Başkanlık Sistemini Okumak

forms_of_government-svg

Son yıllarda ülkemizde sıkça tartışılan konulardan biri ”başkanlık sistemi” olagelmişti. Aslında bu sistemin geçmişi 30-40 yıl geriye de götürebilir. 1961 Anayasa’nın yürütmenin gücünü sınırlandırması Demirel’in çabalarıyla 1971’de değiştirilmişti. 1982 Anayasası ise güçlü bir yürütme öngörüyordu. 2010 Referandumu ise Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesini öngörüyor ve Türkiye, yarı başkanlık modeline iyice yakınlaşıyordu. Bugün ise bir referandumla başkanlık sistemine tam olarak geçiş konuşulmakta. Peki insanların kafasındaki başkanlık sistemi ile hukuktaki başkanlık sistemi aynı mı?

Başkanlık sisteminde öncelikle bilmemiz gereken iki yanlış var: başkanlık sistemi bir diktatörlük değildir, başkanlık sistemi devletin yapısı (rejim) ile alakalı bir durum hiç değildir. Bu yanlışları düzeltecek olursak, başkanlık sistemi de demokratik bir modeldir. Diktatörlüğü öngörmez. Ayrıca sistemin rejimle yani devletin yapısı ile bir alakası yoktur, sistem hükümetin yapısını değiştirmektedir. Devlet ile hükümet farklı kavramlardır.

Dünya üzerinde 59 ülkede başkanlık sistemi uygulanmaktadır. Bu yüksek bir sayıdır. Parlamenter sistemle yönetilen ülke sayısı da 76’dır. Bu iki sistem de hükümetin yapısı ile alakalıdır. Federal, üniter gibi sistemler ise rejimler gibi devletin yapısı ile alakalıdır. Yani başkanlık sisteminin federalizm ya da üniter yapı ile bir alakası yoktur. Biri hükümetin yapısı, diğeri de devletin yapısını oluşturmaktadır. Bilinenin aksine başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin hepsinde federalizm yoktur. Hatta ilginç bir karşılaştırma yapacak olursak, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin (58 ülke) sadece dörtte biri federalizmi de benimserken, parlamenter sistem ile yönetilen ülkelerin (76 ülke) 28 tanesi federalizm ve türevleriyle yönetilmektedir. Bu istatistikler federalizmin her iki modelde de tutulduğunun bir göstergesidir. Normal şartlarda başkanlık sistemi federalizm ile desteklendiğinde çok daha iyi şartlar sunmaktadır ancak Türkiye’de başkanlık sistemini federalizm ile desteklemek intihar olacaktır. Bu yüzden Türkiye’de devletin üniter yapısı korunarak hükümetin yapısı değiştirilmelidir. Zaten iktidar partisi de üniter yapının korunarak başkanlık sistemine geçilmesinden yanadır.

Bu iki kavram karmaşasını aştığımızı düşünerek yeni bir konuya geçmek istiyorum: Başkanlık sisteminde kıyas. Başkanlık sistemine karşı olanlar Türkiye’yi, ABD ve Fransa gibi devletlerle kıyaslamaktadır. Bu tür kıyaslamalar hata verebilir. Türkiye dengi olan ülkelerle kıyaslanmalıdır diye düşünüyorum. Örneğin, Güney Kore 1990’da başkanlık sistemine geçtiğinde siyasi istikrar sağlanmış ve beraberinde ekonomik istikrar da gelmiştir. 1990’larda Samsung’un dört milyar olan değeri, günümüzde 100 milyar doların üzerine çıkmıştır. Latin Amerika ülkelerinden Arjantin ve Peru bugüne kadar beş başarılı darbeye tanık olmuş, Türkiye de beş başarılı darbe yaşamıştır. Arjantin’de darbeler sonrası başa gelen asker kökenli devlet başkanlarının görev süresi 22, Peru’da 23 ve Türkiye’de 29 yıl olmuştur. Latin Amerika ülkelerinin hep diktatörlerle ya da darbecilerle yönetildiği efsanesi de burada çürümüş oluyor. Küçümsediğimiz bu ülkelerden aşağı kalır yanımız yoktur. Bu gerçeği görmek durumundayız.

Demokrasi İndeksi verileri bizim için önemli ancak her zaman referans alamayacağımız bir listedir. İndekse göre ilk 20’de sadece iki ülkenin (ABD ve Uruguay) tam demokrasi olduğunu söylemek kolaycılık olacaktır çünkü şiddetle karşı olduğumuz federalizm ilk 20’deki ülkelerin yarısında görülmektedir. Federalizmin demokrasiyi güçlendirdiği gerçeğini göz önünde bulundurursak mevcut şartlar dahilinde zaten tam demokrasiyi yakalamanın Türkiye’deki zorluğu anlaşılacaktır. Yine küçümsediğimiz Arjantin, Brezilya gibi ülkeler de 50’li sıralarda yer almaktadır.

Başkanlık sisteminin faydalarına da değinmek lazım. Siyasi istikrarı ve onun da beraberinde ekonomik istikrarı getirdiğini biliyoruz. Bunun dışında önemli faydalarını da görmekteyiz. Başkanlık sisteminde erken seçim yoktur, koalisyon yoktur, milletvekilleri yasama sürecine özgürce katılabilmektedir yani parti disiplini zayıftır, yasama yürütmeyi denetlerken zorlanmamaktadır. Başkan gücünü halktan aldığı için meşruiyet sıkıntısı da yoktur (şu an olduğu gibi). Başkanlık sisteminde yargının gücü çok önemlidir. Yüksek Yargı denilen yargı, neredeyse başkanın bile üzerindedir. Ülkemizdeki Anayasa Mahkemesi’nden de yüksek yetkilere sahiptir. Başkanlık sistemine geçilirse Yüksek Yargı oluşturulabilir ya da Güney Kore’de olduğu gibi her ikisi de (YY-AYM) varlığını sürdürebilir. Ancak tek başlılığın olması daha iyidir.

Başkanık sisteminde gevşek parti sistemi olmalıdır. Yani yukarıda da ifade ettiğim gibi milletvekili partisine aykırı kararlar verebilmeli ve bu disiplin cezası gerektirmemelidir. Parti Genel Başkanı ile Başkan aynı kişi olmamalıdır. Seçim sisteminde ise Türkiye’ye en uygun olanı daraltılmış bölge sistemidir. Daraltılmış bölge seçim sistemiyle Türkiye iyice iki partili sisteme yaklaşacaktır. Bu sistem Özal döneminde de uygulanmıştır. Seçim barajı ise %2-3’lere kadar düşürülebilir, hiçbir sıkıntı teşkil etmeyecektir.

Tek meclis, çift meclis olayına da değinmek gerekir. Türkiye Siyaset Tarihinde 1961 Anayasası ile çift meclis de denenmiştir. Başkanlık sisteminde de genelde çift meclisli yapı göze çarpmaktadır. Ancak Peru gibi tek meclisli başkanlık modelleri de bulunmaktadır. Tek meclis de çift meclis de doğru uygulandığında iyi sonuçlar vereceği için burada da bir sıkıntı yoktur.

Başkanlık sistemi kesinlikle bir diktatör doğuran bir sistem değildir çünkü genelde başkanlıkla yönetilen bütün ülkelerde en fazla iki dönem şartı bulunmaktadır. Latin Amerika’daki diktatörler ne iş? diyebilirsiniz. Onlar darbeyle başa gelmiştir. Sistemle bir alakası yoktur. Darbe ihtimali başkanlık sistemlerinde aslında çok zayıftır ancak bu ülkelerde bazı demokratik ve siyasi değerler oturmamıştır. Türkiye’de kendimize yetebilecek kadar demokrasinin oturduğunu ve bazı değerlerin artık yerleştiğini 15 Temmuz gecesi görmüştük zaten. Başkanlık sisteminde bir özellik var ki sistemin ana fikrini ortaya koyuyor adeta. Başkanlık sisteminde Başkan’ın yetkileri parlamenter sistemdeki Başbakan’ın yetkilerinden bile azdır. O zaman sistemi getirmek isteyen kişiler yetkilerinin azaldığı bir sistemi niye getirmek istesin? gibi bir klasik soru da sorabilirsiniz. Onun da cevabı basittir: Demek ki kişi, sistemi kendisi için değil ülkesi için istemektedir. Başkanlık sisteminde en fazla iki dönem yani 8 ya da 10 yıllık bir süre vardır. ”Ömür boyu başkanlık” gibi gülünç ifadelerin sistemde yeri ve karşılığı yoktur.

Bugün Türk Cumhuriyetleri’nde başkanlık modellerinin çeşitli türevleri görülmektedir. Ancak bu devletlerdeki otoriterlik Sovyet Rusya’dan kalma bir gelenektir. Bugün ne Rusya, ne de Türk Cumhuriyetleri demokratik değildir. Türkiye, bu ülkelerle kıyaslanamayacak kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş değerlere sahip bir devlettir. Her devlet belli bir geleneğin, kurumsallaşmanın ve belli değerlerin getirdiği birikimle yeni bir hükümet modeli inşa eder. Bu açıdan Türkiye ile her anlamda geri kalmış Türk Cumhuriyetleri’ni kıyas edemeyiz.

Tüm bu yazılanlar sonunda bir sonuca varmamız gerekiyor: Başkanlık sistemleri devletten devlete değişmektedir. Dolayısıyla tek bir tipi yoktur. Türkiye de kendi sistemini oluşturmak zorundadır. Bunu da ”Türk tipi” olarak açıklamışlardı. Yukarıda saydığımız özelliklerin bizim başkanlık sistemimizde de olacağını düşünüyorum. Şayet olursa demokrasimiz iyice güçlenecektir. Meclisten geçer mi geçmez mi bilinmez ama başkanlık sistemi bizim gibi siyasi istikrara mecbur ülkeler için bir ihtiyaçtır.

#PazarYazıları1    [Faruk AYDIN]

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?