesi II. Fernando’nun yönettiği Kastilya, Aragon, Napoli ve Sicilya 1516 yılında dedesinin ölümü üzerine Şarlken’in yönetimi altına girmişti. Aradan üç yıl geçip baba tarafından dedesi Alman imparatoru 1.Maximillian’ın ölümü üzerine Almanya, Hollanda, İspanya ve muhtelif devletleri çatısı altında birleştirmiştir. Bununla beraber Osmanlı’yla aralarındaki tabiri caizse ‘tampon’ görevi gören Macaristan Kralı Layoş’un hem eniştesi hem de kayınbiraderiydi (Layoş’un çocuğu veya erkek kardeşi olmadığından aynı zamanda varisiydi). Herhalde bu durumun Osmanlı ve o zamanlar altı yıllık padişah olan Sultan Süleyman için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu söylememe gerek yoktur. Bununla beraber 2.Layoş’un devamlı şekilde yaptığı tacizler ve söylemler de işin cabasıydı.

Kanuni ise vezirleriyle yaptığı istişarelerin sonucunda Kutsal Roma’ya açılan kapıya, Macaristan’a sefer düzenleyecektir. Rumeli Beylerbeyi, Anadolu Beylerbeyi ve Kırım hanlığına ordu hazırlamalarını emreden Kanuni savaş hazırlıklarını yapıp İstanbul’dan ayrılmıştır.

Budin yolunda karşılarına çıkan kaleleri zapt eden Osmanlı 100.000 kişilik ordusuyla ve 300 son model topuyla ilerlemiştir. Mohaç meydanında karargah kuran Macarlar Osmanlı’yı bu geniş meydanda karşılama kararı almıştır. Mohaç bölgesi konum olarak bir tarafı dağlık diğer tarafı da aşırı yağıştan ötürü bataklıktır. Kısa süre sonra Osmanlı da meydanda karargah kurmuştur. Sultan Süleyman işin en başından beri kansız bitmesini istemiştir. Savaş öncesinde Kral Layoş’a elçilik heyeti gönderse de elçilerinin kesik başları iade olunca savaşa mecbur kalmıştır. Burada da taarruza geçmeyip Macarların saldırısını beklemiştir. Macarlar dev 200.000 kişilik ordusuyla ve ağır demir zırhlarıyla korkutucu bir görüntü sergilemekteydi. [4]

Ve beklenen an gelmiş Macarların en çok güvendikleri on binlerce süvari saldırıya geçmiştir. Osmanlı’da ise Sultan Süleyman’ın halaoğlu Bali Bey vasıtasıyla kurt kapanı, nam-ı diğer turan taktiği uygulamıştır bu süvarilere. Bali Bey ve Behram Bey yanlara açılıp merkez yani sultanın birlikleri geri çekilerek bu süvarileri merkezde gizlenmiş toplarla burun buruna getirdiler. Macarların en güvendiği süvari birlikleri dakikalar içinde yok olurken Bali Bey ve Sultan’ın diğer halaoğlu Hüsrev Bey Macarları manevralar ile bataklığa doğru çekiyorlardı. Macar Kralı Layoş ve bazı komutanları bataklığa doğru kaçmış, neticesinde boğularak ölmüştür. On binlerce asker boğulmuş bir o kadarı da esir alınmıştır. Geri kalanda ölmüştür. Savaş sonrası Mohaç Meydanı Türk askerlerinin kutlamalarına ev sahipliği yapmıştır. Sultan Süleyman ise kumandanları ile ne yapacağını istişare etmiştir savaş sonrasında. Sonuç olarak istişareden başkente, Budin’e girme kararı çıkmıştır.

Burada okurlarımızın bir kısmı detay olarak adlandıracak olsa da güzel bir bilgi vermek istiyorum. Kılıcından kan damlayan, katil Türk’ler (!) diye anlatanlara cevap niteliği taşıyan bu hadise Savaşın yaşandığı gece gerçekleşmiştir. Sultan Süleyman çadırının içine kabir büyüklüğünde bir çukur kazdırıp geceleyin döşeğini oraya serdirmiştir. Düşünebiliyor musunuz dünyanın en kısa biten ve 657 yıllık Macar devletini sonlandıran savaştan sonra bir hükümdarın kendine kabir kazdırdığını? O gece kendine “gururlanma padişahım, senden büyük Allah var” demiştir. Kendine bir ölümlü olduğunu hatırlatıp bir gün bu mezara gireceğini hatırlatmıştır. Bu ‘detayı’ da buraya yazmak istedim. Nitekim bugün Mohaç meydanındaki anıt açık hava müzesinde Türk elçilerini katleden savaş müsebbibi Layoş çok güzel gösterilip kahraman addedilirken Sultan Süleyman’ı çok biçimsiz resmedip üstüne bir de boynuna içinde kesik başlar bulunan bir torba takmışlardır.

Sultan, Budin’e gittiğinde Kral’ın sarayında konaklamıştır.  Kendisi oraya gitmeden önce Layoş’un yandaşları şehirden kaçtığından halk kendisini büyük bir coşkuyla selamlamıştır. Kanuni, Layoş’la anlaşmasına rağmen 30.000 kişilik ordusuyla ona katılmayan Macar prenslerinden Zapolya’yı yeni Kral ilan etmiştir. Sadece kendine bağlı olmak ve Kutsal Roma’yla ilişkileri kesmeleri karşılığında ülkeyi Zapolya’ya bırakıp İstanbul’a dönmüştür. Burada da görürüz ki istese çok rahat ilhak edebileceği Macaristan’ı Osmanlı’ya bağlı olmak şartıyla serbest bırakmıştır.

Sultan Süleyman Macaristan’dan galibiyet nişanesi olarak iki tane şamdan getirmiştir. Bu şamdanlar o günden bugüne Ayasofya minberinin iki yanında ihtişamlarıyla göz kamaştırmaktadırlar.

Kaynakça konusunda yardımları için Eren Yüksel kardeşime teşekkür ederim…

Eski Yazarımız: Yunus Aydoğan (yunusaydogan@outlook.com)

Dipnotlar: 

[1] Yılmaz Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman-s.44

[2] Yılmaz Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman-s.44

[3] Talha Uğurluel, Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni-s.99

[4] Yılmaz Öztuna- Kanuni Sultan Süleyman s.52

Yararlanılan Kaynaklar:

Yılmaz Öztuna, Kanuni Sultan Süleyman, Ötüken Yayınları.

Talha Uğurluel, Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni, Timaş Yayınları.

Talha Uğurluel, Kanuni’nin Akıl Oyunları, Timaş Yayınları.
Ahmet Şİmşirgil, Kayı IV/ Ufukların Padişahı: Kanuni, Timaş Yayınları.

Okay Tiryakioğlu, Sultan, Timaş Yayınları

Yorumlar (1 Yorum)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?