Antik Mısır: Tutankamon’un Laneti

M.Ö 1341 yılında doğup, M.Ö 1323 yılında ölmüştür Tutankamon. On sekiz yıllık kısa hayatının dokuz yılını Kral olarak geçirdi. Babası Akhenaton, Mısır’daki ilk tek tanrı inancını benimseyen firavun olarak bilinir. Akhenaton’un inancı, Mısır mitolojisini reddedip, tek tanrı olarak güneşe tapmak idi. Bu yüzden oğlunun adını, güneşin yeryüzündeki yansıması anlamına gelen Tutankathon koymuştur. Akhenaton’un inancına, bütün Mısırlı Rahipler ve üst düzey yöneticiler karşı çıkmış, engellemeye çalışmışlardır. Tutankathon’un dokuz yaşında Firavun olmasıyla, ismi rahipler tarafından Tutankamon olarak değiştirilmiştir.

Tutankamon, babasının aksine Mısır tanrılarına inanmıştır. Dokuz yıllık saltanatında, gerek çocuk yaşta olmasından, gerekse kral olmasına rağmen devlet içinde pek söz hakkı olmamasından, hiçbir savaşa girmemiştir. Dokuz yıl boyunca barış ve refah içinde yaşamıştır Mısırlılar. Ölümüyle ilgili tarihçiler, generalinin, yönetimi ele geçirmek için sert bir cisimle kafasına vurduğunu düşünmektedir. Bu kanıya, mumyasının sol kulağındaki hasardan yola çıktıkları için çok güçlü bir fikir değildir. Tutankamon’un yaşamıyla ilgili verdiğim bilgilerden “Bu muydu ilgi çekici şey? Hiç ürkütücü değil.” dediğinizi duyar gibiyim. Daha durun, esas olaylar ölümünden sonra…

Her şey 20. yüzyılın başlarında, Carnarvon Lordu George Herbet De Carnarvon’un hastalanmasıyla başlamıştı. Doktor, Carnarvon Lorduna kurak iklimi olan Mısır’a gitmesini tavsiye etmişti. Hiç vakit kaybetmeden Mısır’a gelen Lord, bu yeni tanıştığı ülkeyi çok beğenmişti. Bu ülkede zaman geçirdikçe Mısır tarihine ilgisi artmış ve sonunda bir kazı yaptırma kararı almıştı. Birkaç sene evvel 1910’da, Mısır Kraliçesi Hapşetsut’un mezarını bulmasıyla ünlenen Howard Carter ile anlaşmıştı kazı çalışmaları için. 1922 yılında Howard Carter, Tutankamon’un mezarını bulmuştu. Carter, odayı bulduğunda kapısı sanki içeriden kitlenmiş gibi duruyordu. Kapı açılıp, Carter içeri girdiğinde gözlerine inanamamıştı. Bu oda som altından yapılan eşyalarla doluydu. Çoğu firavun mezarı bu kadar şatafatlı değilken, genç Firavun Tutankamon’un mezarında çok büyük bir servet yatıyordu.

Mezarın keşfiyle birlikte, kısa zamanda Tutankamon’un laneti baş göstermeye başladı. İlk olarak Arkeolog Carter’ın kanaryasını vurmuştu lanet. Kuş, Antik Mısır’ın kutsal saydığı kobra yılanının sokmasıyla can vermişti. Belki de bu Carter’e bir uyarıydı ama Carter bunu anlayamamıştı. Lanet, ilerleyen günlerde Mısır’a yeni keşfi görmek için gelen arkeolog ve turistleri de vurmuştu. Mezar odasına giren hemen hemen herkes kısa süre içinde yüksek ateş şikâyetiyle ölüyordu. Kazıyı finanse eden Carnarvon Lordunu da bir sivrisinek yanağından ısırmıştı. Sıradan bir sivrisinek olmayan bu sinek, lanetin elçisiydi belli ki. Lord Carnarvon’un yanağında çıkan yara gittikçe büyüyordu. Lord, ilerleyen günlerde kan zehirlenmesi yüzünden ölmüştü. Lanetin lordu vurmasıyla, aynı anda lordun köpeği çılgınca uluyor, havlıyor ve tepiniyordu. Birkaç dakika sonra köpek de sahibiyle birlikte lanete kurban gitmişti. Lanet onlarca insanı vurmuştu. Ölümler birbiri ardına geliyordu.

Yaşanan ölümlerden sonra mezar odasındaki bakterilerin zehirli olduğu ileri sürüldü. İncelenmesi için testler yapıldı bakterilere. Sonuç, laneti güçlendiren şekilde temizdi. Bakteriler değildi ölümlere yol açan. Ölümlerin sebebi lanetin kendisiydi. Bir süre sonra odadaki bakterilerin alerji yaptığı yönünde fikirler atıldı ortaya. Ama sonuç aynıydı. Yine mantıklı bir gerekçe bulunamamıştı bu lanete. Kazıyla alakası olan herkes, her geçen gün bir bir ölüyordu. Yıllar sonra Kahire Üniversite’sinden Dr. İzzettin Taha konuyu bilimsel açıdan ele aldı. Ölenlerin hepsinin ciğerlerinde mantar hastalığı bulmuştu. Ölenlerin bu sebepten öldüğünü, lanetin gerçek olmayıp, hepsinin bir bilimsel açıklaması olduğunu savundu. Ve yine bu savunmayı yaptığı bir konferanstan dönerken arabasıyla karşı yönden gelen başka bir araçla çarpışıp o da lanete kurban gitti. İşin kan donduran tarafı ise, otopsi sonucunda kazadan birkaç saniye önce doktorun solunum yetmezliğinden ölmesiydi. Lanetle savaşan herkes ve Tutankamon’un ruhunu rahatsız edenler bir şekilde zarar görmüştü. Tabii bunlar insanların mistik şeylere inanmak istemelerinden dolayı biraz abartılmış olabilir. Fakat yaşananlar tümüyle gerçektir. Olaylara yüklediğiniz anlam ise kişiye kalmış bir şey.

Eski Yazarımız: Yunus Aydoğan (yunusaydogan@outlook.com)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?