Barbaros: Akdeniz’in Aslanı

Barba Rossa… Akdeniz’e nam salan isim… Yabancı tacir ve korsanların korkulu rüyası… Peki, Barbaros kimdi? Ya da kimlerdi? İşte size bunu anlatmaya çalışacağım bu yazımda. Barba Rossa ismi Latincede “kızıl sakal” anlamına gelir. Akdeniz’e nam ve korku salan Barbaros Kardeşler’e düşmanlarının verdiği, korku içeren bir isimdir. Şimdi gelelim, Barbaros Kardeşler’e ve yazımızın esas kahramanı Barbaros Hayreddin Paşa’ya…

Fatih Sultan Mehmed’in tımarlı sipahisi olarak, Midilli Adası’nın en zengin ağalarından olan Yakup Ağa’nın çocuklarıdır Barbaros Kardeşler. Büyükten küçüğe İshak, Oruç, Hızır ve İlyas isminde dört kardeştirler. Anneleri, ada sakinlerinden Katerina isminde, kızıl saçlı bir kadındır. Babaları Yakup Ağa ile evlendikten sonra Türk denizcilik tarihinin kederini değiştiren bu dört evladını doğurmuştur.

Zamanla büyüyen Yakup Ağa’nın oğulları, ada şartlarında doğal olarak denize merak sarıyordu. Yakup Ağa’nın tüm cezalarına ve rıza göstermemesine rağmen, özellikle Oruç ve Hızır, durmadan denize açılıp, sandallarla dolaşıyordu. Yakup Ağa ise, çocuklarının, dönemin Akdeniz şartlarında, başına bir şey gelmesini istediğinden ötürü, onları çok kısıtlıyordu. Fakat bu uğraşları sonuç vermemiştir. En büyük ikinci oğlu olan Oruç, kısa zamanda ufak bir ticaret gemisi elde edip denizlere açılmıştır. Denizdeki maharetiyle ünlenen Oruç Reis zamanla korsanlığa da başlayıp, ününe ün katmıştı. Aradan geçen yıllarda, oğlundan ayrı düşen baba Yakup Ağa, diğer çocuklarına deniz konusunda daha da katı olmuştu.

Oruç Reis’in adı, girdiği cenkler ve başarılarıyla kısa zamanda Barba Rossa diye anılmaya başlamıştı. Akdeniz’in dört bir yanında, ismi efsanelerle anılıyordu. Çok kısa zamanda korkulan ve efsaneleşen bir kaptan olmuştu. Kızıl sakallarından ötürü ecnebi korsanlar adına Barba Rossa demişlerdi. Dönemin Padişahı II. Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut, Oruç Reis’e maddi yardımlarda bulunuyordu. Şehzade Korkut’tan aldığı gemilerle kendine ufak çaplı bir donanma kuran Oruç Reis, yakın zamanda en küçük kardeşi İlyas’ı da yanına aldırıp, birlikte iş yapmaya başlamıştı. Bu kusursuz başarı hikâyesi, maalesef bir yerde ödün verdi. Rodos Şövalyeleri ile girdikleri savaşta, ağır bir yenilgiye uğramıştı Oruç Reis ve İlyas Reis. Bu yenilgi, İlyas’ın canına, Oruç’un üç yılına mal olmuştu. Rodos Şövalyeleri, İlyas Reis’i acımasızca öldürmüşlerdi. Oruç Reis’i ise forsa olarak esir almıştı. Akdeniz’de forsa olmak bir denizci için ölümden beterdi. Ve Oruç Reis üç yılını forsa olarak geçirdi. Sonra bir şekilde gemiden kaçan Oruç Reis, imkansızı başarmıştır böylelikle. Ölümden beter olan forsalık süresince umudunu kaybetmeyip, çalışıp çabalayıp, bir şekilde kaçmıştı Rodos Şövalyelerinin elinden. Sonra da Memluk Devleti adına, bir süre amirallik yapmıştır.

Oruç Reis’in esir alındığını duyan Hızır, neyi var neyi yoksa satmış, ufak bir gemi almıştır. Tayfasıyla birlikte acemi bir Reis olarak açıldığı sularda, kısa sürede abisi gibi büyük bir üne kavuşmuştur. İkinci bir kızıl sakal gelmişti Akdeniz’e. Üstelik ikisi de kardeş. Barbaros Kardeşler. Hızır Reis ve Oruç Reis’in yolu bir deniz muharebesinde kesişir. Nihayet abisini bulan Hızır Reis, abisini büyük bir beladan da kurtarmıştır. Abisini, içinde bulunduğu muharebeden yaralı olarak kurtarmıştır ve Tunus Sultanı Muhammed’in yanına gitmiştir. Tunuslu hekimler, Oruç Reis’in yaralı kolunu kurtarmaya çalışıyordu. Uzun uğraşlar ardından Oruç Reis’in kolu kurtarılsa da eli kurtarılamadı. Elinin yerine takılan kancadan sonra, kendi lakabı olan Barba Rossa, kardeşi Hızır’a Barbaros olarak geçmişti. Artık ona, elinin yerinde olan kancanın ürkütücülüğü ve heybetiyle düşmanlar, Kanca Oruç Reis diyorlardı. Oruç Reis’in tedavisi sırasında yakınlaştıkları Tunus Sultanı Muhammed, onlara Cezayir’i korumaları için teklifte bulundu.

Ve sonunda iki kardeş Cezayir’in başındaydı. Tunus’taki iç karışıklıklar nedeniyle, Cezayir ayrılıp ayrı bir devlet olmuştu. Cezayir Kralı Kanca Oruç Reis ve Barbaros Hızır Reis. Aradan geçen yıllardan sonra, 1518’de İspanyolların saldırısıyla şehit düşen Oruç Reis’ten sonra Hızır Reis, intikam ateşiyle yanıp tutuşmakta fakat dönemin Kutsal Roma İmparatoru Şarlken’e de gücü yetmemekteydi. İspanyol gemilerine darbeler vurup duruyordu Hızır Reis. Artık en büyük düşmanı Andrea Doria ve İspanyollar olmuştur. Aradan geçen yıllardan sonra 1532’de, Cezayir Kralı olarak ülkesi, donanması ve askerleriyle birlikte Osmanlı’ya, Kanuni Sultan Süleyman’a tabi olmuştur. 1533’te Kanuni, kendisini, dinin hayırlı evladı anlamına gelen Hayreddin ismiyle vermekle birlikte Kaptan-ı Deryalığa yükseltmiştir. Gaza ve cenk uğruna savaştığı ömründe, elli dört yaşında, krallığıyla bir mütevazılık ve saygı örneği oluşturarak Osmanlı’ya katılışı ve elli beş yaşında Kaptan-ı Derya olmasına gurur ve hayranlık duyulması gerekir.

En büyük başarısı ve ün kaynağı olan Preveze Deniz Savaşı’na gelelim son olarak. Hepinizin bildiği üzere, Preveze Deniz Savaşı’nda en büyük düşmanı Andrea Doria’yı ve Kutsal İttifak donanmasını ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Şimdi de savaşın detaylarına bakalım.

Takvimler 1538’i gösteriyordu. Kaptan-ı Deryalığın beşinci yılı. Papalık, büyük Haçlı Donanmasını topluyor. Sebebi ise açık; sömürgelerine ve Akdeniz egemenliğine karışılıyor. Barbaros Hayreddin Paşa, Akdeniz’de kuş uçurtmuyor. Büyük Haçlı Donanması Preveze açıklarına gelmiş, Osmanlı köylerini tahrik ediyor. Preveze’de, iki tarafın da güçleri çok farklı. Papalık ordusunda, Andrea Doria yönetiminde altı yüz sekiz gemi ve altmış bin asker, Barbaros’un elinde ise; 122 gemi ve on bin levend. Herkes Haçlı zaferini kesin görse de, Barbaros Hayreddin Paşa herkesi şaşırtıyor. Haçlı Donanmasının neredeyse tamamı ağır gemilerden; kalyonlardan oluşuyordu. Barbaros’un ise hemen hemen hepsi ufak ve seri hareket eden kadırgalardan oluşuyordu. Keskin manevralarla alt ettiği düşmanını, hilal (turan) taktiğiyle karşılayıp, etrafını sararak içine çekip koskoca Haçlı Donanmasını yutmuştu. Birkaç saat içinde sonuçlanan savaşta herkes şaşkındı. Akdeniz’in ortasında can pazarı kurulmuş, masmavi deniz, kızıl olmuştu. Barbaros ve donanmasında gemi kaybı yokken dört yüz kişi şehit düşmüş, sekiz yüz kişi yaralanmıştı. Haçlılarda ise on üç gemi batmış, otuz altı gemi ele geçirilmiş ve üç bin kişi esir alınmıştı. Preveze destanı yazan koca Hızır Reis, aynı zamanda nesiller boyu adını hatırlatmayı başarmıştı. Çok şey borçlu olduğumuz atalarımızdan birini, hatta Oruç Reis’le beraber ikisini anlatmaya çalıştım sizlere.

Barbaros Hayreddin Paşa’nın kabri, Beşiktaş sahilinde deniz sesi işitecek bir konumda bulunuyor. Zira vasiyetinde “Beni deniz sesi duyabileceğim bir yere defnedin” demiştir. Bu yazıyı okuduktan sonra, Barbaros’un kabrini ziyaret etmenizi ve hemen yakınındaki denizcilik müzesine gitmenizi tavsiye ederim. Keşke Barbaros’un 1533’te Pargalı İbrahim Paşa’ya dediği gibi, Yeni Dünya’ya açılıp günümüzde daha farklı yerlerde olabilseydik… Bir sonraki yazımda buluşmak üzere. Esen kalın.

Eski Yazarımız: Yunus Aydoğan (yunusaydogan@outlook.com)

Kaynakça:

Dünyaya Hükmeden Sultan: Kanuni II, Talha Uğurluel;

Efsane- İskender Pala;

Vikipedi: Oruç Reis, Barbaros Hayreddin Paşa, Preveze Deniz Savaşı ve Andrea Doria.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?