İtalya “Dönek” mi?

  Giriş

“En Uzun Yüzyıl” tarihimizi incelediğimizde, popüler fakat yüzeysel bir konu olarak İtalya’nın “Dönek”liği meselesi ile karşılaşmamamız pek olası değildir. İtalya tabii Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce beklenmedik bir şekilde otuz yıldan uzun süredir müttefik olduğu Üçlü İttifak (1882) devletlerini yüz üstü bırakarak İtilaf Devletleri tarafında yer almıştır. Her zaman olduğu gibi genel ve yanlış olan bilgi; İtalya’nın, kendisine Batı Anadolu’nun teklif edilmesi üzerine taraf değiştirdiğidir. Tabii bu yanlış bilgi, Türkiye’nin “özne” olduğu bir tarih anlatımına sahip eğitim sistemimizin sebep olduğu bir yanılgıdır. Bu yazıda ise, 19. yüzyılın derinliklerine inecek, İtalyan dış politikasının dinamiklerini keşfedecek, İtalya’nın bu hareketine diplomasi içerisinde bir yer arayacak ve bu taraf değişikliğini İtalya’nın çıkarlarını muhafaza etmeye çalışarak inceleyeceğiz.

  Ulusal Birliğe Doğru İtalya

19. yüzyıl başlarında, Avrupa; Fransa, İngiltere ve İspanya gibi ulus devletlere annelik yapmaktaydı. Almanya ve İtalya gibi ulus devletlere ise henüz gebeydi. Dolayısıyla 19. yüzyıla girdiğimizde birleşik bir İtalya’dan söz etmek bir yana dursun, Napolyon’un şahsının ve ordusunun işgalindeki bir İtalya’dan bahsedeceğiz.[1] 1805 yılında Napolyon’un Avusturya’yı mağlup edip Venedik’i almasıyla ve kendini İtalya Kralı ilan etmesiyle birlikte Kuzey İtalya’da kısmen bir birlik sağlandı.[2] Ancak bu durum uzun sürmedi ve Napolyon’un Waterloo Muharebesi’ndeki kesin yenilgisi üzerine İtalya, “Yeni Dünya Düzeni”nin kurulduğu 1815 Viyana Kongresi’nde yeniden Napolyon yıllarından önceki haline döndürüldü. Viyana Kongresi’yle birlikte Avusturya yeniden Kuzey İtalya’daki eski nüfuz alanına kavuştu.[3] Böylelikle, İtalyalıların en büyük sorunlarından birisi, ulusal sınırlarının Avusturya İmparatorluğu işgalindeki toprakları haline geldi. 1815’ten sonra ise, Napolyon döneminde Liberal fikirleri tatmış İtalyalıların, “milli” bir bilinç kazandıklarını ve sonraki süreçte sürekli olarak Avusturya gelişmelerin taraftarı olacaklarını göreceğiz.

İtalya’da, Avusturya nüfuzuna karşı ilk ayaklanma, “Birinci Bağımsızlık Savaşı”, 1848’de başladı. Avusturya idaresine karşı ayaklanan İtalyanlar bu ayaklanmada başarısız oldular. Bu başarısızlığın üzerine, o yıllarda İtalya’nın önde gelen krallıklarından biri olan Piyemonte’de, ilerleyen zamanlarda Başbakan olacak Kont Cavour, İtalya’nın Avusturya işgaline karşı farklı bir politika izlemeyi tercih edecektir. Zira Kont Cavour’a göre, İtalya’yı işgal eden bir dış güç ancak başka bir dış gücün yardımıyla İtalya’dan sürülebilirdi. Böylelikle Piyemonte bir dış müttefik arama yoluna gitti. Fransız-İtalyan ilişkileri de bu bağlamda gelişmeye başladı. Hatta Piyemonte’nin bu yıllarda, Fransa’yı hoşnut etmek için, 1853-56 Kırım Savaşı’na 15.000 kişilik bir birlik gönderdiklerini de göreceğiz.[4] O yıllarda Fransa İmparatoru III. Napolyon da İtalya için, Papa liderliğinde bir “İtalyan Konfederasyonu” kurmak gibi birtakım planlar yapmaktaydı.[5] Dolayısıyla İtalyan devletleri ile yapılacak ittifak bu doğrultuda kendileri için faydalı olacaktı. Böylelikle Fransa’yı yanına alan Kont Cavour, 1859 yılında Avusturya’ya karşı İkinci Bağımsızlık Savaşı’nı başlattı.[6] Ancak bu ikilinin uzun sürmeyecek ittifakı, İkinci Bağımsızlık Savaşı ile zedelenmeye başlayacaktır. Zira Fransa ve İtalya’nın, Avusturya’ya karşı savaşa girmesi, İtalya’da devrimci bir hareketin fitilini ateşlemişti.[7] Fransa İmparatoru III. Napolyon, savaşın “devrimci” bir nitelik kazanmasını kendi iktidarı için tehlikeli buldu ve Avusturyalılar ile kısa süre içerisinde barış anlaşması imzaladı. Apar topar yapılan bu anlaşma sebebiyle İtalyanlar Venedik’i Avusturya’dan alamamış, İtalya kısmen birleşse de bağımsızlık mücadelesi yarım kalmıştır. Hatta Kont Cavour, Fransa’nın bu hamlesi sebebiyle hayal kırıklığına uğramış ve Başbakanlıktan istifa etmiştir.[8] Bu gelişmelerin üzerine bir de Fransa’nın Nice ve Savoy’u diplomatik zor kullanarak Piyemonte’den alması, Fransız-İtalyan ilişkilerinde büyük bir gedik açmıştır.[9] Böylelikle İtalyanlar yönlerini, İtalya’daki dış güç olan Avusturya’yı İtalya’dan çıkartmak için Avusturya’nın kuzeydeki düşmanı Prusya’ya dönmüştür. 1866’da Prusya-Avusturya Savaşı’na –Üçüncü Bağımsızlık Savaşı’na- Prusya’nın yanında dahil olan İtalyanlar, karada ve denizde Avusturyalılara karşı başarısız olsalar bile,[10] Prusya’nın kuzey cephesindeki başarıları sayesinde barış masasında Venedik’i Avusturya işgalinden kurtarmayı başardılar.[11] Fransızlar ile başaramadıklarını Almanların desteğiyle başaran İtalyanlar, böylelikle, bir anda, bir o yana bir bu yana savrulacakları Avrupa diplomasisine giriş yaptılar. İlerleyen yıllarda, İtalya’nın Papalık konusunda Fransa ile ayrı düşmeleri[12] ve Fransa’nın Tunus’u ilhak etmesi ile birlikte İtalyan-Fransız ilişkileri tamamen koptu ve eski dostluk büyük bir rekabete dönüştü. Böylelikle İtalya, her ne kadar Avusturya’dan İtalyanca konuşulan bölgeleri almak istese de, Fransa karşısında, Avusturya’nın müttefiki Almanya ile yakınlaşmak zorunda kaldı[13].

Kurtarılmamış Topraklar

Her şeye rağmen, İtalya’nın yeni müttefikiyle de arası çok iyi değildi. Nitekim Almanya, 1881’de Tunus meselesinde, 1871 Fransa-Prusya Savaşının acılarını unutması ve ikili ilişkilerin geliştirilmesi için Fransa’yı, Tunus’u alması için teşvik etmişti ve bu konuda da Fransa’ya her türlü diplomatik yardımı vermeyi taahhüt etmişti.[14] Böyle bir ortamda, Fransa’dan korunmak isteyen İtalya’ya göre, Almanya ile yapacağı ittifakın kendisine, Fransa’ya karşı ne kadar üstünlük sağlayabileceği tartışmalı da olsa, Fransa ve Almanya arasında Alsas-Loren anlaşmazlığı oldukça bu iki devletin yan yana gelemeyeceği kesindi.[15] Tunus’un 1881’de Fransa tarafından işgal edilmesinin ardından İtalya’nın Almanya’ya yanaşmaktan başka çaresi kalmamıştı.

  Üçlü İttifak

  1871 Fransa – Prusya Savaşı sırasında Almanya siyasi birliğini sağlamış ve büyük bir güç olarak ulus devletler sahnesine giriş yapmıştı. Almanya’yı “kan ve demir” ile birleştiren diplomat Otto von Bismarck, yeni kurulan Alman ulus devletinin korunması için bir İttifaklar Sistemi oluşturmuştu. Dolayısıyla İtalya’nın da henüz yeni girdiği Ulus Devletler sahnesinde Bismarck’ın etkisi görülmektedir. 19. Yüzyıl diplomasisinin önemli isimlerinden olan İngiliz diplomat ve Başbakan Benjamin Disraeli, Bismarck’ın “Yeni Dünya”sını şu şekilde yorumluyor:

“Fransız Devriminden daha büyük bir siyasi hadise niteliğindeki Alman Devrimini temsil eden şey savaştır… Artık yeni bir dünya, etkisini gösteren yeni etkiler, baş edilmesi gereken yeni tehlikeler ve unsurlar vardır. Güçler dengesi bütünüyle yerle bir olmuştur.”[16]

1881 yılında İtalya’nın Fransa ile arasının açık olduğunu ve ondan çekinerek Almanya’ya yanaştığından bahsetmiştik. Ayrıca Avusturya, büyük ölçüde 1866’da İtalya’dan çıkartılmış olsa da halen belli başlı İtalyan beldeleri Avusturya’daydı. Dolayısıyla İtalya için halen tam birlik sağlanamamıştı. İki yanı düşman olan İtalya, bu sebeplerle Almanya’ya yaslandı.[17] Peki Almanya açısında Avrupa nasıldı? Almanya Başbakanı Bismarck, katiyen İtalya’ya güvenmiyordu. Bismarck, parlamenter monarşilere güveni olmayan bir Başbakandı. Zira bu tarz monarşilerde iktidar değişikliklerinde dış politikanın da değiştiği görülüyordu. (Bkz. İngiltere) Bu sebeple Bismarck bu monarşileri istikrarsız buluyordu. Ancak tarih Bismarck’ı da bu ittifaka zorladı. Zira tam bu yıllarda Bismarck’ın Rusya-Avusturya-Almanya arasında kurduğu Üç İmparatorlar Ligi, Avusturya ve Rusya arasındaki Balkan anlaşmazlığı sebebiyle bozulmuştu ve Bismarck, Avusturya’nın Rusya ile muhtemel bir savaşında arkasındaki İtalya’nın tarafsızlığından emin olmalıydı. Rusya, dış politikada alternatifsiz bırakılmalı, İtalya ile ittifak yapması engellenmeli ve tekrar Üç İmparatorlar Ligi’ne katılmak zorunda kalmalıydı. Ayriyeten Fransa’nın, Avusturya’ya karşı yeniden İtalya ile ittifaka girmesini engellemek için de İtalya’yı yalnız bırakmamak gerekiyordu. Böylelikle İtalya, Avusturya’nın ve Almanya’nın bulunduğu ittifaka dahil oldu ve 1914’e kadar devam edecek olan Üçlü İttifak böylece kurulmuş oldu.

Güvenliğini nihayet sağlayan İtalya artık sömürge arayışına çıkabilirdi. Açıkçası Üçlü İttifak’ın kendisine bu konuda yardımcı olacağını umuyordu.[18] Ancak Balkanlar bile Bismarck’a göre “bir Pomeranyalı askerin kemiklerine değmez”ken, Bismarck, İtalya’nın Afrika’daki maceraları için Üçlü İttifakı kullanmasına tabii ki müsaade etmeyecekti:

“İtalyanlar, kendileri parmaklarının ucunu bile ıslatmadan, İtalyan menfaatleri için başkalarının suya atlamasını istiyorlar.”[19] – Otto von Bismarck

Böylece Üçlü İttifak, daha bir kez bile yenilenmemişken İtalya için bir hayal kırıklığı olmuştu. Nitekim İtalya’ya sömürge konudaki destek İngiltere’den gelmiş, İngilizlerin teşviki ve desteğiyle İtalyanlar, Habeşistan’da bulunan Massava’yı işgal etmiştir.[20] 1887’ye, yani 5 yıl için imzalanan Üçlü İttifak’ın süresinin dolmasına yakın bir zamana geldiğimizde İtalya, bu ittifaktan sınırlarını korumak dışında hiçbir şey elde edememişti. Zaten bu ittifakın bir savunma ittifakıydı ancak İtalya’nın beklentileri çok farklıydı. İtalya’nın bu beklentilerini bilen Bismarck, İttifakın yenilenme zamanı yaklaştığı zaman İtalya’ya, İtalya’nın Kuzey Afrika’daki çıkarları konusunda garanti verdi.[21] Böylelikle Fransa ile arasının gerginleşmeye başladığı 1887 yılında İtalya’yı yeniden yanına almayı başardı ve Üçlü İttifak’ın süresini uzattı.[22] Yeni imzalanan ittifak, bu şekliyle İtalya’nın Kuzey Afrika’daki faaliyetlerine, Almanya’nın destek vereceğini garanti etmekteydi. Yani Üçlü İttifak, artık İtalya’nın Afrika’daki maceralarına diplomatik ve askeri destek sağlayacaktı.[23] İtalya’nın taleplerini kabul eden Almanya, İtalya’yı bir dönem daha ittifak içerisinde tutmayı ancak bu şekilde başarabilmişti. Aynı yıl İtalya, İngiltere ile yaptığı bir anlaşmayla da aynı şekilde Kuzey Afrika’daki faaliyetleri için İngiltere’den destek almıştı. Fransız-İngiliz ilişkilerinin de kötü olduğu bu dönemde İtalya, Fransa’ya karşı Akdeniz’de de önemli bir müttefik edinmiş oluyordu. Aynı şekilde yine bu yılda yapılan İtalya-İspanya Anlaşması ile Fransa’ya karşı İspanya’yı da yanına alan İtalya, Fransa endişesinden tamamen kurtulmuş oluyordu.[24]

Üçlü İttifak’ı temsil eden bir karikatür. Karikatürde İtalya’nın boyunun Almanya ve Avusturya ile “kadeh tokuşturamayacak” kadar küçük çizilmiş olması dikkat çekici.

  İtalyan Dış Politikası

  Buraya kadar, bazı amaçlar uğruna 19. yüzyıla uygun klasik bir pragmatist siyasetin takipçisi olan bir İtalya ile tanıştık. Her ne kadar Bismarck’ın deyimiyle bu siyaset “havai bir karakter” ve “çocukça egoizm”[25]  taşımakta olsa da görülüyor ki İtalya’nın tüm dış politikası, İtalya topraklarını Avusturya’dan almak, Fransa’ya karşı korunmak ve tüm diğer devletler gibi büyük ve nitelikli sömürgeler elde etmek gibi üç ana temel üzerine kuruluydu.

Bir İtalyan olarak, eğer Avusturya’daki topraklarınızı almak istiyorsanız, tıpkı 1859’daki gibi Fransız hegemonyasını kabul etmeniz ve Avusturya’nın müttefiki Almanya ile de savaşmanız gerekmekteydi. Fakat Fransa’ya karşı korunmak istiyorsanız, bölgedeki en büyük güç olan Almanya’nın iyi niyetini kazanmak zorundaydınız. Ancak bu durumda da Avusturya’daki İtalya topraklarını alamazdınız çünkü Avusturya, Almanya’nın en büyük müttefikiydi. Dolayısıyla İtalyan Dış Politikasının, tamemen birbiriyle çelişen temeller üzerine kurulu olduğunu görüyoruz. Bir diğer amaç olan sömürge arayışı da esasında devletin gücüyle çelişmekteydi. Zira İtalya, ne İngiltere’nin desteğiyle işgal ettiği Massava’ya, ne de 1911 Uşi Anlaşmasından sonra Trablusgarp’a tamamen yerleşebilmişti.[26] Birkaç Liman dışında İtalyanlar, Trablusgarp’ı kontrol edememişlerdir. Trablusgarp’ın, tamamen İtalya hegemonyası altına alınması ancak 1931-32’de Mussollini döneminde mümkün olmuştur.[27] Dolayısıyla zaten geç kaldığı için sömürgecilik yapma imkanı bulamayan İtalya’nın, imkan bulduğunda bunu ne derecede değerlendirebildiği de tartışma konusudur. Tamamen çelişkiler üzerine kurulu bu dış politika, şüphesiz İtalya’yı bir o yana bir bu yana savuracaktı. Nitekim tarih de bu yönde gelişmiş, yüzyılın son on yılına girdiğimizde Avrupa’da dengeler değişmeye başlamıştı.

  1890 Sonrası Avrupa

1887’deki Akdeniz Anlaşmalarıyla birlikte, Üçlü İttifak, Avrupa üzerindeki mutlak egemenliğini kurmuş oldu. Rusya, Balkanlardaki her türlü sürtüşmeye rağmen yeniden Üçlü İmparatorlar Ligi’ne katılmak zorunda bırakılmış, İngiltere ve İspanya, İtalya’nın Akdeniz’deki çıkarları doğrultusunda Fransa’dan uzaklaştırılmıştı. Böylelikle Fransa’da Jules Grevy yönetimi Avrupa’da tamamen yalnız bırakılmıştı. Bu da, ilerleyen zamanlara, Fransa’yı, komşularıyla olan sıkıntılarını gidermeye zorlayacaktır. Fransa, yüzyılın son on yılına bu şartlarda girerken Avrupa’da çok önemli bir gelişme yaşandı. Yüzyılın son yarısında damgasını vuran büyük diplomat, Almanya Şansölyesi Bismarck Almanya’da Kayzer II. Wilhelm tarafından istifaya zorlanmıştı. Kayzer’in dış politikasını idare ettiği Almanya ise artık Rus yanlısı bir politika izlemeyecektir.[28] Dolayısıyla Bismarck’ın İttifaklar Sistemi de yerle bir olmuştur. II. Wilhelm döneminde Almanya’nın, Osmanlı ile fevkalade samimileşmesi, Osmanlı ordusunun Almanya tarafından modernize edilmesi[29] ve Rusya ile Avusturya’nın Balkanlar’da gerginleşen ilişkileri gibi başlıca sebeplerden ötürü Rus-Alman ilişkileri bozulmaya başladı. Böylece, Avrupa’nın en büyük diplomatik güçlerinden biri olan Almanya’nın, “Rusya ile iyi bir anlaşma” temeline dayanan eski dış politikasının bozulması, tüm Avrupa dengelerini sarsmıştır. Rusya açısından bakıldığında Almanya’nın yerine getirilebilecek tek devlet vardı: İngiltere. Fakat İngiltere ile ilişkiler, Afganistan ve İran gibi krizlerden ötürü gergindi. Ancak, Almanya’nın İngiltere’den çok daha hızlı bir şekilde silahlanması sebebiyle İngiltere de bu dönemde Almanya’dan ürkmeye başlamıştı[30] ve Almanya’dan çekinen bu iki büyük güç, Rusya ve İngiltere, 1904 Japon-Rus Savaşı’ndan sonra aralarındaki her türlü anlaşmazlığı bir şekilde çözüme kavuşturup Almanya’ya karşı saf tutacaktı.

Bismarck’ın İttifaklar Sistemi’nin egemen olduğu dönemde (1871-1890) Fransa’nın yalnızlaştırıldığından ve Fransa’nın bu yalnızlığı gidermek gerektiğinin farkına vardığından bahsetmiştik. Böylelikle Fransa da İngiltere ile arasını düzeltmeye çalışmıştır. Ancak Sudan’daki Fachoda Krizi’nde Fransız ve İngiliz birliklerinin neredeyse savaşa tutuşacak duruma gelmeleri üzerine[31] İngiltere, Fransa’ya karşı olan çekinceli tavrından kurtulamadı. Zaten iki ülke arasında Hindiçin ve Mısır anlaşmazlıkları da devam etmekteydi. Ancak her şeye rağmen Almanya’nın “Weltpolitik” adı altındaki aşırı emperyal politikası, bu iki devleti, Fransa’yı ve İngiltere’yi, bir araya gelmeye zorladı. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki en büyük iyileşme hareketi 1904’te yapılan İngiliz-Fransız anlaşmasıydı.

  1890 Sonrası İtalya Dış Politikası

  Almanya aleyhinde değişen bu güçler dengesi tabii ki İtalya’nın da Almanya’ya ve Üçlü İttifaka karşı olan tutumunu değiştirecektir. İtalya’nın Habeşistan’da büyük bir hezimet yaşaması üzerine Başbakanlıktan istifa eden Crispi, yenilginin sebebinin; Fransa ile devam eden kötü ilişkiler olduğunu ileri sürdü ve Üçlü İttifak’a kan kustu.[32] İktidara Fransız yanlısı Rudini’nin geçmesiyle birlikte İtalyan-Fransız ilişkileri de iyileşmeye başlamıştı. Çünkü 1887’de İngiltere ve İtalya arasında imzalanan anlaşmanın 1896 yılı itibarıyla süresi dolmuş ve anlaşma yenilenmemişti. Böylece Akdeniz’de Fransa’ya karşı dayanaklarından biri kaybeden İtalya, Fransa ile iyi geçinme yolunu tercih etmeye başlamıştı.[33] Üçlü İttifak’ın yenilenme zamanı geldiğinde (1902), hatta yenilendikten sonra, İtalya, büyük bir ikiyüzlülüğe imza atarak, gizli bir anlaşmayla, Fransa’nın Almanya ile yapacağı bir savaşta tarafsız kalmayı taahhüt etmişti. Anlaşmanın tarihi ise bu ikiyüzlülüğü örtmek için 1 Kasım 1902 olarak değiştirildi ve sanki bu anlaşma Üçlü İttifak yenilenmeden yapılmış gibi gösterildi.[34]

Peki gelelim yazımızın asıl meselesine. Avrupa’daki dengeler, Bismarck’tan sonra, İtalya’nın dış politikasını üzerine oturttuğu, daha önce bahsettiğimiz ve birbiriyle çelişen üç temeldeki çelişkiyi ortadan kaldıracak şekilde gelişti. Fransa’ya karşı korunmak, İtalyan topraklarını Avusturya işgalinden kurtarmak ve sömürgecilik yapmak, 1871’de tamamen birbirleriyle çelişen hedeflerdi. Ancak 20. yüzyıla girdiğimizde, gelişmeler, üç amacın da aynı anda gerçekleştirilebilmesini mümkün kılmıştı. Hızlı bir şekilde silahlanan “Emperyal” bir Almanya, tüm devletleri ürkütmüş ve kendisine karşı birleşmeye zorlamıştı. Bu şartlar altında Fransa’dan, Fransa’yla müttefik olarak korunabilir, Avusturya ve Almanya artık Rusya’nın ve İngiltere’nin de rakibi olduğundan Avusturya işgalindeki topraklarınızı Fransa hegemonyasına girmeden kurtarabilir, küresel bir güç olan İngiltere ile de iyi geçindiğiniz takdirde rahat rahat kendinize sömürge alanları bulabilirdiniz.

Üçlü İttifak tarafında ise, zaten karşı tarafa kaymaya meyilli olan İtalya’yı tamamen karşı tarafa itecek gelişmeler yaşanmaktaydı. Avusturya, Almanya’dan aldığı destek ile, İtalya aleyhinde bile olsa, Balkanlar’da cüretkar bir şekilde hareket etmekteydi.[35] Ve bu olaylardan yıllar önce Bismarck, emekli olduktan iki yıl sonra 1892’de, Hamburg’da ufak bir kasabasındaki malikanesinden Hamburger Nachrichten gazetesine yazdığı makaleyle Wilhelm’in politikasını şiddetle eleştiriyor[36]  ve Berlin’deki saraylara ve hükümet konaklarına korku saçıyordu:

“Girmiş olduğu bu yeni yolda Almanya, gittikçe Avusturya’ya bağlı kalacaktır. Fakat sonunda Viyana’nın Balkan politikasını kan ve refahıyla ödemesi mümkündür.”[37]

Dolayısıyla Üçlü İttifak’ın, İtalya’nın aleyhinde gelişmeleri desteklemesi İtalya’nın kesin bir şekilde Üçlü İtilaf’a kaymasına sebep olacaktır. Zaten Başbakan Crispi’ye göre Üçlü İttifak, “İtalya’ya hayatı mümkün olduğunca zor bir hale getirmek için” elinden gelen her şeyi yapmamış mıydı?[38]

1906 yılında ise artık İtalya’nın bu ikiyüzlülüğü tüm taraflarca bilinir hale geldi. Ancak iki taraf da İtalya’yı karşı tarafa itmemek için tahammül göstermekteydi. Fransa’da Başbakan Poincare, Rusya’nın eski Dışişleri Bakanı Alekander Isvolsky’e “Ne üçlü İtilaf ve ne de Üçlü İttifak, İtalya’nın sadakine güvenemez.” diyecekti. Keza Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm de “İncil’de der ki, hiç kimse iki efendiye birden hizmet edemez. Hele üç efendiye asla! Fransa, İngiltere ve Üçlü İttifak, işte bu kesin olarak imkansızdır. İtalya’nın İngiliz-Fransız grubunda yer alması çok muhtemeldir.” demiştir.[39] İki tarafın da, İtalya’yı ne düşman olarak ne de müttefik olarak görmekten uzak durduğu açıktır. “Neden?” diye sorduğumuzda, bize aradığımız cevabı yine, 19. yüzyılın en büyük diplomatı olan Bismarck verecektir:

“Amacımız, İtalya’nın kuvvetlerini kendi tarafımıza kazanmaktan ziyade, Avusturya’nın kuvvetlerini tasarruf etmektir.”[40] – Otto von Bismarck, 1882

Nitekim olaylar Kayzer II. Wilhelm’in söylediği gibi gelişmiş, Üçlü İttifak’ın 32 yıllık üyesi İtalya, Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya’ya karşı “Dördüncü Bağımsızlık Savaşı”nı başlatarak Üçlü İtilaf grubuna dahil olmuştur. Birinci Dünya Savaşı başladığında ve İtalya taraf değiştirdiğinde, Kayzer II. Wilhelm yönetimi için her şey bitmişti. “Viyana’nın Balkan politikasını kan ve refahıyla” ödeyecek olan Almanya, “kuvvetlerinden tasarruf etmek” suretiyle İtalya’nın tarafsızlığını da sağlayamamıştı…

1914 yılında Avrupa’nın durumu

 Sonuç

Tüm bu çalışma boyunca, gerek diğer devletlerin gözünden, gerekse İtalya’nın gözünden Avrupa diplomasisini inceledik. “İtalya’nın dış politikadaki temel amaçları …” diye girmek yerine önce gelişmeleri inceleyip İtalyan Dış Politikası’nın dinamiklerini yazı içerisinde keşfetmeyi tercih ettim. Keza aynı şekilde, insanları kendi “doğru”larıma yönlendirmeyi tercih etmedim ve makalenin başlığı olan “İtalya ‘Dönek’ mi?” sorusunu da cevaplamaktan kaçındım. Zira bu başlık, makalenin okura sorduğu bir sorudur. Pekala sizce İtalya “dönek” midir?

 

Fatih Karaman | fatihkaraman@tarihakli.com | twitter.com/fatihthekaraman

 

DİPNOTLAR

 

[1] Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları 2014, sayfa 220

[2] Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Temmuz 2016

[3] Tunahan Akkoyun, Metternich ve Viyana Kongresi, tarihakli.com

[4] turkcebilgi.com, Kırım Savaşı ve filozof.net, Piyemonte’nin Güçlendirilmesi yazıları.

[5] TUSİAD, Tarih 1839-1939, Aralık 2006, sayfa 116

[6] Neil Faulkner, Marksist Dünya Tarihi, Yordam Kitap 2012, sayfa 210

[7] Fatih Karaman, Bismarck’ın İttifaklar Sistemi, tarihakli.com

[8] Jonathan Steinberg, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, Temmuz 2015, sayfa 190

[9] Armaoğlu, a.g.e. sayfa 302

[10] Bkz. Bezzecca Muharebesi ve Lissa Deniz Muharebesi

[11] Neil Faulkner, a.g.e. sayfa 210

[12] TUSİAD, a.g.e. sayfa 116

[13] Prusya 1871 yılında Fransa’ya karşı verdiği savaşta Alman İmparatorluğu’nu ilan ettikten sonra Avusturya ile ilişkilerini güçlendirdi. 1871’den birkaç yıl sonra ise Almanya-Avusturya ikilisi arasında 1866’da yaptıkları savaşın kötü hatıraları çoktan unutulmuştu.

[14] Armaoğlu, a.g.e. sayfa 356

[15] Steinberg a.g.e. sayfa 377

[16] W. F. Monypenny ve G. E. Buckle, The Life of Benjamin Disraeli, sayfa. 473

[17] Wikipedia, Tripal Alliance Article

[18] Armaoğlu, a.g.e. sayfa 365

[19] Sidney Bradshaw Fay, The Origins of the World War, Free Press, sayfa 59

[20]Feroze Yasmee, Abdülhamit’in Dış Politikası, Kronik Kitap 2018, sayfa 165

[21] Sidney Bradshaw Fay, a.g.e. sayfa 59

[22] Wikipedia, Mediterranean Agreements (1887) Article

[23] Armaoğlu, a.g.e. 367

[24] Wikipedia, Mediterranean Agreements (1887) Article

[25] Sidney Bradshaw Fay, a.g.e. sayfa 56

[26] Türk Tarihim, Trablusgarp Savaşı, turktarihim.com

[27] Wikipedia, Italian Colonization of Libya Article

[28] Bkz. Weltpolitik

[29] İlber Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap 2018, sayfa 103-110

[30] Ekrem Işın, Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri, Pera Müzesi Yayınları 2009,  sayfa 49

[31] History Channel, Britain and France Face Off In the Fashoda Incident, historychannel.com

[32] Sidney Bradshaw Fay, a.g.e. sayfa 92

[33] Armaoğlu, a.g.e. sayfa 447

[34] Armaoğlu, a.g.e. sayfa 449

[35] Faruk Aydın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu Birinci Dünya Harbi’ne Götüren Süreç, tarihakli.com

[36] Ali Reşad ve İsmail Hakkı, Bismarck Hususi ve Siyasi Hayatı, Ötüken Neşriyat 2018, sayfa 243-44

[37] Yrd. Doç. Dr. Sevilay Özer, Devlet Adamı Olarak Mustafa Kemal Atatürk ve Otto von Bismarck, International Journal of Social Science 2014, sayfa 9

[38] Sidney Bradshaw Fay, a.g.e. sayfa 92

[39] Armaoğlu a.g.e. sayfa 451

[40] Sidney Bradshaw Fay, a.g.e. sayfa 59

 

KAYNAKÇA

 

 Basılı Kaynaklar:

ARMAOĞLU Fahir, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, Timaş Yayınları, Temmuz 2016

FAULKNER Neil,  Marksist Dünya Tarihi, Yordam Kitap 2012

FAY Sidney Bradshaw, The Origins of the World War, Free Press

IŞIN Ekrem, Osmanlı Donanmasının Seyir Defteri, Pera Müzesi Yayınları 2009

ORTAYLI İlber, Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, Kronik Kitap 2018

ÖZER Sevilay, Devlet Adamı Olarak Mustafa Kemal Atatürk ve Otto von Bismarck, International Journal of Social Science 2014

PARKER Geoffrey, Cambridge Savaş Tarihi, İş Bankası Kültür Yayınları 2014

REŞAD Ali ve HAKKI İsmail, Bismarck Hususi ve Siyasi Hayatı, Ötüken Neşriyat 2018

STEİNBERG Jonathan, Bismarck, İş Bankası Kültür Yayınları, Temmuz 2015

TUSİAD, Tarih 1839-1939, Aralık 2006

YASMEE Feroze, Abdülhamit’in Dış Politikası, Kronik Kitap 2018

 

 İnternet Sitesi Kaynakları:

Tunahan Akkoyun, Metternich ve Viyana Kongresi, tarihakli.com

Fatih Karaman, Bismarck’ın İttifaklar Sistemi, tarihakli.com

Faruk Aydın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu Birinci Dünya Harbi’ne Götüren Süreç, tarihakli.com

History Channel, Britain and France Face Off In the Fashoda Incident, historychannel.com

Türk Tarihim, Trablusgarp Savaşı, turktarihim.com

Türkçe Bilgi, Kırım Savaşı ve filozof.net, Piyemonte’nin Güçlendirilmesi, turkcebilgi.com

Wikipedia, Mediterranean Agreements (1887) Article

Wikipedia, Italian Colonization of Libya Article

Wikipedia, Tripal Alliance Article

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?