Arapların Birinci Dünya Savaşı’ndaki Durumu

1-dunya-savasi-araplar

Son günlerde yakından takip ettiğimiz tarih gruplarında/sitelerinde Arapların ihaneti ile alakalı yine bir sürü fikir, tez ve yazılar ortaya atıldı. Ben de bu yazıda bildiklerimi, özellikle de nüfus özelinden tarafsız bir şekilde yorumlamak istiyorum.

Öncelikle nüfustan başlayalım. Bazı gönderilerde 200 milyon nüfustan, 100 milyon nüfustan bahsedildi. Bunlar tamamen hikayedir. Böyle bir şey yoktur. Her bir yanı verimli ovalarla, denizlerle, ormanlarla çevrili Anadolu’da bile o yıllarda 10-15 milyon arasında nüfus yaşarken, Ortadoğu’da böylesine abartılı rakamlar vermek yanıltıcı ve tarih bilimine aykırıdır. Yavaş yavaş ülkelerden başlayalım. En tartışmalı ülke Şerif Hüseyin’in ülkesi Suudi Arabistan. İnternetten, 1950 yılına ait nüfus sayımına ulaştım. 3.1 milyonluk bir nüfusa sahipler. Bunu 35 yıl önceye götürelim ve rakamı en yüksekten tutarak 2 milyon nüfus diyelim. Hemen kuzeybatısındaki Ürdün’e bakalım. 1971’e kadar nüfus geçmişine ulaşabiliyoruz. 1.5 milyon çıkıyor. 56 yıl önceye kadar götürelim bu nüfusu. 500 bin diyelim yine yüksek tutarak. Gelelim Filistin’e. Filistin’in 1914 nüfusuna ulaşabildim. 525 bin Müslüman yaşıyor bölgede.

Gelelim Suriye ve Irak’a. Suriye’nin en eski nüfus kaydı 1937 yılına ait. 2.3 milyon nüfusları var. 22 yıl önceye göre tahmin yaparsak 1.7 milyon nüfus diyelim en iyi ihtimalle. Irak’ın ise 1960 nüfusuna ulaşabildim en eski yıl olarak. 7.3 milyon nüfus gözüküyor. 45 yıl öncesine götürelim ve en iyi tahminle 5 milyon diyelim. Son olarak Yemen’e bakalım. Orada da en eski nüfus sayımı olarak 1950 yılına ulaşıyoruz. 4.3 milyonluk nüfus göze çarpıyor. 35 yıl öncesine götürüp tahmin yaparsak 3 milyon diyelim ona da.

Şimdi hakimiyetimiz altındaki nüfusları toplayalım. Suudi Arabistan, Ürdün ve Filistin toplamı 3 milyon, Suriye ve Irak 6.7 milyon, Yemen ise 3 milyon. Toplarsak 12.7 milyon tahmini nüfus elde ediyoruz. Hemen hemen Anadolu coğrafyasının savaş yıllarındaki nüfusuna denk bir tahmini nüfus elde ettim. Gördüğünüz gibi 100 milyonu bırakın 15 milyon etmeleri bile imkansız. Hatta ben tahminleri yüksek tuttuğum için 10 milyonun altında olması da muhtemel. Bu arada iki önemli nokta var. Libya, Mısır, Kuveyt, Bahreyn, Katar, B.A.E gibi ülkeler o yıllarda Osmanlı egemenliğinde olmadığı için onları katmıyoruz tabii ki hesaba. İkinci önemli husus ise Suudi ailesinin büyük çoğunluğunun Riyad merkezli Arap çöllerinde yaşadığı gerçeği. Buraların hiçbir zaman tam olarak Osmanlı’nın hakimiyeti altına girmediği bir gerçek ancak halifeye biat ettikleri kesin.

Gelelim ülke ülke Arapların farklılığına. Öncelikle Arapları ayırmak lazım. Bu tip ayırmaları büyük coğrafyalarda yapmak bir zorunluluktur. Örneğin, Kırım Hanlığı küçük bir bölgede kurulmuş ve siyasi yaşantısını sürdürmüştür. II. Viyana Kuşatması’nda Tatarların Osmanlı’ya ihanet etmelerini tüm Tatarlara bağlamak mümkündür çünkü bulundukları bölge ve alan itibariyle tek bir topluluktur. Ancak Ortadoğu coğrafyası öyle değil. Birçok ülke var. Mezhepsel olarak bile ayrı, kültür olarak da ayrı oldukları çok nokta var. Örneğin, Suudi Arabistan ile Ürdün kültürü birbirine yakınken Yemen kültürü öyle değildir. Irak ile Suriye birbirinden komşu olmalarına karşın belirgin farklara sahiptir. Bu olay Türkiye gibi başlı başına büyük bir coğrafyada da mümkündür. Karadeniz insanı, Orta Anadolu insanı, Ege insanı, Doğu insanı birbirinden farklıdır. Hatta Doğu’da Erzurum ile Ağrı insanı bile birbirinden farklıdır. Velhasıl burada anlatmaya çalıştığım bölgesel farklılıkları olan büyük coğrafyalarda böyle iddialı laflar etmek kolay değildir.

Şimdi en önemi kısıma gelelim. 20. yüzyıl başlarında okuduklarımdan yola çıkarak dört önemli kabile tespit ettim Arap coğrafyasında. Şerif Hüseyin’in beraberindekileri saymazsak (kabile değil Hicaz Kralı) Suud ailesi, İbn Reşit kabilesi, El Mecali kabilesi, Beni Atiyye kabilesi (tam bilgi bulamadım) en güçlü ve en kalabalık aileler olarak ön plana çıkıyor. İngilizlerin gücü olmayan ailelerle vakit kaybetmeyeceğini ve onlara bir şeyler vaat etmeyeceğini de iyi biliyoruz. Kaldı ki İngilizler en büyük desteği Şerif Hüseyin’e yaparak işi bitirmiş, diğerlerine gerek kalmamıştı bile.

Şerif Hüseyin’in hikayesini az çok biliyorsunuz, detaya girmeye lüzum yok. Burada ihanetin asıl şebekesinin bu adam olduğu da zaten açıktır. Mekke ve Medine’nin elinde olmasını fırsat bilerek 1924’te kendisini halife ilan etmesi bile başlı başına amacını ortaya koymaktadır. Şerif Hüseyin Hicaz Kralı olduğu için mahiyetinde dönemine göre epey de adam topluyor diyebiliriz. 10-15 bin arasında değişen birliği Osmanlı ordusunu İngilizlerin de desteği ile çok zorlamıştır. Burada bir ihanet vardır.

Gelelim ailelere. Suud ailesi ile İbn Reşit ailesi sürekli çatışma halinde olan iki düşman aile. Bu aileler özellikle Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin bulunduğu bölgede hakim. İbn Suud, Necd içlerinde teşkilatlanmasını tamamlayarak, 1913’te, Osmanlı hükümet merkezi olan Ahsa’yı ele geçirmiştir. Osmanlı Devleti, kendisini bölgenin vali ve kumandanı olarak ilan etmesine rağmen, o, I. Dünya Savaşı sırasında, İbn Reşid’i bahane ederek, tarafsız kalıp devlete yardım etmemekle, İngilizlerin arzularına yardımcı olmuştur. Aynı şekilde Kuveyt Şeyhi Mubarek de İngilizlerle dostluğunu sürdürmüş ve onların himayesine girmiştir. İbn Reşid ise, savaş boyunca Osmanlı Devleti’nin yanında yer almış ve Irak cephesinde Osmanlı ordusuna hayli hizmetlerde bulunmuştur. (1)

Suriye ve Filistin bölgesinde etkili olan aile ise El Mecali ailesidir. 1910 yılında Havran ve Kerek isyanı sırasında idam ile yargılanan El Mecali aşireti reisleri, düşman Suriye ve Filistin’e yaklaşınca bütün gücü ile devletinin yanında yer almış ve bundan dolayı madalyalar ile taltif edilmişlerdir. Bölgede önemli bir gücü temsil eden Nuri eş-Şa’lan savaş öncesi merkezi hükümet ile ihtilafa düşmesine rağmen savaş sırasında kendisine “paşalık” rütbesi verilecek kadar yararlılıklar göstermiştir. Aynı şekilde İngilizlere büyük kayıplar verdiren I. Gazze Savunmasında da Türkler ve Araplar yan yana savaşmış ve İngilizleri geri püskürtmüşlerdir. (2)

Bir diğer aile olan Beni Atiyye hakkında bir bilgiye ulaşamadım. Erhan Afyoncu’nun sıraladığı ailelerden biri olduğu için onu da eklemek istedim. Bunun yanı sıra köylü ve sıradan Araplardan da bahsetmek lazım. Onların da İngilizlerin yanında değil de bağlı oldukları Osmanlı’nın yanında olduklarını tahmin etmek zor değil. Ancak direniş gösteren halkın sayısı da hayli düşüktür. Bunun nedeni ise Arapların savaştan uzak yapıları ve milliyetçiliğin henüz o yıllarda yerleşmemiş olmasıdır. Direnen Arapların İslam uğruna direndiklerini ve bölgedeki Türkmenlerden etkilendiklerini de söyleyebiliriz. Kut’ül Amare’de bölge halkının ve İbn Reşid ailesinin kazanılan zaferde büyük bir direniş desteği zaten bilinen bir gerçektir.

Sonuç olarak da birkaç kelam etmeliyim. Tarih, belgelere dayanan ve tarafsızlığın mümkün olduğunca elden bırakılmaması gereken bir bilim dalıdır. Coğrafya bilmeyen, sosyoloji bilmeyen tarih yazamaz bence konuşamaz da. Bu konudan yola çıkarak ele aldığımız coğrafyanın devasa büyüklükte olduğu, nüfusunun yoğun olmadığı, kültürel ve mezhepsel farklılıkların olduğunu kavramamız gerekiyor. 12.7 milyon tahmini nüfuslu bir Arap coğrafyanın yaklaşık üçte birini oluşturan nüfusun yöneticilerinin ihanetini tüm Araplara mal edemeyiz. Yemen’in 1918 sonlarına kadar halifeye biat ettiğini, yukarıda bahsettiğim ailelerin ve bölge halkının yardımlarını unutamayız. Ve şu da bir gerçek ki -bu gerçeği hep atlıyoruz- bizim savaşı kaybetmemizin tek sebebi bir kısım Arap’ın ihaneti olamaz. Kendimizi kandırmayalım. Ayağında pabucu olmayan bir orduyla, silahı olmayan bir orduyla dünyanın en büyük güçlerine karşı zafer beklemek öyle kolay değil. Çanakkale bir mucizedir, bir destandır ama her cephede gerçekleşmesi mümkün değildir. Evet, ortada bir ihanet var ama bu kesinlikle tüm Arap coğrafyasına mal edilemez. Tarih böyle okunmaz da yazılmaz da konuşulmaz da. Bir kişiyi, bir etnik unsuru, bir devleti, kısaca bir şeyi sevmeyebilirsiniz ama rasyonel davranmanın gerekliliğini de unutmamalısınız.

Faruk Aydın

Kaynakça:

(1) Doç. Dr. Zekeriya Kurşun/Tarih ve Medeniyet, Sayı 30,
(2) ORDAF, Zekeriya Kurşun, Araplar ve Birinci Dünya Savaşı

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?