Ortaçağ’da Ölüm ve Ölümden Sonra Yaşam

Ortaçağ’da ölüm bir bakıma bizi şaşırtacak derecede hayatın merkezindeydi. Bebek ölüm oranının yüksekliği, hastalıklar, kıtlık, ilaç yokluğundan kaynaklanan rahatsızlıklar ve savaşın sürekli varlığı ile ölüm insanların her gün yaşadığı vahşi bir tecrübe idi. Sonuç olarak tavrına göre hayat ölüm inanışlarına göre şekillenmişti. Tabi ki Hristiyan inanışlarına göre hayatın çok önemli amacı günahlardan uzak durmak, öteki hayat için hazırlanmak, iyi işler yapmak ayinlere katılmak ve kilisenin öğretilerini talip etmektir. Zaman kutsal erkek ve kadınların öldüğü Azizler Günlerine göre hesaplanmaktaydı. Paskalya Hristiyanlık takvimine göre en önemli gündür ve İsa’nın ölümden geri gelişi(dirilişi) kutlanır. Ortama(Duruma) Ortaçağ toplumunun merkezi olan bölge kiliseleri hakimken kilise mezarlığı başlıca defin alanıydı.

Ölüm Sonrası Yaşam

Kilise bu hayatta ki davranışların sadece insan ruhunun kaderini değil bundan başka ölümün şeklini de belirlediğini öğretirdi. Ortaçağ Hristiyanları ideal olarak yatağında, arkadaşları ve ailesi ile çevrelenmiş halde yanında bir papazın günahların son affı olan son ayini yönetmesiyle  “iyi bir ölüm” umut ederlerdi. (Resim 1) Ani ölüm (yani kötü ölüm)’den hazırlıksız gidecek olmaktan dolayı büyük korku duyulurdu. Bu durum arafta bekleme süresini uzatabilirdi yada daha kötüsü “cehennem”.

 Cehennem bu ölümlü günahların suçluları için bir kader, Cennette sonsuz hayat ise iyilik için ödüldü. Araf fikri ise kötü günahların cennete kabul edilmeden önce geçici olarak arındırma döneminden geçtiği yerdi. Bu fikir bir doktrin olarak 1200’lerde Katolik Kilisesi tarafından kabul edildi ve sonraki Ortaçağ Din, Kültürünü çokça şekillendirdi. Yaşayanlar, ölülerin arafta ki zamanlarını azaltmak için ibadet etmeye teşvik edilirdi. Resim 2’de Hednigam Essex’te ki Benedilten Rahibe manastırının İlk Başrahibesi Lucy De Vere’nin cenazesini gösteriyor. 1225’de öldüğünde onun halefi ruloyu(19 feet : 5.79 m) diğer dini evlere onun için dua etmelerini istemek için yolladı. Bu Rulo tüm Doğu Anglia’yı ve Güney Batı İngiltere’yi geçti ve onların hepsi ruloya(yazıta) karşı dualarını istediklerine dair yazılarını eklediler.

Zamanın sonunda melekler ölüleri Tanrı tarafından yargılanmaları için uyandıracağına inanılırdı. Bu anda Araf sonsuza dek kapanır ve ruhlar hapsolurdu. Sonsuza dek cehenneme ya da cennete yollanırdı. Son yargılanma yazıtlarda tarif edilirdi. Tanrı bir gökkuşağına otururdu ve ölü, Tanrı ile yüzleşmek için yukarı çıkardı.

Yaşam ve Ölümünü Korkutucu Tasvirleri

Ölüm beklentisinde söylenmesi için dua serisi olan “Ölünün Dairesi” cenazede ya da ölünün anmasında Saatler Kitabından okunan standart bir bölümdü ve sıklıkla zengin kadınlarda ve adamlarda bulunurdu. Bazı kitaplar ölü dairesinin başında cenazeyi ya da defini gösteren bir resim ile başlardı. Diğerleri ölüm tarafından saldırıya uğrayan yaşayanların korkunç resimleri ile başlardı. Böylesine resimler sahiplerini dua etmeye teşvik etmeliydi.

Yaşayan ve ölü arasında ki karşılaştırmalar 1300’lerin başından itibaren daha popüler oldu. Yazıtlarda, boyamalarda ve oymalarda bulunan genel bir sembol yaşayan 3 prens ile kadavralarını kurtların yemiş olduğu 3 ölü prensin karşılaştırıldığı hikaye idi (Resim 3). Bu prensler yaşayanları ölü kadar yakında ölü kadar korkunç olacakları konusunda uyarıyorlardı. Sanatçılar yaşayan zarif prenslere ürkütücü bir zıtlık yaratmak için görünenleri olabildiğince dikkate alınmış korkunç şekilde tasvir ediyorlardı.

Ortaçağ ölüm kültürünün davranışlarda kara mizah ögesinin fark edilmesi normaldir. Örneğin bir 15.yy şiiri bir beden ile onu yiyen solucanlar arasında geçen bir diyalog anlatır. Ölü kadın onu koruması için şövalyesini çağırır. Ama solucanlar ona yardımdan çok uzakta olduğunu hatırlatır. Burada mizah şiirin ciddi temel alt mesajıdır. Fiziki(Bedensel) ölüm kaçınılmazdır ve sonsuz hayat için umut taşıyanlar ruhi şeylere odaklanmalıdır.

Çevirmenin Notları: Alixe Bovey aydınlatılmış yazmalar, resimli anlatım ve tarihsel periyotlar ile coğrafik sınırlardaki mit-materyal karşılaştırması üzerine çalışan bir Ortaçağ araştırmacısıdır. Kariyeri British Museum(Britanya Müzesi)’da başladı ve 4 yıl boyunca yazmalardan sorumlu olarak çalıştı. Sonra Kent Üniversitesi Tarih Okuluna geçti. Şuan Courtauld Sanat Enstitüsünün Başyöneticisidir.

Yazının orijinal, çevrilmemiş haline https://www.bl.uk/the-middle-ages/articles/death-and-the-afterlife-how-dying-affected-the-living bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Yazar: Alixe Bovey 

Çeviren: Atakan Çiçek

(Resim 1) Ortaçağ Hristiyanları ideal olarak yatağında, arkadaşları ve ailesi ile çevrelenmiş halde yanında bir papazın günahların son affı olan son ayini yönetmesiyle  “iyi bir ölüm” umut ederlerdi. “Kötü Ölümün” anlamı hazırlıksız bir şekilde günahlarını itiraf edemeden ölmekti ve bu cehenneme ya da arafa gitme şansını arttırırdı. Ölü Dairesi bölümününde bulunda Saatler Kitabında bu özel dualar ve ayinlerle “İyi Ölüm”e yardımcı olurken gösterilir.  Bu resimde ölmekte olan adam kutsal yağ sürme ayinini gerçekleştiren rahibi görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Resim 2) Cennet ve Cehennem arasında ruhlar için bir hapishane olarak gösterilen Araftan kaçınmak için insanlar cenazelerde ve eğer karşılayabiliyorsa yıl dönümlerinde okunması için fazladan dua isterlerdi. Ek olarak insanlar kutsal bir bölgeye, dini yere ya da kiliseye gömülürken heretikler intihar edenler bu ayrıcalıktan mahrum bırakılırlardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Resim 3) Bu 3 Yaşayan ve 3 Ölü Kitabından(The Three Living and Three Dead)bir çizimde Aristokratik ve Canlılıklarıyla hava atarken onları ölümün kaçınılmazlığı hakkında uyaran 3 ölü beden ile tanışıyorlar. Bu hikayenin farklı varyasyonları ve onlara eşlik eden çizimler bize yaşayanların güzelliği ile kurtların yediği ölülerin koyu bir karşıtlığını sunuyor. Mezmurlar Kitabında ve Saatler Kitabında bulunan ahlaki mesaj dünyada erdemli yaşamın önemidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

The Disputacione betwyx the Body and the Wormes eserinden alınan bu çizimde iyi ve zengin giyimli kadının altında çürümüş beden bulunmakta. Ölüm bu nokta büyük eşitliği temsil ediyor. Öldükten sonra ne kadar zengin ve statü sahibi olduğunun önemi yok.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cehennemin ortaçağ toplumuna onların hareketlerinin ruhlarının sonunu belirleyeceğini gösteren keskin bir hatırlatıcı. Çoğu grafikte bu resim insanlara şeytanlar ve canavarlar tarafından yakalanıp işkence edilip yeneceğini anlatıyor. Saatler kitabı gibi bu tür ibadet kitaplarında kilise iyi bir Hristiyan olunarak gösterilen bu cehennemden kurtunulabileceğine dair açık mesajlar gönderiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son yargılamanın zamanın sonu olduğuna ve ruhların arafı terk edip sonsuza dek cehennemi ya da cennete gideceğine inanılır. İncil’de ki çizimler sayesinde yaratılan Son Yargı korkusu ile Ortaçağ insanlarını daha erdemli hayatlar yaşamaları için cesaretlendiriliyordu. Burada gösterildiği gibi Tanrı genelde gökkuşağında oturur gösterilirken ölüler mezarlarında yaşarken melekler tarafında son yargıya çağrıldığı gösterilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ölümün ortaçağ kültüründe karakterize edilişi. Mesaj açık : Statün ne olursa olsun ölüm seni bulacak.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 Ölüm Ruloları Hedingam-Essex’te bulunan Benedikten Manastırının ilk Başrahibesi Lucy gibi  çok ünlü yada önemli insanların vefatını duyurmak için kullanılırdı. Bu duyuru yerel topluluklar arasından merhum için dua edilmesi amacıyla dolanırdı. Bu çizimde Lucy’nin ruhu melekler tarafından cennete taşınıyor. İyi ve dini bir hayat yaşadığı için bu sonraki hayatta ödüllendirilecek.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?