İbn-i Haldun’un Umranı ve Uluslararası İlişkiler Kuramı

Cemil Meriç’e göre tarihin, medeniyet tarihinin ve “umran” adını verdiği sosyoloji biliminin gerçek kurucusu İbn-i Haldun’dur. Peki kimdir İbn-i Haldun? İbn-i Haldun’u tanıyalım ve devamında onun ’’umran’’ını ve uluslararası ilişkiler teorilerini inceleyelim.

İbn-i Haldun, modern tarih felsefesinin, iktisatın, sosyoloji ve siyasal bilimlerin 14. yüzyıldaki öncülerindendir. Tunus’ta, Mısır ve Gırnata’da çok önemli görevlere getirildi, elçilik ve kadılık yaptı.  Şam’ı işgal eden Timur ile görüşmesi, bir fatih ile bir filozofun ilginç buluşması olarak tarihe geçti. Siyasetten uzaklaştığı yıllar, yedi ciltlik dünya tarihi eseri Kitâbu’l-İber ve onun giriş kitabı olarak Mukaddime’yi yazdı. Eserleri, Osmanlı Devleti’nde tarih anlayışını derinden etkiledi. Başta Naima, Halepli Mustafa Efendi, Katip Çelebi ve Ahmet Cevdet Paşa olmak üzere kuruluş, yükseliş ve gerileme dönemlerini İbn-i Haldun’un teorileriyle analiz ettiler.  19. yüzyıldan itibaren ise Avrupalı tarihçiler tarafından keşfedildi ve eserleri büyük takdir gördü. Öyle ki Toynbee, aradan geçen yüzyıllardan sonra onun için şöyle dedi: “Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi”.[1]

Tarihin İbn-i Haldun odaklı okunması; onun kavramları ile gelişmeleri okumak, günümüzde olan olayları, geçmiş ile bağlantı kurarak daha iyi şekilde anlamaya yardımcı olabilir. İbn-i Haldun temelde adalet ve liyakatın hakim olduğu bir değerler sisteminin düşünürüdür. Devlete, topluma ve ilişkilere bakışı bu açıdan gelişir.

Ona göre devlet dört temel unsur üzerine tekamül eder. Uluslararası örgütlenmelere kendini kabul ettirmek bunlardan birisidir. Uluslararası sahada meşru sayılma adına bu çok önemlidir. Diğer bir unsur ise sınırlarını koruyacak askeri güçtür. Bu modern anlamda güç dengeleri konusunda askeri gücün devlet açısından caydırıcılık, uluslararası ilişkilerde ve uluslararası hukukta sözünün geçmesi bakımından son derece önemlidir. Zira bu gelişmeler devlet açısından dengeleri lehine dönüştürmektir. Elçi gönderme onun devlet kavramı içinde dört temel unsurdan birisidir. Diplomatik ilişki ve kabul konusunda dikkat çeken bir husustur. Nihayet onun devleti vergisini toplayan ve sağlam ekonomisi olan güçlü bir devlettir. Görüleceği üzere günümüz uluslararası ilişkiler kuramlarını meşgul eden kavramlar İbn-i Haldun’un kavram dünyasında yer almaktadır.

-Asabiyet Teorisi-

 

İbn Haldun’a göre umran ağacının kökü badiye ise gövdesi mülk ve hadara, özsuyu “asabiye”dir.[2]

İbn Haldun’a göre asabiyet[3], “herkesin nesebine ve asabiyetine (aslına) bağlılığıdır. Allah’ın kullarının

kalplerine yerleştirdiği soyundan geldiklerine ve yakınlarına şefkat ve bağlılık tabiatlarında vardır. Bunun sayesinde dayanışma ve yardımlaşma olur.”[4]

Psikologlar asabiyeti kollektif şuur, kitle psikolojisi, kollektif ruh gibi kavramlarla ifade ederler.[5]

Sosyologlar ise komünal ruh, dayanışma duygusu, sosyal bağlılık, dayanışma, tenasüf bağı, yakın akraba bağı gibi terimler kullanmaktadırlar.[6]

Asabiyetin en büyük özelliği kabile veya topluluğu oluşturan bireyler arasında kuvvetli bir birlik, sağlam

bir dayanışma, sürekli bir yardımlaşma ve doğadan gelen bir koruma duygusu, bilinci ve inancıdır.[7]

Asabiyet davranış biçimidir. Bu davranış biçimi kollektif olmaktadır. Ortaklaşa yaşayış ve örgütlenme

belirli bir ortak düşünceyi doğurmakta, bu düşünce yine ortaklaşa yaşayış ve örgütlenmeyi pekiştirmektedir.[8]

 

BM, NATO, Varşova Paktı gibi değişik sebep asabiyesi içerikli yapılar, tarihi vakıayı kendilerine uydurma çabasında olan pragmatist ve ideolojik teşekküller olduklarından ‘’insanlığa’’ hakkınca hizmet edemediler. Pax Ottomana benzeri yapıyı kuracak ‘’umranı’’ ise hiçbir zaman teşkil edemediler.

İbn-i Haldun’un teorilerin Uluslararası İlişkiler açıısndan önemli kılan bir husus olan ‘’umran ilmi’’nin, uluslararası ilişkileri de inceleme alanı içine alan bütünsel niteliktir. Bu bağlamda İbn-i Haldun tarih ve uluslararası ilişkiler arasındaki kopmaz bağın bir başka medeniyet değerleri ile anlaşılması bakımından son derece önemli bir kaynaktır.

Kaynakça:

[1] Toynbee, Arnold J. (1934) (İngilizce). A Study of History: III The Growths of Civilizations. Oxford University Press. “he has conceived and formulated a philosophy of history which is undoubtedly the greatest work of its kind that has ever yet been created by any mind in any time or place”

[2] Meriç, “Kendi Semasında Tek Yıldız-I”, s. 35.

[3] Asabiyet hakkında daha geniş bilgi için bk. Mustafa Çağrıcı, “Asabiyet” maddesi, DİA, III, 453-455; Abdurahman Kurt, “Asabiyet”

maddesi, Sosyal Bilimler Ansiklopedisi, I, 82-83; Fındıkoğlu, İçtimaiyyat, II, s.101; Kızılçelik, Sosyoloji Teorileri, I, 15-20; Mefail Hızlı,

“Mukaddime’de Psikoloji”, (Basılmamış lisans tezi), Bursa 1984, s. 12-18; Keskin, “İbn Haldun’da Sosyal Değişme ve Sosyal Değişme

Kavramları”, s. 32-36.

[4] Mukaddime, Kahire 1983, 2, 484’den naklen Mücahid, Farabi’den Abduh’a Siyasi Düşünce, s. 199; ayrıca bk. Mukaddime, I, 452.

[5] Hızlı, a.g.t., s. 12.

[6] Kızılçelik, a.g.e., s.15.

[7] Mukaddime, I, 121.

[8] Ümit Hassan, İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, s. 197’den naklen, Kızılçelik, a.g.e., s. 15.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?