Erken Modern Avrupa’sında Sosyal Sınıflar

Kral Alfred döneminden itibaren Avrupa toplumu genellikle üç sınıfa bölünmüştür. Dua edenler, savaşanlar ve çalışanlar. Ancak bu fikrin öncüllerini tarihin daha eski sayfalarında bulmak mümkündür. Roma, Yunan ve Hint toplumlularında da toplumu oluşturan bireyleri sınıflandırma fikri mevcuttur. Ancak Erken Modern Avrupa’sına baktığımızda sosyal sınıfları oluşturan en önemli etkenin ekonomik kazanç ve refah olduğunu görebiliriz. Max Weber’in sınıf toplumu üzerine yazılarında da gördüğümüz gibi, sosyal sınıflar ekonomik koşulların sonucunda ortaya çıkmakta ve bu sonuçlarda toplumu oluşturan bireylerin yaşam şekillerini, fırsatlarını, ritüellerini ve sosyal normlarını etkilemektedir. Ben de bu yazımda Erken Modern Avrupa’sının sosyal sınıflarına dair bilgilendirici bir yazı sunmak niyetindeyim.

Serfler ve Köylüler çalışanlar sınıfına, din adamları dua edenler, soylular ise savaşanlar sınıfına dahildir. Şehirliler için ise erken dönemlerde özellikle Fransa’da Burjuva şeklinde bahsedilmiştir. Ancak bu yalnızca hukuki bir statüdür, ekonomik bir karşılığı yoktur. Burjuvaların zenginleşip bildiğimiz zengin burjuva haline gelmeleri 16. yüzyılın sonlarını bulacaktır.

Özellikle 15.yüzyıldan itibaren Batı Avrupa’da soylu statüsüne sahip insanların sayısında oldukça net bir şekilde gözlemlenebilecek bir artış yaşandı. Bu artışın temel sebebi ise dönemin ekonomik koşullarının da etkisiyle zengin insanlara soylu statüsü vermenin getirdiği büyük ekonomik kazançlar ve yöneticiler için kendilerine olan meşru desteği arttırmak oldu. Yeni oluşan soylu sınıfı silah taşıma ve birçok vergiden muaf olma gibi ayrıcalıklara erişti. Soyluluğun sadece kan bağı ile geçebileceği düşüncesinin zaman zaman tartışılması dahi uygulamanın önüne geçemedi. Soyluların en temel nitelikleri olarak sıralanabilecek olan savaşa katılma, iyi bir evlilik yapma ve askeri görevlerde yer alma dahi Erken Modern Avrupa’sında soyluların refahını ve ekonomik ayrıcalıklarını sürdürme gibi isteklerinin gerisinde kaldı. Bu dönemin en önemli geçim ve zenginlik kaynağı olan toprakların çoğunluğu da aynı şekilde sayıca az olan soylu sınıfına aitti. Topraklarının kira gelirlerine oldukça bağımlı olan soylular 17. Yüzyıldaki yüksek nüfus artış oranlarının da etkisiyle düşen işçi maaşlarını kendileri için olumlu bir şekilde değerlendirdiler ve oldukça zenginleştiler.

Soyluların yanı sıra başta İngiltere olmak üzere Erken Modern Avrupa’sında kayda değer ölçüde tarım alanlarına sahip olan çiftçiler, soylular kadar olmasa da dönemin şartlarını iyi değerlendirip refah seviyesini yükselten bir diğer sınıf oldu. Soyluların da yararlandığı düşük işçi maaşları, aynı şekilde önemli ölçüde toprak sahibi olan çiftçilerinde kazanç sağlamasına sebep oldu. Yeni tarım metotlarının benimsenmesiyle birlikle bu tip aileler kendi ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamanın yanı sıra ürettikleri fazla materyalleri ve gıdaları yerel markette enflasyondan kaynaklı artan fiyatlarda satma olanağı buldu. Yine aynı şekilde kıtlık zamanlarında da, ki bu durum Erken Modern Avrupa’sında sıkça rastladığımız bir olaydır, artan fiyatlar daha fazla ekonomik getiri sağladı. Özellikle İngiltere’de olmak üzere bu tip özelliklere sahip olan zengin çiftçi aileler oldukça zenginleşti. Bu durum aynı zamanda bu tip insanların daha iyi giyinmelerini, daha iyi evlerde yaşamalarını ve eğitime daha çok yatırım yapmalarını sağladı. Hatta bu gelişmeler birkaçının sosyal statüsünün daha yukarılara çıkmasını bile sağladı. Ancak zenginleşen çiftçi sınıfının yanında onlar kadar şanslı olmayan küçük çiftçi grupları da vardı. Yeni tarım metotlarını benimseyecek güçleri olmayan hatta kendi ihtiyaçlarını bile zor karşılayan bu kesim, genellikle kiraladıkları topraklarda tarım yapıyordu. Yüksek enflasyonunda etkisiyle artan toprak kiralarını karşılamakta zorlanan çiftçiler zenginleşmek bir yana daha da kötü bir ekonomik bunalımın içine girdiler.

 

Bu bağlamda incelenebilecek bir diğer grup da yükselen burjuva sınıfıdır. Refah ve zenginliğin erken modern Avrupa’sında sosyal sınıfların oluşumunu nasıl etkilediğini görmek için burjuva sınıfı kesinlikle incelenmelidir. En temel tanımıyla burjuva sınıfı, ekonominin göbeği olan marketin sahipliğini yapan bölgelerde yaşayan, toplumun büyük bir kısmının tersine yüksek ekonomik kazançlara sahip olan insanlar topluluğudur. Soylulardan farklı olarak, kendilerine dönemin koşullarında avantaj sağlayacak bir kan bağına genellikle sahip olmayan bu insanlar aynı zamanda deniz aşırı ticaret ve finans sektörüyle zenginleşmesiyle de diğer alt gelirli gruplardan ayrılırlardı. Sonuç olarak burjuva sınıfı alışılageldik aristokrat ve köylü sınıflarından oldukça ayrı bir noktada durur. Yüksek ekonomik kazançları sayesinde saygıdeğer bir statüye ulaşan bu insanlar aynı zamanda yüksek enflasyon zamanlarında köylü sınıfına mensup çiftçilere ve küçük toprak sahiplerine verdikleri kredilerin geri ödenememesi sayesinde de toprak sahipleri halinegeldiler. Bu toprakların birçoğunu çiftçilerin ele konulan toprakları oluşturdu. Örneğin, 17. Yüzyıl Fransa’sında Amiens bölgesindeki toprakların %60’ına burjuvazi sahipti. Bu sayede birçok burjuva eliti toprakların yeni sahipleri ve senyörleri haline geldiler. Yine aynı zamanda başta İtalya ve Hollanda olmak üzere burjuva statüsündeki birçok insan soylulardan daha fazla gelire sahipti. Daha sonraları, bu kesimden bazı insanlar krala hizmet, satın alma ve evlilik ilişkileri ile soylu statüsü kazansa da burjuvazinin kendini siyasal anlamda kanıtlama serüveni tek başına bir konuda incelenmesi gereken ayrıntılı bir konudur.

Yukarıda bahsedilen sosyal ayrışmanın temel sebebini elbette ki ekonomik sebepler oluşturmuştur ve bu kutuplaşma insanların yaşam biçimlerine, ritüellerine ve yaşam koşullarına da hatırı sayılır bir şekilde etki etmiştir. Örneğin, hane halkını oluşturan bireyler bu farkı anlamamıza oldukça katkı sağlar. Üst ve alt tabakadan insanları incelediğimizde bu farkı oldukça net bir şekilde görebiliyoruz. Erken Modern Avrupa’sında üst tabakaya ait hanelerde daha kompleks ve geniş bir yapı gözlemleyebiliriz. Bu insanlar günümüzdeki orta kesim insanların sahip olduğu eğilimin aksine alt tabakadan insanlara nazaran daha çok çocuğa sahiptiler. Kayıtlara bakıldığında alt tabaya mensup bireyler ortalama 2-5 kişi arasında bir hane halkına sahipken üst tabakada bu sayı ortalama 5-6 civarındadır.

Yine aynı şekilde evin paylaşımı ve mahremiyette önemli bir değerlendirme ölçütüdür. Soyluların ve üst tabakadan insanların kendilerine ait olan büyük evleri veözel odaları onlar için gereken mahremiyeti sağlamaktaydı. Ancak çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan alt tabakadan insanların evlerinde bütün ailenin tek bir odada yatması, tek bir odada yemek yemesi ve tek bir odada diğer işlerini görmesi oldukça yaygın bir ritüeldir. Frankfurt’a ait kayıtlarda görüldüğü üzere 1880’li yıllarda popülasyonun %’23’ü tek odalı evlerde yaşıyordu. Yine aynı şekilde Dresden’de halkın %55’i tek odalı evlerde yaşamını sürdürmek zorundaydı. (Edward Shorter, Making of the modern family p.49) Buradan çıkarılabilecek sonuç çok net bir şekilde ortadadır, ekonomik koşullar erken modern Avrupa’sının ev hayatını oldukça etkilemiştir. Aynı zamanda kadının ev halkı için önemi ve aile içerisindeki yeri de sınıflar arasında oldukça farklı bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Alt tabakaya mensup ailelerde kadın genellikle tabi etmek zorunda bırakılmış ve ikincilleştirilmiştir. Kadının görevleri genel olarak, erkeğe hizmet etmek, temizlik yapmak, tereyağı yapmak ve inek sağmak gibi günlük işlerdir. Örneğin geleneksel Fransız köylü ailelerinde, kadın erkeğe yemeklerinde katılamaz ve ona hizmet ederdi ancak erkeğin yemeği bittikten sonra kendi yemeğini yiyebilirdi. Üst tabakada ve soylu sınıfında durum biraz daha farklıydı. Evlerdeki hizmetçiler kadının yapması gereken işleri oldukça azaltıyordu. Ancak evlilik soylu sınıfta genellikle kendi soylarını devam ettirme ve zenginliği korumak için kullanılan bir araçtı. Bu yüzden de evlenme yaşı alt tabakaya göre oldukça düşüktü. Buradan açık bir şekilde gördüğümüz üzere romantizm erken modern Avrupa’sında yaygın bir kavram değildi.

Sonuç olarak, Erken Modern Avrupası’nın kendi içinde birçok farklı dinamiğe ev sahipliği yaptığını söyleyebiliriz. Ancak bu hiyerarşiyi belirleyen ve sosyal sınıfların ortaya çıkmasına neden olan en önemli etken ekonomik fırsatlar ve gelir düzeyi olmuştur ve kutuplaşma sınıfların sosyal, politik, ekonomik ve kültürel yaşantılarını oldukça fazla etkilemiştir.

– Berke Çetinkaya

 

Kaynakça:

1-Wıesner-Hanks, Merry E. Erken Modern Dönemde Avrupa İş Kültür yayınları. 2017.

2-Kamen, Henry. Early Modern Europe Taylor & Francis e-Library. 2005.

3- Wrightson, Keith. English Society 1580-1680 Taylor&Francis e-Library 2005.

4-Burke, Peter The Languages of Order in Early Modern Europe.  University of Cambridge.

5- Shorter, Edward. The Making of the Modern Family. 1979.

6- Encyclopedia Britannica www.britannica.com  The emergence of Modern Europe.

7- Goubert, Pierre. The Ancien Regime French Society 1600-1750.  1984.

8- Roberts, J.M. Avrupa Tarihi, Inkılap Kitabevi, 2010.

 

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?