Bismarck’ın İttifaklar Sistemi

otto-von-bismarck_1180742

 Sırasıyla Danimarka, Avusturya ve en nihayetinde Fransa ile yapılan savaşlar sonrası, 1871’de Prusya Krallığı etrafında birleşen Almanya, kısa süre içerisinde,  “Demir Şansölye” Otto von Bismarck‘ın uygulamış olduğu dış politika neticesinde Avrupa’da barışı sağlamış ve diğer devletlere siyasi olarak üstünlük sağlamıştır. Ancak Avrupa’nın göbeğinde kurulan, çiçeği burnunda, yeni Alman İmparatorluğu, kuruluşundan yıkılışına kadar içeriden ve dışarıdan bazı sorunlarla karşı karşıyaydı.

 İtalya’nın aksine Almanya, prensliklerin ortak kararıyla birleşmemişti. Prusya’nın sırasıyla Danimarka ve Avusturya’ya karşı elde ettiği askeri ve diplomatik başarılar ilk önce kuzey prensliklerini Kuzey Alman Konfederasyonu adı altında, Prusya etrafında birleşmeye zorlamıştır. Geriye kalan güney devletleri de Fransa-Prusya savaşından sonra Prusya’ya katılmak zorunda bırakılmışlardı. Dolayısıyla “kan ve demirle” kurulan bu birliğin sağlamlaştırılması gerekmekteydi.

Versay Sarayı’nda Alman İmparatorluğu’nun İlanı.

İçerideki bu tehlikenin yanıda, bu yazıda üzerine duracağımız dış tehlike ise Fransa’ydı. Fransa’yla savaşarak kurulan Alman İmparatorluğu, Fransa’nın Alsas ve Loren eyaletlerini ilhak etmişti. Böylece bu iki eyalet, bu iki devlet arasındaki anlaşmazlığın temelini oluşturmaktaydı ve Fransa en kısa sürede bu eyaletleri almak isteyecekti. Fransa’nın askeri gücü Almanya’ya yetmeyecekti elbet ancak 19. yüzyılın en büyük silahı şüphesiz diplomasiydi. Fransa’nın kurması muhtemel askeri ittifakları ile Almanya arasında patlak verecek bir savaş Almanya için tehlike arz edebilir, Alman Birliğinin sonunu getirebilir yahut Almanya’nın ekonomik ve siyasi anlamda denetlenmesine sebep olabilirdi. Bu ihtimal milliyetçi bir yapıya sahip Almanya’nın kendi kurtuluş savaşını başlatmasını tetikleyecektir. Avrupa’nın göbeğinde patlak verecek olan bir ölüm-kalım mücadelesinin sadece Almanya ile sınırlı kalacağını düşünmek uçuk kaçacaktır.

Almanya Başbakanı Bismarck bu olası savaşı engellemek ve temeli Fransa’yı yalnızlaştırmak olan “İttifaklar Sistemi” oluşturmak üzere çeşitli senaryolar üzerine, anlaşmalar ve teminatlar imzaladı. Bismarck 1866 Avusturya-Prusya Savaşı‘nda mağlup ettiği Avusturya’ya daha sonraki yıllarda ihtiyacı olacağını düşünerek ağır barış şartları imzalatmamış, Viyana’yı işgal etmemiş, Avusturyalıların onurlarını kırmamış ve bu suretle Avusturya ile ittifak kapısını kapatmamıştır. Avusturya da doğal olarak Alman İmparatorluğu’na minnet duyguları beslemişti. Dolayısıyla Almanya kurulduktan sonra Avusturya – Almanya, Birinci Dünya Savaşı’na kadar sürecek sağlam bir ittifak doğmuş oldu. Böylelikle Fransa’nın Avusturya ile Almanya aleyhinde ittifak kurması mümkün olmayacaktır.

 Fransa’nın ittifak kurma ihtimali bulunan diğer ihtimal ise Birleşik Krallık-Fransa ittifakıydı. İsmini saydığımız bu iki sömürgeci devlet, o yıllarda Mısır’da, Afrika’da ve Hindiçin bölgelerinde anlaşmazlık yaşamaktaydılar. Zaten Birleşik Krallık’ta sık yaşanan iktidar değişimleri ve anlaşmaların mecliste onaylanma gerekliliği bu ülkenin gizli anlaşmalarla mutlak bir ittifaka girmesini engelliyordu. Bu sebeple Birleşik Krallık Avrupa sahnesinde uzun bir süredir, 1904’da Rus-Japon Savaşıyla sonlanacak olan”inziva”ya çekilmiş durumdadır. Avrupa’da dengeleri aşırı derecede sarsacak herhangi bir olay yaşanmadığı müddetçe bu devletten agresif bir ittifaka girmesi beklenemez. Dolayısıyla Fransız-İngiltere İttifak senaryosu da Fransa için çöpe gitmek durumda kalıyor. Geriye tek ve muhtemel ittifak Fransa-Rusya İttifakıydı ki “Bismarck’ın Kabusu” olarak adlandırılan bu senaryoya engel olmak Bismarck Döneminde Almanya politikasının temelini oluşturmuştur. Bismarck’ın Kabusu, evet. Peki bu nasıl bir senaryoydu da, böyle büyük bir siyasetçinin kabusu sıfatını alabildi?

Alman İmparatorluğu, yüzyıllardır süre gelen Prusya askeri geleneği, Mareşal Helmuth von Moltke’nin yenilikçi ve ileriye yönelik icraatleriyle harmanlanmış, Avrupa’nın en güçlü ordusuna sahipti. Ordusu ne kadar kuvvetli olursa olsun Almanya iki cephede savaşacak kadar askere sahip değildi. Özellikle bu cephelerden birinde mermi gibi piyade harcayabilecek bir Rusya varsa. Bu ittifak senaryosuyla Almanya iki cephe arasında sıkıştırılabilir, üzerinde rahatça oyunlar oynanabilen eski konfederasyon günlerine geri dönebilirdi. Bu yüzden “Bismarck’ın İttifaklar Sistemi”nin temelde Rusya’yı yanına almak ve Fransa’yı yalnızlaştırmak üzere kurulduğunu söyleyebiliriz.

 Olaylara hep Almanya gözünden baktık, peki diğer devletlerin Avrupa’daki sorunları nelerdi? Bismarck, Avusturya’yı yendikten sonra Avusturya’nın daha sonraki zamanlarda işe yarayacağını düşündüğü için Avusturya’ya çok ağır şartlar sunmadığını ve Avusturya ile yakınlaşmaya başladığını zaten yukarıda ifade etmiştik. Fransa ise sadece intikam politikası izliyordu. Yani 20. yüzyılda Almanların oynadığı ”yayılmacı’’ rolünü bu yıllarda Fransa oynamaktaydı. Rusya ise Fransa’yla kuracağı ittifakı göze alamazdı çünkü kendisi Almanya ile savaştan açıkçası korkmaktaydı. Ayrıca Bismarck Başbakan olmadan önce bile bir delege ve diplomat olarak Rus yanlısı bir tavır sergilemiştir. Rusya’da büyükelçilik görevi yaparken hanedan üyeleri ile yakın samimiyet kurmuş ve hanedan üyeleriyle siyaset üzerine muhabbetlerde bulunmuştu. Dolayısıyla Rusya, Bismarck’ı kendisine çok yakın bir dost olarak görüyordu. Bismarck’ın dışında Rusya, bu yıllarda İngiltere ile Afganistan ve İran üzerinde emperyalist bir politika izkiyordu. Bu düşünce Birleşik Krallık’ın en büyük kolonisi olan Hindistan’ı tehdit etmekteydi. Dolayısıyla Rusya’nın bu yıllarda İngiltere ile çıkar çatışması olduğunu söyleyebiliriz. Dış politikada yalnız kalan Rusya çareyi Almanya ya yanaşmakta buldu. Böylelikle Almanya, çelişkili bir şekilde Balkanlar üzerine anlaşmazlık yaşayan iki büyük devleti, Avusturya’yı ve Rusya’yı bir araya toplayarak, Avusturya, Almanya ve Rusya devletlerinin katılımıyla Üçlü İmparator Ligini -birinci- kurdu (1872). Bu ittifakla beraber Fransa Almanya için tehdit olmamaktaydı ancak Bismarck bu ittifakı korumak için kolay olmayacak diplomatik mücadeleler vermek zorundaydı. Balkan hakimiyeti için mücadele eden iki büyük devleti bir arada tutmak kolay olmayacaktı.

 93 Harbi olarak adlandırdığımız Türk-Rus Savaşı sonunda imzalanan Ayestefanos Anlaşması ile Rusya’nın Balkanlar üzerindeki hakimiyeti muazzam bir seviyede arttı. Balkanlar için yüzyıllardır savaşan Avusturya’da doğal olarak bu anlaşmadan çok rahatsızlık duydu. Kılıçlar çekilmeden Bismarck bu birliği korumalıydı. Bu sebeple şartları tekrar görüşmek üzere İngiltere ile birlikte tarafları Berlin’e çağırdı ve Osmanlı’nın Balkanlarda kaybettiği toprakların bir kısmını Osmanlı’ya geri verdi. Bismarck bu hamleyle Balkanlar’da Avusturya ve Rusya için ortak bir düşman oluşturdu. Balkan toprakları Osmanlı’da kaldıkça bu iki yaramaz devlet birbirine sırtını dayayacak ve ortak düşmanları ile savaşacaktı.

Birlik, Bismarck’ın planladığı kadar uzun sürmedi. Rusya ve Avusturya’nın anlaşmazlığı üzerine ittifak bozuldu (1878). Bismarck, böyle bir durumda iki müttefikinden birini seçmeliydi ancak böyle bir seçimin mümkün olmadığını söylemiştik. Demir Şansölye bu problemi çözmek için bir oyun oynadı ve Rusya’nın Almanya’yı karşısına almak istemeyeceğini düşünerek Avusturya ile gizli bir askeri ittifak kurdu. Bismarck, Rusya’yı tamamen gözden çıkarmamıştı tabii. Bu onun siyasi hayatında oynadığı yüzlerce oyundan sadece bir tanesiydi. Rusya’yı gözden çıkarmak zaten yukarıda belirttiğim gibi Alman İmparatorluğunun sonu olurdu. Bismarck bu gizli anlaşmayı Rusya’ya duyurdu. Bu askeri birleşimden tedirgin olan Rusya tekrar Üçlü İmparator Ligi’ni kurmak için girişimlere başladı (1882) ve Üçlü İmparatorlar Ligi, ikinci kez tekrar kuruldu. Fakat bu girişimler sonucunda kurulan ittifak da uzun süreli olmadı. Bu iki devletin bir arada tutulamaması üzerine Bismarck İmparatorlar Ligi üzerine ısrarından vaz geçmiştir. Ancak Bismarck hiçbir zaman Rusya’yı bırakmamış sürekli olarak teminatlar imzalamış, süresi dolanları da yenilemiştir.

 İtalya’dan hiç bahsetmedik. Şüphesiz büyük devletler sahnesinde kendisine en son yer verdiğimiz devlet olsa da bahsetmeden geçmek olmaz. Hepimiz şüphesiz “Üçlü İttifak” diye bir şey duymuşuzdur. Peki, birleşmesinde Fransa’nın büyük emekleri olduğu bu devleti Fransa’dan Almanya’ya iten şeyler neydi? İtalya ve Fransa, 1860 yılında İtalya ile savaşa girmişlerdi. Ancak savaşın başlaması ile Parma ve Modena dükalıklarında ayaklanma çıktı. Savaşın devrimci bir nitelik kazanmasından korkan Fransız İmparatoru III. Napoleon savaşı sonlandırmak istemiş, İtalyanlar daha Venedik’i almadan taraflar barış imzalamıştır. İtalya ile Fransa arasına bu olayla bir soğukluk girmiştir. Bu savaştan sonra İtalya, kısmen birleşmiş olsa da halen birleşmeye katılmamış bir devlet vardı: Papalık. Fransa, daha doğrusu İmparator III. Napoleon, her zaman Papa’nın korumacılığını yapmıştı. İtalyanlar bileşmek için Papalığı istiyor, Napoleon ise Papalığı İtalya’ya vermiyordu. Soğuyan İtalya ve Fransa ilişkileri, bu meseleden sonra kopmuştur. Nitekim İtalya Napoleon’dan sonra Papalığı kendi bünyesine katacak ve Fransa ile tamamen bağlarını koparacaktır. Ancak anlaşmazlıklar burada bitmeyecektir. Siyasi birliğini tamamlayıp sömürgeciliğe başlamak isteyen İtalya, bu sefer de karşısında Fransa’yı bulacaktır. İtalya sömürgecilik faaliyetlerine başlamak için Osmanlı yönetimindeki Tunus’u seçmişti. Fakat Fransızlar daha önce davranıp Tunus’u Osmanlı’dan almıştır. Fransa’nın Tunus’u alması İtalya-Fransa arasında kötü giden ilişkileri daha da kötüleştirmiş ve güçsüz olan İtalya’yı Avrupa’da daha güçlü bir devlete yanaşmak zorunda bırakmıştı. Bu devlet ise şüphesiz Alman İmparatorluğu’ydu. İtalya ve Almanya’nın girişimleriyle Almanya-İtalya-Avusturya ittifakı kuruldu. Nitekim bu ittifak 1914’e kadar sürecektir. Almanya- İtalya-Avusturya ittifakı (1882) Bismarck’ın Avrupa siyasetindeki ezici üstünlüğünün kanıtıdır. Bu zamanlarda da Rusya ile ittifak olan Almanya, İtalya’ya İspanya ve İngiltere ile de çeşitli anlaşmalar imzalatarak dolaylı yoldan Fransayı tamamen yalnız bırakmış ve Avrupa Barışını garanti altına almıştı. Almanya Avrupa barışının garantörü olmuştur.

 

Bismarck’ın ittifaklar sistemi, 19. yüzyılın, hatta dünya tarihinin görülmüş en karışık ittifaklar sistemidir. Bu sistemi diğerlerinden ayıran en önemli özellik ise tamamen çelişkiler üzerine kurulmuş olmasıdır. Balkanlar’da mücadele eden iki devleti, Rusya’yı ve Avusturya’yı aynı safta nasıl tutmuştu? Avusturya’dan toprak talebi bulunan İtalya’yı nasıl Avusturya’nın da içinde bulunduğu Üçlü İttifaka almıştı? İtalya’ya İspanya ve İngilitere ile yaptırdığı anlaşmalarla dolaylı olarak nasıl Fransa üzerine baskı kurmuştu? Bu cevapların tamamı kendisinin kişiliğinde saklıdır.

 Bismarck’ın 1890’da Meclis’teki sosyalistlerle yaşadığı problem sonucu istifaya zorlanmasının ardından görevi bırakan Bismarck, siyasetten tamamen çekilmiştir. Yetkileri elinde toplayan genç Kayzer II.Wilhelm, Bismarck’ın siyasetini terk etmiş; duygusal, adeta ”asarım keserim” tarzı bir politika olan “Weltpolitik (Dünya Politikası) dediği siyaseti uygulamıştır. Sömürgecilik faaliyetlerine büyük önem vermiş ve bu alanda yayılımcı bir politika izlemiş, Birleşik Krallık ile bu konuda sürtüşmeye girmiştir. En büyük hata olarak ise  Rusya ile yakınlaşma politikasını bırakmış, süresi dolan teminatları tekrar imzalamamıştır. Bu hata “Bismarck’ın Kabusu” adının verildiği durumu olağan kılmıştır. Mısır hakimiyetinin kesinleşmesi ve Birleşik Krallığın inzivadan çekilmesi Fransa ile Birleşik Krallık arasındaki husumeti gidermiş, Birleşik Krallığın tek düşmanı Almanya olmuştur. Bahsettiğim meselelerse bizi Birinci Dünya Savaşı’na götürecektir.

Fatih Karamantwitter.com/FatihTheKaraman | fatihkaraman@tarihakli.com

 

Yararlanılan Kaynaklar:

  • Jonathan Steinberg, Bismarck
  • Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi
  • Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi
  • Otto von Bismarck, Düşünceler ve Hatıralar 2. cilt

Yorumlar (2 Yorum)

  • 1 dünya savaşının gerçek sebepleri

  • Bunlar hep Metternich’in kurduğu çarpık düzenin sonuçlarıydı. Bismarck’ın siyaseti de uluslararsı ilişkilerin güçler dengesi kavramına kurban gidecekti. Weltpolitik ise bir kabusa yol açacak… Sonra Weimar Cumhuriyeti ve III. Reich… Bundan büyük kabus mu var?

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?