Fevzi Çakmak’ın Kardeşi: Mehmed Nazif

Yakın zamanda bir Gelibolu maratonuna atılmıştım. İlk gidişim değildi ama insan gittikçe sürekli farklı bilgi dinarları bulabiliyor bu coğrafyadan. Necmettin Halil Onan’ın deyişiyle “bir devrin battığı yer” olan Çanakkale’de öyle kan dondurucu olaylar ve harpler zuhur etmiş ki, ister istemez birçok bilmediğiniz şeylerle karşılaşabiliyorsunuz. Her gidişimdeki olduğu gibi, gezerken yine kanım tarihimizin şanlı kazanında kaynamış ve içime gurur duyduran bir ürperti doğmuştu. Bu ürperti, Çanakkale’ye giden veya gitme şansını elde edemeyip de gitmek için can atan herkesin içinde refleks haline gelmiştir. Maratonun son sapağı Conkbayırı’ydı. Okurlarım arasında Conkbayırı’na gidenlerin gözüne değmiş midir bilmem ama orada Yeni Zelanda anıtının karşısında bir kabir vardır. O kabri gözüne kestirip ve içinde merak duygusunu soluttuktan sonra, kabrin üstünde yazan cümleleri okuyan okurlarımı tebrik etmek isterim. Çünkü Çanakkale’de az bilinen düğümlerden birisini çözmüş olacaklar. Çünkü bu kabir Üsteğmen Mehmed Nazif’e aittir.

Siz Mehmed Nazif’in kim olduğunu düşünedurun, ben de size Mehmed Nazif’in hayatından söz açayım…

Mehmed Nazif, İstanbul’da 1889 yılında dünyaya gelmiştir. 1902 yılında Harp Okulu’na girmiştir ve 1905 yılına kadar süren Harp Okulu serüveninde, eline teğmen rütbesini almayı başarmıştır. Mehmed Nazif, 1908 yılında Üsteğmen rütbesine terfi ederek askerlik hayatını yaldızlamıştır.

Çanakkale Cephesi, Mehmed Nazif’in yüzüne gülecekti ve Mehmed Nazif, Çanakkale Cephesi’nde 64. Alay’a tayin edilecekti.

Nazif Çakmak, Temmuz ayı sonlarında Conkbayırı mevkisinde devam eden çatışmalarda büyük faydalar sağlamıştır [1].

Kendisi hakkında fazla bilgi olmadığından, maalesef Çanakkale’deki birçok isimsiz ve kabrinin yeri belirsiz kahramanlarımızın gibi Mehmed Nazif’in başarıları hakkında uzun uzun bahsedemiyoruz ve sadece “büyük faydalar sağlamıştır” demekle yetiniyoruz. Unutmayalım ki; Gelibolu, ismi bilinen kahramanlar olduğu kadar da isimsiz kahramanlarla dolup taşan ve huzurunda büyük ve uzun bir harp zuhur eden bir coğrafyadır. Ama yine de Mehmed Nazif’in isminin tarihin sayfalarında tamamen eriyip gitmediğinden dolayı hakkında tarih kazısı yapılması da ufak bir şans olarak bize elini sıkıyor.

Mehmed Nazif, 8 Ağustos’taki Conkbayırı’nda vuku bulan süngü taarruzunda, vatan toprağını savunmak gayesiyle süngüsünü düşman kanıyla doyurmak istemiş ve mert tavrıyla düşmana saldırmıştır.

64. Alay’ın ikinci taburunda, bölük komutanı olarak görev yapan Mehmed Nazif Efendi, 8 Ağustos 1915’de, böylesine yoğun ve kanlı çarpışmaların yapıldığı Conkbayırı’nda birliğinin başında, süngü takarak hücuma geçtiği ve böylece Anzaklar’ın ele geçirdikleri tepeden atılmak istendiği bir sırada, ikinci taburun bu saldırısı anında, birliğinin başında şehid düşmüştür [2].

Mehmed Nazif diye bildiğimiz bu cesur yürek, sonraki tarihlerde “Mareşal” unvanına sarılacak olan Fevzi Çakmak’ın kardeşidir…

Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Çakmak’a ancak bir ay sonrasında (8 Eylül 1915) başsağlığı mektubu yollayabilmiştir ve Fevzi Çakmak’a, Mehmed Nazif hakkında şunları söylemiştir:

“… Sizi acılara düşüreceği tabii olan biraderinizin şehadeti haberi bendenizi cidden üzmüş ve ağlatmıştır.

Merhum şehid biraderiniz 26.5.331’de (8 Ağustos 1915) millet ve memleketin hayat ve memat noktası olan Conkbayırı’nda düşmana atılan safların önündeydi.

Üzüntünüze bütün saflığım ve kalpten samimiyetimle katılır ve Cenab-ı Hakk’a zatıâlilerine ve kederli ailenize iyilik ve sabır ihsan buyurması için yalvarır, sevgi ve dostluğumu arz ederim efendim. [3]

Vatan toprağı konusunda düşmana taviz vermemek için canını veren nice şehidimiz gibi, Mehmed Nazif de bu uğurda canını ortaya koymuş ve şehid olmuştu. Mustafa Kemal Paşa’yı ağlatan bu kahramanın ismine aşina olmayan ve hatta hiç duymayan kişiler var maalesef…

– Furkan Uzel

 

Dipnotlar:

[1] Talha Uğurluel, Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi, Kaynak Yayınları, İstanbul 2004, Sayfa 268.

[2] Kemal Arı, “Mülâzım-ı Evvel Mehmed Nazif Efendi’nin Conkbayırı’nda Şehit Düşüşü ve Buna İlişkin Mustafa Kemal (Atatürk)’in Bir Mektubu”, Belleten, Cilt: 58, Sayı: 222, Ağustos 1994, Sayfa 457.

[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 1 (1903-1915), Kaynak Yayınları, İstanbul 2003, Sayfa 268.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?