Irkçılık Turancılık Davası

II. Dünya Savaşı’nın en ateşli günleri yaşanırken yıl 1944’tü. Türkçü Nihal Atsız’ın dönemin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na 1’er ay ara ile yazdığı iki açık mektup, Irkçılık-Turancılık Davasının başlangıç fitilini ateşledi. Bu, mektupların ikincisinde, komünist Sabahattin Ali’yi teşhir eden Atsız’a karşı, dönemin Milli Eğitim Bakanı, Hasan Ali Yücel ve Ulus Gazetesi Başyazarı Falih Rıfkı Atay’ın teşvikleriyle Sabahattin Ali’ye hakaret davası açtırdılar.

Bu davanın ikinci celsesi 3 Mayıs 1944 gününe denk gelir yani; Türkçüler Gününe! Aslında iki kişi arasındaki hakaret davası olan bu dava, II. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirmesi üzerine siyasi bir dava haline gelmiştir. İsmet İnönü’nün 19 Mayıs 1944 Nutku, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Zeki Velidi Togan önderliğinde bir ırkçı çetenin kurulduğunu anlatıyor, gazeteler bunu manşetten haber yapıyordu.

7 Eylül 1944’ten 29 Mart 1945’e dek 65 oturum süren bu davada 23 sanık yargılandı, 10 kişi hapis cezasına çarptırıldı. İlk Türkçüler Günü de Tophane Askeri Cezaevi’nde bulunan 10 kahraman arasında 3 Mayıs 1945’de anıldı ve bundan sonra her yıl 3 Mayıs Türkçüler tarafından anılmaya devam etti.

29 Mart’ta çıkan karar Atsız, Türkkan, Togan ve diğer 7 sanık olmak üzere toplamda 10 sanığa çeşitli sürgün ve hapis cezaları verdi. Davanın askeri yargıtaya taşınmasının ardından, 26 Ekim 1945’de Yüksek Mahkeme’nin I. Sıkıyönetim Komutanlık’ına gönderdiği telgraf gereği, bütün sanıklar, kendilerine isnat edilen bütün suçlardan aklandı. 26 Nisan 1944’te başlayan olaylar 26 Ekim 1945’te nihayetinde son bulmuştu.

Bu yazıda sizlere şunu anlatacağım; 3 Mayıs’ta Dünya’daki siyasi olaylar nasıl gelişiyordu ve Türkiye bundan nasıl etkileniyordu? Irkçılık- Turancılık davası bu gelişmelerin neresindeydi?

3 Mayıs 1944 Öncesi Türkiye ve Dünya’da Siyasi Durum

14 Nisan 1944’de ABD ve İngiltere, Türkiye’ye Almanya’ya krom satışının yasaklanması yönünde nota verdi. Türk hükümetine Cumhuriyet tarihinde ilk defa nota verildi. Türkiye II. Dünya Savaşı’nda tarafsız gibi görünse de Almanya ile saldırmazlık paktı imzaladı ve ticari ilişkilere girdi. Bu ise Müttefikleri oldukça rahatsız etti. Krom, tank yapımı için birinci derecede gerekli maddeydi ve tarafsız Türkiye, müttefiklerin tarafına çekilmek istendi. Dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu ile Alman Büyükelçisi Franz von Papen başta olmak üzere birçok siyasi isim, Türk-Alman ticari ilişkilerine zarar gelmemesi için bir araya geldi. Bunun için Winston Churchill bir kez Adana’ya gelerek İsmet İnönü bile görüştü.

Türkiye üzerindeki, Müttefiklerin baskısını bu süreçte iyi okumak gerekir. Müttefikler, Türkiye’yi kendi saflarında Almanya’ya karşı savaşa sokmak için, Türk ordusunu askeri teçhizatla donatmayı kabul etti hatta, İzmir ve İstanbul gibi önemli bölgelere askeri birlikler göndermeyi de kabul etti. 1943 yılında Başbakan olan Şükrü Saraçoğlu, akıl dolu siyaset izleyerek Türkiye’yi savaş dışında tutmayı başardı.

Dünya Savaşını Müttefikler kazanacaktı, Sovyet Rusya’nın esareti altında milyonlarca Türk vardı. Bu yüzden Türkçülük-Turancılık fikri yüzyıllarca savaştığımız başlıca düşmanımız olan ve 20 yılda bütün ilişkilerimiz düzeltip baş dostumuz olan Sovyet Rusya ile dostluğumuzu zedeleyebilirdi. 1944 Türkiyesi’nin politikasında farklılaşma işaretleriyle başladı. “Almanya yanlısı” olarak bilinen Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak yaş haddinden emekliye ayrıldı, yerine Kazım Orbay atandı; Genelkurmay İkinci Başkanı Asım Gündüz yerine de Salih Omurtrak göreve getirildi.

Bu yüzden 3 Mayıs sürecinde Türkiye’de söz sahibi yazar-çizer-düşünür Türkçü-Turancıların göz altına alınması Sovyet Rusya’ya ve Müttefiklere bir nevi yaranmaydı. Bu görüşü hem Irkçılık-Turancılık davasının sanıkları hem de konuyla ilgili makale-kitap yazan herkes benimsemiştir. Müttefikler, Türkiye’deki Türkçü-Turancı görüşün yok olmasını istiyordu. Bu fikrin, siyasi olarak lideri Başbakan Şükrü Saraçoğlu olabilirdi. 5 Ağustos 1942’de 42-43 yasama yılının açılış konuşmasında aynen şöyle demişti;

 

Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız.

 

3 Mayıs’ı Hazırlayan Süreç

Nihal Atsız, 20 Şubat 1944 ve 21 Mart 1944’te Başbakan Saraçoğlu’na karşı Orhun Dergisi‘nde iki açık mektup yazmıştır. Bu mektuplar Orhunun 15. ve 16. sayılarında, 1 Mart ve 1 Nisan 1944 tarihlerinde neşredilmiştir. Bu uzun mektuplarda, dönemin Maarif Vekili Hasan Ali Yücel dahil devlet kadrolarındaki, komünist, Sovyet yanlısı isimleri, eylemleri ile birlikte ifşa ediyor. Başbakandan gereğinin yapılmasını arz ediyordu. Bu iki mektup çok sert bir üslup ile yazılmıştır. Türkçülük aleyhinde olan bu hareketlerin, Mustafa Kemal Atatürk’ün sağ iken mümkün olamayacağını belirtmektedir ve Türkçü olduğunu söyleyen Saraçoğlu’ndan bunun bedelini komünistlere ödettirmesi istenir.

Atsız’ın, Saraçoğlu’na hitaben yazdığı ikinci açık mektupta, Sabahattin Ali için yazdığı bölümün bir kısmını buraya aynen aktarıyorum:

 

..Sabahattin Ali 1931 yıllarında Konya’da 14 ay hapse mahkum edilmişti. Sebebi de başta o zamanki reisicumhur Atatürk olduğu halde bütün devlet erkanını ve rejimi tenzil eden manzum bir hezeyenname yazmasıydı.(…)

İsmet girmedi mi hala hapise

Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?

Maarif vekaletinin sevgili memuru bulunan bir komünistin hapse girmesini temenni ettiği İsmet, pek kolaylıkla anlayacağınız gibi o zamanki başvekil şimdiki reisicumhur hepsinin üstünde İnönü zaferleri başkumandan İsmet İnönü olduğu gibi boynunun vurulmasını istediği Kel Ali de Ayvalık’ta Yunan’a ilk kurşunu atan alayın kumandanı Ali Çetinkaya’dır. Bu hezeyanları yazan Sabahattin Ali, bugün kültür işlerinin mühim bir mevkiinde, Maarif Vekili Hasan Ali’nin şahsi sempatisi sayesinde, batırmak iste Türk milletinin parasıyla rahatça yaşamaktadır.

 

Atsız, o sıralarda Özel Boğaziçi Lisesi’nde öğretmenlik yapmaktaydı. Bu iki mektubun neticesinde, Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, 4 Nisan 1944 tarih ve 70/99 sayılı tamimi Maarif Vekaleti’ne göndererek Atsız’ın öğretmenliğine son verdirmiştir. Hasan Ali Yücel ve yakın arkadaşı Ulus Gazaetesi Başyazarı Falih Rıfkı Atay başbaşa verip Atsız’dan intikam almayı düşünürler. Sabahattin Ali’yi teşvik ederek, Atsız aleyhine bir hakaret davası açtırırlar. Ulus Gazetesi’nin Hukuk Müşavirini de Sabahattin Ali’nin avukatlığını yapması için görevlendiriler.

26 Nisan 1944 Günü, Türkçü olan Atsız ile komünist olan ve sabıka yemiş Sabahattin Ali arasında hakaret davası başlar. Yüzlerce genç, Atsız’ı Ankara tren garında karşılayarak adliyeye kadar eşlik ederler. Bu ilk duruşmada bir sonuç çıkmaz, hatta sabah gerçekleşen ilk celsede,  davacı Sabahattin Ali kalabalıktan korkarak pencereden atlayarak kaçar. Bu ilk duruşmadan sonra dava 3 Mayıs 1944 gününe ertelendi.

3 Mayıs 1944 Nümayişi

3 Mayıs günü ise, ‘‘Ankara Nümayişi’’ denen olay meydana geldi. Yüzlerce Türk genci, Sabahattin Ali-Nihal Atsız arasındaki davayı izlemek için toplanmıştı.Toplu bir şekilde marşlar ve sloganlar eşliğinde yürüyen Türkçü gençler, Anafartalar Caddesinde Adliye Sarayının çevresinde toplandı.

Mahkeme; hakarete dair kelimelerin ‘‘vatan haini’’ sözcüğünden ibaret olduğuna göre ve davacının ”vatan haini olduğunun ispat edilmesini isteyip istemediği sualinin” ardından dava 9 Mayıs’a ertelendi. Mahkeme “Mücerret olarak söylenen ‘‘vatan haini’’ tabirini” hakaret saymadı, “sövme” olarak kabul etti ve ona göre ceza verdi; o cezada indirim yaptı ve erteledi. Bu olayda Maarif Vekili Hasan Ali Yücel, Ulus Gazetesi Başyazarı F. Rıfkı Atay ve Ankara Valisi Nevzat Tandoğan baş aktördür.

3 Mayıs günü yapılan nümayişi İnönü’ye ilettiler ve yürüyüşün Çankaya’ya ilerlediğini söylediler. İnönü ise telaşa kapılır ve muhafız alayını harekete geçirir. 3 Mayıs günü gençlerin Çankaya’ya saldırıya geçmeyeceğini anlayan yukarıda bahsettiğim ”üçlü” polisi harekete geçirir. Atlı ve motosikletli polisler gençlerin önünü keser ve onlara karşı şiddete başvurur. Yürüyüşün sorumluları, Türkçü gençler, yoldan geçenleri alkışlayan halk, dükkanlarının önüne çıkan esnaf, herkes artık devlet terörüne maruz kalacaktır.

9 Mayıs günü, davanın üçüncü celsesinde, Atsız mahkeme heyetine yaptığı konuşmanın bir kısmı şöyledir:

“Maalesef kendisine vatandaş denilen bir şahsın açtığı hakaret davasının hesabını vermek üzere karşınızda bulunuyorum. Müdafaaya başlarken şunu belirtmek isterim ki, mahkemenizin vereceği kararı lehime çevirmek için kanun kaçamak yollarını arayacak değilim. Cezalardan, hapislerden ve daha ilerisinden korkan bir insan değilim. Başvekile yazdım açık mektupları, milli ve son ucuna vardırılmış bir şuur içinde yazdım. Ankara’ya da her türlü neticelerini göze alarak ve kendimi değil, uğrunda her şeye razı olduğum vatan davasının küçük bir safhası olan bu davayı müdafaa etmek için geldim. Çünkü bu dava, göründüğü gibi iki şahsın davası değil iki medeni çatışmasıdır. Bu dava Türkçülük ile komünizmin, bu milleti hür yaşatmak isteyenlerle bütün mukaddesatı inkar edenlerin davasıdır. Bu dava, iki kişi arasında çıkan basit bir hakaret davası olsaydı, bu alakayı çekmez günüm münakaşa mevzuu olmazdı.”

ırkçılık turancılık davası ile ilgili görsel sonucu

CUMHURİYET GAZETESİ’NİN 19 MAYIS 1944’E AİT MANŞETİ

                     

Irkçılık-Turancılık Davası Başlıyor

Rıfkı Atay, Ulus gazetesini kamuoyunda, bu konuda kötü bir algı yaratmak için kullandı. Birçok Türkçü tutuklandı, evleri arandı. Evlerdeki belge ve bilgiler kanıt kabul edilerek hepsi tevkif edildi. Nihal Atsız’ın evi 7 Mayıs’ta, Necdet Sançar’ın evi 9 Mayıs’ta arandı, aynı gün Nihal Atsız ve Reha Oğuz Türkkan tutuklandı. 15 Mayıs’ta Zeki Veli Togan ve Hasan Ferit Cansever gözaltına alındı, tutuklamalar sürdü ve bu arada Diyarbakır’da da bazı tutuklamalar oldu.

18 Mayıs 1944 günü hükümet resmi bir tebliği yayınladı. Tebliğde, rejimi yıkma gayretinde bulunan, Irkçı-Turancı görüşe sahip, ve hükümetçe kapatılan Orhun dergisinin sahibi N. Atsız’ın başı çektiği bir çeteden bahsetmekte ve bu gizli teşkilatın Teşkilatı-Esasiye Kanunu’nun aleyhinde davranışlar gösterdiğinin tespit edilmiş olup gereğinin yapılmasının rica ediliyordu.

Reis-i Cumhur İnönü ise 1944’ün 19 Mayıs’ında Türkçülük-Turancılık fikrini hedef alan bir konuşma gerçekleştirdi. Birçok Türkçü İstanbul’da yargılanmak üzere sanık sıfatıyla toplandı. Sivil olanlar Sirkeci’deki Emniyet Müdürlüğünde, asker olanlar ise Tophane’deki askeri cezaevine kapatıldı. 7 Eyül 1944’e kadar yaklaşık olarak 4 ay boyunca burada işkenceye maruz kaldılar. Davanın ismi Irkçılık-Turancılık idi.

Irkçılık-Turancılık davasının 23 sanığı bulunmaktaydı; Zeki Velidi Togan, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Hüseyin Namık Orkun, Sait Bilgiç, Hasan Ferit Cansever, Zeki Sofuoğlu, İsmet Tümtürk, Hikmet Tanyu, Sadi Özbek, Muzaffer Eriş Cemal Oğuz Öcal, Nurullah Barıman, Fazıl Hisarcıklı, Cebbar Şenel, Cihat Savaşfer,Saim Bayrak, Yusuf Kadıgil ve Fehiman Altan bulunmaktaydı.

Aydınlar için kitap, gazete okuyamamak, ışıksız bir odada kimseyle görüşmemek bile büyük bir işkencedir. Ama kendilerine maddi işkence de yapıldı. İşkencenin amacı önlerine sunulan itirafnameyi imzalamalarını sağlamaktı.

Metinde sanıkların Türkçü ve Turancı oldukları, devleti Turancı serüvenlere açık bir yapıya kavuşturmak için hükümet darbesi ve bunun için gizli bir örgüt kurdukları, bu yolda çalışmak için ant içtikleri, vb. şeyler yazıyordu. Bu metni imzalamadıkları için Türkçüleri konuşturmak için tek yol kalıyordu; işkence..

Tabutluk denen hücre; derinliği 40, genişliği 50, yüksekliği 250 cm idi.Burada nasıl işkence gördüler? Zincirlerle ayaklarından ve kollarından bağlananlar, tepesinde 1500 watt’lık bir ampulle ‘‘yola getirmeye’’ çalışıyorlardı. R. Oğuz Türkkan; bu durumu şöyle anlatacaktı;

Gerçek faşistlerden(Nazi Almanyası) aldığı ampullerle faşist dedikleri bizlere işkence yapıyorlardı.

 

Elebaşı denen Nihal Atsız’ın eşi ve Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar’ın eşi de işkenceye maruz kaldı. Reşide Sançar öğretmenlik görevinden alındı, merkeze çekildi ve az bir maaşla geçinmek zorunda bırakıldı.

Atsız’ın oğlu Yağmur iki buçuk ay boyunca evde, evin hizmetçisi ile birlikte kalmak zorunda kaldı. Tek kişinin zor sığdığı çatı katındaki işkence odalarına iki kişi kalmak zorunda bırakıldılar. Pislik içinde haşerenin kaynadığı bu odalarda kalmak zorunda bırakılan Türkçüler yine şanslı olanlardı. Bunlar hiç değilse polislere söyledikten sonra birkaç saat içinde tuvalete gidebiliyorlardı.

Tabutluk denen hücrelerde kalan Türkçüler ise bazen iki gün boyunca zincirlerle duvara bağlanmış şekilde dururlardı.Dava İstanbul’daki sıkıyönetim mahkemeleri tarafından görülecekti.

Davanın Sonucu

Davanın üç evresinde; I. Sıkıyönetim Mahkemesi, Askerî Yargıtay ve II. Sıkıyönetim Mahkemesi görev alacaktır. 7 Eylül’den sonra bütün sanıklar Tophane’deki askeri cezaevine gönderildi. 66 oturum süren dava 29 Mart 1945’de sona erdi. Nihal Atsız, Z. Velidi Togan, Nejdet Sançar, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cemal Oğuz Öcal, Fethi Tevetoğlu, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer ve Cebbar Şenel’e Türkçü oldukları gerekçesiyle hapis cezası verildi.

Öteki sanıklar aklandı, yukarıda yazdığım sanıklar ise 10 yıla kadar hapis cezası aldı. Aylardan beri çektiği işkenceler işin cabasıydı. Dava artık sıkıyönetim komutanlığından Askeri Yargıtay’a taşındı.

Yüksek Mahkeme, 1. İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’nin bu kararını esastan bozdu.Tutuklu sanıkların hemen salıverilmesini ve davanın 2. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde görülmesini kararlaştırdı. Bu karar, 26 Ekim 1945 günü, yıldırım telgrafı ile İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığına bildirildi.

Böylece Türkçüler için 1.5 yıl süren hapis hayatı sona ermiş oldu. Her biri için ayrı bir aklanma kararı verildi.

14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimlerle iktidarı kaybeden CHP’nin, üstüne gidilen konulardan biri de Irkçılık-Turancılık davasıydı. Tüm Türkçüler Demokrat Parti’yi CHP’ye karşı destekledi.

 

– İbrahim Cav

 

KAYNAKÇA

1) EKİNCİ, Necdet, Yrd. Doç. Dr. Necdet Ekinci  https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=354614.

2) KONAR, Fahrettin Savaş, 3 Mayıs Türkçüler Günü Antolojisi, Aygan Yayıncılık, İstanbul, 2016.

3) MÜFTÜOĞLU, Mustafa, Milli Şef Döneminde Çankaya’da Kabus 3 Mayıs 1944, Başak Yayınları, İstanbul, 2007.

4) SEFERCİOĞLU, Necmeddin, 3  Mayıs 1944 ve Türkçülük Davası, Tan Matbaacılık, 2009.

Yorumlar (1 Yorum)

  • […] Irkçılık-Turancılık Davası sonuçlandı. Davanın üç evresinde; I. Sıkıyönetim Mahkemesi, Askerî Yargıtay ve II. Sıkıyönetim Mahkemesi görev alacaktır. 7 Eylül’den sonra bütün sanıklar Tophane’deki askeri cezaevine gönderildi. 66 oturum süren dava 29 Mart 1945’de sona erdi. Nihal Atsız, Z. Velidi Togan, Nejdet Sançar, Alparslan Türkeş, Reha Oğuz Türkkan, Cemal Oğuz Öcal, Fethi Tevetoğlu, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer ve Cebbar Şenel’e Türkçü oldukları gerekçesiyle hapis cezası verildi. […]

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?