Bilinmeyen İsmet İnönü

Türkiye Cumhuriyeti’nin açık ara en çok tartışılan ve en çok haksızlığa uğrayan ismi İsmet İnönü’dür. İnsanlarımızın yerleşmiş bir tarih aklı olmadığı ve tarihe objektif bakabilmenin, nabza göre şerbet vermek sanıldığı ülkemizde, İsmet İnönü’yü, doğrularıyla ve yanlışlarıyla değerlendirebilmek güçtür. Ancak tam da evrensel dolandırıcılığın hüküm sürdüğü bu yıllarda, gerçeği söylemenin devrimcilik olduğuna inanan biri olarak, aşağıda, kelimesi kelimesine, sağlaması belgelerle yapılabilen gerçekleri yazacağım.

İsmet İnönü ya da onu ilk tanıdığımız zamanlarda söylediğimiz gibi İsmet Paşa, Kurtuluş Savaşımızın en büyük kahramanlarından biridir. Adını aldığı ve zaferle ayrıldığımız İnönü Savaşları’nı bizzat yönetmiştir. Birinci Dünya Savaşı’ndan Cumhuriyet’in kurulmasına kadar geçen savaşlar evresinde iki kez de gazi olmuştur. İsmet Paşa’nın, haliyle İstiklal Madalyası da vardır. Böyle bir kahramanı bugün ders kitaplarından çıkaran zihniyetin İstiklal Madalyası var mıdır?

Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının başında gelen İsmet İnönü, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık görevini en uzun süre sürdürmüş kişisidir. 1923-24, 1925-37 ve 1961-65 yılları arasında üç kez Başbakanlık yapmıştır. İlk görevinden muhalefetin baskısıyla, ikinci görevinden Atatürk ile yaşadığı fikir ayrılıklarından dolayı, üçüncü görevinden de seçimleri kaybetmesinden dolayı ayrılmıştır. Başbakanlık yaptığı ikinci ve üçüncü dönemler oldukça kritiktir.

Tek parti döneminin en çok eleştirilen uygulamalarından ilki, Ezan’ın Türkçeye çevrilmesi; ikincisi de Dersim Olayları’nın bastırılmasındaki yöntemdir. Bu iki uygulamada da ülkenin Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’tür. O dönemde Cumhurbaşkanlarının devlet yönetimi üzerindeki etkisi çok güçlüdür. Hele de Cumhurbaşkanı, Atatürk gibi çok güçlü bir lider ise. Dolayısıyla iki uygulamanın da asıl mimarı Atatürk’tür. Yani, kısaca ifade etmek gerekirse, Atatürk’ün yaşadığı dönemde, Atatürk’e rağmen bir karar almak imkansızdır.

Bugün Türkiye’de çok tartışılan bu iki uygulamanın yanlışlığını savunanların oranı çok yüksek bir orandır. Elbette doğruluğunu savunanlar da vardır. Burada önemli olan, yanlışlığını savunanların yaptığı korkaklıktır. Uygulamaların yanlış olduğunu düşünen kişiler, Atatürk’ü eleştiremeyeceği için İnönü’yü yerden yere vurmaktadır. Ancak hepsinden önemlisi Atatürk de bir insandır, hatasız ve eleştirilemez değildir.

Peki İsmet İnönü’nün bu iki uygulamaya tavrı ne olmuştur? 1932 yılında Türkçe okunmaya başlanan Ezan’ın Arapçadan çevrilmesini isteyen kişi Atatürk’tür. Başbakan İnönü de bu fikri desteklemiştir. Ancak iki liderin ayrıştığı olay Dersim olmuştur. Hatta Atatürk’ün vefat etmeden önceki son iki yılında İnönü ile arasında soğukluk yaratan olaylardan en büyüğü Dersim’dir. 1937 ve 1938’de iki kez harekat düzenlenen Dersim’e bu tarz sert müdahaleyi İnönü kabul etmemiştir. İstifaya zorlanan İnönü’nün yerine Başbakan olan Celal Bayar, yıllar sonra bu gerçeği açıklamıştır. İnönü’nün Dersim’deki devlet otoritesinin tesis ediliş biçimine itirazı ve ülkenin rakı masalarından yönetildiğine dair Atatürk’e olan serzenişleri, İnönü’nün istifa etmesine yol açmıştır.

İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı dönemi de, hayatının en çok tartışılan dönemlerinden biridir. Atatürk’ün ölümüyle göreve gelen İnönü’ye, bu yıllarda yönetilen ilk eleştiri, paralara kendi isteğiyle (!) resmini bastırmasıdır. Bu o kadar ucuzca ve o kadar cahilce bir eleştiridir ki, belgesiz tarih yapmanın utan verici örneklerinden biridir. Atatürk döneminde çıkan bir kanuna göre, Cumhurbaşkanının resminin paraların üzerine yerleştirilmesi kararı alınmıştır. İsmet İnönü de kanunlara uygun olarak, Cumhurbaşkanı olduktan sonra kendi resmini bastırmıştır. Bu kanun, kitap okumayan, arşiv kurcalamayan nesil için, televizyonlarda defalarca gösterilmiştir.

İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminin yarısı İkinci Dünya Savaşı ile geçmiştir. Bu dönemde İnönü, Türkiye’yi savaşında dışında tutmayı başarmıştır. Üzerine ciltler dolusu kitap yazılabilecek bu konu, başlı başına İnönü başarısıdır. Dünyanın en büyük güçlerinin bir hiç uğruna savaşa zorladığı, güçsüz ve fakir Türkiye’yi savaş dışında tutmak büyük bir olaydır. Bunu, savaş sempatizanları ve Cuma namazını başka ülkelerde kılmaya çabalayan dış politik zekalar anlayamaz.

İkinci Dünya Savaşı’na girmememize rağmen seferberlik ilan etmek zorunda kalışımız ve her an işgal edilebilir oluşumuzun bedeli bize çok ağır olmuştur. Türkiye savaş dışı kalmasına karşın çok büyük ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. Olası Alman işgaline karşı sınırlarda bekletilen bir milyon erkeğin tarlalarını terk etmesi, tarım ve hayvancılığı vurmuştur. Tarım ürünleri üretilemez olmuş, ekmek karneyle verilmeye başlanmıştır. Türkiye açlıkla mücadele eder hale gelmiştir. İnönü’nün deyimiyle bu yıllar, ”bizi aç bıraktığı, ancak babasız bırakmadığı” yıllar olmuştur. Savaş döneminde eleştirilmesi gereken ve gerçekten büyük bir hata olan olay, Varlık Vergisi’dir. Devlete gelir sağlamak için, özellikle zengin gayrimüslimlerden alınan ve bir nevi haraç niteliği taşıyan Varlık Vergisi, İnönü’nün en büyük hatasıdır.

Türkiye, savaş sonrası ABD ile yakınlaşmaya başlamıştır. Sovyetlerin Türkiye’den ağır taleplerde bulunması, İnönü’yü ABD’ye mecbur bırakmıştır. ABD ile imzalanan eğitim antlaşması da yine bu dönemin en büyük hatalarından biridir. Artık emperyalizmin Türkiye’ye yeniden sızmaya başladığı dönemin kapıları eğitimle açılmıştır. Savaş sonrası dönemde İnönü’nün Türkiye’ye iki büyük katkısı daha olmuştur. Ocak 1946’da Demokrat Parti’nin kurulmasıyla çok partili hayata geçilmiştir. Aynı yıl yapılan seçimlerde de demokrasiye geçilmiştir ancak seçimlerin şaibeli oluşu, demokrasiyi daha en başından zayıflatmıştır. Her şeye rağmen İnönü, dünyada eşi görülmemiş bir şekilde, tek adam rejiminden kendi eliyle demokrasiye geçen tek liderdir. Dünya tarihinde genellikle demokrasilerin tek adam rejimine dönüştüğü bir durum yaşanırken, Türkiye’de tam tersi olmuştur. İspanya’da ve Portekiz’de demokrasiye geçiş, diktatörlerin ölümüyle mümkün olmuştur. Bu adımın üstüne İnönü, yine bir ilke imza atarak, anayasaya aykırı olmamasına karşın, (o dönemde Cumhurbaşkanının tarafsızlık zorunluluğu yoktu) 12 Temmuz 1947’de yayınladığı bir beyanname ile tarafsız bir Cumhurbaşkanı olacağını ilan etmiştir. Günümüzde, tarafsızlık yeminlerine uymayan Cumhurbaşkanları halk nezdinde takdir görebilirken, 1947’de, anayasa gereği tarafsız olmaması gereken bir Cumhurbaşkanının tarafsızlık beyannamesi yayınlıyor olması ve halk nezdinde sürekli aşağılanmaya maruz kalması çok büyük bir ironidir.

İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde iki güzel gelişme daha yaşanmıştır. Bunlardan ilki, Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in önderliğinde Köy Enstitüleri’nin kurulmasıdır. Özellikle ilk yıllarında ülkeye büyük katkılar sunan Köy Enstitüleri, kırsalın kalkınmasında ve okuryazar oranının artmasında önemli rol oynamıştır. Bir diğer olumlu gelişme ise, Harika Çocuklar Yasası’dır. Bu yasa ile müzik alanındaki yetenekli çocukların yurtdışında devlet desteğiyle iyi bir eğitim almaları sağlanmıştır. İdil Biret ve Suna Kan gibi değerlerimiz, bu yasa ile dünya çapında birer sanatçı olabilmişlerdir.

İnönü’nün demokrasiye geçiş sonrası 1961-65 yılları arasında üçüncü kez Başbakanlık koltuğuna oturması da Türkiye açısından olumlu neticeler vermiştir. Darbe sonra demokrasiye geçişi hızlandıran İnönü’nün bu döneminde Kıbrıs’a harekat düzenlenmek için meclisten izin alınmıştır. ABD’nin baskısıyla 1964’te engellenen bu harekat sonrasında, Türkiye-ABD ilişkileri gerginleşmiştir. Harekat 10 yıl sonra daha iyi imkanlarla başarıyla yapılmıştır. Burada da İnönü’nün, Kıbrıs’a ne kadar önem verdiği ve gerekirse harekat yapmayı bile düşündüğü görülmektedir.

İsmet İnönü’nün kişisel hayatı ve özellikleri de pek fazla bilinmemektedir. İnönü, entelektüel ve zevkli bir kişidir. Sekiz bin kitaplık kütüphanesi vardır. Akıcı derecede Fransızca konuşmakta, İngilizce kitap okumaktadır. Cumhurbaşkanı iken fizik ve kimya derslerine merak salmış, dönemin profesörlerinden ders almıştır. Her cuma akşamı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nı dinlemeye gitmiştir ve tiyatroya bayılmaktadır. Satranç ve bilardo ustası olan İnönü, briç ve tenis de oynardı.

Kızının anlattığına göre, İnönü dindar bir adamdı. Ramazan ayında orucunu tutardı ve yatağının baş ucunda her zaman ”Allah’ın dediği olur.” yazardı. Hatta pek bilinmez ama, öğrenciler dini eğitimi de devlet eliyle öğrensin, cemaatlerden ve tekkelerden öğrenmesin diye ilk İmam Hatip’i de o açtırdı.

İnönü’nün, bugün hezimet diye nitelendirilen ancak kapı gibi Türkiye’nin tapusu olarak duran Lozan Barış Antlaşması’nda ülkemize neler kazandırdığını, daha önceden kaybetmiş olduğumuz adalar için bile mücadele ettiğini, önceki yazılarımda uzun uzun anlatmıştım. O yüzden o kısmı atlayarak bu yazıyı neden kaleme aldığıma geçmek istiyorum.

Bugün, adında ”Milli” ifadesi bulunan fakat millilikten oldukça uzak olan Eğitim Bakanlığı yeni müfredatı açıkladı. Müfredata, olması gerektiği gibi 15 Temmuz eklendi. Ancak bu yazının konusu olan İsmet İnönü’nün müfredattan çıkartılması, vefasızlığın ve tarih bölücülüğünün bir göstergesidir. İsmet İnönü, bugün Türkiye’de babasız kalmamış bir neslin babası, vatansız kalmamış 80 milyonun şanlı, şerefli bir gazisidir. Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı; dünyada, ülkesine kendi eliyle demokrasiyi getiren ilk, tek adamıdır. Bugün ona karşı yapılan bu vefasızlığın ve saygısızlığın hesabı elbette tarih tarafından sorulacaktır!

– Faruk Aydın

Yorumlar (3 Yorum)

  • Ezanın türkçeleşmesi insanları dinden mi çıkarıyor? Dindarlıkla alakası nedir bunun? Araplar allahın kuluda biz neyiz?

    • Ezen Türkçe okunmaz Arapça okunur bu bizim Arap olduğumuzu ifade etmez sen Latin alfabesi kullanıyorsun da Latin mi oluyorsun?

    • Arapça kutsal değildir fakat dilde ve fikirde birlik güzel değil midir? Endonezyadan gelen Müslüman turist eminönünde Allahu ekber sesini duyuyor,sen Çin’e gitsen bu sesi duyuyorsun, tüm dünya anlıyor ki bu ezana çağrıdır. Bunun araplıkla falan ilgisi yok,İslam japonya ya ilk gelse japonca okurduk napalım.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?