Atatürk’ün Son Günleri ve Son Sözü

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat etmeden önce söylediği son söz tartışma konusu olmuştur. Yazılan biyografilerin ve kitapların bazılarında son sözünVealeykümüsselam”[1] olduğu bazılarında ise “Saat Kaç”[2] olduğu belirtilmektedir. Öncellikle bu sözlerin gerçekten söylenip, söylenmediğinin araştırılması, ardından bu sözlerin bir anlam taşıyıp taşımadığının tartışılmasının gerekli olduğu kanısındayım. Hangi kaynaklarda, hatıralarda, hangi sözün geçtiği ve bunların eleştirisi yapılırken de ilgili kaynakların hepsinin bir arada verilip, karşılaştırılması önemlidir. Dünya tarihine bakıldığında büyük liderlerin son sözleri her zaman merak edilmiş ve bir kutsiyet atfedildiği görülmüştür. Atatürk’ün bu sözleri bazı çevrelerde bıraktığı olumlu ya da olumsuz intiba bakımından da önemlidir. Özellikle “Aleykümselam” sözü ön plana çıkarılarak Mustafa Kemal Paşa’nın manevi dünyasında ki itikatı yorumlanmıştır. Tıpkı 1 Kasım 1937 Meclis açılış konuşmasında[3] söylediği sözler üzerine yapılan yorumlamalar gibi. Mustafa Kemal Atatürk’ü çok dindar veya tam tersi göstermek için bu tip sözleri kullanılmıştır. Ne Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ne de herhangi bir dinin buna ihtiyacı vardır. Atatürk’ün dini itikatını kanıtlamak veya reddetmek gibi çabaların bilimsel yaklaşıma uygun olmadığı kanısındayım. Son söz iddiasının tenkidi için öncellikle son günlerinde, son sözlerinde ve ölümünde yanında olan kişilerin hatıralarında ve diğer yazılarında nelerin belirtildiğine bakmak gerekir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün son günlerinde, hastalığının yol açtığı bazı etkiler de var olabilir. Bunların da belirtilmesi gereklidir.

Atatürk’ün son günlerinde ve ölüm anında yanında 9 doktor mevcuttur. Bu isimler, hükümetçe yayınlanan Atatürk’ün sıhhat durumu hakkında halkı bilgilendiren tebliğlerin altında imzası olan kişilerdir.[4] Ayrıca CB Genel sekteri Hasan Rıza Soyak, Yaveri Kılıç Ali, Yaveri Salih Bozok, Muhafız alay komutanı İsmail Hakkı Tekçe ve Köşkün görevlileri de Atatürk’ün son günlerinde yanında olan kişilerdir. Bahsi geçen kişiler, muhakkak ki Atatürk’ün son günlerinde ki fiziksel ve zihinsel durumu hakkında bilgi sahibidirler. Bu kişilerin ve doktorların Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlık durumu hakkında, hatıralarında yazdıklarının ehemmiyeti büyüktür.

1.1 Mustafa Kemal Atatürk Son Sözünü Söylemeden Önce Hastalığının Yarattığı Etkiler

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün son hastalığı, kendisi üzerinde bazı fiziksel ve zihinsel etkileri olmuştur. Hastalığı süresinde 3 kere ponksiyon işlemi yapılmıştır.[5] 16 Ekim 1938 tarihinde ağır komaya girmiş, ancak 19 Ekim 1938 tarihinde komadan çıkabilmiştir[6]. 8 Kasım 1938 tarihinde tekrar ağır komaya girmiş ve girdiği son koma halinde iken vefat etmiştir.[7]Bu hastalığının sonucunda oluşan zihinsel ve fiziksel durumun doktorların ve çevresindekilerin hatıralarında nasıl yer aldığını kontrol edelim. Kılıç Ali hatıralarında Atatürk’ün son iki komaya girmeden önce ki vaziyetini şöyle anlatıyor:

 

“Atatürk’ün durumu saatten saate daha da ağırlaşıyor, durum resmi bildirilerle millete açıklanıyordu.
Dalgın ve bitkin olarak yatan Atatürk’ün gözleri nadiren açılıyordu. Herkesin hayranlığını kazanan o güzel mavi gözler artık eski parlaklığını kaybetmiş, solgunlaşmıştı. Hiçbirimizle konuşmuyordu. Sadece:

Aman dil, dil efendim‘ diye bir şeyler söylüyordu. Bu sözlerin ne anlama geldiğini çözmek için bütün zekamızı kullanıyor, geçmiş olayları düşünüyor ve aralarında bir ilişki kurmaya çalışıyorduk. Fakat yine de ne demek istediğini bir türlü anlayamıyorduk.
Atatürk’ün bazı kelimelerde kendine özgü bir telaffuzu vardı. Bazı harfleri yutarak konuşurdu. Mesela ‘değil‘ kelimesini ‘diyi‘ diye telaffuz ederdi. Son zamanlarda dil konusuna ve dil teorisine çok önem verdiği için, sayıklar gibi ‘Aman dil, dil efendim‘ mi yoksa ‘Aman değil, değil efendim‘ mi demek istiyordu? Bunu ayırmak bizim için bir türlü mümkün olmuyordu.

…Bir ara Hasan Rıza Bey ile bana doğru bakarak sordu:
Saat Kaç
Hasan Rıza Soyak cevap verdi:
Saat 7.00 efendimiz
Artık Atatürk sürekli ‘Saat kaç?’ diye soruyor, Hasan Rıza Bey de ‘Saat 7.00 efendimiz’ diye saati tekrar ediyordu. Bu karşılıklı konuşma birkaç kez tekrarlandı.

…Son ‘Saat Kaç?’ sorusunun ardından birdenbire kendini arkaüstü yatağa attı. Aynı anda da fena halde bir titreme başladı. O kadar titriyordu ki dişleri birbirine vuruyordu…”(Turgut, 2017, ss. 652, 658, 659)

Oda da bulunan diğer bir kişi dönemin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ün Son komaya girmeden önce ki durumunu ise hatıralarında şu şekilde anlatıyor:

…Nöbetçi doktor Abrevaya ile o sırada yetişen Prof. Neşet Ömer İrdelp kendisine yine bir taraftan bazı ilaçlar enjekte etmeye, bir taraftan da buz parçaları yutturmaya başladılar; bir aralık sağında bulunan tuvalet masası üzerindeki saate baktı; herhalde iyi göremiyordu ki bana sordu:

Saat Kaç?”
Cevap verdim:

7.00 Efendim
Aynı suali bir, iki defa tekrar etti, aynı cevabı verdim. Biraz sükûnet bulunca yatağa yatırdık; başucuna sokuldum:

Biraz rahat ettiniz değil mi efendim? Diye sordum.
“Evet” dedi. Arkamdan neşet Ömer İrdelp yanaşıp rica etti:
“Dilinizi Çıkarır mısınız efendim?”
Dilini ancak yarısına kadar çıkardı; Dr. İrdelp tekrar seslendi:

“Lütfen biraz daha uzatınız!”
Nafile!.. Artık söylenilenleri anlamıyordu…”(Soyak, 1973, Cilt 2, s. 771)

 

Doktorlar tabii olarak Hastalarının vaziyetini daha iyi gözlemlemiş ve üstüne durmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doktorlarından Ord. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden hatıralarında Atatürk ilk komaya girmeden önce ki durumu hakkında bunları söylemektedir:

 

“Dr. Neş’et Ömer İrdelp Atatürk’ün geçen geceden beri bozulduğunu ve yine bundan evvel olduğu gibi tenebbüh(Üstün uyarlılık) arazı, fikirlerde confusion (karışıklık) ve hareketlerinde gayri tabiilik husule geldiğini anlattı. Gece sıkıntılı ve uykusuz geçmiş. Bazen hiddet ve şiddet göstermiş. Sabah yatağından def’i hacet (Büyük abdest) için bidet (bide-alafranga) ye inmiş. Arkaya doğru düşmüş yatak tarafına düşmüş. Lakin kendini bilmiyormuş. Günü agitation (ajitasyon-çırpınma) ile geçirmiş. Yatakta çırpınıyormuş; bağırmış, hiddet etmiş. Birkaç defa kusmuş. Nihayet saat 18.50’de kendinden tamamiye geçmiş.

…Teneffüs bazen derin, bazen sathi idi, kendini bilmiyordu. Çağrıldığı zaman, bir az dikkat eder gibi görünüyor, lakin bir şey anlamıyordu. Hiçbir söylenen şeyi icra edemiyordu (yapamıyordu)…”(Şehsuvaroğlu, 1981, s. 30)

 

8 Kasım 1938 ikinci komaya girmeden öncesi:

 

“8.XI.1938, Gece fena geçti, derin confusionmentale (düşüncede, aklî çalışmalarda karışıklık) var. Bu sabah daha açıktır. Saat 18.00’de iki defa kay etti. Akşama doğru yine dimağî teşevvüşler[8] oldu ve geceye doğru fazlalaştı. Observation (müşahede, gözlem) kağıdından aldığım satırlar:

Saat 24’e kadar sakin. Saat 24’te etrafındakileri tanımıyor (ördek idrar kabı olacak meselesi!) sonra yine 2’ye kadar uyuyor, sakin. 2.10’da uyanıyor.

Bay Rıdvan’ı çağırıyor, Uyuyamadığından şikâyet ediyor

-Hayret Monşer! diyor. Bir sigara istiyor, içiyor. Bu daha bitmeden ikinci bir sigara daha istiyor. Onun da

Yarısını içiyor. Evvela:

-‘Beni gezdir, diyor, sonra

-Beni sağ tarafıma yatır, diyor. Ört Ört diye emrediyor.

Bay Rıdvan çıkmak istiyor.

-Nereye gidiyorsun? Of beni kaldır, belki bir şey olur, diyor. Yatırılıyor, uykuya dalıyor, 4. 40’da tekrar sesleniyor;

-Bir şey yiyeyim, diyor. Lakin yiyecek getirilinceye kadar tekrar uykuya dalıyor. 6. 00’da uyanıyor. Süt veriliyor.

-Denizde bir motor sesi var. Bu nedir? diye soruyor ve tekrar uyuyor.

7.40’da:

-Rıdvan! diye çağırıyor. Bir şey ister gibi bir jest yapıyor. Lakin istediğini ifade edemiyor. Nihayet çay istiyor. Ördek getiriliyor. İdrar ediyor. O esnada:

-Beni kaldır diye ısrar ediyor.

-Ördek var, deniyor.

-Of! of! (Diyor). Bir şey söylemek istiyor. Lakin kelimeleri bulamıyor. Gözleri açık. Ama dalgın. Derece alınıyor. 36.5 deniyor. Bir şey söylemiyor. 8.20’de Bay Rıdvan giriyor. Sütlü çay getiriyor. İstemediğini anlatmak istiyor. Sözlerini bulamıyor. Başka bir şey istiyor. Adını bulamıyor. Birçok maddelerin ismi söyleniyor. Nihayet Poriç te duruyor. Saat 10.00 da verileceği söyleniyor.

9.XI:1938, Gece zavallı Atatürk tekrar komaya girdi.” (Şehsuvaroğlu, 1981, ss. 36-37)

 

İlk Ponksiyonu gerçekleştiren Prof. Dr. Mim Kemal Öke, ilk koma ve sonrasını anlatıyor:

 

“Bu koma krizi esnasında Atatürk mütemadiyen:
-Aman dil veya değil dil efendiler aman Yarabbi… Gibi kelime ve eksik cümleler tekrarlıyordu.

Ara sıra kaşıkla su veriyorduk. Ağzında soğuttuktan sonra yutuyordu. Pek seyrek gözlerini açıyor, kapıyor… Ve son zamanlara doğru da:
-Su ister misiniz? sualine başıyla veya kaşı ile müspet veya menfi cevap veriyordu. Bu nöbet 3 gün sürdü.

Sabah saat 6 da Hayrullah, ben ve Kılıç Ali büyük salonda oturuyorduk. Rıdvan bey geldi:
-Efendim oturmak istiyor, gözlerini açtı. Ne yapayım? Dedi.

Telaşe meydan vermemek için bunun, yalnızca ben giderek nezaretim altında yapılması muvafık bulundu. Hemen koştum. Rıdvan Bey bana gelene kadar Ata, kendiliğinden oturmuş. Beni görünce dikkatle baktı:
– “Tuhaf şey bana ne oldu?” buyurdu…”(Altıner, 1974, s. 549)

 

Prof. Dr. Nihad Reşad Belger de Atatürk’ün koma halini diğer anılardan farklı anlatmıyor. “Aman dil, Aman dil” şeklinde sayıklamalarından bahsediyor.[9]

Orada bulunanların hatıralarından ve özellikle doktorların tıbbi gözlemlerinden anlamış olduğumuz üzere Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hastalığının hafıza ve zihinsel olarak da bazı etkileri mevcuttur. Bu etkiler nedeniyle Gazi Mustafa Kemal Atatürk son zamanlarında, hatıraların hepsinde belirtildiği gibi “Aman dil, dil efendim” benzeri sözler ve bunun gibi sayıklamalar gerçekleştirmiştir. Hastalığının etkisi olarak hafızasında zayıflamalar ve zihinsel karışıklık yaşamıştır. Böyle bir durumdayken söylenmiş ve sayıklanmış sözlere herhangi bir anlam yüklenmemesi gerekmektedir.

1.2 İlgili Hatıralarda Son Sözün Yer Bulması

Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat etmeden önce ki son sözünün hangi hatıralarda ve nasıl geçtiğini, dolayısı ile son sözünün ne olduğunun kontrolü için son günlerinde ve ölümünde yanında olan kişilerin hatıralarına bakmak gerekir. Yukarıda belirtilen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hastalığı ve son günleri ile ilgili hatıraların bazılarında son söz ile ilgili bilgi bulunmamaktadır. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, Prof. Dr. Mim Kemal Öke, İsmail Hakkı Tekçe, Nuri Ulusu gibi son günlerinde ve ölümünde yanında olan isimler o döneme ait hatıralar yazmışlarsa da son sözü hakkında bilgi vermemektedirler.

Prof. Dr. Nihad Reşad Belger son söz için hatıralarında, Atatürk’ün son girdiği komanın otuz altı saat sürdüğünü, komaya girmeden önce ise son sözünün “Saat Kaç?” olduğunu belirtmektedir.[10]

Kılıç Ali ise hatıralarında son saat kaç sorusunun ardından komaya girmeden önce müdahale yapan Doktor Neşet Ömer Bey’in muayenesi esnasında, Neşet Ömer Bey’e bakarak Vealeykümüsselam” dediğini ve gözlerini kapatıp komaya girdiğini aktarmaktadır.[11]

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak ise Kılıç Ali ile hemen hemen aynı şeyleri söylüyor. Neşet Ömer İrdelp’in muayenesi sırasında Atatürk’ten dilini çıkarmasını istiyor. Yarısına kadar çıkarıyor, tamamen çıkarmasını istediğinde ise tümüyle çekiyor. Söz sözünün İrdelp’e bakarak söylediği Vealeykümüsselam” olduğunu, daha sonra ise vefatına kadar sürecek olan komaya girdiğini belirtiyor.[12]

Sonuç

Mustafa Kemal Atatürk’ün son günlerinde yanında olan kişilerden sadece Prof. Dr. Nihad Reşad Belger son sözünün “Saat Kaç” olduğunu belirtiyor. Onun dışında Kılıç Ali ve Hasan Rıza Soyak bire bir örtüşen ifadelerle ve aynı olay örgüsü içerisinde son sözün “Vealeykümüsselam” Olduğunu aktarıyorlar. Buradan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vefat etmeden önce söylediği son sözün “Vealeykümüsselam” olduğunu saptamak mümkündür. Ancak ikinci bölümdeki hatıraların belirttiği gibi Mustafa Kemal Atatürk bu dönemde hastalığı nedeniyle fiziksel sorunların yanı sıra zihinsel olarak da karışıklık, hafıza sorunları gibi sorunlar yaşamaktadır.Son sözü de diğer “Aman dil, dil efendim” gibi hastalığın getirmiş olduğu etkiler neticesinde ortaya çıkan sayıklamalardan çok farksız değildir. Bu yüzden, özellikle bu söze bir anlam yüklenmemesi veya çeşitli anlamlar çıkarılmamasının daha gerçekçi ve bilimsel yaklaşıma uygun olacağı kanısındayım.

– Ufuk Er

 

Dipnotlar:

[1] Andrew Mango, Atatürk, İstanbul, Sabah Kitapları, 1999, s. 505

Erol Mütercimler, FİKRİMİZİN REHBERİ GAZİ MUSTAFA KEMAL, İstanbul, Alfa Yayınları, 2010, s. 1162

[2]Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal, 3. Cilt, 5. Baskı, İstanbul, Remzi Kitapevi, 1975, s. 593

[3] “Dünyaca malum olmuştur ki, bizim Devlet idaresindeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, idarede ve siyasette bizi aydınlatıcı ana hatlardır. Fakat, bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitabların dogmaları ile asla bir tutmamalıdır.”

Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gayipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz” T.B.M.M Zabıt Ceridesi, Dönem 5, Cilt 20, İçtima 3, s. 9

[4]Bu isimler Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp, Prof. Dr. M. Kemal Öke, Prof. Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, Prof. Dr. Hayrullah Diker, Prof. Dr. Süreyya Hidayet Serter, Dr. Abrevaya Marmaralı, Dr. Kâmil Berk “Resmi Tebliğ”, Ulus, 11 Sonteşrin 1938

[5] Karından sıvı alınma işlemi

[6]Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü. 2. Baskı, İstanbul, ATAM Yayınları, 2007, s. 591

[7] A.g.e, s. 595

[8] Akılda karışıklık

[9]Ruşen Eşref Ünaydın, ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI Profesör Dr. Nihad Reşad Belger’le mülâkat, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1959, s. 48

[10] A.g.e, s.47

[11]Hulusi Turgut(Der.),ATATÜRK’ÜN SIRDAŞI Kılıç Ali’nin Hatıraları,19. Baskı,İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, s. 659

[12]Hasan Rıza Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Cilt 2, İstanbul, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, 1973, s. 771

 

KAYNAKÇA

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam Mustafa Kemal, 3. Cilt, 5. Baskı, İstanbul, Remzi Kitapevi, 1975

KOCATÜRK, Utkan, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü. 2. Baskı, İstanbul, ATAM Yayınları, 2007

MANGO, Andrew Atatürk, İstanbul, Sabah Kitapları, 1999

MÜTERCİMLER, Erol, FİKRİMİZİN REHBERİ GAZİ MUSTAFA KEMAL, İstanbul, Alfa Yayınları, 2010

ÖKE, M. Kemal, Ölüm Atatürk’e Kıyamıyordu, Avni Altıner (Haz.), Her Yönüyle Atatürk, 2. Baskı içinde ss. 547-550, İstanbul, Bakış Kütüphanesi, 1974

Resmi Tebliğ, Ulus, 11 Sonteşrin 1938

Soyak, Atatürk’ten Hatıralar, Cilt 2, İstanbul, Yapı ve Kredi Bankası Yayınları, 1973

ŞEHSUVAROĞLU, Bedi, Atatürk’ün Sağlık Hayatı, Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1981

T.B.M.M Zabıt Ceridesi, Dönem 5, Cilt 20, İçtima 3

TURGUT, Hulusi (Der.), ATATÜRK’ÜN SIRDAŞI Kılıç Ali’nin Hatıraları,19. Baskı,İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017

ÜNAYDIN, Ruşen Eşref, ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI Profesör Dr. Nihad Reşad Belger’le mülâkat, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1959

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?