27 Mayıs’tan 12 Mart’a Türkiye-Sovyetler Birliği İlişkileri

1950’de iktidara gelen Demokrat Parti, uyguladığı politikalar neticesinde, Türkiye’yi Batı’nın ve NATO’nun bir uydusu haline getirmişti. Özellikle ABD ile ilişkilere büyük önem verilmiş, dolayısıyla karşı cephenin lideri Sovyetler ile ilişkiler oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır. Ancak üçüncü döneminde ABD’den aradığı desteği bulmakta zorlanan Menderes Hükümeti, ilgisini kısa sürede Sovyetler’e yöneltmiştir. Hatta Temmuz 1960’ta Moskova’ya bir gezi bile planlanmaktaydı. Ancak 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşen askeri darbe, Menderes Hükümeti’nin sonunu getirmiştir.

27 Mayıs Askeri Darbesi’nden hemen sonra 31 Mayıs’ta, Sovyetler Birliği’nin Ankara Büyükelçisi Rijov, Devlet ve Hükümet Başkanı Cemal Gürsel’i ziyaret ederek SSCB’nin yeni hükümeti tanıdığını resmen bildirmiştir. [1] Ancak Sovyetler Birliği’nin askeri darbeyi fırsata çevirme girişimi sonuçsuz kalmıştır. Çünkü Milli Birlik Komitesi, Batı ittifakına bağlılığını dile getirmiştir.

Sovyetler Birliği lideri Kuruşçev’in 28 Haziran 1960’da Cemal Gürsel’e gönderdiği mesaj, ilişkilerin neden sorunlu olduğunu açıklamaktadır. Kruşçev, Türkiye’nin tarafsızlık politikası izlemiş olması durumda, iyi ilişkilerin kurulmuş olacağı ve askeri harcamaların büyük ölçüde azalmış olacağını ifade etmiştir. Kruşçev ayrıca, Türkiye’nin içinde bulunduğu ittifaklardan doğan yükümlülüklerinin, iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesine engel olmayacağını ifade etmiştir. [2] Cemal Gürsel’in 8 Temmuz 1960 tarihli mesajında ise, Türkiye’nin bağlı olduğu ittifaklara daima bağlı kalacağı ve bu ittifaklarda savunma amaçlı bulunduğu belirtilmiştir. İlişkilerin geliştirilmesinin Sovyetler’in atacağı adımlara bağlı olduğu da ifade edilmiştir.

İlişkilerdeki yumuşama, Milli Birlik Komitesi’nin 6 Ağustos 1960’da Fahri Korutürk’ü Moskova’ya büyükelçi olarak atamasıyla devam etmiştir. Aynı yılın sonunda Dışişleri Bakanı Selim Sarper’in verdiği mesajlar, normalleşme sürecine katkıda bulunmuştur.

1961 yılı, Türkiye topraklarına orta menzilli füzelerin yerleştirilmesi gerginliği ile başlamış, şubat ayında Sovyetler’den nota gelmiştir. Türkiye, aynı ay verdiği cevabında, bu füzelerin Sovyetler’e karşı olmadığını, sadece savunma amaçlı olduğunu açıklamıştır. Aynı yıl yapılan demokratik seçimlerde göreve gelen İnönü hükümeti döneminde, Sovyetler ile ilişkilerin normalleştirilmesi süreci tamamlanamamış, yarım kalmıştır.

1964 Kıbrıs Buhranı, ikili ilişkiler açısından dönüm noktalarından birini oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesine karşı çıkmıştır. Sovyetler’in korkusu, Türkiye’nin adanın bir bölümünü alması durumunda, Kıbrıs’ın NATO üssü haline geleceği ihtimalidir. SSCB’nin savına göre, Kıbrıs’taki sorun adadaki Türk ve Rum toplumları arasında çözülmeli, dışarıdan müdahale olmamalıydı.

İnönü döneminde Sovyetler ile imzalanan üç anlaşma önemlidir: İlk olarak 27 Nisan 1961’de Sovyetler ile doğrudan demiryolu ulaşımı sağlayan sözleşme imzalanmıştır. Ardından, 9 Haziran 1962’de, Telli Telefon İrtibatı Kurulması ve Mevcut Radyo-Telgraf Servisine Dair Anlaşma imzalanmıştır.[3] 25 Nisan 1963’te, iki ülke sınırında bulunan Arpaçay Irmağı üzerinde ortak kullanım içeren bir sulama barajının yapımına dair protokol imzalanmıştır.

Söz konusu bu dönemde, iki ülke arasında resmi ziyaretler de başlatılmıştır. 29 Mayıs 1963’te Cumhuriyet Senatosu Başkanı Suat Hayri Ürgüplü’nün başkanlığında bir parlamento heyeti, SSCB’nin davetlisi olarak bir gezide bulunmuştur. Kruşçev, Türk heyetinin on beş günlük ziyaretinde, Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istediğini bir kez daha dile getirmiş, Stalin’in geçmişte yaptıklarını ”aptalca” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca bu gezide, Türkiye’nin Sovyetler’den ekonomik yardım alabileceği yinelenmiştir.

1963 sonlarında başlayan Kıbrıs olaylarında, Sovyetler’in, adanın NATO üssü haline gelmemesi uğruna Rumlara silah yardımında bulunmuştur. Kruşçev, verdiği demeçlerde, sorunun dışarıdan müdahalelerle büyütüldüğünü ifade etmiş ve taraflara itidal çağrısında bulunmuştur. Ekim 1964’te görevinden uzaklaştırılan Kruşçev’in yerine gelen Brejnev de aynı tutumu korumuş ve Dışişleri Bakanı F. Cemal Erkin’i Moskova’ya davet etmiştir. 30 Ekim’de gerçekleşen bir haftalık Moskova ziyareti, 25 yılın ardından Dışişleri Bakanı düzeyinde Sovyetler’e yapılan ilk ziyarettir.[4] Bu anlamlı ziyarette, iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi kararı alınmış, ayrıca bir kültür anlaşmasına da imza atılmıştır. Erkin’in ziyareti, Kıbrıs konusunda Sovyetler’in desteğini sağlamak bakımından da yararlı olmuş, ancak Türkiye’nin içinde bulunduğu ittifaklar ve yüklendiği sorumluluklar da ilgili tarafa aktarılmıştır.

SSCB Yüksek Şurası Başkanlık Divanı üyesi N.B. Podgorny, 4-13 Ocak 1965’te Türkiye’ye yaptığı ziyarette, Kıbrıs konusunda görüşlerini açıklayarak, sorunun dış müdahale olmadan barışçıl yöntemlerle çözülmesinden yana olduklarını ifade etmiştir. Aynı ay, Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Gromyko, Sovyetler’in enosise karşı olduğunu, Kıbrıs’ta bir federasyon kurulumunu desteklediklerini açıklamıştır. Bu açıklama, Türk hükümeti tarafından olumlu karşılanmıştır.

Kıbrıs Sorunu ile başlayan ve Johnson Mektubu ile zirve yapan ABD gerginliğine Türkiye, Sovyetler ile ilişkilerini geliştirerek, çok yönlü bir dış politikayla cevap vermiştir. 1965 yılında ikili ziyaretler de devam etmiş. Önce 17-22 Mayıs 1965 tarihlerinde, Sovyet Dışişleri Bakanı Gromyko Ankara’yı ziyaret etmiş; ardından da Türkiye’de yaşanan iktidar değişimi ile Başbakan olan Suat Hayri Ürgüplü [5], 9-17 Ağustos 1965 tarihlerinde Moskova’yı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretlerde Kıbrıs konusu ağırlığını korurken, ekonomik alanda işbirliğinin artırılmasına yoğunlaşılmıştır. Ürgüplü’nün ziyaretinde, Sovyetler’den alınacak kredilerle, Türkiye’de sınai tesislerin kurulmasına karar verilmiş; aynı yapılan genel seçimlerde tek parti olarak iktidara gelen Adalet Partisi döneminde, bu tesislerin kurulum aşaması başlamıştır. Bugün hala faaliyetlerine devam eden bu tesislerden en önemlileri: İskenderun Demir-Çelik Endüstrisi, İzmir-Aliğa Rafinerisi ve Seydişehir Alüminyum Komplesidir. [6]

Ekim 1965’te yapılan genel seçimlerde iktidara gelen Demirel, kurduğu hükümetlerle 12 Mart 1971’e kadar kesintisiz olarak iktidarda kalmıştır. Demirel Hükümetleri döneminde, Sovyetler ile ilişkiler sadece siyasi ivme değil, ekonomi alanında da büyük bir ivme kazanmıştır. 1966 yılı verilerine göre, Türkiye ile Sovyet Rusya arasındaki ticaret hacmi, bir yıl önceye kıyasla yüzde 90 oranında artış göstermiştir. Türkiye, Sovyetler Birliği’ne daha çok tarım, canlı hayvan, tütün satmıştır. Karşılığında da demir, kimyevi gübre, gazete kağıdı ve çeşitli sanayi ürünleri satın almıştır.[7]

Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli’nin 27 Temmuz 1966’daki Moskova ziyareti ve ardından gerçekleşen SSCB Bakanları Kurulu Başkanı A. Kosygin’in 20-27 Aralık tarihlerinde yaptığı Ankara ziyareti, ikili ilişkilerin geleceği açısından son derece faydalı olmuştur. Kosygin’in ziyaretinin bir diğer önemi de, Türkiye’yi ilk kez bir Sovyet Başbakanının ziyaret etmiş olmasıdır.

27 Mart 1967’de Türkiye ve Sovyetler Birliği arasında, Ekonomik-Teknik İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma ile, Sovyetler’in Türkiye’de kuracağı yedi fabrika için makine aksamı ve teknik yardımın sağlanması hedeflenmiştir. Projeler için toplam kredi tutarı da 200 milyon doları bulmuştur. Başbakan Demirel’in 19-29 Eylül 1967 tarihlerinde yaptığı iade ziyareti, Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkilerinde bir zirve denilebilir. Bu ziyaret sonrası, Sovyetler’in Kıbrıs’ta eşitlikçi bir çözümden yana olduğunu beyan etmesi önemli bir sonuçtur.

Demirel’in milat kabul edilebilecek ziyareti sonrası, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında 1970’e kadar dört tane ekonomik anlaşma daha imza edilmiştir. Aynı dönemde Dışişleri Bakanı Çağlayangil’in 8-12 Temmuz 1968 tarihlerindeki ziyareti ile Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın 12-21 Kasım 1969’daki ziyaretleri de ikili ilişkilerde önemli bir yere sahiptir. Sunay’ın Moskova ziyareti, Türkiye’den Sovyetler’e en üst makamdan yapılan ilk ziyaretin olması sebebiyle de önemlidir.

1970’li yıllarda Türk-Sovyet ilişkileri yeniden durgunluk dönemine girmiş, özellikle 1968’den beri yükselişte olan sol hareketlerinin kaynağının Sovyetler Birliği olduğu kanısı, kamuoyunun sıkça dile getirdiği bir söylem haline gelmiştir. Bu sebeple, rejim karşıtlığına kadar giden sol görüşlerin güçlenmeye başlamasıyla Türkiye, Sovyetler’e sırtını dönmüştür.

DİPNOTLAR

[1] Hüner Tuncer, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a Türk Dış Politikası, Kaynak Yayınları, 2014, s.99.

[2] Erel Tellal, Türk Dış Politikası, c.1, s.774.

[3] Tuncer, age, s.103.

[4] Tuncer, age, s.104.

[5] Suat Hayri Ürgüplü, Adalet Partisi’nin kurduğu ilk hükümetin başbakanıdır. Kurulan koalisyon hükümetinde CMKP ve YTP de yer almıştır.

[6] Ö. Göksel İşyar, ”1960-80 Arası Dönemde Türk-Sovyet İlişkileri”, Karşılaştırmalı Dış Politikalar, Dora Yayınları, s.547.

[7] Tuncer, age, s.108.

KAYNAKÇA

Tuncer Hüner,  27 Mayıs’tan 12 Mart’a Türk Dış Politikası, Kaynak Yayınları, 2014

Tellal Erel, Türk Dış Politikası, c.1, İletişim Yayınları, 2001

İşyar Göksel, Karşılaştırmalı Dış Politikalar, Dora Yayınları, Bursa, 2013

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?