Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu Birinci Dünya Harbi’ne Götüren Süreç

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun 1815 Viyana Kongresi ile oluşan düzenden sonra en büyük amacı, Balkanlar üzerinde hâkimiyet kurmak olmuştur. 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlı Türklerinin hâkimiyetinde kalan Balkanlar, aynı zamanda Rusya’nın da elde etmek istediği hâkimiyet alanlarından biriydi. Esasında bölge halklarının büyük çoğunluğu Slav ırkından olup, Ortodoks mezhebini benimsemişti. Bu detay, Rusya’nın Balkanlara karşı hamlelerini meşrulaştırmak için 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından beri kullanılmıştır.

Avusturya-Macaristan ile Rusya arasındaki bu rekabet, Türk tarihine ”93 Harbi” diye geçen, 1877-78 Türk-Rus Savaşları sonucunda imzalanan iki antlaşma ile daha da kızışmıştır. Rusya’nın baskısıyla Yeşilköy’de imzalanan Ayastefanos Barış Antlaşması, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid tarafından İngilizlerin devreye sokulmasıyla yerini Berlin Barış Antlaşmasına bırakmıştır. Berlin’de imza edilen barış antlaşmasına göre, Balkanlar’da bağımsız Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan ve Romanya devleti oluşturulmuş; Bosna Hersek, içişlerinde bağımsız bir özerk vilayete dönüştürülmüştür. Özerklik kazanan bir diğer vilayet de Doğu Rumeli olmuştur.

Bosna Hersek bu topraklar içerisinde Avusturya-Macaristan’ın gözdesi durumunda yer almıştır. Ancak Avusturyalılar, Bosna Hersek’i topraklarına katma için acele etmemiş, en uygun zamanı beklemeyi tercih etmiştir. 1908’deki ilhaka kadar Bosna Hersek, otuz yıl boyunca, Avusturya-Macaristan yönetimi ve yöresel otonomi ile Türklerin egemenliğinde kalmıştır. Avusturyalıların, Bosna Hersek için bu kadar uzun süre beklemesinin birbiriyle bağlantılı iki sebebi var: Birincisi, uluslararası ortam müsait olmamıştır. İkincisi de, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kırılgan yapısıyla uluslararası ortamı lehine çevirmekte zorlanan, güçsüz bir devletti.

1904-1905 Rus-Japon Savaşı sonrası zayıflığı görülen Rusya’ya karşı hamle yapan Avusturya, otuz yıl önceki kongrede kendisine Bosna Hersek’i topraklarına katma izni veren gizli ek maddeyi uyguladı ve otuz yıl sonra, Bosna Hersek’i ilhak yoluyla topraklarına dâhil ettiğinde iki amacına da ulaşmıştı: Yugoslavya tarzında bir devlet kurma hülyasındaki Sırbistan’a karşı durmuş ve dolaylı olarak Rusya’ya karşı puan kazanmıştı.[1]

Avusturya-Macaristan, dolaylı yoldan Rusya’ya karşı puan kazanmak için Berlin’deki antlaşmadan kalan gizli maddeyi uyguladı ancak asıl hedefi Sırbistan’dı.[2] Bunun için Rusya ile bir anlaşmaya bile vardı. Sırbistan’ı yalnızlaştırmak için yaptığı bu anlaşmaya göre, Rusya’ya boğazların Rus savaş gemilerine açılması konusunda destek verecek, kendisi de Bosna Hersek üzerinde hak iddia edecekti. Ancak Avusturya, Birleşik Krallık ve Fransa’yı ikna edecek güçte bir devlet değildi, bu yüzden ilhak gerçekleşti ancak büyük devletlerin baskısıyla İstanbul Boğazı Rus savaş gemilerine açılmadı.[3]

Bosna Hersek sorununda Almanya ilk kez, Avusturya’yı tam olarak destekledi ve Rusya’ya, ilhaka karşı çıktığı vakit, bir Avrupa savaşını göze aldığını da belirtti. Sonra Almanya daha da ileriye giderek Sırbistan ve Rusya’dan, Avusturya-Macaristan’ın bu hareketini tanımasını istedi. Rusya, bu hareketi de yutmak zorunda kalacaktı çünkü Birleşik Krallık ve Fransa’nın bir Balkan sorunu yüzünden savaşa girmeyeceğini iyi biliyordu.[4]

Bosna Hersek sorununun bir diğer muhatabı Sırbistan’ın durumu da 1903’ten itibaren karışıktı. O yıl iktidarı ele geçiren Sırp milliyetçileri kuvvetli bir biçimde Avusturya karşıtlığı izledi. Sırbistan’ı, Rusya’nın yanı sıra Fransa da destekliyordu. Avusturya-Macaristan’ın, iki devleti aynı anda karşısına alamayacağı için ilhak öncesinde Rusya ile anlaşma masasına bu yüzden oturduğu söylenebilir.

Bosna Hersek’i ilhak ederek Sırpların hülyasına darbe vuran Avusturya, Balkan Savaşlarında topraklarını iki katına çıkaran Sırbistan’ın Adriyatik’e çıkmasına da engel olarak, bir puan daha kazanmıştı. Bu olayın başarısında da Almanya’nın payı inkâr edilemez. Almanlar, bir kez daha Rusları, Sırbistan’ı desteklemekten vazgeçirdi. Almanya ve Avusturya-Macaristan’ın işbirliği, Sırbistan’ın bir kez daha ödün vermesine sebep oldu.[5] Aynı yıl Birleşik Krallık, Londra Konferansı’nda Arnavutluk’un Sırbistan’a verilmesini engelleyerek, Avusturya’ya adeta bir hayat öpücüğü vermiş oldu.[6]

Avusturya-Macaristan’ın yönetimindeki Habsburg monarşisi, Avrupa’da meşruluğunu milliyetçiliğe dayandırmayan tek güçtü. Çünkü içerisinde Osmanlı Devleti gibi birçok etnik yapıyı barındırıyordu. 1848 Devrimleri ile Macarlara eşit statü verilse de, Çekler, Slovaklar ve Polonyalılar özerklik istiyordu. Sınırdaki İtalyanlar, Sırplar ve Romenler ise, kardeşleri için özgürlük istiyordu. Tüm bu kırılgan yapıyı oluşturan dinamikler her an patlayacak bir bomba gibi duruyordu Avusturyalıların önünde. Öyle de oldu. 28 Haziran 1914’te Sırp hükümetinin destekleyip örgütlediği milliyetçi bir genç, Avusturya-Macaristan tahtının veliahdını Saraybosna’da öldürdü. Genç Sırp milliyetçisi, Franz Ferdinand’ı ilk girişiminde öldürmeyi başaramadı. Onun yerine Arşidük’ün arabasının şoförünü yaraladı. Vali’nin konutuna gelip, Avusturyalı idarecileri ihmallerinden dolayı cezalandırdıktan sonra, Franz Ferdinand yanında karısı olduğu halde şoförünü hastanede ziyarete karar verdi. Yeni şoför, hastaneye giderken yanlış bir yola saptı ve girdiği sokaktan geri çıkarken bir kaldırım kahvesinde oturan suikastçının tam önünde durdu. Suikastçı, ikinci girişiminde başarısız olmadı. Olay Avrupa’yı kızdırdı. Ancak yaklaşık bir ay boyunca harekete geçmeyen Avusturya, harekete geçtiğinde ise olay gündemden düşmüş ve Avrupa’nın desteğini kaybetmişti.

Alman İmparatoru Wilhelm, suikasttan bir hafta sonra, 5 Temmuz 1914 tarihinde Avusturya Büyükelçisini öğle yemeğine davet etti ve Sırbistan’a karşı hızla harekete geçilmesini istedi. 6 Temmuz’da Almanya Şansölyesi Bethmann-Hollweig, Kayzer’in sözünü doğruladı: “Avusturya, Sırbistan’la arasındaki ilişkileri açıklığa kavuşturmak için ne yapılması gerektiğine karar vermelidir; fakat Avusturya’nın kararı ne olursa olsun, Almanya’nın bir müttefik olarak arkasında olacağından hiç kuşku duymaması gerekir.”

Avusturya ise, Viyana’nın Macar Başbakanı Stephan Tisza’nın, imparatorluğu riske etmek hususundaki isteksizliğini yenmek için zamana gereksinimi olduğundan işi ağırdan aldı. . Tisza kabul ettiği vakit, artık Avrupa desteği için çok geçti. Buna karşın Viyana, kırk sekiz saatlik bir ültimatomu 23 Temmuz’da Sırbistan’a verdi. Almanların kışkırtmaları sonucu Avusturya, 23 Temmuz’da Sırbistan’la diyalog kapısını kapattı. Ültimatomda öyle ağır şeyler öne sürülüyordu ki, bunların reddedileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak Sırbistan, 25 Temmuz’da Avusturya’nın ültimatomuna beklenmeyen ölçüde bir cevap vererek ve birisi hariç Avusturya’nın bütün isteklerini kabul etti.[7] 12 Ağustos’a kadar askeri harekâta hazır olmayacağı halde, Avusturya, Sırpların 25 Temmuz’daki cevabını da dikkate almayarak 28 Temmuz’da Sırbistan’a savaş ilan etti.

Aynı gün Rusya, Avusturya’ya karşı kısmi seferberlik ilan etti. Zaten Rusya, 1914 yazı öncesi, doğusunda bulunan askeri bölgelerdeki birlikleri savaşa hazır konuma getirmişti. Ancak son elli yıldır Avusturya, Rusya’nın Balkanlar dolayısıyla en büyük düşmanı olmasına karşın, genelkurmayın hazırladığı tek plan, aynı anda hem Almanya hem de Avusturya’ya karşı yapılacak genel bir seferberlik planı idi. Bu sebeple aynı tarihlerde Rus Dışişleri Bakanı, Berlin’e “Aldığımız askeri tedbirler Avusturya’nın savaş ilanının bir sonucudur. Bir tanesi dahi Almanya’ya yöneltilmiş değildir.” güvencesini verecektir.

Savaşın ilk iki haftasında büyük bir harekât olmadı. Büyük devletler arasında sadece Avusturya’nın askeri planları, modası geçmiş ve hıza dayanmıyordu.[8] Bu durumda Avusturya sadece Rubicon Nehrini ele geçirebildi.[9] Geri dönmemek için de sık sık Belgrad’ı bombaladı. Aynı yıl en büyük Rus hamlesi ise, Galiçya’da Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na yönelikti. Rusya’nın bu imparatorluğa karşı en büyük hedefi, içerisinde yaşayan Slav milletlerini korumaktı. Bosna Hersek’in Sırbistan’a verilerek, bu devletin oluşturmak istediği Yugoslavya hedefine destek çıkıyordu. Rusların planına göre, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tamamıyla tasfiye edilmeyecekti. Macarlar gibi Çekler de aynı dereceye çıkarılarak Avusturya-Macaristan-Çekistan İmparatorluğu oluşturulacaktı.[10]

Avusturya-Macaristan ise, Sırbistan’ı yenerek, Sırbistan’ın hala ulaşmak istediği Yugoslavya hedefi ile imparatorluğun geleceğini tehlikeye sokmasını engellemek istiyordu. Hatta Avusturyalılar, Sırbistan’ın Yugoslavya’yı oluşturmasından öte bu devletin Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan arasında paylaşılmasını da istiyordu.[11] Ancak işler istedikleri gibi gitmeyecekti…

 

DİPNOTLAR

[1] Henry Kissinger, Diplomasi, 16. Basım, İş Bankası Yayınları, s.189.

[2] A.g.e. s.189.

[3] Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi, 3.Basım, İş Bankası Yayınları, s.297.

[4] Henry Kissinger, Diplomasi, 16. Basım, İş Bankası Yayınları, s.190.

[5] Geoffrey Parker, Cambridge Savaş Tarihi, 3.Basım, İş Bankası Yayınları, s.298.

[6] A.g.e, s.298.

[7] Henry Kissinger, Diplomasi, 16. Basım, İş Bankası Yayınları, s.205

[8] Henry Kissinger, Diplomasi, 16. Basım, İş Bankası Yayınları, s.205

[9] İtalya’nın kuzeyinde, 29 kilometre uzunluğunda bir nehirdir.

[10] Nimet Kurat, Rusya Tarihi Başlangıçtan 1917’e Kadar, TTK, s.435.

[11] http://politeknik.de/avusturya-macaristan-ve-birinci-duenya-savasi-bir-genel-bakis1-prof-dr-manfried-rauchensteiner-viyana-ueniversitesi/ [Erişim Tarihi: 29.01.2018]

KAYNAKÇA

KISSINGER, Henry, Diplomasi, 16. Basım, İş Bankası Yayınları.

KURAT, Nimet, Rusya Tarihi Başlangıçtan 1917’e Kadar, Türk Tarih Kurumu.

PARKER, Geoffrey, Cambridge Savaş Tarihi, 3. Basım, İş Bankası Yayınları.

RAUCHENSTEINER, Manfried, Avusturya-Macaristan ve Birinci Dünyası Savaşı. Bir Genel Bakış I.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?