İki Savaş Arası Dönemde Bağımsızlık Hareketleri

sallies10shflags6

Kasım 1918’de imzalanan ateşkes anlaşmalarına binaen, tüm dünya artık savaşın bittiğini, akan kanın duracağını düşündü. Gerçekten de artık savaş yoktu. Fakat bu denklemde bir yanlışlık var gibi. Emperyalistler savaş kazanır da savaş biter mi? Tabii ki dünya ateşkes ve barış antlaşmalarında imzaladığımız gibi tozpembe olmayacaktı.

 

1914-1918 yılları arasında can kaybı tüm cephelerde yaklaşık 10 milyon kadarken, Kasım 1918’den; yani emperyalistlerin, savaşın son bulması için uydurdukları barış palavralarından Lozan Antlaşması’na (1923) kadar geçen süre içerisinde, dünya genelinde, savaş ve savaş sebepli göçler sebebiyle ölen insan sayısı 4 milyondu. Peki bu kadar kan nerede ve nasıl döküldü?

 

Birleşik Krallık’ın barış müzakerelerinde Osmanlı ve Almanya gibi ülkelerde azınlıkların haklarını savunması, Mısır Milliyetçilerine ümit vermiş olmalı ki ayrılıkçı hareket Mısır halkından çok büyük destek buldu. ‘’1919 Baharı’’ olarak adlandırılan olaylarda protestolar haricinde emperyalist zihniyete karşı büyük bir sabotaj hareketi başladı. Telgraflar kesildi, heykeller yıkıldı. Olaylar Londra’yı çok endişelendirdi. Wilson abimiz Mısır’da yaşananların iç yüzünü görseydi, Mısır’ın ahvali, Birleşik Krallık açısından pek iyi olmayacaktı. Bu sebeple, meselenin uluslararası platformda tartışılmaması için Londra, ayrılıkçılarla mücadeleden çok bu alanda çaba sarf etti ve çabasının ödülünü de aldı. Mısır Milliyetçileri 1919 Baharı’nda istediklerini tam olarak elde edemeseler de olaylardan kendi lehlerine karar çıkarmayı başardılar. 1922’de Londra, Mısır’a tek taraflı olarak bağımsızlığını vermek zorunda kaldı. Londralılar, İngiliz genlerine yakışır bir biçimde, sıkıntılı geçen bu süreçte bile kendi temel çıkarlarını korumayı ve Süveyş’i elinde tutmayı başardı. İlerleyen süreçte Mısır’da İngilizlere karşıt olan Mısır Milliyetçiliği her zaman yükselişte olacak ve en sonunda Cemal Abdülnasır önderliğinde gerçekleştirilecek ‘’Hür Subaylar Darbesi’’ ile 1956’daki İngiliz siyasi varlığı sona erecek, Mısır tam bağımsızlığını kazanacaktı.

 

Hindistan’da ise savaş zamanı ortaya çıkan olağanüstü hal önlemlerinin barış zamanda da devam ettirilmesi ve Kraliyet yetkililerin halkı zor durumda bırakacak tutumları neticesinde, içlerinde Ghandi’nin de bulunduğu –Ghandi cihan harbi sırasında İngiliz ordusu için Hindistan’dan asker topladı- Hindistan’nın ileri gelenleri bir ayaklanma başlattılar. Başlatılan ayaklanmanın akabinde, çeşitli şehirlerde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarını delen silahsız ayrılıkçılar üzerine sömürgeciler tarafından ateş açıldı. Etki tepki ilişkisine bağlı olarak Kraliyete olan nefret daha da arttı. Hindistan Ulusal Kongresi 1930’da tek hedeflerinin bağımsızlık olduğunu duyurduktan sonra Hindistan’daki gayrimeşru, sokaklarda devam eden direniş siyasi bir boyut kazandı. İngiltere aynı zamanda Milletler Cemiyeti’nin de onayından geçen Anadolu’daki topraklarında tam hakimiyeti sağlamaya çalışmaktaydı ki Anadolu’da verilen mücadelenin hikayesini hepimiz az çok bilmekteyiz. Bu sebeple buraya girmeye gerek duymuyorum.

 

0000000392778-1

 İki savaş arasındaki bu dönemde, Fransa sömürgeleriyle en çok sorunu yaşayan ülke oldu. Rif bölgesi (bugünki Fas) Rif Savaşı ile (1925-1926) bağımsızlığını ilan ederken, Fransa aynı zamanda dönemin en büyük ve uzun sömürge karşıtı ayaklanması olan Suriye İsyanı (1925-1930) ile de başa çıkmak zorundaydı. İsyanın bastırılması sürecinde Şam bombalandı ve çeşitli katliamlar yapıldı. Ayaklanma 1927 ortalarında sona ermeye başlamıştı. Araplar, başta İslam olmak üzere Osmanlı’ya ettikleri ihanetin bedelini kan dökerek ödediler, lakin treni çoktan kaçırmışlardı. İsyan sürecinden sonra Cebel Duruz bölgesi Fransızların daha sıkı denetimi altına girdi. Vali gibi yüksek memurlar artık seçilmek yerine, genellikle Fransızlar arasından atanmaya başladı. İsyanın sonucunda Araplar, milliyetçilik duygularından uzaklaşmak durumunda kaldılar.

 

Kongo- Wara Ayaklanması ise bu süreç içerisinde yapılan en güçsüz ayrılıkçı hareket olarak bilinir. Fransızlar, bu ayaklanmayı kendilerine yakışacak bir şekilde, kan dökerek bastırdılar. Sahara Güney Afrika Ansiklopedisinin kaynaklarına göre katledilen isyancı sayısı 10.000 – 100.000 arasıdır. Ayrıca 1930-1931 yılları sırasında Fransa yönetimine karşı Hindiçin’de de başarısız bir ayaklanmaya rastlanıyor.

 

asdasd

Savaştan sonra topraklarını genişleten ve hakimiyetini pekiştirmeye çalışan, herkesin unuttuğu bir devletin daha yeni sömürgeleriyle başı derde girmişti: Japonya. Japonya, daha önce Almanların sahip olduğu Shadong’daki hakimiyetlerini sorunsuz pekiştirdi. Fakat Kore sömürgelerinde Wilson ilkelerinden güç alan ayrılıkçılar Samil Bağımsızlık Hareketi (1 Mart Hareketi) adı verilen isyanı gerçekleştirdiler. Ayaklanmalar cani bir şekilde bastırıldı. Barışın koruyucusu (!) ABD ise Wilson ilkelerine rağmen bu konuda tarafsızlığını korudu. Çünkü ABD o toprakları çoktan sömürge statüsünde görmeye başlamıştı.

 

 ABD’nin de bu dönemde sömürgeleri mevcuttu. Bu topraklar İspanyol-Amerikan topraklarından elde ettikleri Filipinler ve Porto Riko, Dominik, Küba, Nikaragua ve Karayipler’di. ABD Porto Riko ve Filipinler’e özerklik vererek dünyaya sömürgecilik yapmadığını göstermek istese de başta Küba gibi birçok sömürgesinde hakimiyetini arttırmaya yönelik hamleler yaptı. Ayrıca Meksika sınırında ABD’nin yayılımcı politikası sebebiyle kazananı belirsiz çatışmalar yaşanmıştır. ABD her ne kadar savaş yıllarında Avrupa devletleri kadar sömürgelerinden asker toplamadıysa da kendi kıtasında ve çevresinde sömürgelerinden gelen askerleri kullanmayı ihmal etmedi.

 

Yararlanılan Kaynaklar:

– Apocaplyse İkinci Dünya Savaşı Belgeseli

– Cambridge Savaş Tarihi/ Geofrey Parker

– Savaştaki İmparatorluklar/ Robert Gewarth, Erez Manela

 

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?