Schleswig Sorunu ve Almanya-Danimarka Savaşı

 ‘’Schleswig-Holstein sorununu sadece 3 kişi anlamıştır. Bunlardan biri öldü, biri aklını yitirdi. Bir de ben biliyordum,  fakat ben de artık ne olduğunu unuttum.’’

– Lord Palmerston

Elli yıl boyunca Avrupa gündeminde yer bulan Schleswig-Holstein sorunu; eyaletleri elinde bulunduran, ancak tam söz sahibi olamayan Danimarka Krallığı ile eyaletleri uzun bir aradan sonra tekrar bünyesine katmak isteyen Alman Konfederasyonu arasında yaşanmıştır. Fakat Alman Konfederasyonu bünyesindeki devletlerin de çözüm yöntemleri ve amaçları kendi içlerinde ayrılmaktadır. Dolayısıyla bu yazıda hem savaşa, hem de aynı tarafta bulunan iki devletin, Prusya’nın ve Avusturya’nın mücadelesine değineceğiz. Prusya bu iki dukalığı ilhak etmek isterken, Avusturya ise bu bölgelerde bağımsız yeni dukalıklar kurarak Alman Federal Meclisinde Prusya’ya karşı, muhalefeti arttırmayı amaçlıyordu.

 Schleswig probleminin çözümü; Almanya’nın birleşmesi gibi dünya tarihi açısından önemli olan süreçteki ilk savaş olma niteliğine sahipken; sonuçları sürecin ikinci savaşının, Prusya-Avusturya savaşının da, sebeplerini yaratmıştır. Schleswig-Holstein sorunu tarihte anlaşılmaz olmakla meşhurdur. Bu sebeple yazıma Lord Palmerston’un sözüyle başladım. Eğer gerçekten bu problemin ne olduğunu anlamak istiyorsak yazımızda bahsi geçecek eyaletlerin siyasi durumlarını çok iyi kavramalıyız. Bunu kavrayabilmek için de Alman Konfederasyonu sistemini anlayabilmeliyiz.

Alman Konfederasyonu ve İşleyişi

 Alman Konfederasyonu bir idare mantığından çok uzaktır. Daha çok “temsil” odaklı bir mantığa sahiptir. Alman Konfederasyonu toprakları, Almanların yaşadığı bögeler olarak belirtilmiştir. Bu konfederasyon içerisinde yaklaşık 30-40 adet devlet vardır. Yani federal mecliste 40 devlet temsil edilmektedir. Oy hakları nüfusla doğru orantılıdır. Ne kadar nüfusa sahipseniz oyunuz o kadar güçlüdür.

 Prusya Krallığı, konfederasyonda olmasına rağmen birtakım toprakları konfederasyon tarafından belirlenen sınırın dışındadır. Prusya Krallığı’nın, konfederasyona dahil olan topraklarındaki otoritesi konfederasyon meclisi ile denktir. Yani bu topraklar konfederasyonla Prusya’nın ortak malıdır. Prusya’nın burada yapacağı sınır, anayasal ve bürokratik değişiklikler, konfederasyon meclisinden geçmediği taktirde uygulanamaz. Ancak konfederasyona dahil olmayan topraklarında Prusya tam otoriteye sahiptir. Bu bölgeler konfederasyonu ilgilendirmez.

Alman Konfederasyonu

 Gelelim bu toprakların başka bir devlet tarafından alınmasına. Eğer Danimarka gibi Alman olmayan bir devlet Konfederasyona ait bir toprağa sahipse, sahip olduğu toprağın dükü olarak federal mecliste temsil edilir ve oy hakkına sahiptir. Bu bölgede de aynı şekilde değişiklik yapmak için konfederasyon meclisinin onayı gerekir. Tüm bunlar göz ardı edilirse konfederasyon müdahale hakkına sahiptir.

 Almanlar, oluşturdukları bu sistemle yabancı devletlerin, Alman bir bölgeyi fethettiğinde, Almanlar üzerinde yapabileceklerini kısıtlayan ve kendiliğinden gelişen bir savunma sistemi oluşturmuşlardır. Bunun karşılığında bu sistem, küçük Alman krallıklarının yok edilmesini zorlaştırdığından, diğer Avrupa ülkelerinde merkezi krallıklar güçlenirken, Almanya yerel yönetimlerin idaresinde sürekli iç savaşlarla boğuşmuştur.

Schleswig ve Holstein Eyaletlerinin Durumu

 Holstein ve Schleswig eyaletlerini elinde bulunduran Danimarka, farklı bir geleneğine dayanan bir veraset anlayışına sahipti. Bu sebeple Danimarka tahtına kadın birinin geçmesi herhangi bir sorun teşkil etmiyordu. Ancak Schleswig ve Holstein dukalıklarında, ise yalnızca erkeklerin tahta geçebildiği Salian Kanunu kabul görülmekteydi. Birbirinden ayrılmayan bu iki eyaletlerden Holstein Alman Konfederasyonuna bağlıyken Schleswig değildi. Dolayısıyla Holstein’ın Konfederasyonda temsil edilme zorunluluğu olduğundan, Danimarka Kralı aynı zamanda ‘’Holstein Dükü’’ sıfatıyla Konfederasyon üyesiydi. Buna ek olarak Danimarka’ya bağlı Augustenburg Dükünün de bu dükalıklarda Danimarka’dan bağımsız hak talebi vardı. Nitekim kendisi kriz başlar başlamaz kendisini Schleswig-Holstein dükü olarak ilan etmişti.

  Kriz ilk defa 1815 yılında Schleswig eyaletinde Alman Milliyetçilerinin artan sayısı sebebiyle Milliyetçilerin Schleswig’in Almanya’ya bağlanmasını talep etmeleriyle başladı. Almanya-Danimarka sınırını yıllardır Eider Irmağı belirlemekteydi. Bu ırmak Schleswig’in güneyinde bulunuyordu. 1840’lı yıllarda artan Alman Milliyetçiliğinin önüne geçmek amacıyla Danimarka’daki ulusalcı hareket, Milliyetçilerin Almanya’ya bağlanma talebini kesinlikle reddetti ve ayrılıkçılara karşı harekete geçti. Neticede 1848 yılında bölgede Prusya destekli milliyetçi bir ayaklanma başladı. 1848’de –devrimlerin de etkisiyle- anayasal düzeni kabul eden Danimarka kralı bu dukalıkları, Alman Konfederasyonundan kopararak tamamen Danimarka Krallığına dahil edeceğini duyurduğunda ise Prusya orduları sınırı geçerek I. Schleswig Savaşını başlattılar. Savaş; 1950 ye kadar, İngiltere’nin ve Fransa’nın siyasi baskısı sonucunda Prusya orduları geri çekilene kadar sürdü. Savaşın sonunda İngiltere, Rusya, Fransa gibi devletlerin etkisinin görüldüğü Londra Anlaşması imzalandı. 1852 Londra Anlaşmasına göre; Avusturya ve Prusya Danimarka’nın sınır bütünlüğünü tanıyacak, buna karşın Danimarka ise dukalıkları kesinlikle bünyesine katmayacaktı.

  Londra Anlaşması çözümden ziyade sorunu ertelemekten başka bir şey değildi. Zira iki tarafta amacına ulaşamamıştı  hala ortada bir sorun mevcuttu. Beklenen sorun yıllar sonra; 1863’te, Prusya Başbakanı Otto von Bismarck’ın iktidara gelişinin ertesi yılında, mevcut Danimarka kralının varis bırakmadan ölmesiyle gündeme geldi. Yeni Danimarka Kralı IX. Christian, Milliyetçi Hükümetin baskısıyla söz konusu eyaletleri tamamen Danimarka topraklarına dahil eden anayasa metnini imzaladı ve krizi ikinci defa gündeme getirdi.  Prusya Başbakanı Bismarck bu problemin ancak savaş ile çözülebileceğini yıllardır zaman zaman ifade etmekteydi. Zaten kendisi meşhur “Kan ve Demir” siyasetiyle bu tarz krizlerin çözüm yolunun savaşla olacağını, Başbakan olarak mecliste yaptığı ilk konuşmada ifade etmiştir. Savaş için bahane arayan Bismarck için, yeni kabul edilen anayasa metni büyük bir lütuftu.

“Ülkemizin Viyana Anlaşmasıyla çizilmiş sınırları devletimizin varlığını sağlıkla sürdürebilmesi için elverişli değildir. Günümüzün siyasi krizleri müzakere ve ekseriyet kararıyla değil, kan ve demir ile çözülecektir.”

 Bismarck’ın ilk hamlesi, savaşa Alman Konfederasyonunu da dahil etmekti. Çünkü bu mesele Prusya’dan çok Alman Konfederasyonun meselesiydi. Londra Anlaşmasının ihlal edildiğini ileri sürerek Federal Mecliste oylama yapıldı. Federal Meclis, bir fark oyla 1852 Londra Sözleşmesi’nin Danimarka tarafından ihlal edildiğini ifade etti ve tekrar uygulanması gerektiğini belirtti. Danimarka Kralı geri adım atmayınca da Konfederasyon orduları harekete geçti. Danimarka ise, Avrupa devletlerinden on bir yıl önce gördüğü desteği tekrar görebileceğini düşünüyordu. Fakat, Rusya hakimiyetinde bulunan Polonya’da milliyetçi bir ayaklanma çıkması üzerine Avrupalı diplomatlar burada yeni bir anayasa ile uğraşmaktaydılar. İngiliz Parlamentosu da belirli bir siyaset üzerine anlaşamadı. İngiltere parlamentosunda baskın güç olan Liberaller harekatı onaylamadılar. Böylelikle Danimarkalılar kendileri aleyhinde sonuçlanması muhtemel bir sorunu kendileri başlatmış oldular.

 Konfederasyonun aldığı karara uyarak Saksonya ve Hannover ordularının Holstein’a girmesiyle beraber Prusya ve Avusturya birlikleri de sınırı geçti. Bu safhadan sonra artık Alman Konfederasyonunun önünde herhangi bir engel gözükmüyordu. İstenilen sonuç tereyağından kıl çeker gibi gelecekti. Ancak yazının başında da belirttiğim gibi asıl çekişme Alman Konfederasyonu bünyesindeki devletlerin istedikleri çözümdü. Alman Konfederasyonunda bulunun Avusturya ve Prusya, yüz yıldan uzun bir süredir ‘’Alman İkiliği’’ adı verilen bir siyasi çekişme yaşıyorlardı. İki devlet de Alman prenslikleri üzerinde hakimiyet kurmayı hedefliyorlardı.

 Danimarka sorununun olarak üç çözümü vardı: Bismarck’a göre en iyi ihtimal Prusya tarafından her iki eyaletin ilhakı; tahammül edilebilir olanı; her zaman savaş sebebi elde edilebileceği için, eyaletlerin Danimarka’ya bırakılması; en kötüsü ise Konfederasyonda Prusya aleyhinde oy kullanabilecek bir prensliğin daha oluşmasıydı. Bismarck için asıl sorun savaşın kazanılması değil, en iyi ihtimali nasıl gerçekleştirebileceğiydi. Harekat başladıktan sonra Bismarck planlarının uygulamasında bir problem olduğunu gördü. Hiçbir şekilde Prusya ordusuna söz geçiremiyordu. Nitekim aynı sorun ile Avusturya ve Fransa savaşlarında da karşılaşacaktı.

Çarpışmalar 1 Şubat 1863’te, Prusya ordularının Schleswig sınırını geçmesiyle başladı. Harekatın meşruiyeti için Prusya ordularının Avusturya orduları ile birlikte hareket etmeleri gerekiyordu. Bu da Avusturya ordusundan daha dinamik olan Prusya ordusunun daha yavaş ilerlemesine sebep oluyordu. Herhangi bir büyük muharebe yaşanmadan Danimarka kuvvetleri geri çekildi. Harekat başladıktan yedi gün sonra ise Schleswig eyaletinin işgali hemen hemen tamamlanmıştı. Büyük bir muharebe yaşanmadığı halde masada kimse üstünlüğü elde edemezdi. Bu sebeple Danimarka’yı muharebeye zorlamak amacıyla işgalin genişletilmesi gerekmekteydi. 11 Mart’ta Alman Konfederasyonu işgalin genişletileceğini duyurdu. İşgalin genişletilmesi, büyük güçleri harekata müdahaleye davet ettiği için siyasi anlamda bir kriz doğurdu. Danimarka’nın amacı, askeri destek alamadığı büyük güçlerden siyasi destek almaktı. Nitekim muharebeye yanaşmayarak da bunu başarmıştı.

 İngiliz parlamentosu askeri müdahaleyi onaylamayınca Dışişleri Bakanı tarafları ve büyük devletler 1864’te Londra’ya davet etti. Eğer Prusya orduları savaş alanında kesin bir askeri zafer kazanamadığı taktirde, Bismarck’ın masada herhangi bir kozu bulunmaycaktı ve Bismarck hala orduya söz geçirememekteydi. Neyse ki Prusya generalleri de gerçek bir askeri zafer istediklerinden çok büyük çaplı bir sıkıntı söz konusu değildi. Prusya generalleri, Bismarck’ın sözünü dinlememenin bedelini tabii ki ilerleyen zamanlarda ödeyecekti. Beklenen zafer Prusya ordusu tarafından yapılan sürpriz bir taarruz sonrası geldi. Bu saldırıyla Schlewig’deki en önemli Danimarka hatları Prusya’nın eline geçmişti. Londra Konferansı, toplanmaya başladığı zamanda ise Bismarck ilhakı gerçekleştirmek için çalışmalara başladı.

 Hukuki olarak haklı olan taraf Danimarka’ya bağlı Augustenburg düküydü. Bu sebeple büyük güçler muhtemelen Augustenburg dükünü destekleyeceklerdi. Avusturyalılar da, kriz başlar başlamaz kendi Augustenburg dükü ilan eden VIII. Friedrich’i destekleyerek Prusya’yı bir çıkmaz içerisine sokmaya çalıştılar. Yani bu şartlarda Schleswig ve Holstein eyaletlerinde İngilizlerin de desteklediği Augustenburg Dukalığı kurulacaktı. Ve Avusturya, yazının başında belirttiğimiz üzere Prusya aleyhinde oy kullanacak bir prenslik daha oluşturacaktı. Avusturyalıların desteği üzerine Prusya Veliaht Prensi, Augustenburg dükü ile bir anlaşma yapmak için Prusya Veliaht Prensi ile masaya oturdu.

 Veliaht Prens, bu görüşmenin ardından dükün maddeleri kabul edeceğini düşünüyordu. Avusturyalıların, işin içine dükü sokmalarına sinirlenen Bismarck, Dük ile son kez görüşmek istedi ve Prusya’nın taleplerine, “Muhafazakar bir hükümet”in teminatını istedi. Dük, bu maddeyi kabul etmesi halinde Liberallerin desteğinden yoksun kalacağını ve bu güruhla sürekli bir çatışma halinde olacağını düşündü ve bunu reddetmek zorunda kaldı ve Bismarck’ın oyununa geldi.

 Bir süre sonra tekrar başlayan çatışmalar, Danimarka’nın barış talebiyle sona erdi. Danimarka masada Schleswig ve Holstein eyaletleri üzerindeki hakkından Prusya ve Avusturya lehine feragat etti. Bu konuda eyaletlerin durumu ne olacaktı? İşler, git gide sarpa sararken –savaşa sürüklenirken-  Prusya ve Avusturya ekonomik sıkıntılara düşmekteydiler.  İki devlet için de para bulunmadan savaş çıkması tam bir felaket olacaktı. Bu sebeple devletler, üstünkörü bir anlaşmayla acilen müzakereleri bitirip ülke içi sorunlarına odaklanma eğilimi gösterdiler ve dukalıkları bölüştüler. Yapılan görüşmelere göre Prusya Schleswig’i, Avusturya ise sınırından 200 mil uzaktaki Holstein’ı almıştır.

 İki devlet arasındaki bu sürtüşme, 1866’da, benim “Kardeşler” savaşı dediğim bir iç savaş ile sonuçlanacak ve Almanya tarihinde ilk defa dışarıdan bir müdahale olmadan kendi içerisinde tamamen milli büyük bir değişim yaşayacaktır.

 – Fatih Karaman

Yararlanılan Kaynaklar:

Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar II. cilt

Jonathan Steinberg, Bismarck, İş Bankası Yayınları, 2015

Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi, 2016

Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi

Yorumlar (2 Yorum)

  • […] Danimarka Savaşını, farklı bir yazıda ele aldığım için bu konuya ayrıntılı bir şekilde değinmeyeceğim. Diğer diplomatlar Danimarka Savaşına yoğunlaşmışken Bismarck, ileri görüşlülüğüyle savaşın sonrasını hazırlamaya çalışıyordu. Schleswig Savaşı öyle bir sonuçlanmalıydı ki daha sonraki yıllarda Avusturya’ya karşı her an savaş bahanesi bulunabilmeliydi. Bismarck’ın da istediği gibi sonuçlanan savaşta Prusya Schleswig’i, Avusturya ise sınırından 200 mil uzaktaki Holstein’ı almak zorunda kaldı. İki büyük Alman devleti arasındaki savaşın sözde sebebi de Schleswig Savaşının sonuçları olacaktı.  […]

  • […] “kan ve demir” politikasıyla, sırasıyla Danimarka, Avusturya ve Fransa ile yaptığı savaşlarla birleştirip, mevcut güçler dengesini alt üst […]

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?